YILMAZ GÜROL

Hoş geldiniz!

(facebook.com/talihliyilmazgurol)       (twitter.com/yilmazgurol)

yilmazgurol1947.com 

İçindekiler:

1) Özet/Summary   2) yilmazgurol.com (10 yazı)   3) Felsefem (kitap)   4) Zirve Fırın Dayağı   5) Notlar (19 adet)  6) Günlük (16 Temmuz 2012'den başlayarak...)

=======================================

ÖZET/SUMMARY

Gizli Dünya Devleti'nin amacı, Devlet sayısını 193'den 1'e indirip, beni Başkan yapmak. Bunun için ezdirdi beni MİT (arkasında CIA, KGB...) yıllardır İzmirli'ye. Birinci Dalga 1987-89'da. Dördüncü dalga 31 Mart 2000'den beri (Taciz, Tehdit, Dayak). Seçmiş beni Kurban diye, 1966'da Harp Okuluna girişimde. 1986'da Hapishanede "Tanrı Emridir" diye beni yanıltarak, bana beni Hadım ettirdi, "yapmazsan pişman olursun" tehdidiyle. Şimdi 64 yaşımdayım, 38 yaşımdan beri Hadım. Televizyona çıkınca, "ırzıma geçtiler, onun için kestim, diyeceksin" diyor. İşi kabul etmezsen, seni gene (bu sefer temelli) tımarhaneye kapatıp, "öldürüldü" ilan edip, işi senin adına kardeşine yaptırırız, diyor. Yol Haritası, önce İzmir'de intikama dayalı Klasik Terör, ardından Dünya'da şantaja dayalı Nükleer terör. ABD'ye iki, Rusya'ya 1 Atom Bombası yeter, diyor. Niyeti, işin zorunu bana yaptırıp, beni (essahtan öldürerek) tasfiye etmek. Ama öldürülmeyeceğimden eminim. Çünkü Gizli Dünya Devleti'nin Başı'nın asıl niyeti, beni değil Gizli Dünya Devleti'ni essahtan tasfiye etmek. Sosyalizm temelinde, ama "Dörtlü Aile" ye dayalı yeni bir Dünya Düzeni için. (31 Mart 2012)

The purpose of the Secret World State, is to decrease the number of the states from 193 to 1, and to make me the President. For this, MİT (with CIA, KGB ... behind) has made the İzmir-people oppress me for years. First wave, 1987-89. The fourth wave, since March 31st,2000 (harassment, threat, beating). It chose me (without my knowledge) as the victim, while I entered the Military school (to be an officer), in 1966. In 1986, in the prison, it deceived me, by God's Commandment, and made me make myself eunuch, with the threat, "if you don't do it you will regret". Now I am 64. Eunuch, since 38 years old. It says, when on TV, "you will say, I cut it because I was raped."  It says "if you don't accept the job, we will again put you in the asylum (this time permanently), will declare that you were killed, and will make your brother do the job, in your name."  Road Map: First in İzmir Classical Terror depending on Revenge, afterwards in the World, Nuclear terror depending on blackmail. Atomic Bombs, two to the USA, one to Russia are sufficient, it says. Its intention is to make me do the worst part of the job, an then to liquidate me (by killing really). But I am sure I will not be killed, because the real intention of the Head of the Secret World State is to really liquidate the Secret World State, but not me. For a new World Order, on the basis of Socialism, but depending on the "Family of Four". (March 31st,2012)

------------------------------

Her aileye önce iki oğlan, sonra iki kız dört evlat. Bunlar doğumdan birbirine eş. Bunun için seçmiş beni, Gizli Dünya Devleti'nin Merkez'i, doğumdan Tanrı Rolü oynatmak üzere. Doğumdan seçildiğimi, 18 Mart 1986'da Çanakkale'de Hapishane'de buldum. Tanrılığın başlangıcı 28 Temmuz 1986. 28 Temmuz 1914, 1.ci Dünya Savaşı'nın başlangıcı. 28 Temmuz 1976, Çin  TANGŞAN depremi (750.000 ölü). Başlangıçta kendimi essahtan Tanrı sandım. 1988'de buldum Tanrı rolü oynayacağımı. 31 Temmuz 1986 Amputasyon ve ardından Hadımlık. Annem Arife, Mevlana'nın 800.cü doğum yılı içinde vefat etti, 28 Ocak 2007'de. 28 Ocak 1986 (Ben Çanakkale'de iken) Challenger uzay kazası. Annemin kızlık soyadı Çal. Halley 1986 ilk yarıda geldi. 76 yılda bir gelir. (Tersten Yellah), ve Challenger-Halley kelime benzerliği. 28 Ocak 1955 doğumlu Sarkozy, babası Macar. 1975'de annem ve ben ikimiz Macaristan'daydık, 4 gün. Annemin vefatının 444.cü günü, 4 bacalı Tirtanic'in batışının yıldönümüne denk geldi. Annemin vefatından 13 gün sonra, teyze kızı Fatma'nın bana eş olmak üzere seçilmiş olduğunu buldum. 1000.ci günü Bülent Ecevit'in vefatının 3.ncü yıldönümüne, 777.nci günü, "Ben Allah'ım (Enel Hak) dediği için, Hallac-ı Mansur'un idam edilişinin yıldönümüne, ve 555.nci günü babam Adem'in vefatının 13. yıldönümüne denk geldi. Babam 17 Ağustos 1995'de vefat etti. 4 yıl sonra 17 Ağustos 1999 Gölcük depremi (25.000 ölü). Kardeşim Demir ve eşi Gül'ün evlatları iki kız yeğenim var. Barış, 2.ci Dünya savaşı'nın başlangıç yıldönümünde, 1 Eylül 1976'da doğdu. Sevgi, Benim Demirbank soygununu yapışımın 3.cü yıldönümünda (ben Çanakkale'de iken) 18 Nisan 1986'da doğdu. Sosyalizm temelinde, ama Dörtlü Aile'ye dayalı, yeni bir Dünya Düzeni için. Barış ve Sevgi Olsun.... (11 Mayıs 2012)

To every family, first two boys, then two girls, four children. They are mates to each other, by birth. For this, The Center of the Secret World State chose me by birth, to make me play God. I found out, on March 18th,1986, in Chanakkale, in the prison that I was chosen by birth. The beginning of being God on July 28th,1986. July 28th,1914 the beginning of World War I. July 28th,1976 China Tangshan earthquake (750.000 deads). First I thought I was really God. In 1988, I found out that I will play God. On July 31st,1986 the Amputation, and consequently being Eunuch. My mother Arife died on January 28th,2007 within the 800th birth year of Mevlana ("Mevla" means God, "ana" means Mother). On January 28th,1986 (When I was in Chanakkale) Challenger space accident. My Mother's maiden surname is Chal. Halley came in the first half of 1986. It comes every 76 years. (From the reverse, Yellah. ellah=Allah), and the resemblence of the words Challenger & Halley. January 28th,1955 the birthday of Sarkozy. His father is Hungarian. In 1975, my mother and I both were in Hungary, for 4 days. The 444th day of my mother's death coincided with the anniversary of the sinking the 4-chimney Titanic. 13 days after my mother's death, I found out that Fatma, the doughter of my Aunt, was chosen as mate for me. 1000th day coincided with the 3rd anniversary of the death of Bulent Ecevit ("Ece" means Queen). 777th day, with the Anniversary of the execution of Hallac-ı Mansur, because he said "I am God" (in Arabic, Enel Hak), and 555th day, with my Father's 13th anniversary of death. My Father died on August 17th,1995. 4 years later, on August 17th,1999, Golcuk earthquake (25.000 deads). I have two nieces, the children of my brother Demir and of his wife Gul, Baris (means Peace) and Sevgi (means Love). Baris was born on the anniversary of the start of World War II., on September 1st,1976. Sevgi was born on April 18th,1986 (when I was in Chanakkale), on the 3rd anniversary of my robbery of Demirbank. A new World Order, on the basis of Socialism, but depending on the "Family of Four". Let there be Peace and Love... (May 11th,2012)

------------------------------

Türkiye'nin İstihbarat Örgütü, MİT'den (dolayısıyla arkasındaki Gizli Dünya Devleti'nden) taleplerim: Hadımlığımdan, kişisel geçmişimden, toplumların siyasi geçmişlerinden söz edilmeyecek. Benden önceki dönem için, politikacılar dahil, Genel Af. Hiç kimseye eski suçları için soruşturma yok. Uygun gördüğüm eski yöneticiler, göreve devam. Yönetici-Komutan rütbeleriyle, kardeşim Demir'i ABD'nin teslimi için Washington D.C.'ye (1.ci Bölge'ye), kuzenim Turgut'u Rusya'nın teslimi için Moskova'ya (2.ci Bölge'ye) göndereceğim. Son olarak, kalan 10.cu bölge (Merkezi Bölge) Ortadoğu'ya, Yönetici-Komutan olmak üzere, Prens Charles'ı atayacağım, ve Ankara'ya çağıracağım. Ateist uygulama yok. Dinler serbest, Laiklik esasına göre. Bu şartlarımla, bekliyorum "Karargah Personelimi". Beni "Hadım" olarak kullanamazsınız, "Yılmaz" olarak kullanacaksınız. Dünya'nın İnsanları, beni geçmişte ne yaptıklarımla tanımayacaklar, gözleri benim üzerimde iken, ne yapacaklarımla tanıyacaklar. "-Kim o?..."  "-O, Yılmaz!..." (4 Kasım 2012)

My demands from the Intelligence Organization of Turkey, MIT (and consequently from the Secret World State, its behind): No mentioning about my being Eunuch, about my personal past, and about the political pasts of the societies. For the era before me, General Amnesty, including politicians. No interrogation of anybody for their earlier wrongdoings. Those administrators whom I consider proper, will continue their jobs. With the ranks of Administrators-Commanders, I will send my brother Demir to Washington D.C. (1st Region) for the surrender of the USA, and my cousin Turgut to Moscow for the surrender of Russia (2nd Region). Finally, for the remaining 10th Region (Central Region) MiddleEast, I will appoint, as Administrator-Commander, Prince Charles, and will call him to Ankara. No Ateist applications. Religions are free, on the basis of Secularism. With these conditions of mine, I await "my Headquarters-Personnel". You can not utilize me as "Eunuch", you will utilize me as "Yilmaz". The Humans of the World will not know me from what I have done in the past, but will know me from what I will do, while their eyes are upon me. "-Who is it?..." "-It is Yilmaz!..." (November 4th,2012)

=======================================

********************************************************

Tamamı, elyazımlı fotoğraflardan oluşan yilmazgurol.com web sitemdeki yazılarımın tümünü, aynen buraya aktarmaya başlıyorum. Şimdi, 7 Kasım 2012

1) Hakkımdaki Hakikat

Gizli Dünya Devleti 'nin amacı, devlet sayısını 193'den 1'e indirip, beni Başkan yapmak. Bunun için ezdirdi beni MİT (atkasında CIA, KGB ...) yıllardır İzmirli'ye. Birinci dalga 1987-89'da. Dördüncü dalga 31 Mart 2000'den beri (taciz, tehdit, dayak). Seçmiş beni kurban diye, 1966'da Harp Okulu'na girişimde. 1986'da hapishanede, tanrı emridir diye beni yanıltarak, bana beni hadım ettirdi, yapmazsan pişman olursun tehdidiyle. Şimdi 64 yaşımdayım, 38 yaşımdan beri hadım. Televizyona çıkınca, ırzıma geçtiler, onun için kestim diyeceksin, diyor. İşi kabul etmezsen, seni gene (bu sefer temelli) tımarhaneye kapatıp, öldürüldü ilan edip, işi senin adına kardeşine yaptırırız, diyor. Yol Haritası, önce İzmir'de intikama dayalı Klasik Terör, ardından Dünya'da şantaja dayalı Nükleer Terör. ABD'ye iki, Rusya'ya bir Atom Bombası yeter, diyor. Niyeti, işin zorunu bana yaptırıp, beni (essahtan öldürerek) tasfiye etmek. Ama öldürülmeyeceğimden eminim. Çünkü, Gizli Dünya Devleti'nin Başı'nın asıl niyeti, beni değil, Gizli Dünya Devleti'ni essahtan tasfiye etmek. Sosyalizm temelinde, ama Dörtlü Aile'ye dayalı yeni bir Dünya Düzeni için. (31 Mart 2012)

2) Family of Four

The best way is two mates to everybody. Let the brothers and sisters be mates to each others, by birth. First two boys, then two girls, to every family. Possible, genetics. The elder couple, the younger couple. The primary mate, the secondary mate. First, love without sex. When adolescent, this love will turn into Sexual Love (in Turkish ASHK). Nobody will say "I didn't like this mate, and I want somebody else", just as they they don't want other parents. Sexual-Love governs one's relations (including sex) with the mate and with the others. Therefore there will be no sexual problems in the society, if there is no economic problems, of course. The two basic instincts are sex and food. The Children-Love is the continuation of the Sexual-Love for the mate, to the children, without libido. Its reciprication is the Parent-Love. The Chain-Family. Children, Parents, Grandparents and the other elderly, all at the same home from birth to death, happily. In case of early death, don't let anybody be without mate, any child without parent. That's why two mates to each. Th Family of Four. Every body loves most, one's own children and one's own parents, but there are places in the hearts for other children and parents. Similarly, among those of the same generations, let there be always some places in the hearts, and in the beds. Let's forget the jealousy, the homosexuality, the sex and so called Sexual-Love between the different generations. The availability of normal sex relations, from the very beginning closes the ways to become homosexual. And no libido for one's own children and parents necessitates spontaneously no libido for the children and parents of the others loved. Parents are the main teachers of life for their children. This should include the Sexuality. Children will learn it from them, also seeing their copulations. At home, and in the suitable public places, the nakedness should be essential. Thus, by family of four, we will return to our naturalness, which we lost during civilization, by realizing equal numbers of children of the opposite sex for every "nest", which the Nature couldn't do, during the Evolution, which also contributed to the fight for mates. The Civilization made the female mates commercialized, and consequently the prohibition of sex and sexual love between brothers and sisters came to society. The family of Four, for the happy society. To live in such proper conditions doesn't lead anybody to develop any hate towards anybody. Concrete love towards th known humans, and cosequently abstract love toward the rest unknown humans. In short, to live loving the others. The Society of "Love". (April 15th, 2012. Added afew lines May 21st,2012).

3) Sevgi niye 18 Nisan'da doğdu

Şimdi 64 yaşımdayım. Çocuklarım yok. Ama iki "kız" yeğenim var: Barş ve Sevgi. Kardeşim Demir'in ve Gül'ün çocukları. Demir ve Gül, 10 Nisan 1975'de evlendiler. Üçümüz 30 Mayıs 1975'de, Doğu Berlin havaalanına indik. Berlin'in 30.ncu kurtuluş yıldönümü kutlamaları varmış. Bizi almadılar. Batı Berlin'e yolladılar.    

Demişlerki: Barış'ın doğumu ile, Almanya'nın 2.ci büyük savaşı başlatması aynı gün-ay'da olsun 1 Eylül 1939/1976 (Dünya Barış günü). Atatürk 1900-19=1881 doğumlu olsun. 2x19= 38 yaşında 1919'da, laik Türkiye devleti'ni kurmak için, Samsun'a çıksın. 3x19=57 yaşında ölsün. Çanakkale'de parlasın. 57.nci alaya "ölmeyi" emretsin. Yılmaz bilsin, Atatürk'ün 19'larının bizden mesaj olduğunu. Yılmaz'ın subay sicil No.su 38'le bitsin. 1968/138. Ve yılmaz 38 yaşında Çanakkale'de kendisini hadım etsin, gaipten gelen mesajın zorlamasıyla. Hadımken iki kadına yönelik büyük aşk yaşasın, 3 yıl kadar. AŞK'ı herkesten daha doğru bilsin diye. Çünkü, Dünya'da Dörtlü Aile'ye dayalı (Sosyalizm temelinde) Aşk ve Sevgi Toplumunu kuracak. Bunun için, Yılmaz GÜROL'ün ROL'ü Tanrı'yı oynamak olacak. İki yıl kadar kendisini, yeryüzüne insan kılığında inmiş, Tanrı sansın. Çanakkale hapishanede başlasın tanrılık. Halley 76 yılda bir gelir. 1986 ilkbaharında da gelecek. HALLEY (tersten) YELLAH, ellahüekber. 1986 uygun. Gün-ay 28 Temmuz olsun. Yıldırım-Timur, Ankara savaşı (1402) yıldönümünde. 1.ci büüyük savaş da 28 Temmuz (1914) de başlasın, Avusturya tarafından. (Ustura işleri). Tanrılığın tam 10 yıl öncesine de, deprem, 28 Temmuz 1976, Çin TANGŞAN, 750.000 ölü. 1986'da 38 yaşında olabilmesi için 25 Eylül 1947, Yıldırım'ın Niğbolu zaferi (1396) yıldönümünde doğsun. Kardeşi Demir, iki yıl kadar sonra doğsun, ama Demir'in doğum tarihi ile Sevgi'nin doğum tarihi bağıntılı olsun. Hayattaki gün sayılarının son iki rakamı aynı olsun. Sevgi, amcası Çanakkale'de iken, 1986 ilk yarıyılda doğsun. O sırada Demir ve ailesi Kırıkkale'de. (Kırık Kalpler) Birlikte bakalım 1986 ilk yarıya, ve 1949 son yarıya. Uygun 18 kasım 1949. Kanije zaferi (1601) yıldönümü. Üstelik her 18 Kasım Leonid meteor yağmurlarının en yoğun olduğu gece. (Halley'e karşılık Leonid...) Öyleyse Sevgi, 18 Nisan 1986'da doğsun. (18 Nisan 2012'de, Demir'in gün sayısı 22797, Sevgi'nin gün sayısı 9497 olur.)

Ben, "seçilmiş" bir kişi olduğumu, doğumdan seçilmiş olduğumu 18 Mart 1986'da, Çanakkale'de "buldum". 28 Nisan 1986'da, akrabam Ayla'nın karım olduğunu "buldum" Amaçlı yanıltılmışım. Ona delice AŞK orada başladı.. 28 Temmuz 1986'da, MİT'den ve Misyon Koyucudan gelmekte olduğuna inandığım mesajlar "gaipten gelen" biçimine dönüştü. Zorlayıcı. Kes öl, yoksa pişman olursun. Kestim, ölmedim, 31 Temmuz 1986'da. Çanakkale Hastanede, o Tanrı benmişim kanaatine ulaştım, ulaştırıldım. Gaipten gelen tanrısal emir, aslında benim eserimmiş, dedim. Dolayısıyla Tanrılığın başlangıcı 28 Temmuz 1986'dır. Ayla'yı karım sanmam, ve aşkım devam etti. Tahliye'den sonra, İstanbul'da Semra'yı tanıdım. İşinden emekli olabilmesi için geçici resmi nikah dolayısıyla. Ona da aşık oldum. Aşklar 1990 başına kadar devam etti. "Sonra" yanıltmaca olduğunu kavradım. 1988 ortalarında, tanrı olmadığımı, tanrı rolü oynayacağımı kavradım, burda İzmir'de. Bekliyorum, hala START'ı.

Sevgi'nin doğum tarihini "böylece" kararlaştırdıktan sonra, doldurmuşlar 18 Nisan'ları: Yılmaz'ın banka Soygunu günü 18 Nisan 1983 olsun. Yılmaz İstanbul'da DEMİRbank soygununu yaparken aynı gün,İzmir'de Belediye Başkanı Cahit günAY istifa etmiş, yerine Ceyhan DEMİR atanmış. (İZMİR/DEMİR/MİR: MİR rusça Barış demek) Öteki önemli 18 Nisan'lardan 10 tanesi şöyle: 1) 1906. San Francisco depremi, 7.7 şiddet, 500 ölü.  2) 1943. HAFIZ BURHAN SESYILMAZ öldü. (AF/UR/YILMAZ)  3) 1954. NASIR, MISIR. Krallığı devirdi. (SIR/SIR) 4) 1955. Einstein öldü (76). 5) 1989.Türkiye'de ilk Tüp bebek, İzmir'de. ECE. (gelECEk hep tüp bebek). 6) 1998. KARAMANLİS öldü (91) 7) 2001. "Tavukçu" İsmail KESKİNOĞLU 100 yaşında öldü. (KES SKİN) 8) 2002. Mesut Yılmaz, İtalya FLORAnsa'da iken, AFgan kralı Zahir Şah, 29 yıl aradan sonra, İtalya'dan ülkesine uçakla döndü. İtalya'da MİLANO pirelli binasına bir küçük uçak çarptı. İçindeki pilot ve gökdelenden 2 kişi öldü. İlk anda İtalyanlar, 11 Eylül 2001 gibi sanıp panik yaşadılar. AFganistan'da, Amerikan uçağı yanlışlıkla Kanada askerlerini bopmbaladı. 4 asker öldü. Çeçenistan'da, POLİS konvoyuna ateş. 21 polis öldü. (FLORApolis, çiçekkent)(AF/Süper terör)  9) 2006. SURİ doğdu. SEVGİ'den tam 20 yıl sonra. (UR) Bilahare DEMİR'in doğum yıldönümünde (18 Kasım 2006'da) babası TOM CRUISE ve annesi KATIE HOLMES İtalya'da evlendiler. Tom Cruise, Scientology tarikatı. (Science + Theology: "işimiz") 10) 2010. J.Astsb.Çvş. Muhammet DEMİRBAŞ şehit oldu. (Yılmaz'ın yokluğunda, birinci vekil DEMİR).

One hundred thousands Flower-cities all over the world (...) Home for everybody, Food for everybody, "Love" for everybody (...) Let there be no more killings (...) Let there be PEACE and LOVE. (18 Nisan 2012)

Ve, 19 Nisan 2012 tarihli TÜRKİYE gazetesi'nin ön sayfasından bir bölüm, yazılarım gibi fotoğraf olarak. LOGO altında manşet, ve manşet altı haberi: "Lodos Fırtınası (...) YIKTI GEÇTİ çatılar uçtu, ağaçlar kökünden söküldü, Kara, deniz ve Hava ulaşımı durdu. 5 kiş can verdi. Türkiye dün kabusu yaşadı. Megakent İstanbul'da aniden bastıran fırtınanaın hızı 117 km.ye ulaştı. (...) Boğaz köprüleri 39 yılda ilk defa fırtına yüzünden kapatıldı.(...) Onlarca kişi yaralandı.(...) Konya'da kum fırtınası zincirleme kazaya yol açtı, 2 kişi öldü.. Bolu'da çatıdan düşen bir kişi can verdi. Kırıkkale'de uçan çatı öldürdü. Denizli'de rüzgarın motosikletiyle şarampole uçurduğu 1 kişi hayatını kaybetti. Fırtına AK Parti İstanbul milletvekili GÜLAY DALYAN'ı meclis bahçesinde yerlerde sürükledi. Yaralanan vekil hastaneye kaldırıldı."

4) MİSYON: AŞK (ve buna bağlı) SEVGİ Toplumu

İngiltere'de, FABRİKA ilk kez ortaya çıktığında, GİZLİ DÜNYA DEVLETİ'nin merkezi artık İngiltere'ydi. Bu yeni durumla başa çıkabilmek için, önce Fransa Devrimi ve ABD Devleti olaylarını gerçekleştirdi. (1789-1776). Ardından, 3 büyük savaşla Dünya Sosyalist Devleti'ne ulaşma projesini yaptı. Birinci savaşla, Rusya'da Sosyalist devlet, ikinci Savaşla bu devletin Avrupa'da Asya'da genişlemesi. Üçüncü savaşla, ALASKA üzerinden Amerika kıtasının fethiyle (....) Dünya Sosyalist Devleti'ni tamamlaması. Ama sonra, Merkez, Dörtlü Aile'ye dayalı "en güzel dünya" yı da tasarladı, ve bunu gizlice mevcut projeye monte etti. Örgüt'e "yol haritası değişti" dedi sadece. İkinci aşamada genişleyen Sosyalist Blok çökertilecek. Kurban olarak seçilecek bir Türk, kitlesel terörle Dünya Sosyalist devleti'ni kuracak. Kurban olduğunun örgüt tarafından iyice bilinmesi için, önce HADIM edilecek. İş ona yaptırıldıktan sonra öldürülerek tasfiye edilecek. Geçiş döneminin aşırılıkları ona yüklenerek, ılımlı uygulamayla, Dünya Sosyalist Devleti olarak yola devam edilecek.

Yol Haritası'nın değiştiğini Yılmaz bilsin diye, 1867'de ALASKA 'nın satılışı var. 100 (Yüz) yıl sonra 1967'de Hava Harp Okulu'nu bizim devre (1968 devresi) taşıdı, İzmir'den İstanbul'a. 2 yıldı o zaman Harbiye. Biz bir yıl İzmir'de, bir yıl İstanbul'da eğitimden sonra, subay olmuştuk. (9 Kasım 2012'de ilave: Ben bu yazıyı 26 Nisan 2012'de yazdım. Sonra 1 Ağustos 2012'de Alaska'nı satılış tarihini gün-ay olarak da öğrendim. 1 Ağustos 1867. Ama 145.nci Yıldönümü 1 Ağustos 2012, aynı zamanda FATOŞ 'u "karım olarak buluşumun" da 2000.ci günüydü. Yani, 1867'deki 1 Ağustos'u, 2012'deki 1 Ağustos'tan kararlaştırmışlar. (İkisi de Yılmaz için en önemli konular.)

Demişler ki : Yılmaz, Tanrı rolü oynayacak. MEVLANA (Mevla-Ana). Annesi ARİFE 'nin vefat yılı Mevlana'nın 800.cü doğum yılı içinde olsun. Yılmaz'ın Tanrsal gününde (28 Temmuz'da) olmasın, ama yarım yıl önce olsun. Çünkü Yılmaz, Hadım olacak (Yarım Adam), 28 Ocak 2007 olsun. Yılmaz'ın karısı, teyze kızı FATMA olsun. Annesinin vefatından hemen sonra öğrensin bunu. 13 gün sonra, 10 Şubat 2007 uygundur, çünkü Fatma'yı buluşunun 777.nci günü, "Ben ALLAH'IM" (Enel Hak) diyen Hallac-ı Mansur'un, bu yüzden, 27 Mart 922'de idam edilişinin yıldönümüne denk geliyor. (Sevgi Mesajı: YEDİ,SEVEN,ZİEBEN) Yılmaz'ın babası ADEM 'in ölümünün 13 .ncü yıldönümü de Fatma'yı buluşunun 555.nci gününe denk gelsin. (BEŞ/EŞ). Öyleyse Yılmaz'ın babasının vefat tarihi 17 Ağustos 1995 olsun.

BEN, 1990 başında ikinci Tımarhane çıkışında, Misyon bilincimi yitirdim.(....) Semra'ya, Ayla'ya olan AŞKLAR da, hiç yaşanmamış gibi, bir anda bitti. Çünkü misyon koşullarına göre oluşmuşlardı.  3 yıl kadar aradan sonra, 1992 sonlarında , Misyon bilincim aynen geri geldi, ama aşklar  (duygu oldukları için) otomatikman geri gelmediler, ve biraz düşünme ile, "DUMMY" olduklar anlaşıldı. Misyon programını bulabileyim, iyice kavrayabileyim diye, amaçlı yanıltmış, Misyon koyucu. 28 Nisan 1986'da, Çanakkale'de Hapishane'de bulmuştum AYLA'nın karım olduğunu. Fatma'nın 444.cü günü 28 Nisan 2008'e denk geldi. Yani 28 Nisan 1986'yı, 28 Nisan 2008 dolayısı ile seçmişler. ( Karın, Ayla ve Semra değil, Fatma mesajı.) 10 Şubat 2007'de Almanya'dan Huriser teyzem telefon açmıştı. Tülay'ın da o gün doğum günü varmış., onu da söylemişti. Sonra düşünürken, yaşgünü, yaşlar, Alev, Fatma... Fatma'nın 40 yaş civarında bir kadın olduğunu hesapladım. Eşinden boşanmıştı, çocukları yoktu. Müsait'di yani (bana eş olmaya). Ben 59'dum ama 40/59 uyar, dedim. Sonunda kavradım. Eş olarak Fatma'yı seçmiş bana Misyon-Koyucu. ( merci & danke ). 1975'de, FRANKfurt'da, HANAU'da, ERLENSEE'de 3 ay kadar kaldım, Huriser teyzemin, Alev'in ve Fatma'nınyanında. Anlaşılan o zaman 9 yaş civarındaymış Fatma. (Ben 28). Sonra annemi çağırdım, Türkiye'den. İkimiz önce Macaristan'a gittik. 4 gün kaldık orda. (HUNGARY=HUNGRY) SARKOZY'nin, babası Macar, doğum tarihi 28 Ocak 1955 (Gün-ay, annemin vefat gün-ayı). (SARKOZY=SARkızı) Annemin vefatının 99.cu günü 6 Mayıs  2007'de FRANsa cumhurbaşkanı oldu. Sonra annemle BULGARİSTAN'a geçtik. Babamın köyü KARAKÖSE (yeni adı ÇERNO-OK) Birkaç hafta kaldık orda. Orda da amacıma ulaşma imkanı bulamayınca mecburen Türkiye'ye döndüm, döndük annemle. 1986 ilk yarıda, Çanakkale'de, 28 Ocak 1986 CHALLENGER uzay kazası ve 26 Nisn 1986 CHERNOBİL Nükleer kaza olaylarının benim için (misyon için) yapılmış olduklarını orda iken kavramıştım. Annem 28 Ocak 2007'de vefat edince, CHALLENGER'in annem için yapılmış olduğu ortaya çıktı. Annemin kızlık soyadı ÇAL (=CHAL) Ayrıca, CHALLENGER/HALLEY kelime bağıntısı da vardır. İkisi de 1986 ilk yarıda. Annemin vefatının 444 .ncü günü TİTANİC 'in batışının 96.ncı yıldönümüne denk geldi. 4 bacalı yapmışlar 15 Nisan 1912'de batırmışlar ki "denk gelsin". ("Dörtlü Aile" mesajı). Babamın vefat tarihini 17 Ağustos 1995 olarak kararlaştırdıktan sonra,yaptıkları 17 Ağustos'lardan bir tanesi çok önemli: 17 Ağustos 1999 (Babamın vefatından 4 yıl sonra, gene 4 vurgusuyla) Türkiye-Gölcük depremi, 25.000 ölü.

17 yaşımda bilinçli ateist olmuştum meğer TANRI rolü oynayacakmışım. En güzel Toplum Düzeni'ni kurmak için. O "meçhul ebede" yolculuğumuzda....... (26 Nisan 2012)

5) 25 Eylül 1947'de Doğdum

25 Eylül 1999 'da Org. MUHSİN BATUR vefat etti. Beni 1972'de üçlü kararname ile, "yasadışı görüşleri vardır" gerekçesiyle ordudan ihraç eden Hava Kuvvetleri Komutanı'm. O gün, ben annem ve Mesrure tayzemle, KIBRIS'tan, İstanbul üzerinden aktarmalı uçakla İzmir'e döndüm. 1975 sonrası, bu benim ilk uçuşumdu, gidiş geliş olarak. (Yani Beni ordudan ihraç eden Hava kuvvetleri Komutanı "vefat" ederken, ben "havadaydım"). 25 Eylül 2002 'de, Sibirya Baykal Gölü yakınlarına, büyükçe bir GÖKTAŞI düştü. Geniş bir alanı yaktı. Gazeteler yazdı, Londra'ya düşmüş olsaydı, kentin üçte biri yok olurdu diye. (3 yıl arayla iki "Gök" olayı. İkisi de Misyon koyucunun eseri, mesajları büyük.) (21 Mayıs 2012)

6) Anneler Günü

Babam, MİT'in bana yönelik işlerinden haberdardı. Annem hiçbirşey bilmiyordu. Ben ezilirken, o da benim durumumdan dolayı ezildi hep. Son yedi yılını,"bu" evde mahsur yaşadı, "asri hapishanedeyim" diye diye. Son bir yılnı ise, "bu" salonda, "şu" çekyatta, kendi deyimi ile "dikelemeden" yaşadı hep. "Ne olurdu sanki, şu balkona çıkabilseydim" diye diye. Her türlü bakımını ben yaptım, gece gündüz. "Getirive" derdi, sanki suçlu gibi ezik, birşey isteyince benden. Gene de bana sitem ederdi, yapabileceğimi ama yapmadığımı sandığı işler için. "Elim kolum bağlı, anne" dediğimde inanmaz, "hani göster" derdi. Tesellim, arasıra da, "sen olmasan ben yanmıştım" da derdi. Ne var ki, mutlak mecburiyetten, Şirinyer'deki bakımevine giderken, "evden" çıkmadan, "Beni Kovuyorsunuz", dedi bana. Bu bana söylediği son sözleri oldu. Ölmeye gidiyorum kararlılığıyla gitmiş, besbelli. Ertesi sabah (28 Ocak 2007'de) geldi çağrı, telefondan. Takside hep ağlayarak gittim, son kez görmeye annemi. "Güle Güle anneciğim" diyerek öptüm yanaklarından.

Sevgi aradı, Saygı aradı. Bulamadı. İnsan bile bulamadı. "İnsan yüzü görmek istiyorum" diye diye. Ezilme koşullarında, elimden gelen herşeyi yaptım, annem için. Sevgili Anneciğim!...... (Anneler günü ve Türkçe günü)  (13 Mayıs 2012)

7) Geleceğin Mektubu (Yılmaz'dan İnsanlara)

Biranda yaratmışım herşeyi. otomatiğe bağlamışım. Ve biranda yok olacak herşey, zaman gelince. Ezelden ebede kadar, Evrensel süreç, otomatik, bir başka deyişle kader. Bu otomatiklik içinde, gelmişim Dünya'ya insan kılığında, en güzel toplum düzenini kurmak için. 1986 yılında, 38 yaşımda, işaretlerden buldum Tanrı olduğumu. 40 yaşımda tasarladım Aşk ve buna bağlı Sevgi Toplumu 'nu, zaman gelecek, şartlar oluşacak, insanlar da öğrenecek Tanrı olduğumu diye düşünerek. "Şimdi" (Dünya Devleti'nin Başkanı olarak) görüyorum ki, zaman geldi. İşaretler, insanlara benim Tanrı olduğumu göstermekte. Tanrıyım, ama tanrısal gücüm yok. Sizin gibi bir insanım. Dolayısıyla bana ibadet etmeyin. Sadece Tanrısal gerçekliği ve mesajı kavrayın, ona göre davranın. Yoksa, kişisel yada kitlesel, tanrısal öfke ile karşılaşabilirsiniz. Bugüne kadarki yaşantılarımdan ve olup bitenlerden dolayı, bu kanaatteyim. Benden önce inandığınız veya inanmadığınız Tanrılar ve Tanrıçalar, Tanrısal Oyunun bir parçası. Aslında herşey Tanrısal Oyun. Ama insan için, Hayat oyun değil, gerçek. Acı var, Haz var. Amaç, acılar olmasın, hazlar olsun. Bunun için doğru davranmak gerek, yanlış davranmak değil. İyiyi seçmek gerek, kötüyü değil. İnsan seçme yapmakta özgür. İnsan özgürlüğü ile Kader çelişkili, Tanrısal Sır, Kavrıyamıyoruz. Uzayın sonsuzluğunu, cansızın canlıya dönüşmesini, uzun evrim sürecinde canlını iki göz geliştirmesini kavrıyamadığımız gibi. Evrensel süreç Tanrısal sırlarla dolu. Tanrısal bilinçle, ama insani özelliklerimizle, geliştirdiğimiz Bilim 'in olanakları ile, hep beraber kuracağız, o meçhul ebede yolculuğumuzda, bundan böyle içinde yaşayacağımız toplum düzenini. Sosyalist ekonomi temelinde, standart çiçekkentlerde, her aileye önce iki oğlan, sonra iki kız, dört evlat, ve doğumdan bu kardeşlerin birbirine eş olması ilkesiyle, Dörtlü Aile 'ye dayalı toplum düzeni. Kavgasız, ve birbirimizi severek  yaşamak için. (24 Mayıs 2011)

8) Babalar Günü

1986 Sonbaharı Çanakkale'den İstanbul'a eve döndükten bir süre sonra, hapishanedeki gibi, dolaylı söz ve davranışlarla Ezme gene başladı. Aşağılama, taciz, tehdit. Evde, yolda, heryerde. Sokakta yabancının yaptığını evde babam yapıyordu. Dolayısıyla suçu onlarınkinden büyüktü. Baş düşmanın olmuştu babam, 1987 sonbaharında, İstanbul'dan İzmir'e transfer edildiğimde. Babam ve annemle gelip dedem ve anneannemden kalan evde, Eşrefpaşa'da yaşamaya başladığımda. START'ta önce babamı öldürecektim. Bekliyordum, misyon bilinciyle. İZMİR'de 1.ci dalga ezme, aslında İstanbul'daki ezmenin devamıdır. Bir yıl kadar "ÇAL EVİ" Eşrefpaşa, ardından altı ay kadar Gümüşpala, kiralık ev. Sonra Mayıs 1989, Nergiz, "kendi evimiz" (şimdiki ev.) Ama ben hepsinde de bana ayrılan yerde, odada. Annem yemeklerimi getirirdi, o kadar. Ezmenin en büyüğü, evin içindeydi çünkü. 31 Ekim 1989'da Polis, Karşıyaka'da şimdiki YUNUSLAR'ın yerinden beni aldı. 2 Kasım 1989, Manisa Tımarhane. Anneme haber vermemişler. Ne polis, ne babam. Benden, on gün sonra gelen mektuptan öğrenmiş annem nerde olduğumu. (....) Eve dönüş, ve aynı yılın sonuna doğru ikinci kez tımarhane. Polis gelerek evden aldı beni. Babamın vefatından çok sonra, annem bana söyledi. "Baban beni ikna etti, ikinci tımarhane için" dedi. 1990 başında, ikinci tımarhane çıkışında, ben misyon bilincimi yitirdim. Çünkü tımarhaneler çok ağırdı. beni bir yandan amaçlı olarak ezdirirken, kollayan da bir Misyon Koyucu eğer gerçekten var olsaydı, tımarhaneler olmazdı, kanaatiyle. Misyon yokmuş, Misyon koyucu yokmuş, bana yönelik dolaylı söz ve davranışlarla ezme yokmuş, ben öyle sanmışım, deliymişim dedim. Başka bakımlardan çok zor durum. Herşeye yeniden sıfırdan başlamak durumundaydım. Babam başta olmak üzere çevremle ilişkilerimi düzelttim (....) 1992 Sonbaharında, Ümit Ticaret'te çalışmakta iken, Misyon bilincim aynen geri geldi. Ama ben pozisyonumu bozmadım. Ümit Ticaret'te çalışmaya devam ettim. Çevremle olan normal ilişkilerimi de sürdürdüm. Öncekiler gibi ezme de yoktu, tabi. İşte babam bu şartlarda, 17 Ağustos 1995 gecesi vefat etti. Normal ilişkilerle, ama nötr duyguyla "uğurladım" babamı "öbür dünyaya". İzmir'de ikinci dalga ezme Haziran 1996'yı izleyen günlerde başladı. Yani babam öldükten sonra. Ve ben de tabiatiyle çevreye yönelik davranışlarımı ona göre değiştirdim. Ümit Ticaret'ten bir hayli Beyaz Eşya vesaire almıştık, iki hesap açmıştım, biri kendime, biri babama, taksitler için. Babamınkiler daha çok olduğu için, eski kullanılmayan 1000 numaraya nakletmiştim, babamın hesabını. Babamın vefat günü, Kasa görevlisi Zehra hanım, telefon açtı bana yukarıya. "9999 bitti, ne yapayım" diye. Benim Quickbasic'le yaptığım bilgisayar programı kullanılmaktaydı. Sormakta haklı, hane sayısı artacak. "10000 numarayı ver" dedim. Ve hemen misyon bilinciyle merak ettim, sordum, ""KİM" diye. KURTUL DENİZ dedi. (Aslında senetler sonunda bana gelecek, bekleyip o zaman bakabilirdim.) O gece babam vefat edince, 1000/10000 bağıntısıyla, KURTULDUNUZ diye yorumladım, olayı. Yalan da değildi. 30 küsur gündür, 9 Eylül Hastanesinde babam. Annem hep yanında, perişan. O gece nöbeti, Huriser teyzeme bırakarak, eve gelmişti, yıkanmak ve dinlenmek için. Saat 22.00 sıralarında telefon geldi. Teyzem bana babamın vefat ettiğini söyledi. Anneme aktardım bilgiyi. Ağlayacak gibi oldu, ama ağlamadı. Bizzat babam da kurtulmuştu, ölmekle. O gün başka bir olay daha oldu. Saat 19.00'da Radyo-1'i açtım, odamda, haber özetlerini dinlemek için, sadece. Spiker (erkek) başladı özetleri okumaya, ve TRT görevlisi Hakan Gülcü 'nün intihar ettiğini de söyledikten sonra, başladı ağlamaya. Başka bir spiker devam etti. (35 yaş civarındaydı, inthar eden.) Son derece ender bir olay. Babamın birkaç saat sonra vefat etmesinin ardından, her iki olayın bağıntılı olduğu anlaşıldı. Babamın ölümüne ağlamadım, tabi. Benim yerime TRT-spikeri ağladı. Soyadımız GÜROL, intihar edeninki GÜLCÜ. Benzerlik. Babamın 9.cu vefat yıldönümünde, 17 Ağustos 2004'te, Türkiyeli Türk dağcı Hakan Güvenç  Kırgızistan'daki TANRI dağlarında UÇURUM'a düşüp öldü. Tabi, babamın vefatından sonra, ben her 17 Ağustos yaklaşırken, misyon bilinciyle, ne koyacaklar merakı içinde oldum, hep. En önemlisi 4.cü yılddönümünde geldi. Gece saat 03.32'de GÖLCÜK depremi, (25.000 ölü). İşin ilginci , o sabah aldığım gazetede Günün Tarihi bölümünde 1949 Bingöl depremi (250 ölü) haberi vardı. Yani Gölcük depreminin 50 yıl öncesine (işaret olarak) Bingöl depremini koymuşlar. 50.ci yıl dönümü için. Her iki kelime de GÖL'lü, ve ÖL'lü. Ben Amputasyondan sonra Çanakkale'de Hastane'de iken, Japonya'da deprem ve Tsunami. (25.000 ölü.) Babamın vefatından sonra, onun da tarihini 17 Ağustos 1986 olarak öğrendiğimde, onun da babamın vefat tarihi ile bağıntılı olduğu anlaşıldı. 17 Ağustos 1999 TÜRKİŞ  eski Başkanı ŞEVKET YILMAZ 'ın vefat var. 17 Ağustos 1988'de de, PAKİSTAN başkanı, ZİYA ÜL HAK 'kın sözde uçak kazasıyla sahte ölümü var. Bu ikisi birlikte, "YILMAZ, İŞ, TANRI" mesajı. Tanrılığın başlangıcı (essah sanarak) 28 Temmuz 1986. Ama 1988 ortalarına doğru Tanrı değilmişim, Tanrı Rolü oynayacakmışım, dedim, burda, İZMİR'de. (GOD is I. The Biggest Lie. Why ?) 10.cu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER'in eşi SEMRA SEZER, ve Aktör ROBERT de NİRO 17 Ağustos doğumlular, ve galiba her ikisi de 1944 yılında. Ayla SEZER akrabam (SEZER/SEVER) GustavE fluBERT/SALAMbo romanını alıp okumuştum, lise yıllarımda. Çanakkale'de bir  "görüş gününde", Annem (ARİFE) "SALAMları kestiriyorlar" demişti. Babam (ADEM) "DEMli çayları içeceğiz" demişti. Babamla ilgili (şimdi) söyleyeceklerim bu kadar. (17 Haziran 2012)

9) STELLA

Çanakkale'de,18 Mart 1986 ve sonrası günlerde peşpeşe şunları buldum: 1) ABD ile SSCB aynı merkeze bağlı. Gizli Dünya Devleti (Global Çete). 2) Gündem, Dünya Sosyalist (ve Ateist) Devleti. 3) Bu iş için doğumdan seçilmişim. 4) Kafama elektrot (yani chip) takmışlar, beyin dalgaalarımı bilgisayarla çözerek, beyin faaliyetlerimi, davranışlarımı, düşüncelerimi izliyorlar, ve hatta "feed-back" yoluyla yönlendiriyorlar, gerektikçe. Bu aletin adını Stella koydum. İstemeselerdi asla bulamazdım Stella'yı. Bu da hiçbir şeye uymazdı. Sonra bunu chip'siz de başarabildiklerini buldum. Tüm insanların, beyin elektromanyetik dalgalarını karıştırmadan, uzay teknolojisi, ve gelişmiş bilgisayar ile kaydediyorlar. İnsanlar "canlı robot" durumundalar. Personel kullanarak, istedikleri kişiye, istedikleri işi yaptırabiliyorlar. Kitlesel olarak da kullanıyorlar, Stella'yı. Hedef kitle'nin tamamını bilgisayarın komutasına bırakıyorlar. Beyinleri izliyor, uygun zamanda, Anahtar Kelime ile yönlendiriyor onları bilgisayar, "programları" sayesinde. Kanıt olarak bir örnek: ABD'de Loto. Çok çok haftalar çıkmadı (O da bilgisayarın marifeti). Birikti, Tarihin en büyük piyangosu oldu. 31 Mart 2012 'de 3 kişye birden çıktı. İZMİR'de bana 4.cü dalga ezmenin başlatılmasının 12.ci yıldönümünde. SABAH gazetesi (1 Nisan tarihli): BALTIMORE, MARYLAND, KANSAS. Hürriyet Gazetesi (1 Nisan): ILLINOIS, MARYLAND, KANSAS. Hürriyet (3 Nisan): KANSAS,  Bill Isles (48) Perşembe 3 bilet alıyor, sonra arabasına binerken arkadaşına, "insanın bu piyangoda kazanma ihtimali başına yıldırım düşmesinden daha düşük" diyor. Birkaç saat sonra, evine Yıldırım düşüyor (Yeni Meteoroloji imkanlarıyla), birkaç kas spazmıyla atlatıyor, ve Cumartesi, 3 talihiden biri oluyor. Hürriyet (7 Nisan): 3 talihliden biri olduğunu iddia eden, HAİTİ'li göçmen Mirlande Wilson biletini kaybettiğini açıkladı. Maryland 'da restoranda çalışıyor, 7 çocuk annesi. (7 Sevgi'nin en sevdiği sayı). mariLAND/mirLANDe (land/land). mirlANDe=DEmirle. (AND, "ve" demek) Sevgi ve babası Demir'i işaret ediyor. Henüz Maryland'da kimse ikramiyeyi almadı. (Bileti kaybetmesi de Stella işi.) Vatan gazetesi (20 Nisan): MERLE ve PAT BUTLER çifti ilk kez ortaya çıktı. (mirlande/merle) MERLE BUTLER adına çekin fotğrafı 18 Nisan 2012 tarihli (Sevgi'nin 26.cı Doğum günü) 218.666.667 Dolar. Bileti 3 Dolara almışlar. Kazanınca 4 saat gülmüşler. İkisi de emekli. Erkek 65, Kadın 62. Sevgi'nin annesi GÜL, babası DEMİR. Demir'in en sevdiği türkülerden biri: "Çıkrık benim, tel benim, KAHYA'm mıdır el benim..." (Butler,Kahya demek.) Çanakkale Hastanede Yozgat 66'dan, "O yılmaz GOD" yorumuyla, 66'yı (ve tabi 666'yı, 6666'yı) Tanrısal Sayım kabul etmiştim. Piyango'da 66666 var. Son rakam bir fazla, 7. Başı 217'den 1 fazla. P.K.217 Kadıköy/İstanbul. GÜROL EXPORT, 1979'li yıllar. Bilgisayar, ikramiye 3'e bölünsün ama 218.666.667 olsun diye de iş yapmış, ona göre oynatmış, LOTO'yu Amerikalılara, Yılmaz'la bağıntılı olsun diye. Çanakkale dönüşü, İstanbul'da, Demir gelince Kırıkkale'den, ona "Sevgi'nin en sevdiği sayı 7 (ve, Barış'ın en sevdiği sayı 5)"demiştim. İnanmamıştı. "Sevgi'nin sevdiği sayı filan yok" demişti. "Belki de" haklıydı. Sevgi henüz 1 yaşında bile değildi. Yıllar geçti, Sevgi 7 yaşında iken, Kırıkkale'den, benimle telefonda konuşurken "amca, benim en sevdiğim sayı 7" dedi. "Biliyorum, Sevgi" diyemedim. Gene yıllar geçti. Milli Piyango Genel Müdürü İHYA BALAK (ihya oldu, en büyük ikramiye ona çıktı) makamında kurşunlanarak öldürüldü. Sabah gazetesi 7777.nci sayısını yayınladığı gün (16 Kasım 2007). Yani Sevgi'nin en sevdiği sayı ile bağıntılı, Stella marifetiyle (BALAK=BALIK) Sonra, Diyanet "envanterimizde 77.777 cami var" duyurusu yaptı. Envanter açıklama ihtiyacından dolayı. "Sayı ilginç, şimdi duyuru yapmayalım" demek olmazdı.

Başka bir 31 Mart'ta, İzmir'de 4.cü dalga Ezmenin 8.ci yıldönümünde 31 Mart 2008 'de 1) EXPO 2015 için, Paris'te 2 Şehir yarıştı. İzmir ve Milano. İzmir kaybetti, Milano kazandı. 2) İtalya'dan (galiba Milano'dan) "Barış" için Gelinlik'le otostop yaparak, İsrail'e gitmek üzere yola çıkan PİPPA BACCA Türkiye'de KOCAeli'de bindiği kamyonun şoförü tarafından ırzına geçilip öldürüldü. 3) Eski ŞİŞLİ belediye Başkanı GÜLAY ATIĞ ÇOKAY ASLITÜRK'ün eski kocası İspanya'da Malaga'da tutuklandı. 4) Türkiye'de 3 asker şehit oldu. Yzb. HASAN HATILI, Bşçvş. FARUK KAYA, üsçvş. CENGİZ GÜLCÜ. Aslıtürk belediye başkanı iken farketmiştim teyze kızı Fatma ile benzerliğini. Misyon için doğumdan seçilen sadece ben değilim. Çok çok sayıda insan var (orda, burda), misyon için doğumdan seçilmiş (şu yada bu amaçla). Şehit askerler, o isimlerle ogün tesadüfen şehit olmadılar. Doğumdan seçilmişlik ve Stella marifetiyle. FATMA kim? Dünya Devleti'nin başı olacak kişinin eşi (olacak). O "benzerlik" de "genetik müdahale" ile. (Bugün, 10 Kasım 2012, Stella marifetiyle önemli bir olay oldu. Sona, 10 Kasım 2012 sayfasına yazdım). Gizli Dünya Devleti üyelerinin, Obama'nın, Putin'in, Tayyip'in,...., asıl misyomu bilmedikleri gibi, Stella'nın olanaklarını da tam bilmiyorlar. Onlar, beni kafamdaki chip'le düşüncelerimin izlendiğini biliyorlar, ama ben de onların chip'siz izlendiklerini biliyorum. "Karşısındakinin" ne düşündüğünü bilebilmek insanlığın kadim tutkusu. Bilimci, Stella'yı ne zaman armağan etti Gizli Dünya Devleti Merkezine, bilmiyorum. Ama ilkel de olsa, ben doğmadan önce stella vardı. Salihli'de ben 6 yaşımdan önce, istasyonda üst kattaki lojmandan, evimizden, aşağıdaki "manzarayı" seyrederken, anneme sorduklarım, ve sonunda "öyleyse ben Reisicumhur olacağım" demem de Stella ürünü. İşaret, ve de "büyük işlere" yöneltmek için. İşletme Müdürü gelmiş, babam dahil memurlar "esas duruşta". Demekki gelen adam babamdan büyük. (yıl 1953'den önce.)      Denizli Lisesi, 3.ncü sınıftayım. Pansiyon. Çalışma masası. YUVARLAK TARAK. Alıp fırdöndü gibi çevirdim masada. Sahibi gördü, " kenef " dedi bana. Hakaret. Karşılık veremedim. İlişkim olmayan iki arkadaştı onlar. İkinci sınıftalardı. Liseden sonra, 2 yıl ODTÜ. Hv.H.O.'na girdiğimde ne göreyim., ikisi de orda. "Kenef" diyen 2.ci sınıfta. Ben ve öteki (Aydın CİN) 1.ci sınıf. Aydın, bir yıl kaybetmiş, belli ki. TARAK/KENEF olayı da stella ürünü. 1964'den, 1986'da Çanakkale'de Kenef'te amputasyonun işareti.      1986 ilk yarıdan beri Stella bilinciyle yaşıyorum. Düşüncelerimin, davranışlarımın ne kadarı benim eserim, ne kadarı misyon-koyucunun, bilemem. Ama hepsi, benim. Stella bilincimde kesintiler de oldu. 28 Temmuz 1986'da Tanrılığın başlamasıyla, Misyon bilinci ve Stella bilinci gitti. 31 Temmuz 1986, Tuvalette Amputasyon'dan sonra, bir buçuk saat kadar ayıktım. Sonra bayılmışım. İki uzun AAAAH çığlığıyla biraz ayıldım. Çığlıkları kendimin attığını farkettim. Duyup, koşup geldiler, ve beni yarı baygın, hastaneye yetiştirdiler. 2 yıl kadar sonra, burda İzmir'de, Tanrı değilmişim, Tanrı rolü oynayacakmışım, dediğimde, Stella bilinci de geri geldi. Ve o çığlıkların da stella ürünü oldukları anlaşıldı. İkinci Tımarhane çıkışında, 1990 başında, Misyon bilinci gidince, tabiatiyle stella bilinci de gitti. Aslında gitmemesi gerekirdi. Stella'nın gerçek olduğuna dair kanıt olarak çok şey yaşamıştım. Ama stella gitmezse, misyon bilinci de gidemezdi. Gitmesi gerekiyormuş misyon bilincinin. Stella'yı sorgulamak bile hatırıma gelmedi. O da stella marifetiyle. 3 yıl kadar sonra, misyon bilinci aynen geri gelince, Stella bilinci de geldi. 1992 sonlarından beri kesintisiz sürmekte, Stella bilincim. (18 Haziran 2012)

10 Kasım 2012'de İLAVE: İki yeğenim var: Barış ve Sevgi. Barış'ın "en sevdiği sayı" 5, Sevgi'nin "en sevdiği sayı" 7. Tarihin, en büyük ikramiyeli LOTO çekilişi, ABD'de, 31 Mart 2012'de. İkramiye üçe bölündü. Kişi Başına 2.186.666.67 Dolar. Talihlilerden biri, ikramiyesini 18 Nisan 2012'de, Sevgi'nin doğum gününde aldı. Tarihin, ikinci büyük ikramiyeli LOTO çekilişi, gene ABD'de, 1 Eylül 2012'de, Barış'ın doğum gününde. Bir talihli bildi. Aynı gün aldı ikramiyesini, 337.000.004 Dolar. Birincisinde 5 tane 6 peşpeşe (66666) ikincisinde 5 tane 0 peşpeşe (00000). Yani, Stella'nın "kitlesel kullanımı" ile ilgili Kanıt, tamamlanmıştır. (İkincisine ait, daha fazla bilgi, yerinde, yani 1 Eylül 2012 sayfasında yazılı).

10) Talihli, Salihli doğumlu

Demişler ki, Talihli, Salihli'de 25 Eylül 1947'de doğsun, erkek olsun, kolları ince olsun. Kardeşim Demir de Salihli'de doğdu. O da Talihli sayılır. 6 Yaşımda başladım, ilkokula. İki yıl orda. Okul tiyatrosunda rolüm TANJU'yu oynamaktı. (TANRI). Ordan Tokat-Zile-Silis köyüne tayin olduk. (Sixis). Köyün yarısı Türk (=Alevi) yarısı Çerkes (Sünni). (Amputasyon). 6 yıl orda. Ortaokulu dedemin yanında, İzmir'de. Sonra Denizli-Üzerlik köyüne tayin olduk. (Üzmek/erkeklik/amputasyon). Lise, Denizli'de. Demir de orda. Lise-1. Sınıfım 4-L (Dörtle, dört yap). Biyoloji laboratuvarıydı, o sınıfımız. Sıralar yok, masalar var. Her masada 4 kişi. Bizim masa, OSMAN ARSLAN, YILMAZ GÜROL, HALİL VAROL, EROL AKSEKİLİ. (Rol Tanrı, dörtlü Aile). Tersten KES ve LAH (ellah) da var isimlerde. Üzerlik'de 16 yaşımda KURAN'ın türkçesini okuyunca bilinçli ateist oldum. Politikleştim de. Sosyalist. Lise bitince, İzmir'e tayin olduk. Önce kira, sonra 384 sokaktaki kendi evimiz. 2 yıl ODTÜ. Hazırlık okulunu, Yaz Okulunda bitirdim, 1965'de. O sırada T.İ.P. üyeliğim. İkinci yılda, bir yıllık rapor aldım. (Prof. RASİM ADASAL) (=MİRAS ADA AL= İngiltere). Hv.Astsb. Ruhi eniştem, Hv.H.O.'na girmemi önerdi. Sınav. Kazandım. Ve girdim, Sosyalizm için. Sonradan kavradım ki, MİT beni Ankara'da "seçmiş", eniştem vasıtasıyla beni Harbiye'ye transfer etmiş, Dünya Sosyalist Devleti'ni kurdurmak için, yaşlılığımda. Bunu da, annem hariç, babama eniştelerime teyzelerime halama amcama yengeme, yani bir nesil önceki yakın akrabalarıma söylemiş. "Mücadele içinde geçen hayat" görünümü için, hapishaneler de, tımarhaneler de olacak, Yılmaz için. Ezilecek, hazırlıklı olun da demiş. O andan itibaren, kısmen "yabancılaştılar" bana, yaşlı kuşak akrabalar. MİT'in güdümündeler artık. Tabi sonunda öldürüleceğimi söylemedi MİT, onlara. Bu "sırrı" çocuklara, yani Yılmaz'ın kardeşine ve kuzenlerine duyurmayacağız, onlar zaman gelince öğrenecekler, ona göre, demiş MİT. Sosyalist olduğum için, Sovyet-Çin çatışması üzüyor. İlgi. Sonunda buldum. Kızıl Çin "BATI" nın ajan devleti. Harbiye'deki Devrimci faaliyetlerim de sonuç vermedi. Arkadaşlar, Çin İdeolojisi'ne yakın, yanlış yola girince, koptum onlardan. Önce Pilotaj. Kusmadan dolayı, KONYA jetler de iken ayrılmak. Füze sınıfına geçmek. 1 Ocak 1971'de, İstanbul ÜVEZLİ 1.ci Filo'da görev, kıta subayı (EZLİ). İstanbul'a gidince, kardeşim Demir'i (önce Orman, sonra Kimya Fakültesi öğrencisi iken) benim kopmuş olduğum grubun içinde olduğunu gördüm. Ona da uyarı. Ama o devam etti. Sonradan kavradım ki, benim koptuğum grup, benim başkan yapılacağımı, önceden hadım edileceğimi, sonunda öldürüleceğimi biliyorlarmış, o zaman. Demir'e şunu söylemişler: Abin kendi kafasına göre davranıyor. Bize uymaya niyetli değil. Onun için aramıza alamıyoruz. Birgün, Dünya Sosyalist Devleti kurmak gerekirse onu da gene (Gizli Dünya Devleti olarak) biz kuracağız. Abine, bizim ve senin aslında MİT görevlisi olduğumuzu söyleme. Neyse ki ben subayken, Demir eve (ve okuluna) döndü. 1972 ilkbaharında "arkadaşlar" tutuklandılar. Orduda bana imkan kalmadığını görerek, ayrılma çabasına girdim. Ama Sonbahar'da, ÖNER'in önerisi vesilesiyle ben de tutuklandım, 256 Sanıklı THKP davasına dahil edildim. 100 kadar asker, 30 kadarı devre arkadaşım. Tutukluluk ardından ordudan ihraç. Bir yıldan birkaç gün eksik tutukluluk. Selimiye. Tutukluluğun son döneminde, asker tutukluların tamamının, ve sivillerin de (muhtemelen) tamamına yakınının MİT görevlisi olduğunu buldum. Sonradan kavradım ki, bunu bulmamı onlar istemiş. Çünkü, tutkumdan dolayı, benim ne yapacağım belli. Elime "koz" verdiler yani, kullanayım diye. Tahliye. Ocak 1974'de ECEVİT ilk kez iktidar (ERBAKAN'la koalisyon). Hemen Ecevit'e (elden) Jurnal mektubu. Fiyasko. Korku. Sonra Ecevit Affı. Hakkımdaki dava düştü. Benim ardımdan 1971 yılı içinde, annem babam da evi satıp, İstanbul'a gelmişlerdi. Önce Çolak İsmail Sokak'ta, sonra onu satıp, ERENKÖY, ERALP sokakta ALP apartmanından "ev" (daire) almıştık, ben subayken. Tutukluluk sonrası da aynı ev. 1971'de Pakistanlı Muhammed vesilesiyle GÜROL EXPORT Fatma Arife Gürol, kişisel firması. İşyeri ev. Lületaşı Pipo ile başlangıç. Jurnal mektubu sonrası, "bir olay" ardından "zehirlendim paniği", ve yaygara. Bir hafta sonra ağır hastalık. 5-6 kilo verdim. Yaygara nedeniyle Panzehirini verdiler kurtuldum, kanaati. (Sarılık mikrobu verip, sonra tedavi etmişler.) Ve zehirlenme korkusuyla yaşama dönemi başladı. 5 yıl kadar sürdü. Yaşlı kuşak zaten biliyor zor şartlar yaşayacağımı. Demir'e ve kuzenlerime de, "kötü işler yapmaktansa zehirlenme korkusu ile yaşaması iyidir", demişler. Ordudan ayrılıp, Doğu Almanya'ya gitmek istiyordum. Aynı şey, bu kez can güvenliği için de elzem oldu. Para yok. Annemin evini satmak şart. Annem de ikna oldu. (İkna etmişlerdir, sırrı söylemeden). Evi sattık, MARK'a çevirdik. Doktor Esat Işık Caddesinde kiraya çıktık. Demir-Gül evlendiler. Hemen ardından, Ben, Demir, Gül ve Huriser teyzem, Mayıs 1975'de Viyana'ya uçtuk. Huriser teyzemin MİT güdümünde olduğunu biliyorum. Onun için ESKORT aldım yanıma. Bana (bize) birşey yapamasınlar, diye. Bir gece Viyana. Sonra teyzem Frankfurt'a, biz Doğu Berlin'e. Almadılar. Batı Berlin'e yolladılar. Mecburen Frankfurt'a. Demir-Gül hemen döndüler, Türkiye'ye. Ben 3 ay kadar orda. Sonunda annemi çağırdım. Onunla önce Macaristan'a, sonra Bulgaristan'a ve en son mecburen Türkiye'ye döndüm. Ev gitmiş, para bitmişti. Babam arasıra takılırdı, müzikli söyleyerek, "eskilerden ne haber". Biraz daha export işi, (Deri Giysi). O da bitince, bitirilince, 1978 Öğrenci Affı. 2.ci ODTÜ öyle başladı. Elektrik Mühendisliği. 1979 Sonbaharı, Üniversiteyi bırakıp eve döndüm. Amacım bir (politik) öngörümüm doğru çıkacağını yakınlarıma (Demir'e, Turgut'a,...) göstermek. Üniversiteyi kapatacaklar, dedim. Kapanmadı, yalancı çıktım. Yeni bir dönemi başlatmak için, MİT'çiler, Demir'e "belli et MİT görevlisi olduğunu. Seni, Turgut'u kendisine benzetmeye uğraşmaktan vazgeçsin. Başının çaresine baksın, okulunu bitirip elektrik mühendisi olsun", demiş olmalılar ki, Demir belli etti buna bana. Tabi ben o sırada kendim buldum sandım. Yoğurtçu Parkı'na doğru ikimiz yokuş aşağı yürüyorduk. Ta tepemden, ayak parmaklarımın ucuna kadar bir elektriklenme hissettim, ilk anda. Aralık 79 'da bir gün. Demir de Turgut da MİT görevlisiymiş, MİT güdümündeymiş kanaati ve duygusu. Zehirlenme korkusu, anında bitti. ODTÜ anlamsızlaştı. Ama yine de döndüm okula. 6 ay kadar oyalandıktan sonra, temelli bırakıp döndüm, İstanbul'a eve. Talip psikolojisindeydim artık. MİT'den ve arkasındaki Emperyalist bloktan, "hakkım olan" en büyük pozitif politik görev. Türkiye ve hatta gerekiyorsa Orta Doğu için. "Sosyalist kimliğimle", ve geçmiş yaşantılarımla. Orda beklerken, ATATÜRK'ü de kavradım. O da "BATI" adına yapmış işleri. 1982 sonunda "Açıklığa Kavuşması Gerekli Bazı Konular" adlı kitap yazıp, fotokopiyle çoğalttım. Dağıtım yaptım, çeşitli yerlere, MİT kullansın diye. Yetmedi. 18 Nisan 1983 de Demirbank soygunu olayını yaptım. MİT kullansın diye. Tabi MİT'den (kesin) yeşil ışık alarak. Alimallah, insan hele tek başına banka soyayım derken, canından bile olabilir. Demir'e Turgut'a demişler ki "iyi bir dersi haketti. Hapishaneye çekeceğiz, yeşil ışık yakıp." Ve hapishaneler başladı. Hapishaneye talip olmamıştım ben. Üstelik hapishanede yeni bir durum ortaya çıktı. Ezme. Dolaylı söz ve davranışlarla aşağılama, taciz, tehdit. Tehdide aldırış etmiyorum ama, ötekiler kötü. Hatta yumruk bile var. Son yumruk Çanakkale Adi Suçlular Koğuşunda, kıçıma parmak atıldıktan sonra. Ve o olay ardından Revir'e nakil, Aralık 1985. 28 Temmuz 1986'ya kadar, MİT'e olan güvenimi hiç yitirmedim. Ezdiriyordu beni çok ağır, sonra kullanacak "cezalandırma" biçiminde kanaatiyle. 18 Mart 1986 ve izleyen günlerde herşey değişti. Seçilmişim doğumdan, Dünya Sosyalist Devleti'ni kurmak için. Ama 28 Temmuz 1986'da mesajlar "gaipten gelen" biçime dönüştü, dönüştürüldü. KEOPS, KEFREN, MİKERİNOS'tan mesaj okumaya başladım, ama gücelle bağıntılı. Misyon koyucunun beni yanıltmaya çalıştığını bulmama imkan yoktu. Mesaj yağmuru ve baskısı. Erkeklik organını Kes ve Öl. Yoksa pişman olacaksın, Ezme daha da artacak. Nasıl? Permatik'le. Havalandırmada sağlam ip var yerde. Kökten bağla, dibinden kes. 31 Temmuz 1986 ölmek kararlılığıyla gittim tuvalete, 16.30 sıraları. Gitmeden önce hatırıma geldi: "Yılmaz, ya yanılıyorsan. Gaipten gelen mesaj filan yoksa, boşu boşuna ölmüş olacaksın" diye; anında, "farketmez" dedim. Yaşadığım şartlar çok ağırdı. Ezilmeden dolayı, 65 kilodan 55 kiloya düşmüştüm üçbuçuk yılda. Gittim tuvalete, istenileni yaptım, suyu tam açarak. "Kuş", bir bütün halinde, tuvalet deliğinden gitti. Kan bitsin de öleyim diye bekliyorum. Bu arada, hiç ama hiç fiziksel acı duymadım. "Hayret, acı duymuyorum" dedim. Saate bakıyorum. Bir buçuk saat kadar geçti. Sonra bayılmışım. "Çığlıklar" (....), Hastane. Süreyya Yurdakul, ÜROLOG, kendi kanından vererek (0 RH+) ameliyata almış hemen. Sonra geldiğinde yanıma, "ölmek üzereydin" dedi. "Niye yaptın" diye sordu. "Ölmek için" dedim. Bir ayda bitmişti tedavi, ama üç ay kadar hastane. Sonra aynı gün, hem hastaneden taburcu, hem hapishaneden tahliye edildim. Hastanede ezme yoktu. Yemekler de güzeldi. Verdiğim kiloları aldım orda. Ama, taburcu ve tahliye sırasında, büyük korku yaşadım, tımarhaneye naklediliyorum sanarak. Çünkü misyon bilincim yitikti, Tanrısal bilinç var. İstanbul'da, evde, Demir'e Turgut'a müjdeledim tanrılığımı. Sert tepki. Anladım ki ömür boyu kimse bilmeyecek Tanrılığımı. Ama bu kadarı yetti onlara, "delirdiğimin kanıtı" olarak. MİT'çiler Demir'e Turgut'a (ve öteki kuzenlerime) "cinnet geçirdi, kesti, delirdi" dediler. Yaşlı kuşağa da (annem hariç) program da bu da vardı, size söylemedik, ağır gelir diye. Sonunda takacağız daha güzelini", dediler. Ama İstanbul'da bir süre sonra, tıpkı hapishanelerdeki gibi ezme tekrar başlayınca, Misyon bilinci geri geldi. Ama ikili durum. Dünya Sosyalist Devleti'nin başı olacağım, lâkin tanrılığımı kimse bilmeyecek. İzmir'e transfer. Bu kanaatim değişti. Mademki kaderimi Dünya'nın başı olmak üzere yazmışım, öyleyse tanrılığımın insanlar tarafından bilineceği zaman da gelecek. Ve düşünsel hazırlık yaptım, o zaman insanlara ne sunacağıma. 1988 ortalarına doğru, Tanrı değilmişim, Tanrı rolü oynayacakmışım deyince ikilik kalktı. Zaten misyon programını, Dörtlü Aile'yi Çiçekkentleri, kendimi essahtan tanrı sanarken bulmuştum. Sonra Tımarhaneler. İkinci tımarhane çıkışı, 1990 başı, Misyon bilinci gitti. 1992 sonuna kadar yitik. Ama ne kadar güzeldi, o yeni dünya tasarımı. 1992 ilkbaharında, " A World with Flower-Cities " kitabımı yazdım. Yurtdışında yayınlatmaya çalıştım. Başaramadım. İzmir'de 2.ci dalga ezme Haziran 1996'yı izleyen günlerde başladı. 1 Eylül 1996'da (girişimin 5.ci yıldönümünde) çıkışım oldu, Ümit Ticaret'ten, bu yüzden. Ama Haziran 1997'de tekrar döndüm, çaresizlikten. Dönünce de ezme bitti. Olsaydı fark ederdim. 27 Ekim 1998'de, 3.ncü dalga ezme başladı. Temmuz 1999'da, ikinci kez terkettim, Ümit Ticaret'i. Terkedince de ezme bitti. Olsaydı farkederdim. 17 Ağustos 1999 depreminden sonra, Mesrure teyzem geldi. O, annem ve ben turistik geziler yaptık. (Akademik tur). Sonra Mesrure teyze evine İstanbul'a döndü. 12 Kasım 1999 Düzce depremi oldu. O sırada turistik gezilerin devamı olarak Mesrure teyzem AKÇAKOCA'daymış. Depremin şiddetinden hemen evine dönmüş. İşin ilginci, öteki teyzem, Huriser teyzem de bizdeydi, o akşam, ve ben saat 19.00'a geliyor diye, televizyonlardan ATV'yi açtım. ALİ KIRCA  haberleri sunmaya başlamadan, stüdyo başladı sallanmaya. Gördük üçümüz de, canlı yayında, Düzce depreminin, İstanbul'da ATV stüdyosundaki sarsıntısını. O sırada bilmiyordum, Huriser teyzemin küçük kızı FATMA 'nınn bana eş olarak seçildiğini. Misyon-koyucu, iki teyzem, Ali Kırca, ve hatta Muazzez Ersoy, ve DEPREM'i kapsayan, Fatma ile ilgili bir işaret koymuş o akşam. AKÇAKOCA/ALİ KIRCA= KARI-KOCA. Huriser teyzen, Kaynanan. KAYNAŞLI'da yakalandı Muazzez Ersoy depreme, kara yolu ile, loto çekilişi için Ankara'ya giderken. Cumartesiydi. Loto çekilişi sırasında anlattı, depremin şiddetini. (Bir türkü: Çekemedim AKÇA kızın göçünü...") Ali Kırca, Sarp Kuray takımından. 1968'de, silah üzerine (törenle) yemin etmiştik, sözümona Havacı-Denizci devrimci birleşmesi. O da vardı orda mutlaka. FATMA'nın karım olduğuna dair bir işaret de Düzce depreminden iki ay kadar önce, KUŞADASI'nda gelmişti. MİT marifetiyle, ve de bile bile "boş" iş. Ama anısı önemli. Turistik gezilerin bir ikisinde Huriser teyze de vardı. Kuşadası'ndakinde de. Masada Mesrure teyze, annem ve ben. Akademik tur rehberi yaşlı kadın FERHAN hanım getirdi bana evlilik teklifini, dul ve bir (küçük kız) çocuklu öğretmen kadından. Mesrure teyzem hemen "OLMAZ" dedi. Bana da söyleyecek laf kalmadı. Tarih "dokuzlu", 19.09.1999 (Olmazdı Yılmaz, çünkü karın FATMA). Kuşadası olayını, Fatma için işaret kabul ettim, bu yazıyı yazarken, çünkü Depremde esas unsur iki teyze. Kuşadası'nda da iki teyze.  3 Ocak 2000 Sabriye  halam vefat etti. Cenazesine gittik annemle, Ankara'ya. 31 Mart 2000'de, İzmir'de ezme tekrar başladı. 4.cü dalga. (Halen devam etmekte.) MİT'çiler, Demir'e demişler ki: "Abine piyango çıktı. Dünya Sosyalist Devleti'ni kurma zamanı geldi. En uygun kişi abin. Ama önce affetmesi lazım, seni ve bizi." 31 Mart 2000'i izleyen günlerde, Demir Ankara'dan telefonla, dolaylı sözlerle bu müjdeyi verme telaşı ve heyecanı içindeydi. Bir iki ay sonra, Gül'le bize geldiklerinde de bu heyecan vardı, her ikisinde de. Ben yüz yüze kendilerine doğrudan veya dolaylı bir tepki vermedim, bu konuda. Ama ezme başlayınca, başlamıştım zaten (tekrar) yazmaya gazetelere, kahvelerde gemilerde. Yazdıklarımın Demir'lere de ulaştırılacağı düşüncesiyle. Misyonu ve işin esasını anlatarak, "kazın ayağı öyle değil, böyle" dercesine. Şu anda yazdıklarım da yilmazgurol.com için. HEPSİ BU KADAR. "Hepsi bu kadar mı" diye sormuştu, bir keresinde, genelev'de kadın. Başka bir kadın da (Birgül, İzmir Genelevi'nde) eliyle dokunarak " kökü burası " demişti. Meğer, BİRGÜN KÖKTEN KESİP ATMIŞ OLACAKSIN, demek istemiş. ATMIŞ olduğum gün, 25 Eylül 2007'de Radikal gazetesi 4000 .ci sayısını yayınladı. Çözüm: RADİKAL (Radical), yani türkçesiyle KÖKTEN. 4 lü Aile.

ALTI OK/ALTI YOK/ALTI YOL  Çanakkale'den, İstanbul'a döndükten "az sonra" soyduğum bankanın, DEMİRbank ALTIyol şubesinin Tabelası düştü. (Tabela, ingilzcesi Facia) ALTInda bir kadın öldü. Kuzen Turgut'un bile dikkatini çekti. "Bu senin banka değil mi" diye sormuştu. "Evet" diyebildim sadece. "Söyledim, inanmadınız. O Tanrı Ben. Evine Hoş Geldin mesajı" diyemedim. Turgut'cuğum, VİCDAN'la beraber hazır olun MOSKOVA'ya gitmeye, 5-yıldızlı yönetici komutan olarak, yönetimi devralmaya; Demir'le Gül'ün, Washington'da yönetimi devralmaları ardından. (19 Haziran 2012)

Ve şimdi, 11 Kasım 2012, bitirdim yilmazgurol.com'u aktarmayı.

*********************************************************

@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@

Şimdi, 20 Haziran 2012, 1-24 Eylül 2008 de yazdığım 92 sayfa "Felsefem" adlı kitabımı aktarmaya başlıyorum

----------------------------

F E L S E F E M

(60 yaşım biterken)

Eylül 2008

Sevgili Annemin Anısına

 

(1 Eylül'deki)

Bugün 2.ci Dünya Savaşı'nın "resmen" başlamasının yıldönümü (1939). 6 yıl  içinde, 20 milyonu Sovyet, 50 milyon kadar insan öldü, öldürüldü. Suçsuz  insanlar. Bu sebeple sonra, 1 Eylül, Dünya Barış Günü olarak kabul edildi.  1 Eylül 1976'da, Barış Günü'nde doğunca yeğenim, biz de BARIŞ koyduk  adını. İlk yeğenim. Hepsi toplam iki. İkincisi SEVGİ. 1986'da, Çanakkale'de,  hapishanede, 2.ci Dünya Savaşı'nın aslında, Proje gereği, Global Çete'nin işi olduğu kanaatine vardım.  Ve Barış kızın, doğum tarihinin de,misyon gereği ,Global Çete Merkezi (yani Misyon Koyucu) tarafından önceden kararlaştırıldığı kanaatine vardım, yine orda 1986 yılında. O zaman ben 38 yaşımdaydım. Bugün Barış 32 oldu. Kutlu Olsun.... Benim 61 olmama da 24 gün kaldı. (25 Eylül 2008)         Son 8 yıldır, hergün gazete yapraklarına vesaireye, misyonla ilgili yazdığım yazılara 17 Ağustos 2008 ardından 18 Ağustos'ta son verdim. Ama sonra, bu yazdıklarımdan "felsefi" olanlarını, hatırımda kaldığı kadarıyla toparlamak, ve toparlarken de mevcut felsefemi yazarak anlatmak ihtiyacını hissettim. Dolayısıyla bugünden, Barış'ın gününden başlıyarak, en geç benim günüme, 25 Eylül'e kadar, hergün sabahları, "ev" de, bir saat kadar yazmayaa karar verdim.        Bugün aynı zamanda Ramazan ayının ilk günü. Denk geldi, Barış gününe. (Şu anda düşündüm) Denk mi geldi. Yoksa (2008'de) denk gelsin diyemi kararlaştırıldı önceki 1 Eylüller.  En önemli bir tanesi, (baktım takvim yaprağının arkasında) yazıyor (gene): 1 Eylül 1923. Tokyo ve Yokohama da deprem. 300.000 ölü. Kanaatim denk gelmemiş, denk getirilmiş.        Aklımdaki Ramazanla ilgil yazacaklarım şunlardı, yazayım: İslam takviminde(ay takviminde, kameri takvimde) aylar mevsimlere uymaz. Dolayısıyla Ramazan ayı da, yazın ortasına veya kışın ortasına gelebilır. Gün doğumu ve batımı arasında tutulan oruç da ülkemizde mevsim kışsa 8 saat, mevsim yazsa 16 saat olabilir. İslam'ın doğum yeri Mekke, Ekvatora daha yakın olduğu için orada bu farklılık bu kadar büyük değildir, ama bizden de kuzeyde kutupa yakın ülkelerde, örneğin Norveç'te Güneşin doğuşu ve batışı esas alınarak, "oruç tutmak" imkansızdır. Yani, Bergen'de geçmez "ramazan imsakiyeleri". Evet bugün, 6 milyarlık Dünya Nüfusunun 1 milyar kadarlık müslüman bölümü için, Ramazanın ilk günü. Bu 1 milyar müslümanın çoğunluğu, bugünden başlayarak 30 gün oruç tutacaklar. Nüfus cüzdanımda, dinim İslam yazıyor ama ben oruç tutmayacağım tabi. Şeriatla yönetilen bir ülkede, örneğin Suudi Arabistan'da sıradan bir insan olsaydım, oruç tutmamam mümkün olabilirmiydi. Tabi ki hayır. "Müslüman olarak doğmuş"  bir insan olarak. Ama yine de Ramazan ayı içinde sokakta sakız çiğnemiyeceğim.        Annem dindardı. Silis köyünde, bizi (beni ve kardeşimi)  makasçının kızkardeşi Hamide ablaya "göndererek", Kuran'ı "okumayı" öğrettirdi. İlkokul zamanı. Yaşlarımız ben 9, kardeşim Demir 7 civarı. Arapça yazıdan, Arapça olarak okumayı öğrendik, ama Arapça bilmeden. Birkaç kez "hatim" ettik, Kuran'ı (hiç bir şey anlamadan tabi). O sıralarda söylediğimi hatırlıyorum. "Büyüyünce İslam dinini inceliyeceğim", diyordum. Bu sözler ilk kuşkunun sonucu söylenmişti.        Denizli Lisesi'nde (15 yaşım civarında) arkadaşım Halil Varol başka bir öğrenciyi göstererek, Allah'ın var olduğuna inanmıyor demişti. Bu beni çok etkiledi. Evet başka dinden insanlar, ve hatta dinsizler vardı dünyada, biliyordum ama, onlar bana uzaktaydılar. Bu ise yakınımda (ilişkim olmadığı) ama hep gördüğüm, benim gibi bir öğrenci. etkilendim tabiatiyle. Ama yetmez kanaat için. 16 yaşımda (Lise sonda) abone olduğum gazetenin ekte, Kuran'ın türkçe tercümesini verince, o yetti. Sorgulayarak dikkatlice okudum. Ve böylece "ateist" oldum. Bilinçli dinsiz. Tabi ki bu bilinç değişikiliğini sadece kendime saklayamazdım. Başta kardeşim olmak üzere, yakın akrabalarımı da "kendime uydurmaya" çalıştım. Kardeşim Demir, ve kuzenim Turgut'un, "erken zamanda" "ateist" olmaları, benden dolayıdır. Niye öncelikle akrabalar. Çünkü, insanların (tüm insanların) önünde önce onlar var, benim için. Ballıkuyu'daki evde, bir din tartışmasında, çaresiz kalan babamı ağlatmıştım. Yıl 1965. Yaşım 17 veya 18.

(2 Eylül'deki)

Kendidinimi kaynağındanKuran'dan sorgulamış, ve Kuran'ın "kelamullah"(yani Tanrı sözü) olmadığı, Muhammed'in sözü, sözleri olduğu kanaatine varmıştım. Böylece "dinsiz" olmuştum. Ayrıca tarih bilinciyle biliyordum ki, Kuran        değişmeden aynı kelimelerle gelmişti günümüze. Gelirken insanlar tarafından tahrifata uğramamıştı yani.Oysa, İncil'in çok çeşitli yazılmış biçimleri olduğu, ve bunlardan doğru olanını seçilmesi için, 400 yılı civarında, İznik'te bir dinsel kurulun toplandığını ve bu kurulun mevcut inciller arasında bir iki tanesinin gerçek incil olarak seçildiğini de biliyordum. Aynı durum Kuran için de olsaydı, işim daha zor olurdu.        Kuran'ı sorgulamam bana yetmişti. İslamı reddederken, tabiatıyla İslamın Tanrısını da red-etmiştim. Tanrısız (Ateist) olmuştum yani. Başka dinleri sorgulamaya, acaba benimki yanlış, belki onlarınki doğru demeye de gerek görmedim. Kabaca biliyordum, öteki dinleri de, Hristiyanlık, Musevilik, Budizm, Hinduizm, eski dinler vesaire. Tabiatiyle Tanrı (Tanrılar, Tanrıçalar) yoktur. "Allah yoktur" (La ilahe) kanaatindeydim. İslamın Tanrısını reddederken, Tanrı kavramını da reddetmiştim. Bilimdi "tek hakiki mürşit". Ama o zamanlar dahi, yani 17-18 yaşlarımda da, şunu da söylüyordum, Evren nasıl varolmuş, gibi sorular için. Ben bilmiyorum, sen biliyormusun. Evet biliyorum, Allah yarattı. Hayır arkadaş. Sen bir bilinmeyeni, başka bir bilinmeyenle açıklamaya çalışıyorsun. Sonra bir ömür boyu Ateist Felsefeyle yaşadım. Ateist Felsefeden "Bilinemezci" (Agnostik) Felsefeye geçişim yeni oldu. Yani yanlış hatırlamıyorsam bu son 8 yıl içinde, yani 50li yaşlarımda. O terimleri  (bilinemezcilik, agnostisizm) kullanıyorum, felsefemi tanımlamak için. Ama benim tanımladığım bir biçimde. Çok eskilerden hatırımda şöyle bir tanım: Agnostisizm: Ruh mu önce vardı Madde mi önce vardı, bilinemez. Materyalizm: Önce Madde vardı. Maddede ruh oluştu, insan ruhu. Ama büyük ruh yani Tanrı yok. İdealizm: Önce ruh vardı, büyük ruh, Tanrı. Maddeyi oyarattı. İnsana da ruh verdi. Bu tanımlar benim tanımım dışında. Mutlak nihai realiteyi asla bilemiyeceğiz (kesin) kanaatindayim. Nerden geldik, Nereye gidiyoruz. Ezel'i ve Ebed'i asla kavrayamıyacağız. Sonsuzluğu zaman ve mekan olarak kavrayamıyacağız. "Sonsuz" deyip (tanımlayıp) geçiyoruz.  Asla bilemiyeceğimiz başka konular da var. Örneğin, (dünya'da) hayat nasıl başladı. Cansız varlık nasıl canlı varlığa dönüştü. Uzağı görme yeteneğimiz, teleskoplarlr, ne kadar artarsa artsın, hep, ama hep, uzayda en uzakta görebileceğimiz uzay nesnelerinin, ötesinde de göremediğimiz nesnelerin var olma ihtimali hep geçerli olacak. Asla göremiyeceğiz uzayın "sonunu". Gelişmiş teleskoplarımızla, uzayda gördüğümüz nesnelerin, tümünün, (varsa, ki var, teleskop gücü artınca yenilerini görüyoruz) kaçta kaçı, yüzde biri mi, milyarda biri mi diye bir tahmin yapabilirmiyiz. Asla. Bu bilinemezlik ortamında, "her şeyi biliyormuş gibi" , Bu evrenin bir ) yaratıcısı yoktur, Tanrı yoktur (Tanrılar yoktur) diyebilir miyiz. Hayır. Ama Tanrı vardır da diyemiyoruz. İnsanların Tanrı (Tanrılar, Tanrıçalar) kavramına nasıl ulaştığını biliyoruz çünkü.        Çok değil, yakın geçmişte, insanlar ne sanıyorlardı. Altımız yer (toprak), üstümüz Gök. Gökte Güneş ve Ay var ışık saçan. Ve geceleri Yıldızlar. Gökte süs. Sonra ne öğrendik, bilim vasıtasıyla. Altımız yer değilmiş. Dünyamız bir büyük yuvarlak kütleymiş, üstelik boşlukta (uzayda) duruyormuş. Durmuyormuş, hem kendi ekseni etrafında dönüyor, hem öteki 8 gezegenle birlikte, Güneşin etrafında dönüyormuş, dolanıyormuş. Ay da bizim  (Dünya'nın) etrafında dolanıyormuş. Dünya'nın uydusuymuş. Dahası da var: Dünya ve öteki Gezegenler aslında ateş topu olarak Güneşten kopmuşlar, ama "çekim" dolayısıyla uzaklaşamamışlar, uydu olmuşlar Güneşe. Zamanla, Dünya soğumuş, "kabuk" bağlamış, Toprak, su, hava oluşmuş. Ama hala içi Güneşinki gibi. Mağma. Ateş topu. Ay da dünyadan kopmuş. Uydu olmuş Dünyaya. Bunlar kesin (bilimsel) kanaatler.         Bu Astronomik bilgiye ulaşmadan önce, mevcut dinlerin "yaratılış" a ait farklı anlatımları vardı, muhakkak. Şimdi biz Tanrı kavramını kabul edersek, eskilerin yaratılış anlatımlarını (kesin olarak) kabul edemiyeceğimize göre, yeni yaratılış anlatımına, mutlaka, güneşten kopma işini eklememiz gerekli. Tanrı Güneşten kopardı Gezegenleri. Peki öncesi. Ve hatta sonrası. Gene belirsiz. Mevcut Astronomik bilimsel bilgi, gezegenlerin güneşten kopmuş olması. Güneşin de aslında bir Yıldız olduğu, ve öteki yıldızların bazılarında da gezegenler olduğu gerçeği bizi bir varsayıma götürüyor. Uzaydaki nesneler aslında "bir" kütlenin patlamasıyla oluştu. (Big Bang teorisi). Kabul edelim ki doğru. Peki bu tek kütlenin "evveliyatı" ne. Ve neden patladı. Bunu kavramamaız asla mümkün değil. Burada gene tosluyoruz Bilinemezliğe. Tanrı kavramını kabul edersek, bu durumda şöyle bir yaratılış anlatımı gerekecek. Tanrı o ilk kütleyi yarattı, ve patlattı. Ondan sonrası "malum". 

Evet, Misyon-Koyucu, 1 Eylül'leri (Start'tan önceki son) 2008'deki Ramazan Ayının ilk gününden almış. Kanıt, dünkü Yeni Çağ gazetesinin "Günün Tarihi" nde. raMAZan yılMAZ / MAZhar Osman Usman (Dr.-Bakırköy Ruh Hastanesi kurucusu) 1951, 1 Eylül'de vefat  / 1951, 1 Eylül'de LİBYA bağımsızlığını ilan etti. (LİB-YA  AY-BİL) / 1969, 1 Eylül'de  Muammer Kaddafi, Libya'da askeri darbe ile Kral İDRİS'i devirdi. O gün Kral İdris Bursa'daydı. (Kaplıca).  bURsa. (İDRİS:DİRİS..) muammER kaddAFi  (GAD dafi)  Libya Akdeniz ülkesi (AF-rica'da). Barış kız AKDENİZ anemisi. / 1 Eylül doğumlular: 1956 Alev Kaftancı (kuzen), 1976 Barış Gürol (yeğen), Yaşar Büyükanıt (önceki Gnl.Kurm.Bşk.Org.), Aliekber VAGİT (Rus petROL milyarderi).

(3 Eylül'deki)

Angut kuşunun eşi ölünce bir süre başında yas tutarmış. (beklermiş belliki üzüntüyle). Sonra çaresiz bırakır gidermiş tabi. Ama geri kalan ömründe başka eş aramazmış. (ölen eşine olan sevgisinden, ve üzüntüsünden olsa gerek.) Sevilenin ölümü insanı da üzer. Ağlar insan, sevilenin ölümü ardından. "İlk insanlar" için de geçerliydi bu. Angut kuşu ölümü gördü. Acıyı hissetti. Ama o kadar. Ölüm ne, Hayat ne, Ölüm sonrası ne, diye düşünmedi, düşünemedi.        İnsan, "insan olurken", bunu düşündü. Sevilenin öldüğü anı ve olayı gördü, gözledi. Son nefesini verdi bir daha (nefes) almadı. NEFES GİDERKEN, CANLILIK DA BİTTİ, CAN GİTTİ. Can "çıktı". Demek ki Can, Nefes gibi, Hava gibi görünmez bir şey."Ruh" dedi buna. İnsanlık, insanlar Ruh'u böyle buldu. Ruh ve Beden kavramlarını ayırdı. Ruhu ölümsüzleştirdi. Akıl yoluyla hepsi. İyi insan, kötü insan olduğu gibi, iyi ruh, kötü ruh ayrımı da yaptı sonra. İyi rıuhların, yaşayanlara iyilik, kötü ruhların yaşayanlara kötülük "yaptıklarını" da buldu. Kötü ruhların şerrinden kurtulmak, iyi ruhların hayrını sağlamak için "yöntemler" buldu.        Din, böyle ortaya çıktı, insanlık tarihinde. Din işlerinde "ehliyetli" insanlar ortaya çıktı, toplumda, topluluklarda. Yalnız insanlarda mı ruh. Besbelli hayvanlarda da var.  O aslanda, kaplanda da... Ya peki o dağ niye ateş püskürüyor arasıra, ve öldürüyor insanlardan bazılarını. Öyleyse, onda da bir ruh var. Pele adını vermişler, Hawaii yerlileri, Volkan Tanrıçasına. Ruhlardan, Tanrılara Tanrıçalara ulaştı insanlık. İnsan ruhlarının erkek yada dişi olabildikleri gibi, büyük ruhların da dişi yada erkek olduklarını böylece bildi. Doğal felaketleri, hastalıkları, kötülükleri kötü ruhlara, şeytana ve hatta insanlara ceza olsun diye yapılmış kabul edilerek Tanrılara Tanrıçalara bağladı insanlık. Yıldırım çarptı, öldü. Tanrı cezalandırdı. Volkan Tanrıçasının gazabından kurtulmak için, çok kişinin ölmesini önlemek için, dua ile volkan Tanrıçasına yalvararak içlerinden bazılarını "kurban" ettiler ona. Değişik topluluklarda, birbirinden farklı, çok değişik nitelikte, büyüklü küçüklü "tanrısal" nitelikli varlıklar ortaya çıktı.  Çok tanrılık şartlarında, mecburen biri "en büyük" kabul edildi, bazı topluluklarda. Örneğin Eski Yunan'da baş tanrı ZEUS, eski Araplar'da baş tanrı ELLAH. Ama Ellah'ın kızları da var, ELlat ELmenat ELuzza. Ayrıca her kabilenin kendine öxgü bir tanrısı da var. Muhammed ne dedi. ELlah vardı, ona inanın, demedi. ELlah'tan başka tanrı yoktur, dedi, ve ekledi "Ben de onun elçisiyim, bana itaat edin." Yunan tanrılarında da vardı, evlenmek, "çoluk çocuk sahibi" olmak. Hatta insanlardan bile çocukları olabilirdi. Herkül, Zeus'un insanlardan olma oğluydu. Yunan tanrılarının tanrıçalarının hepsinin görevleri işleri farklıydı. Poseidon, deniz ve deprem tanrısı, örneğin. İnsan aklı bazı yörelerde, çok tanrıdan tek tanrıya yöneldi. Bunlardan biri de, Ortadoğu kökenli, 5000 yıllık Musevilik. Tam bilmiyorum ama mutlaka o dinde de çok tanrıcılığın izleri vardır. Bizim İslam'da bile var. Allah can almayı Azrail'e yaptırır. Bir melek, bir büyük ruh. İnsanlık tarihinde, dinler tamamen kendiliğinden, akıl yoluyla ortaya çıktılar, farklı farklı biçimlerde. Ama ortaya çıktıktan sonra, din adamları tarafından kişisel çıkarları için "kullanılmaya" da başlandı. işe "sahtekarlık" da karıştı yani. Bu giderek toplumları yönetenler düzeyine çıktı. Egemenliği sürdürebilmek için, dini kullanmak, "esas" haline geldi. Bu durumdaki yöneticiler artık aslında "kullandıkları" dinin gerektirdiği inançlardan da tamamen uzaklaşmış durumdaydılar, tabi. Halk bilmiyordu ama onlar artık kavramışlardı, Fırtınanın "Gök-Tanrı'nın işi" olmadığını.        Mısır Firavunları, kendilerini Tanrı soyundan gelmiş, yarı-tanrı ilan etmekten çekinmediler. Günümüzde hala çok etkili, çok tanrılı din, Hinduizm. 1milyar kadar insanın ddini. En büyük tanrıları, Brahma, Vişnu, Şiva. Hepsinin işi ayrı. Vişnu arasıra, "insan kılığında" yeryüzüne iner, insanlara "iyilik" yapmak için. Vişnu olduğunu da bilir insanlar, o insanın, ve ona göre davranırlar. Hinduizm'de (ölümsüz olan) insan ruhunun, çeşitli defalar, farklı insan bedenlerinde ortaya çıkmaları (Reenkarnasyon) inancı da vardır. "Hatırlamıyorum ama, acaba önceki hayatımda ne idim" diye sormak çok normaldir, Hindu inancına göre. Akla aykırı mı. Ruhun varlığını kabul etmişsin, ölümsüzlüğünü kabul etmişsin. Bedenden çıktığını kabul etmişsin, öyleyse bedene girdiğini de kabul edeceksin. Ve bu niye sadece bir defa olsun. Çeşitli defalar da olabilir. Ruhun varlığı kadar normal, ruhun tekrar tekrar bedenleşmesi. Bunun için BUDA, yaşadığı toplumun dini Hinduizmin tanrılarını reddedip, "tanrısı olmayan" bir "din" kurarken, hatırına bile gelmemiş, Reenkarnasyon'dan kuşku duyup sorgulamak. Sorgulamış ama "niye" diye. Ve bulmuş sonunda, "mükemmel ruh durumu" NİRVANA niteliğine, ruhun ulaşabilmesi için, tekrar tekrar bedenleşiyor ruh, önce hatta böcek ruhu, sırasıyla yükselerek insan ruhu... Amaç Nirvana niteliği. Hiç acı hissetmeyen beden. Nirvana niteliğini kazanmış ruh sayesinde.  2500 yıl kadar önce, BUDA Hindistan'da. Şimdi 1 milyar kadar insan kendisine Budist diyor. Ne kadarı tam olarak Buda'nın öğütlerine uyuyor, belli değil. Vietnam savaşı sırasında, "protesto" için, kendisini yakan Budist rahipleri görmüştük. Yanıp bitinceye kadar, kımıldamadan (acıya direnerek) acı duymadan dimdik durdular. Buda iyi niyetliydi, ama öğretisi "negatif". Acıdan uzak durmak için, zevklerden, nimetlerden, ve hatta sevgiden bile uzak durmak. Dünyamızdaki mevcut Budizm, çeşitli ülkelerde, başka dinlerin de etkisine girmiş durumda biraz.        Ama aynı yıllarda, yani 2500 yıl kadar önce, Çin'de Konfüçyüs'ün kurduğu "din", bir başka. (okuduğum kadarıyla) Tanrı kavramı yoktur, Konfüçyüsçülük'te diye bir söz hatırlamıyorum, ama anlaşılan o da "tanrısız" bir din. Ruhun varlığını kabul ediyor, ama ölümsüzlüğünü reddediyor. Beden ölürken ruh da ölüyor. Ansiklopedi deyimiyle "materyalist" bir din. Din yerine felsefi öğreti demek daha doğru ama, 500 milyon kadar kişi (bugün) dinim Konfüçyüsçülük dyor. Öyleyse din. İşin ilginç yanı Konfüçyüsçülük'de de, amaç mükemmel ruh durumuna ulaşmak. JUNZİ niteliği kazandırmak ruha. Ama yaşarken. Esas olan Sevgi. Aile'sinden başlayarak,topluma doğru insanları sevmek. Yaşlıya saygı. Erdemli, bilgili, iyi insan olmak. Konfüçyüs hem iyi niyetli, hem öğretisi "pozitif".       Japonya var ilginç. Ulusal dinleri Şintoizm. İrili ufaklı binlerce tanrı, tanrıça var. En büyükleri Güneş Tanrıçası AMATERASU. Tabi ki köken çok eski. Ama süreç içinde, Japon imparatorluğu sülalesinin, Amaterasu'nun soyundan olduğu inancı da eklenmiş, dolayısıyla imparatorlar insan ama, aslında yarı-tanrı. Ona da ibadet ediyorlar. Ölülere de ibadet ediyorlar. Müslümanların Allah'a ibadet ettikleri gibi. Ve imparatorlar, bana ibadet etmeyin, ben de sizin gibi insanım, demiyorlar. !945'e kadar durum böyle. 1945'de General Mc.Arthur, teslim alınca Japonya'yı, halkın imparatora ve ölülere ibadetini yasakladı. İmparator'un tanrısal niteliklerini iptal etti. İmparator (Hiro Hito) da buna ses çıkarmadı. Ve "devlet dini" olan Şintoizm, "tapınak dini" biçimine dönüştürüldü. Bugün 100 milyon Japon'un dini Şintoizm. Ama Budizm de karışmış biraz. Yine Güneş Tanrıçası en büyük. Öyle anlaşılıyorki, bugün Şintoizm, evet, din Japonlar için, ama gelenek görenek özelliğine dönüşmüş kültürün bir parçası haline gelmiş aslında.

(4 Eylül'deki)

Budizm'de Tanrı yok ki "Tanrı Korkusu" olsun. Ama başka bir korku var: Yaşarken acı (:pain) çekmek korkusu. Dolayısıyla gerçek Budist, mümkün olduğu kadar çabuk, tüm acılardan kurtulmayı, mükemmel ruh durumu, Nirvana niteliği kazanmayı amaçlar, yaşarken. Çünkü bilir, bunu beceremezse, öldükten sonra, ruhu yeniden bedenleşecek, yeni hayatında yine acı çekecektir. Nimetlerden, zevklerden, ve hatta sevgiden uzak durmak. "Bir lokma, bir hırka", yalın ayak, başı kabak" yaşamak şarttır. Böcekler, (sivrisinekler dahil) öldürülmez. Çünkü önceki hayatlarda belki kendisi de böcekti. Acı "yaşarken" (hayatta iken) vardır yani, Budizm'de. Hinduizm'de de durum böyledir. Ama, hayatta iken yaşanılan acılar, ve hazlar, Tanrıların yaptıkları işlerdendir.Bu yüzden tanrılara dua ederler, ibadet ederler, kendilerini cezalandırmamaları için, ve ödüllendirilmeleri için. "Hayır ve Şer" tanrılardandır çünkü. Özellikle cezalandırıcı tanrı, ŞİVA'dır. VİŞNU iyilik tanrısıdır. Vişnu arasıra, insan kılığında yeryüzüne iner, insanlara iyilik yapmak için. Birkaç ay önce Nepal Krallığı sona erdirildi. Nepallilerin çoğunluğu, krallarını hep Vişnu tanrı olarak kabul ettiler. Kral da hiçbir zaman, Hayır ben de sizin gibi bir insanım demedi, halkına, Nepal'de.       Ortadoğu kökenli, birbirinin devamı üç büyük din MUSEViLİK, HRİSTİYANLIK ve İSLAM'da, insanın ikinci bir hayatı yoktur. Ama öldükten sonra, Tanrı'nın insana "hesap sorması" vardır. Hayatta iken işlediği günahlara karşılık Cehennem, sevaplara karşılık Cennet vardır. Cehennem'de ateşte yanmak var. "Cehennem azabı". Bu dinlerde dindarlığın asıl nedeni Cehennem Korkusudur. Cennet hayali de didarlığa katkı sağlar. Dolayısıyla bu dinlerin dindarları, yaşarken din kurallarına uygun yaşamaya çalışırlar. Koyu dindar (Musevi) Yahudilerin erkeklerinin kulaklarını yanında, sap gibi bir miktar saç uzatmalarının sebebi, öldükten sonra Melek, o sap gibi saçlarından (kolaylıkla) tutup, Cennete atsın diyedir. Nüfus olarak Musevilik, bugün (yok kabul edilecek kadar) azdır. 10-15 milyon. (İsrail'dekiler ve ötekiler). Dinin büyüklüğü, onun devamı dinlerden ötürüdür. Hristiyanlık 2 Milyar, İslam 1 Milyar.         Ben 17 yaşımda, sorgulayarak Kuran'ı okuyup, Kuran'ın Tanrı sözü değil de Muhammed'in sözü, sözleri olduğu kanaatine vardığımda, problem bitmişti. Muhammed, kendis için bir din kurmuştu. Onun gibileri vardı, başaramayanlar. O başarmıştı. Tabi ki yakın çevresi biliyordu, işin aslını, ve bu gerçek günümüze kadar gelmişti, gizli olarak, din ve siyaset işlerinin "tepelerindeki" insanlara. Tabi, ben hemen, Muhammed'den önceki İSA ve MUSA konusunu da aynen değerlendirmiştim. İsa'nın meşhur "çarmıha gerilme işi" var. Roma'ya ters düşmüşte ondan. Musa ile ilgil fazla bilgim yok. Firavun'dan kaçarken Kızıldeniz'in yarılarak ikiye ayrılması, ve yol açması "efsanesi" var tabi. En güzel efsaneler, Yunan Mitolojisinde. Bu üç dinde, hayat sonrası Cennet ve Cehennem konusuna ek olarak, hayatta iken de Tanrı tarafından cezalandırılmak veya ödüllendirilmek konusu da vardır (tabiatiyle). Dualar ibadetler, bu açıdan da esastır. "Hayrı hi ve Şerrı hi minallahü teala". Tabi ki 17 yaşımdan başlayarak, ben bu 3 dinin de bir siyaset aracı olarak, ötedenberi kullanılageldiğini de bilyordum, hep. Tarih'i  yapanlar, tepedekiler, dini egemenlik aracı olarak kullanmışlardı, hep. Ortaçağ papalığının yaptıkları malum. Papa 2. Jean Paul, essahtan dindar olsaydı, kurşunlatırmıydı kendini, "bizim" Mehmet Ali Ağca'ya. Ağca essahtan "Mesih" olsaydı, kurşunlarmıydı Papa'yı. Politik amaçlı istihbarat işiydi, besbelli (iki  oyuncusu ile).        İsa, Hristiyanlığı kurmuş, ama ROMA ile ters düşmüş, ve çarmıha gerilmişti. Sonra Roma, Hristiyanlığa karşı mücadele etmiş (Hristiyanları aslanlara yedirmiş) ama engel olamayınca, mecburen kendi dini olarak kabul edip, (inanmadığı halde) kullanmaya başlamış, Hristiyanlığı. Aşağı yukarı böyleydi, kanaatim yıllarca. Bu son zamanlar da (Ansiklopediden) ek (tarihsel) bilgi edinince "buldum" Hristiyanlığın aslında Roma'nın işi olduğunu. İki temel bilgi yetti. Birincisi, SEZAR'ın imparatorluğundaki çeşitli halkların dinlerini de bizzat inceleyip not tuttuğunu (savaş için, ziyaret için gittiğinde). Mısır'a gidişinde, Yahudilerin Musevilik dinini de incelediğini öğrenmem. İkincisi İsa'nın 12 Havarisinden birinin PETRUS'un, "mesaisini" Filistin ve çevresinde değilde, İmparatorluğun merkezi Roma şehrinde yapmış olması, Roma şehrindeki ilk Hristiyanların, toplumun tepesindeki "Aristokratlar" olması bilgisi. Aziz Petrus, nasıl, ne zaman öldüğü belli değilmiş (sözde). 1.ci Papa kabul ediliyor.        Durum şuydu yani:  Roma imparatorluğu, Akdenizi çevreleyen topluluklarda Egemen'di. Para Birliği sağlamıştı. Ama din birliği yoktu. Çeşitli halkların çeşitli dinleri vardı. Roma'nın Resmi Dini, eski yunan dininin bir versiyonuydu. Zeus yerine Jupiter, Ares yerine Mars, Afrodit yerine Venüs. Ve bu dini artık, egemenlik aracı olarak kullanmak imkanı kalmamıştı. İmparatorluk topraklarında yaşayan halklardan bir tanesinin, Yahudilerin dini çok ilginçti. Hem "Bir" tanrıya inanıyorlar, hem de zaman gelince, dünyaya bir kurtarıcı, yani Mesih geleceğine inanıyorlardı. Sezar fırsatı gördü. Mesih'i getirmek gerekiyordu, (imparatorluk için)  yeni bir din olarak. Ve Proje'yi başlattı. 300 yıl kadar sürdü, Hristiyanlığın, Roma imparatorluğunun resmi dini olması. İmparator Konstantin'in, başkenti, Roma'dan İstanbul'a taşıması, Konstantinopolis'te (İstanbul'da)  bizzat Hristiyanlığı kabul etmesine kadar. Az sonra, Doğu'da Batı'da 2 ayrı din merkezinin olması ihtiyacından, ikiye böldüler Hristiyanlığı (Katolik-Ortodoks). Biri Roma'da, biri İstanbul'da (Papa ve Patrik). Karşılıklı birbirlerini "dinsiz" ilan ettiler (Aforoz diyorlar işleme). 1000 yıl kadar öyle kaldılar. Sonraki yeni mezhepler de gene ihtiyaçtan yaratıldı. 1517'de, Martin Luther, papalığın, para karşılığı Günahları affetme uygulaması, Endülüjans'a karşı çıkması (bahanesiyle) Aforoz edildi. Ve Protestanlık doğdu. 1517'de, Osmanlı imparatoru Yavua Sultan Selim, Mısır'a giderek ("savaşla" tabi) Halifeliği devraldı. Ve İslamın merkezi İstanbul oldu. Türkler. Osmanlı İmparatorluğu, İslamın merkezi. Yani Avrupa'da Protestanlığın ortaya çıkarılışı ile, Doğu'da İslamın merkezinin İstanbul'a taşınması olayı birbiriyle bağıntılı olarak gerçekleştirildi. Tek projenin iki ayağı. Son islam halifesi Abdülmecit efendi. Osmanlı hanedanında Veliaht prensdi. Mustafa Kemal, Saltanat'ı kaldırınca, ((İslam Dünyası "halifesiz kalmasın diye") veliaht prensi, Halife ilan etti. Vahdettin, yurtdışında, Evet ben "kaçtım" ama hala halifeyim, demedi. Abdülmecit de kabul etti halifeliği. Bir süre de böyle idare ettikten sonra, Mustafa Kemal Halifeliği (Hilafeti) de kaldırdı. İptal etti. Abdülmecit Efendi de, Hayır benim halifeliğim devam ediyor, demediği için, İslam alemi, "başsız" (halifesiz) kaldı. (Halife: Peygamberin vekili) 

(5 Eylül'deki)

(Salihli'nin "Kurtuluş" Yıldönümü)        Hristiyanlara göre, İsa, Tanrı'nın kendisidir. İnsan kılığında yeryüzüne inmiştir. Bazen "Tanrı'nın oğlu" da diyorlar. Çünkü "babasız" doğdu, bakire Meryem'den. Biraz kafaları karışık yani. Ama kesinlikle Tanrı'nın peygamberi, yani elçisi değildir. Oysa, müslümanlara göre, İsa, peygamberdi, peygamberlerden biri. Sonuncusu da Muhammed'dir. Sonuncudan kasıt, başka peygamber gelmeyeceğidir. Musevilerden, İsa'nın, kendi dinlerinin Mesih olarak geleceğini müjdelediği kişi olduğuna inananlar, eski dinlerini bırakıp yeni dine dönmüşlerdir, tarih boyunca. İnanmayanlar Musevi olarak kalmışlardır. Yani Museviler, Hristiyanlığın gerçek din olduğuna, ve İsa'nın doğru söylediğine inanmazlar. Tabi, Müslümanlığa (İslam'a) ve Muhammed'e de inanmazlar. Hristiyanlar tabiatiyle, Museviliğin gerçek din olduğuna inanırlar ama, Hristiyanlık gelince, Musevilik "batıl" oldu derler. Ve d, Muhammed'in doğru söylediğine, ve İslam'ın gerçek din olduğuna inanmazlar. İnansalar, islama dönmeleri gerekirdi. Müslümanlar, hem Museviliğin, hem Hristiyanlığın "hak" dini ("Semavi" din) olduğuna inanırlar. Hem Musa, sonra da hem İsa, Tanrı'nın (Allah'ın) peygamberleridir. Ama İslam gelince, batıl olmuşlardır, bu dinler. İnananları İslam'a dönmek zorundadırlar. Tabiatiyle, bu üç dine göre, öteki dinler, Hinduizm, Budizm, Şintoizm vesairenin "hak dini" olmalarının uzaktan yakından hiçbir ilgileri yoktur. "Putperestlik" vesairedir.        Hristiyanlık inancına göre, Tanrı İsa, "ahir zamanda" gene, insan kılığında yeryüzüne inecek ve "adil düzeni" kuracaktır. (SONG: yeah yeah God was one of us). İsa ile Vişnu benzerliğine dikkat. İsa ile Herkül benzerliğine dikkat.        Ben !7 yaşımda, Muhammed'i kavrayınca, İsa da onun gibi olmalı, dedim, ve uzun yıllar bu kanaatle yaşadım ama, bu yıllar içinde İsa konusunda, dikkat çekici özellikleri de göz önünde tuttum. Yaşayıp yaşamadığı konusunda bile söylenti vardı, bir. Dini ilan ettikten sonra hemen öldürülmüş, ama dini yokolmammış, tam tersine gelişmiş, daha sonra da Roma'nın dini olmuştu. Hristiyanlık tarihi de malumdu. Yani kuşku için işaretler vardı ama, kanaat için yetmezdi bunlar. Son zamanlarda, ansiklopediden arayıp bulduğum  ek (tarihsel) bilgiler yetti bana, İsa'yı doğru olarak kavramama. SEZAR'ın SIRRI'ydı yani Hristiyanlık. Bu aşamadan sonra, gözlerimi tekrar Muhammed'e çevirdim. Essahtan kendi başına mı becermişti, İslamı. YOksa İslam da, "politik bir ihtiyaçtan" dolayı mı ortaya çıkmıştı, Hristiyanlık gibi. Bu merakla karıştırdım, (elimdeki) ansiklopediyi. Ve buldum. Evet, SASANİLER. Muhammedin yıllarına yakın bir zamanda, Bizans İmparatoru Jüstinyen , o zamana kadar bir hayli dağılmış olan imparatorluğu, (yani, Roma İmparatorluğundan kalanı) toparlamış, İtalya'yı İspanya'nın bir bölümünü Kuzey Afrika'yı tekrar imparatorluğa katmış, Anadolu'da Ortadoğu'da durumunu sağlamlaştırmış, ve imparatorluk yeniden hemen hemen Akdeniz'i tamamen çevreleyen hale gelmişti. Ama Doğu'da Sasaniler(İranlılar) belaydı. Mecburiyetten onlarla "müebbet barış" antlaşması yapmıştı, ama Hazine'nin "yarısını" (!) onlara (yıllık) HARAÇ olarak vermek şartıyla. Baktım Harita'ya, Jüstinyen İmparatorluğunun. Sınırları dışındaydı Arabistan Yarımadası. Tabi İran'daki gibi bir devlet de yok orda. Araplar dağınık kabileler halinde yaşıyorlar. Jüstinyen bunu gördü: Arapları birleştirip, Sasanilere karşı kullanmayı. Ama nasıl? Zaten biliyor, Sezar'ın Sırrı'nı, bizzat kullanmakta Hristiyanlık dinini. Onun gibi bir çözüm gerekli. Arapları Hristiyanlaştırıp, sasanilere karşı kullanmak dikkat çeker, uymaz. Öyleyse yeni bir din Araplara. O yeni din çerçevesinde birleştirilip, Sasanilere karşı (Doğu sınırlarının güvence altında tutulabilmesi için) kullanılması. Sasaniler bilmeyecek gerçeği, ama yeni dinin Arap devleti, Bizans'ın (gizli) müttefiki olacak.  JÜSTİNYEN'in SIRRI'nı böyle buldum. Ve herşey yerli yerine oturdu.         Mekke doğumlu Muhammed, küçükken yetim kalmış, akcasının deve kervanlarıyla Kuzeye (Bizans toprakları Suriye'ye), Güney'e (Yemen'e) gidip gelmekteydi. O sırada dikkat çekmiş, uygun kişi olarak seçilmiş olmalı. Daha sonra Mekke'nin zengin dul kadını Hatice'nin deve kervanlarında çalışmaya başlamış. Yine aynı güzergahlarda, Bizans ülkesine) gidip gelmiş. Kanaatimce, Bizans meseleyi önce Hatice'ye açmış. Muhammed'in Haticenin kervanında çalışmasını sağlamış. Yani Hatice önce işe almış Muhammed'i sonra da onunla evlenmiş, kendisine koca yapmış. Muhammed 25, Hatice 40 yaşında, o sırada. Ve evlilik olayı ile birlikte mesele Muhammed'e açılmış olduğu kanaatindeyim. Ondan sonra, Hazırlık dönemi. 40 yaşında iken Muhammed, peygamberliğini ilan ediyor. Bizzat islam kaynaklarına göre şöyle anlatılıyor olay. Muhammed'e "vahiy" geliyor. Bazı sözler, düşünceler. Önce, bunu gidip Hatice'ye söylüyor. Hatice de diyor ki "Tanıdığım" bir Hristiyan keşiş var, Mekke'de, gidip ona soralım, nedir bu, diye. Gidiyorlar. Keşiş diyor ki, Bu sana gelen sözler, vahiy, Tanrı'dan geldi. Tanrı'nın elçisisin sen. Böyle başlıyor, İslam. O sırada, Arap dininin Hristiyanlıkla, Musevilikle ilgisi yok. Yakınlarda Hristiyanların da, Musevilerin de olmasına rağmen. Her kabilenin kendisine özgü bir tanrısı var. Ama bütün tanrıların  en büyüğü  el Lah. El lah'ın kızları var, el Lat, el Menat, el Uzza. El lah'ın evi (Beytullah) Kabe'de, gerek kabilelerin tanrılarının, gerek el Lah'ın ve kızlarının simgeleri (tahta vesaireden yapılmış putları) var. (Tıpkı Hristiyanlardaki, İsa'nın çarmıha gerildiğini simgeleyen resimler gibi.) (Hristiyanlar, o resimlerin önünde dua ederken, resimlerin kendisine mi tapıyorlar, hayır, İsa'ya.) Araplar da o putların kendisine değil de temsil ettikleri tanrılara, ve özellikle de baş-tanrı el Lah'a tapıyorlardı. Şimdi söylenen Bismillah yerine, Bismeketullah derlerdi, bir işe başlarken. Ve her yıl belli bir zamanda, el Lah'ın evini ziyaret edrlerdi. Buna Hac derlerdi. Kendilerine özgü namazları bile vardı.       (Proje gereği) Muhammed onlara ne dedi. Ellah'tan başka tanrı yok, ve böylece, Hristiyanlık gibi, Tek tanrılık sundu, Araplara. Ve ekledi. Ben de onun elçisiyim, peygamberiyim. Bana itaat edin. Bununla da kalmadı. Arapların dinini "putperestlik" olarak tanımlarken, Hristiyanlığı ve Museviliği "Hak Dinler" olarak tanımladı. Onların inananlarına "ehli Kitap" ünvanını verdi. Musa da peygamberdi, kitabı Tevrat. İsa da peygamberdi, kitabı İncil. Yani Muhammed, mevcut Arap dini ile Musevilik ve onun devamı Hristiyanlığı birleştirerek, yeni bir din kurmuştur. Tabi (proje gereği) İsa'nın, tanrının kendisi, ya da oğlu olduğunu reddetmek suretiyle. Kuran'da Hristiyan keşişlerine büyük övgüler var. Kuran'da bir yerde şöyle bir ayet de var: "Rum yenildi, ama gene yenecek". Rum'dan kasıt Bizans. Kime yenildi, (herhalde İranlılara). Bu ayet, bu sözler, aslında Bizans'a (gizli) bağlılığın eseri. 40 yaşından ölümüne kadar, 65 yaşına kadar, Kuran ayetleri (sureler) gelmeye devam etti, değişen şartlara uygun olarak. Ölümünden sonra, üçüncü halife Osman tarafından, dağınık olan bu yazılı sayfalar, derlendi, istenilen bir sıraya konuldu. Tek bir kitap halinde toplandı. Ve Kuran olarak, bugüne kadar "değişmeden" geldi.

(6 Eylül'deki)

Muhammed işte böyle İslam devletini kurdu, ve ilk "başı" oldu. Başlangıçta "kaçmak zorund akaldığı", Mekke'yi de (savaşsız) teslim aldı, sonunda. Mekke'yi ele geçirdikten bir süre sonra da, eski Arap dininde kalmaya devam eden Mekkelilere dört ay süre tanıdı. Bu dört ay dolduğunda hala müslüman olmamış Mekkeli Arapların "bulunduğunda" öldürüleceklerini ilan etti. Bunlar Kuran'da yazılı. (Hani, dinde "baskı" yoktu). Muhammed'den sonra Halifeler döneminde, Arap yarımadasında, Arap birliği tamamlandı. Suriye dahi artık, gizli müttefik Bizans'ın değil, İslam devletinin bir vilayetiydi. 4.cü halife Ali zamanında, kişisel politik kavga nedeniyle, Suriye (Şam) valisi Muaviye , devlete (Halife Ali'ye) isyan etti. Mecburen Devlet Başkanı Ali, ordusunu Vilayet Başkanı (Vali) Muaviye'nin üzerine gönderdi. Vali ordusunun yenilgisini önlemek için, askerlerinin mızraklarına Kuran sayfaları astırdı. SIFFİN olayı. Devletin askerleri bu yüzden, dini inançları dolayısıyla, asi valinin askerlerine saldırmaktan korktular. Ve Muaviye ordusu ve kendisi böylece kurtulmuş oldu, cezalandırılmaktan. Muaviye biliyordu, Jüstinyen sırrını, yani dinsizdi. Ama askerleri bilmiyordu. Kullandı İslamı apaçık, hem de islam devletine karşı. Ali de çaresiz kaldı. o da biliyordu Jüstinyen'in sırrını, oda dinsizdi, ama söyleyemezdi bunu askerlerine, çünkü askerleri inançlıydı, inançlı kalmalıydılar. 4.cü halife Ali'nin ölümü (öldürülmesi) ardından, Muaviye Halifeliğini ilan etti. İslam devletini ele geçirdi yani. (Ali'yi kim öldürttü?) Ve böylece islam tarihinde, EMEVİLER dönemi başladı. 100 yıl kadar sürdü. Ve de Muaviye ile, Müslümanlar da ikiye ayrılmış oldu. Aliciler, Muaviyeciler (Şıiler, Sünniler). Emeviler, bu yüzyıl içinde (gizli müttefik Bizans'la, proje gereği) islam devletinin topraklarını, dini ve kılıcı kullanarak çok genişlettiler. Anadolu'nun bir bölümü, Kafkasya, Hazar'ın doğusu, Şimdiki Türki devletlerin yerleri, şimdiki Pakistan, İran, Kızıldeniz'in batısı, Mısır, Kuzey Afrika'nın tamamı Fas dahil. Ve hatta (Avrupa'dan) İspanya yarımadası, İslam devletinin toprakları oldu. Meşhur olay: Emevi komutan Tarık bin Ziyad, askerlerini Cebelitarık boğazından İspanya topraklarına indirdiğinde, "gemileri" yaktı. Dönüş yok, mesajı verip askerlerini gereği gibi "savaşmaya" zorlamak için. Kendisi için de bir risk yokmuydu. Yoktu. Biliyordu çünkü "engelleri" aşacak , ve İspanya'ya yerleşeceklerdi. Proje gereği. Bizans ve Papalık. "Davet" di aslında, İspanya'nın Fethi. Ama askerleri bunu bilmiyorlardı. Biz Türkler de, yeni Egemen, Emevi İslam Devleti döneminde "müslüman" olduk, mecburen.       Sonunda, yine kişisel politik kavgadan, Emevilerin zulmüne göz yumamaz hale gelmekten, Abbasiler , (Şam'da) Emevi hanedanının, çoluk çocuk demeyip kim varsa hepsini kılıçtan geçirdikten sonra, Halifeliği, yani İslam Devletini devraldılar. Şam yerine Bağdat'tan yönettiler devleti, 1000 yıl kadar. Şam'daki kıyımdan "kaçabilen" Emeviler, İspanya'ya "sığındılar"", 1492'ye kadar Endülüs Emevi devleti olarak devam ettiler. Abbasilerin buna razı olmaları, Bizans ve Papalık ricasıyladır. Kanaatim bu. Başka türlü iki ayrı İslam devletini kabul etmeleri mümkün değil. Bu uzun yıllarda, Papalığın "Haçlı Seferleri" var, "kutsal topraklara". Ve Türklerin, (Müslüman Türklerin) Ortadoğu'ya ve Anadolu'ya gelmeleri var. Selçuklular ve sonra Osmanlılar. Bizans, Jüstinyen'in Sırrı'nı onlarla da paylaştı. Osmanlı Devletinin (başlangıçta adı Osmanlı Beyliği) Bizans'ın "burnunun dibinde" Bursa'da (Söğüt'de) ikinci bey (sonradan padişah adıyla anıldılar), Orhan Gazi'nin eşlerinden biri de Bizans imparatorunun kızı. Ressam evlilik törenlerini, resim olarak ölümsüzleştirmiş. Yağlı boya tablo. Bundan daha iyi kanıt olur mu, Osmanlı'nın ta başından beri, Bizans'ın gizli müttefiki olduğuna dair. Ve de Osmanlı yönetiminin başından beri, Jüstinyen'in sırrı'ndan (ve tabiatiyle Sezar'ın sırrından) haberdar olduklarına dair. Dolayısıyla, 1453'deki İstanbul'un (evet "savaşla") fethi aslında "proje gereği" bir "devir-teslim" den ibarettir. Başka bir deyişle, İstanbul'un Fethi ile Ortaçağ denilen dönem bitmemiş, bitmesi için o yaşanılan dönemin, İstanbul Türklere devredilmiştir.       Papalık(çoktan) biliyordu, Atlas okyanusu'nun ötesindeki Yeni Dünya'yı. Ama bu bilgiyi gizli tuttular., birkaç yüzyıl. Artık oralara açılma zorunluğu ve imkanı geldiğinde, İstanbul'u Türklere devretmekle başladılar işe (1453'de). Kristof Kolomb'u İspanya bayrağı ile, Yeni Dünya'yı "keşfe" göndermeden önce, aynı yılda, hem Endülüs Emevi Devleti sonlandırıldı, hem İspanya'daki Museviler, Osmanlı topraklarına (İzmir'e) göçe zorlandılar. Amaç, İspanya'da dinin (tabi katolik Hristiyan dininin) güçlendirilip ön plana çıkması. Çünkü "keşfedilecek" Yeni Dünya'nın "ilkel insanları" Hristiyanlaştırılacak. 1492. Hemen ardından, Avrupa Hristiyanlığında da, "ikilik" çıkarıp kullanmak için, !517'de Martin Luther'in Endülijans'ı reddetmesi bahanesiyle, Aforoz edilişi, ve böylece bir de Protestan mezhebinin ortaya çıkarılışı. Ama aynı yıl, Halifelik, yani İslam aleminin Başı sıfatı da İstanbul'daki osmablı Padişahı Yavuz Sultan Selim'in oldu. (Mısır'a giderek (savaşla, tabi), son Abbasi halifesinden, halifeliği devralmasıyla. Mısır'ın "fethi". Böylece, Avrupa'da Hristiyanlık ikiye bölünürken, İslamın merkezi de İstanbul'a alındı. Büyük Türk devleti, Osmanlı İmparatorluğu, artık İslamın da merkezi yapıldı. Aynı Projenin iki ayağı. Din konularını Politikada (Savaşta) kullanmak kolaylaşsın diye.       Sanırım, bu kadarı yeterli, niye "müslüman olarak doğmuş" olduğumu açıklamak için.

(7 Eylül'de)

"Bu Dünya'da" insanın birbirinden farklı milliyetlerde, (hatta ırklarda) doğmuş olmaları normaldir. Farklı diller, Farklı kültürler. Ama Farklı dinler normal değildir.  Çünkü dinler genelde, insanüstü varlık, yada varlıklardan "ötürü" vardırlar.  İnsanlar, o insanüstü varlık yada varlıkların istediği biçimde yaşamaya, davranmaya çalışırlar, dindar olurlar. Hristiyan, Müslüman, Hindu, Şintoist vesaire. Tek bir insanüstü varlığa karşı, değişik tapınma biçimleri değildir, dinler. Tek tanrılı Hristiyanlıkta, Tanrı İsa'dır. Oysa gene tek tanrılı İslam'da, İsa, Tanrı değil, Tanrı'nın ( el Lah'ın) bir peygamberi elçisidir. Hinduların tanrıları çoktur. Dinlerdeki bu farklılıkların insanı düşünmeye zorlaması gerekir. Niye onun dini farklı. Onun dini mi benim dinim mi "essah" diye düşünmesi gerekir. Başlangıçta Din Kavramı'nı reddetmeyeceği için, öncelikle kendi dinini sorgulaması, öteki dinlerle karşılaştırması, ve hatta öteki dinleri de inceleyip sorgulaması, bunlara göre bir yeni kanaate varması gerekir. Ama sıradan "Dünya İnsanı" bunu yapmaaz. Doğmuş olduğu dinde, dindar olarak yaşamaya devam eder. Toplumun ve kendisinin durumuna göre, az dindar, yada çok (koyu) dindar olarak.       Ama Bilim'in bu kadar geliştiği, şimdiki zamanda, dinlerin hala ayakta kalabilmesi "şaşırtıcıdır". Çoğu dinlerin, hayatla, Dünya ile ilgil temel bilgileri, Bilim ile kesinlikle çürütülmüş durumdadır artık. Avrupa'da Baş-Politik-Merkez, Papalık, Dünya'nın  aslında yuvarlak olduğunu, üstelik boşlukta "durduğunu", öteki gezegenlerle birlikte, Güneş'in etrafında dolandığını, kesin olarak öğrenmişti, bilimcisi Koprnik'le. Ama bu, Dünya'nın Kainat'ın merkezi olduğu, Düz ve sabit olduğu, Güneş, Ay ve Yıldızların gökte hareketli olduğu, yani "Altımız yer, Üstümüz gök" düşüncesine, Hristiyanlığın temel düşüncesine aykırıydı. Ama yine de o "uyduruk" "Galilr Mahkemesini" yaptılar. Ama hemen ardından (yada aynı zamanlarda) Martin Luther ile "Dinde Reform" işini başlattılar. Bilim ve sanatta da Rönesans'ı. Yani "uyarladılar" Hristiyanlığı, yeni duruma.        Kuran'da ayet: "vel arda, bade, zalike, de ha ha".  Allah Dünya'yı yarattıktan sonra ne yaptığına dair sözler. İzmirli tercümesinde, "sonra da yeri yaydı" (yani tepsi gibi düz) Öztürk tercümesinde, "sonra da yeri yuvarlattı". (Yani Bilime uysun diye Yuvarlattı kelimesini kullanmış Yaşar Hoca.)  Yaşar Hoca zaten, İzmirli'nin "yeryüzü" olarak çevirdiği her Arapça kelimeyi, "yerküre" olarak çevirmiş.       Gelelim, EVRİM konusuna, bir zamanlar "maymun" olduğumuz  konusu. Evet zamanı geriye doğru çalıştırıp, bir zamanlar maymun olduğumuzu görmemize imkan yok. Ama doğada canlılarda, mikroplar da vesairede, hızlı evrimi gözlemlemekteyiz.. Belli bir ilaca, aşıya karşı, bir süre sonra kendisini değiştirerek o ilaçtan etkilenmeyen hale gelen mikroplar. Bundan da öte "herkes" biliyor artık. Genetik bilimi ile, mevcut canlıları değiştirerek, yeni özellikli (yan yeni) canlı türleri yapabilecek duruma geldiğimizi, özellikle tarımda bunun kullanılmakta olduğunu herkes biliyor. Bu ise aslında Yapay (suni) Evrim'den başka bir şey değil.       Tabi, dinlerin hala ayakta kalabilmelerinin asıl sebebi, Bilim'in Felsefe'nin esas sorusu'na cevap verememesi (ve de asla veremiyeceği) dir. EVREN'le ilgili Nihai Realite nedir, sorusu. Ama dinlerin hala ayakta kalabilmeleri, Global Çete'nin (yani Gizli Dünya Devleti'nin) çabası iledir. Kapitalizm ortaya çıkınca, görmüş.  Bu yolun sonu Sosyalizm, demiş. Öyleyse elden geldiğince geç bir zamanda, Dünya Sosyalist Devleti'ni de, biz kuralım. Egemenliğimiz devam etsin gene gizlice, demişler. Ve üç büyük savaş ile "yüz yıllık" bir  Proje hazırlamışlar. Birinci ve İkinci Dünya savaşlarını yaşadık, şimdi sıra üçüncüde, ve Dünya Sosyalist Devleti'nin ilanında.       Sosyalizm, Ürünlerin (ve hizmetlerin) hep birlikte üretildiği, ve  "eşit" olarak herkese dağıtıldığı bir ekonomi düzeni olduğu için, genelde dinlere aykırı değildir. Felsefi bir yanı da yoktur. İslamın şartları (Beş şartından biri, Zekat vermek geçersiz hale gelir, o kadar. Ama bu "yüz yıllık projeyi" tasarlarken Global Çete demiş ki, Dinleri de artık ayakta tutmak imkansız, ama biz yine de bu "yzyıl" içinde, zorlayarak ayakta tutalım onları, ve "kullanmaya" da devam edelim, bir egemenlik aracı olarak. Ve dinlerin tasfiyesini son aşamada, Dünya Sosyalist Devleti'ni kurarken yapalım. Yani Dünya Sosyalist ve Ateist Devleti. Global Çete'nin son zamanlarda, Din adına "aşırı" işler yapması (örneğin, 11 Eylül 2001, Süper Terör olayı) (Örneğin Papa'nın kendisini kurşunlatması) bu amaca, Dinlerin tasfiyesi amacına yöneliktir.        Tarih boyunca, Dünya egemenleri, egemenliklerini sürdürebilmek için "dini" kullanageldiler, hep. İki büyük sır, Sezar'ın Sırrı (Hristiyanlık), Jüstinyen'in Sırrı (İslam) bugünün Global Çete'sine (Gizli Dünya Devlati'ne) "miras" olarak geldi, tarihten. O iki sır, sadece egemenliği sürdürmek amacıyla  tasarlandı, dolayısıyla bu nitelikleriyle, "Negatif" tirler.       Zamanımızda, Yurdumuz Türkiye ve Dünya'da, Global Çete üyesi niteliği verilecek kişilere, her alanda toplumun tepe noktalarına yerleştirilecek kişilere, Yöneticiler, askerler, yargıçlar, bilimciler, sanatçılar (Müzik, Edebiyat), (Sinema, Tiyatro), Patronlar, Para sahibi kişiler, Uyuşturucu, Fuhuş vesaire işleri, Kumar, Mafia işleri, Medya adamları, Gazeteciler, Televizyoncular,... ve "diğer" kişilere, bu iki sırrın, ispatlı olarak alenen öğretilmesi, dinlerin aslında ne olduklarının öğretilmesi esastır. Yani Global Çete Üyeleri (ve Uzantıları) önce "açık eğitimle" (alenen) dinsizleştirilirler. Bu yapılmazsa, Global Çete'nin varlığını devam ettirmek imkansızdır. Dinsizleştirilen, bu kişiler genelde, "hizmet" (ve tabiatiyle meslek) alanlarına göre, dinsizleşmeden önceki dinsel davranışlarını (topluma karşı) devam ettirirler. Tabi Global Çete, Hiyerarşik Piramitin bir alt bölümündeki her kesimden insanları da (dinsizleştirmeden) onların kabul edebileceği bir biçimde, onları açıkça veya dolaylı olarak da "kullanır". Global Çete üyeleri, böyle öğrenirler, Sezar'ın Sırrı'nı, Jüstinyen'in Sırrı'nı. Ben nasıl öğrendim. anlattım şu ana kadar. "Buldum" yani kendi çabamla.

(8 Eylül'deki)

14 milyon öğrenci (çocuk, genç)(erkek, kız) "Temel Eğitim'de" (ilk ve orta), 650.000 öğretmenleriyle, yeni öğretim yılına başlıyorlar, bugün, Türkiye'de (ülkemde, ülkemizde). "Dünyamız'da", kaç milyon, ne zaman, hangi "Temel Eğitim"?        Sezar'ın Sırrı'nı, Jüstinyen'in Sırrı'nı, "bulmam" şart değildi, Global çete için. Ateisst olmam yeterliydi. Zaten, 18 yaşımda beni, bilinçli bir ateist, hırslı bir sosyalist genç olduğum için "seçtiler", ararken uygun bir kişi. Dünya Sosyalist ve Ateist Dünya Devleti'ni (zaman gelince) kurdurmak için. Bunun için MİT marifetiyle transfer ettiler, Hava Harp Okulu'na. 60'lı yıllarımın "başında" , bana görevi tevdi etmek üzere. Global Çete'nin brnden beklediği şu: (60 yaşıma geldiğimde) Gizli Dünya Devleti (Global Çete) nin varlığını biliyor olmak. Üç Büyük Dünya Savaşı ile Dünya Sosyalist ve Ateist devletine ulaşmak projesini biliyor olmak. Dünya Sosyalist ve Ateist devletini kurmak için, 18 yaşımda seçildiğimi biliyor olmak. O zamandan beri hayatımın MİT'in (Global Çete'nin) güdümünde, yönlendirmesinde olduğunu biliyor olmak. 38 yaşımda iken, "Tanrı Emridir" diye MİT (Global Çete) tarafından kandırılıp, kendimi kendime Hadım ettirildiğimi biliyor olmak. Buna bağlı olarak, insanların önüne çıktığım zaman, Düşmanlarım hapishanede tuvalette ırzıma geçtiler, bunu gururuma yediremedim, erkeklik organımı kökten keserek intihar ettim, ama ölmedim. İyi ki ölmemişim. Hem düşmanlarımdan "intikam"ımı aldım Hem sizi onlardan (Global Çeteden) kurtardım, demem gerektiğini, yoksa "s.kini kesen deli" imajından kurtulamıyacağımı, biliyor olmam.       Dünya Sosyalist ve Ateist Devleti'ni ilan ettikten sonra başlamam gerekiyor, sosyalist ekonomiyi kurmaya, ve ateist kültürü yerleştirmeye. Birincisinin yöntemi brlli. İkincisinin yöntemi, insanlara "dinlerin" gerçekte ne olduklarını anlatmak. Global çete tarafından nasıl kullanıldığını, özellikle son zamanlardaki dinsel olayları, ispatlı bir biçimde insanlara sunmak. Buna bağlı olarak, dinsel faaliyetleri yasaklamak, tapınakları yıkmak, Karşı gelenleri /en ağır şekilde cezalandırmak. (İdam).  Bu şekilde, dinlerin tasfiyesi (zor da olsa) mümkündür. Ama açıklamalara, aydınlatmalara rağmen, dinsel inançlarından "vazgeçemiyecek" insanlar, çok insanlar için uygulama, bir zulüm olacaktır. İnsanların büyük çoğunluğundan, Sosyalizm için, "olumlu" tavır alırken, Ateizm için "olumsuz" tavır alacağım.         Ve "Yeni Dünya Devleti'nin" temelini attıktan sonra, Askeri Darbe ile tasfiye edilip, ÖLDÜRÜLECEĞİM. Bunu bilmemi istemiyor, tabiatiyle MİT (Global Çete). Yerimi alacak kişi, özellikle Ateizm uygulamalarını yumuşatarak, Dünya Sosyalis Devleti olarak yola devam edecek. Dinler geri gelmeyecek tabi. Tamamen yok olmaları, biraz daha uzun bir zamana yayılmaış olacak. Global Çete varlığını (gizlice) sürdürmeye devam edecek. MİT'in (Global Çete'nin) benim bu konuda, bilmemi istediği "ömür boyu" Dünya Sosyalist ve Ateist Devleti'nin (ilk) Baş'ı olacağım. "Yap, Yılmaz, ideallerini gerçekleştir, ömrünün geri kalan kısmında" aldatmacasıyla. Aslında beni kullanmayı tasarladığı süre, sadece en çok 5 yıl kadar. (11.50 Jetler uçuyor dışarda. Yarın İzmir'in "kurtuluşu", prova).        Global Çete, daha doğrusu Global Çetenin Merkezi, bana Sezar'ın Sırrı'nı, Jüstinyen'in Sırrı'nı bulabilmem için ikmkan sağladı, yönlendirdi, buldurdu. Elimde mevcut olmasaydı o ansiklopedi, mevcut (zor) şartlarımda, bulamazdım. Ne zaman "buldum" . Yanılmıyorsam, bu son sekiz yılın başında, peşpeşe. Önce Sezar'ınkini, Sonra Jüstinyen'inkini.         Ama onlardan 10 yıl kadar önce, 1988 ortalarında, burda İzmir'de, bana VİCTORİA'nın SIRRI'nı buldurdu, Global Çete Merkezi. Tanrı Rolü oynayacakmışım (zaman gelince), yeryüzünde Sevgi Toplumu'!nu kurmak için. Bu iş için doğumdan seçilmişim, Global Çete Merkezi tarafından. İşi 1988'de buldum, ama doğumdan seçilmiş olduğumu, 1986'da Çanakkale, Hapishane, Revir'de bulmuştum.        Global Çete Merkezi (Windsor), "yüzyıllık" 3 Büyük Savaşla Dünya Sosyalist ve Ateist Devleti projesini tasarlayıp, bunu üyelerine bildirip, hazırlık çalışmalarına başladıktan sonra, Kraliçe Victoria'nın hem kuzeni hem eşi Prens Albert' olan büyük AŞK'ın dan da esinlenerek, bir "En Güzel Dünya"  tasarlamış. Herkese Aşk. Her kadın (bilim sayesinde) önce oğlan sonra kız, iki sağlıklı çocuk doğursun, ve bunlar birbirine doğumdan eş olsunlar. Böyle bir çift daha. DÖRTLÜ AİLE. Herkese iki karı, iki koca. Ama herkes asıl eşini biliyor. (Primary, Secondary), (küçük çift, büyük çift).(Şarkı: taa güccükten alıştım a gız seni sevmeye...gımıldan/bir Manisa türküsü)        Ama en güzel dünyayı, mevcut global çete üyeleri ile, (ve de onların yerini alacak yeni üyelerle) gerçekleştirmenin mümkün olamıyacağını da görmüş. Ve bu misyonu , onlardan gizli, mevcut Üç Savaş Projesi, arkasına (üstüne) monte etmiş. Ben Dünya Sosyalist Devleti'nin Başı iken, Global Çete beni tasfiyeye hazırlandığı sırada, ben erken davranıp onları tasfiye edeceğim. Ve ardından "tanrılığımı" ilan edip, Sevgi Toplumu'nu kurmaya yöneleceğim. Denizlerde 100.000 kadar, Çiçekkent. 25 yıl içinde. İnşaat ve Göç. Tüm insanlar peyderpey. Orada Yeni Hayat. Dörtlü Aile temelinde. "Sabit" nüfus. Ekonomi sosyalist.        Ben, "Talihli" Yılmaz. Tanrı rolü oynayacak. Aşk ve Sevgi toplumunu kuracak. Aşk nedir, herkesten daha iyi bilsin diye, Hadımlık koymuş hayatıma. 38 yaşıma. Ve erkeklik organı yokken, iki kadına birden Aşk. Semra ve Ayla olmasaydı, onları koymasaydı hayatıma, Amputasyon'un hiçbir faydası olmazdı.        -Yılmaz'cığım, diyorsun ki Tanrı Rolü oynayacağım. Bunun felsefe'yle ne alakası var?       -Var. en azından, İsa'nın Ben Tanrı'yım (yada Tanrı'nın oğluyum) demesi kadar alakası var.        Tekrarlıyayım: (Şarkı: Yeah Yeah, God was just one of us...)        Evet, Sezar'ın Sırrı, Jüstinyen'in sırrı, sadece egemenlerin, egemenliğini sürdürebilmeleri için tasarlandığından, nitelikleri Negatif.        -Hiç mi iyi tarafları yok, Yılmaz?         -Var, hatırıma gelen, "evliliğin" (bir koca bir eş arasında) Ömür boyu için olması gerektiği, Boşanma'nın "yasak" olması, Hristiyablıkta. Ama o da sadece Katolik mezhepte kaldı, ve artık sadece sözde. "Katolik Evliliği". İslam'da, hemen hatırıma gelen birini söyleyeyim. Alkol yasak.        Ama, Victoria'nın sırrı, insan aklının tasarlayabileceği en Pozitif yaşama biçimi. Gerçekleştirinceye kadar izleyeceğim (izleyeceğimiz) Yol Haritası'nda, büyük Negatif işler de var tabi. Savaşçı yoldan. Savaş deyince, suçsuz insanların ölümü, en başta.         Ben, bu sebeple, Dünya Sosyalist Devleti'nin Başı olunca Ateizm uygulamıyacağım. (Bu proje Revizyonunu mecburen kabul edecek "Global Çete"). Kendime uygun ,Laiklik'le devam. Tanrılığımın ilanına kadar. Durup dururken, "pat diye" çıkmayacağım insanların karşısına, "o Tanrı ben" diye. Global Çete Merkezi (yani Misyon Koyucu), öyle olaylar, doğal afetler, depremler,..., yapacak ki, insanlar kolaylıkla kendiliğinden bir "bağıntı" görecek onlarla, benim aramda. çok kolay anlaşılır mesajlı, mükerrer yıkıcı suni depremler, mesela. Gözler bana çevrildiğinde, çıkacağım televizyona, "evet, o tanrı ben" diyeceğim. 38 yaşımdan beri. (Halley kuyruklu Yıldızının geldiğinden beri). Ortadaki "işaretler", kendiliğinden insanları (insanların büyük çoğunluğunu) benim doğru söylediğime inandıracak. "Mucize" gibi işler, yani. Bu durumda insanların kendi dinlerini bırakıp, yeni dine dönmeleri  çok daha kolay olacak.        Köprüyü geçene kadar, Yeni Din. Bir süre, yeryüzünde, Mezhepsiz, Tarikatsız, tek bir "Evrensel" din, tüm insanlar için. Sonra Çiçekkentlerde, Yeni hayata alıştıktan sonra,"evrensel dinin" uygun açıklama, aydınlatma ile iptali. (Drop edilmesi). İnsanlığın "dinsizleşmesi" böyle olacak.         Ne dedik, Sosyalizm, bir ekonomi biçimi olarak, genelde dinlere aykırı değildir. Ama öz-kardeşlerin birbirine eş olacağı, dörtlü aile yapısı, mevcut dinlerle bağdaşmaz, genelde. İnsanları, kendi dinlerini, kültürlerini, geleneklerini bir yana bırakıp, bu yeni yaşama biçimine yöneltmek de, mevcut şartlarda, hemen hemen imkansızdır. Bunun için Misyon Koyucu "son bir defa daha" Tanrı'yı yeryüzüne indirelim, demiş. "Evet, o tanrı ben" deyince insanlara, 2 Milyar Hristiyan, İsa'nın bir gün gene insan kılığında yeryüzüne ineceğine inandığından, 1 milyar Hindu, Vişnu'nu arasıra, iyilik için insan kılığında yeryüzüne indiğine inandığından, mevcut 6 milyar insanın hemen hemen yarısının, mevcut dini inançlarının da "yardımıyla", benim  insan kılığında yeryüzüne inmiş tanrı olduğuma inanmaları daha kola olacak. Öteki 3 Milyar da uyacak "genel havaya" Tabi ben, EZEL ve EBED arasında, sadece bir kez gelmiş olduğumu vurgulayacağım.        (GOD is I. The biggest Lie. Why)

(9 Eylül'deki)

"Arap" kedi, balkon kapısında bekler, bizden korkusundan hiç içeriyae girmezdi.  Ama Gök Gürültüsü, o kadar şiddetliydi ki, onun korkusundan içeri sığındı.        Biz de Hayvanız, Bitkı değil. İnsan olurken, biz de korktuk Gök Gürültüsünden. Ama sadece korkmakla yetinmedik. Torumladık da. "Gök Tanrı'nın öfkesi, uyarısı", dedik, mesela. Biz Türklerin Baş-Tanrısı'ydı (İslam'dan önce gök tanrısı (Gök Tengri). Başka tanrılarımız da vardı tabi. (Kayagan Tanrı, Ülgen Tanrı...) Oysa sonra, bilimle öğrendik ki, bulutların çarpışmasının sesiymiş, gök gürültüsü. Yıldırım da bu çarpışma sırasında farklı elektrik yüklerinden dolayı oluşan "büyük kıvılcım" mış. Yıldırım'ın çarpıp öldürdüğü insanı, Gök Tanrı cezalandırdı, olarak yorumlamıştık, oysa. Gök Gürültüsü sesinden dolayı (çok) ürkütücü, ama (aslında)  kuru gürültü., Öldürücü, yakıcı olan, Yıldırım. Tek olayın iki görüntüsü olduğunu bilimle öğrendik. Işık, hemen geliyor. Ses sonradan. Işık gözümüze, ses kulağımıza.        Yani, Gök Gürültüsü ve Yıldırım, "Felsefi Konularımız" arasındaydı, eskiden. Sonra, Bilimsel konular içine girdi. Felsefi özelliği kalmadı. Bilim yoktu, İnsanlık başlarken. Ateş yakmasını bile bilmiyorduk. O günleri bizzat yaşamadım, ama mevcut bilincimle, kanaat olarak eminim, bir zamanlar Ateş yakmasını bilmiyordu İnsanlar. Ama "düşünme" başladı, insan, "insan" olurken.Bilinmeyen, anlaşılamayan, işler olaylar durumlar "felsefi konular" olarak geldi, insanın gündemine. Ama bilim ortaya çıktığında ve geliştiğinde, felsefi konuların bir bölümü, bu niteliklerini kaybedip, bilimsel konular haline dönüştüler. Bilim'le başarmış olduğumuz işleri saymaya başlıyayım mı? Bugün, Dünya Egemeni, Gizli Dünya Devleti (Global Çete) nin elinde, insanlık kamuoyuna tam olarak açıklamadığı, Meteorolojik olayları yönlendirme, engelleme yada yapma teknolojisi dahi var. Peki Felsefi konularımızın hepsini halletti mi bilim? Hayı. Gelecekte halledebilecek mi? O da Hayır. Çünkü, Akıl yoluyla biliyoruz ki, Evrensel Nihai Realite'yi asla kavrayamıyacağız. Ezel ne, Ebed Ne.         Teleskoplarımızın gücünü ne kadar arttırırsak arttıralım, hep göremediğimiz, "ÖTE'nin ÖTESİ" olacak. Uzayda sonsuzluğu da kavrayamıyoruz. Dolayısıyla FELSEFE hep var olacak. Bilim'den de üstün. İşin ilginç yanı, Felsefe'de sadece AKIL (düşünme) var. Bilim için, tek başına Akıl yetmez. Akılla geliştirdik Bilimi ama. Bilimsel "kanaatlere", kanunlara sadece akılla ulaşamayız. "Deney" yaparız. Gözlemleriz, ne olacak Bilmediğimiz, hayal edemediğimiz, durumlar ortaya çıkabilir. Özellikle Fizik ve Kimya'da bu çok  belirgindair. Dört aşama: Hipotez (Varsayım). Önce Gözlem, sonra Hipotez, sonra Deney, sonra Kanun. Yarın İsviçre'de "ATLAS" Projesi başlıyor, yeraltı büyük Laboratuvarında. Atom'u, Proton Nötron ve Elektron olarak biliyoruz ya. Şimdiki (bilimsel) merak konusu, Proton'dan da küçüç parçacık var mı? Büyük hızla çarpıştıracaklar protonları (kafa kafaya) ve gözleyecekler, acaba ne olacak. (tabi eğer bugüne kadar, Dünya Kamuoyundan gizlice yapmamışlarsa, deneyi.) Tabi Bilim'e dahi "Hurafe" sokmak, Global Çete'nin egemenliğini sürdürebilme araçlarından biri olageldi, hep. Dinleri ayakta tutabilmek için, bu yola da başvurdular.        Annem sağken, bir Ramazan ayı boyunca, bir TV kanalında, "Batı" yapımlı bir Dizi seyrettik. Ben de (ilgiyle) izledim, annemle birlikte. "Karıncaların becerdiği İşler", öteki Hayvanlar, Bitkiler. "İnanılmaz" işler. Tabi ki çok çarpıcı, ilginç. Düşünmeyi, Felsefeyi gerektiren konular. Dünya'da Hayat. Evren'de (ve Dünya'da), herşey, birbiriyle bağıntılı bir "Zeka Tasarımı" (Intelligent Design) felsefesinin televizyon dizisi. Hristiyanlık dinine inananlar için yapılmış, bell. Tanrı vardı, ispatlamaya çalışıyor. Bu "Zeka işi Tasarım", Tanrı'nın işi demek istiyor. Bizimkiler de Türkçeye çevirip uyarlamışlar. İslam'a da uygun olmuş. Anladığım kadarıyla, orijinalinde, İncil'den alıntılarla destekleme var. Türkçe Adaptasyonunda ise Kuran'dan alıntılar var. (Yanlış hatırlamıyorsam).        Normal karşılanabilirdi, Tanrı konusunda, İslam ile Hristiyanlık arasında fark olmasaydı. İslam'a göre İsa, Tanrı'nın peygamberi. Hristiyanlığa göre, İsa, Tanrı'nın kendisi.  Ben, bu durumda diyorum ki: Aynı dizi, Hinduizm'e de uyarlanabilir. Sadece, Tanrı yerine, "Tanrılar, Tanrıçalar" kelimelerini koyarak, ve hatta Hinduizm'e miras kalan eski "yazılar" la da desteklenerek. Ne oldu? "Intellegent Design" ile , sağlam bir sonuca varabildik mi. Eskiden, Yıldırm niye düştü, Volkan niye patladı, felsefi sorularının yerine, şimdi, Karınca nasıl öğrendi, yeraltında "tarım" işiyle uğraşmayı, felsefi sorusu. Aslında  değişen bir şey yok. "Denizin ortasında Gemi ile giderken siz, Rüzgarı durdursak ne yaparsınız" sözleri de var, İslam'ın kutsal kitabında. (Gemi, "yelkenli" tabi.)        İnsanlar, "akıl yoluyla" bulmuşlardı zaten, Tanrıları, Tanrıçaları (ve Tanrı'yı.)  Şimdi, "yeni" diye (amaçlı olarak, dinleri ayakta tutmak için, amaçlı olarak sunulan) "Intelligent Design" açıklaması da, bu eski işlerin bir "yeni" biçimi.        Evet, İnsanın kendi dinini sorgulayıp (dinleri sorgulayıp) kendi dininin Tanrısını (tanrıları tanrıçaları) reddetmesi kolay. Ben 17 yaşımda reddettim, İslam'ın tanrısını (el Lah'ı) dikkatli okuyunca Kuran'ı. Ama, İslam'ın tanrısından bağımsız "Tanrı Kavramını" da reddetmiş oldum, böylece, fazla düşünmeden. Yıllarca böyle yaşadım. Tanrısız. Tanrı'nın (Tanrılar ve Tanrıçaların) varlığına inanmadan. Yani Tanrı (Tanrılar Tanrıçalar) Yok, kanaatiyle. Bu süre içinde de haberdardım Uzay işlerinden, "Ezel" ve "Ebed" kavramlarından, Sonsuzluk kavramından. Ve biliyordum, Bilim nedir. Kendime bile ifade etmedim ama, Bilim yoluyla, herşeyin zamanla bilinebileceği bilinciyle yaşadım. Felsefi problemim yoktu yani hiç. "Bilinmeyenler", vardı Bilimsel konular olarak. Tek yol gösterici Bilim, onun üstünde başka bir "bilgi" yok, "felsefe" yok, kanaatiyle yaşadım. Hayatımın son zamanlarında düşünerek farkettim, Evrensel Nihai Realite'yi asla bilemiyeceğimizi. Ne zaman. Sanırım, bu son sekiz yılın başlarında. Böylece, "benim tanımıma göre", Bilinemezci (Agnostik) oldum. Felsefe'm oldu, yani. Ve bunu Bilim'in üzerine koydum. En tepeye. Evrensel Nihai Realite'yi bilmediğimize (asla blemiyeceğimize) göre, Tanrı (Tanrıça, Tanrılar, Tanrıçalar) yoktur diyemeyiz. Ama vardır da diyemiyoruz. Ama yokmuş gibi davranmaya devam ediyoruz. Bildiklerimize, Bilim'e göre, düşünmeye davranmaya, ve "yaşamaya" devam ediyoruz. Ve hep, bilmeye, bulmaya çalışıyoruz, çalışacağız. O, hep "meçhul" kalacak, Ebed'e doğru yolculuğumuzda. Bilemiyeceğiz hiç, "Nerden geldik, Nereye gidiyoruz" Ezel ve Ebed olarak.        Bilmemek, bilememek insana ürküntü verir. Ama mevcut bilincimizle, en azından, "sorumlu" değiliz, varsa eğer Tanrı (Tanrılar, Tanrıçalar), ona (onlara) karşı.        Evet, Felsefemiz, "Bilinemezci", tavrımız "Ateist". Dinsiz'iz yani.

(10 Eylül'deki)

BUL. BULUT çarpışması. Gök Tanrı.       Yeter mi Yılmaz, (dün )yazdıklarının, Karanlık konuların, Aydınlanmasına. Dün 14.. Radyo haberlerinde duydum. Karanlık istasyonunda çarpmış tren (TRAIN) otomobile, ve sürüklemiş, sürüklerken otomobilin çarptığı Yeter Yılmaz, ve otomobildeki dört (soyadı) BULUT  ölmüş, iki yaralı. (Sivas, Kangal). Kaplıca'ya gidiyorlarmış. BULUT'lardan biri Yaprak. (Talihli'yi Hadım yaparak. Yasak kalksın) (Türkü: Kaldır yarim peçeni göreyim doya doya)        "Yaprak sallanınca" demişti küçük çocuk, televizyonda psikolog sorunca, "Rüzgar nasıl olur" diye. "Nasıl yani" diye tekrar sordu. Çocuk yüzünün yanında elini salladı, Rüzgar yaptı. Gösterdi, nasıl olduğunu rüzgarın, oluştuğunu.        Çocukta "Felsefe" yoktur. Öğrenme aşamasındadır. Toplumdan öğrenir, İnsanlığın biriktirdiği bilgileri, ve bu arada hazır devralır, kendi toplumaundaki felsefeyi, erişkin olduğunda.        Bugün başlıyor ATLAS projesi, İsviçre'de. Protonların çarpıştırılması, gelecek ay yapılacakmış. "Bizim işlerleilgil" iki ayağı var Atlas Projesinin. Birisi 30 Kasım 2007. Isparta. Uçak 57 ölü. (Hepsi, yani). 6 Bilimciden ikisi Profesör ve kadın. Biri ENGİN ARIK /Atlas Projesinde de görevliydi) öteki FATMA ŞENEL BOYDAĞ. İkinci ayak, bugün. Deney'in "resmen başlaması. Ben, 8 yıl kadar hergün Misyonla ilgili yazdıktan, ve !8 Ağustos'ta bıraktıktan, ama sonra Eylül içinde, "Felsefe" ağırlıklı (böyle, evde yazarken (en ahir zamana) denk getirildi, Atlas Projesi. Kasıtlı olarak, "Hurafe" de katılarak.  "Sağır Sultan"a da duyurdular, bu "vesileyle" BIG BENG'i. Ben, Big Bang'i yanlış hatırlamıyorsam, 1965'de Ankara'da, galiba Gölbaşı'nda Yabancı (Amerikalı) profesörlerin ingilizce verdikleri bir bilimsel toplantıda duydum., (herhalde) ilk kez. Bir bilinçli ateist olarak o günden beri dikkatimdedir, Big Bang. Zaten, mevcut "bilimsel bilgi" ile yüklü insan bilincinin, akıl yoluyla  ulaşabileceği son noktadır, Big Bang teorisi, Evren'in oluşumunda.        Protonları çarpıştıracaklar, kırmaya çalışacaklar, daha da küçük Parçacık varmı diye. Ve bu olay sırasında olabilecek olayları, durumları gözleyecekler, öğrenecekler. Daha önce yapmadılarsa deneyi. (Kanaatimce yapmışlardır, şimdi "sunuyorlar.) Sunarken de Hurafe katıyorlar, kasıtlı. "Anti-madde" kelimesini koydular. Enerji yada ruh. Madde'ye dönüşmüş (sözümona) Big-Bang sırasında. Şimdi Anti-madde'yi arıyorlarmış, kainatın sırlarını çözmek için. "Ruh nasıl madde'ye dönüştü." Hem dinsel düşünen büyük çoğunluğa, hem bilimsel düşünren küçük azınlığa hitap eden "yaklaşım". Ama, asıl bize yönelik, Yılmaz'a (Yılmazlar'a).        Özetle, Felsefemiz Bilinemezci, Tavrımız Ateist. Benim felsefem. Bizim felsefemiz. Ama çok daha önce, Misyon Koyucu'nun faelsefesi. Misyon  Koyucu'dan bana, benden size.        Felsefe'nin tamamını çöpe atmıştım. 17 yaşımda Ateist (Dinsiz) olunca. 50 li yaşlarımda geri döndü Felsefe, bana. "Bilinemezci" olarak, ve  herşeyin (Bilim'in de üstüne , tepesine çıktı. Çıkmalıydı. Ben kendim "buldum" Felsefe'yi (tekrar). Ama bulduran, kuşkusuz, Misyon  Koyucu. Dünya Egemeni'nin felsefesi, aktı bana, (bize). Biz devralacağız, Dünya2yı onlardan. Tabi, Global Çete üyelerini transfer ederken, yani dinsizleştirirken, yeterince onlara da yansıyor, "Bilinemezci Felsefe". Ama insanlar habersiz, Bilinemezci Felsefe'den. "Sayayım mı" dedim, (şakalı olarak) bilimin başardıklarını. Bir tanesini burda hatırlatmakta yarar var. "STELLA". İnsan Beyni'nin insandan gizli, uzaktan izlenmesi ve hatta yönlendirilmesi teknolojisi. Misyon Koyucu'nun (Global Çete Merkezi'nin) elinde. Dolayısıyla, herhangi bir insanı "Canlı Robot" olarak kullanması mümkün. Dünkü Karanlık istasyonundaki çarpışma da Stella ürünü. Dünkü Vanuatu'daki 7 şiddetindeki Deprem de denizaltı (Okyanus dibi, pasifik) Nükleer patlama ile. Misyon koyucu'nun işi. (Gidiyorum bakmaya, Nüfusuna...) 200.000 Nüfuslu ada devleti. Pasifikte. İngilizce, Fransızca, Bislama, resmi dilleriymiş. Belli ki asıl dil Bislama. Global Çete'ye bağlı, 200 kadar, irili ufaklı "devletlerden" biri. Dün İzmir'in "Kurtuluş" günüydü.       Doğumumdan bu yana, Stella bende de aktifti. 1986'da Çanakkale'de  "buldum" Stella'nın varlığını. Stella marifetiyle de yönlendirildim, hayat boyu. Kimi zaman, amaçlı yanıltmak, kimi zaman bir gerçeği bulmak için. İnsan aklının ulaşabileceği, en üst düzey "felsefe" yi "bulabilmem için, Stella da kullanıldı, kuşkusuz. Bundan sonraki o meçhul ebede yolculuğumuzda, felsefemiz.        İnsan, insan olurken, tek tanrıyı bulması  imkansızdı başlangıçta. Ruh'u bularak başladı (felsefeye), sonra tanrılar, tanrıçalar. En sonra tek tanrı. Bugün dahi 1 milyar Hindu, tek tanrı aşamasına ulaşamamış. (ulaştırılmamaış) (Öylece muhafaza edilmiş, global çete tarafından, özellikle son zamanlarda.)        Eski İnsan Gök Gürültüsünden korkmuş, Gök Tanrı'yı bulmuş. Eski İnsan, Volkan'a (Yanardağ'a) bakmış, Volkan Tanrıçasını görmüş. Volkan Tanrıçasını tanımlamış. Asıl özelliği cezalandırıcı. İnsanları toplu halde yakıyor, öldürüyor. Dua etmiş, yalvarmış Volkan Tanrıçasına bunu yapmaması için. Hatta içlerinden bazı insanları Kurban etmiş ona, öfkesini dindirmek için. Başka özellik vermiş mi volkan tanrıçasına, eski insan.      Şimdi biz. (bu biliçle, bu bilimsel bilinçle) Evren'e bakıp bunun arkasında "bir güç" olmalı dersek o eski insanın durumuna düşeriz. O da patlıyan volkana bakıp, bunu arkasında "bir güç" olmalı demişti. Biz, şimdi Evren'e bakıp bunun arkasında bir güç olmalı derken, zaten "bir" kelimesini telaffuz ediyoruz. Başka Evren de olmadığına göre, "Bir Tanrı" kavramı zaten kendiliğinden çıkıyor. Birinci özelliği, soruyu sorarken tanımlamış oluyoruz. Tanrı bir. (çok değil). Erkek yada dişi olması hatırımıza bile gelmez. (Eski dinlerin yanlış kanaatleri, der geçeriz.) Tanrı'ya vereceğimiz ikinci özellik de kendiliğinden belli. Yaratıcı. "Herşeyi" (Evren'i ) o yarattı. Ama Big Bang'le.       Şöyle yada böyle çeşitli "yaradılış" anlatımları, bilincimize uymaz. Eminiz çünkü, Dünyamız Güneş'ten koptu. Üçüncü sıradaki soru, kendiliğinden ortaya çıkar: Tanrı müdahaleci mi, Seyirci mi. Yani bir anda yarattı herşeyi, yaratırken kurallara bağladı, Fizik Kimya vesira kanunları. Sonra karışmadı hiç birşeye. Zamanın başlangıcından bu yana. (yani yaratılıştan bu yana) sürekli değişmekte herşey. Ve dğişmeye de devam edecek, yeni durumlar, yeni oluşumlar olacak. Ne zamana kadar?   Yaradılış'ı kabul etmek Yokoluşu (Kıyamet'i) de kabul etmeye yönlendirir insanı. Başlangıç Ezel ise, Bitiş Ebed olmalı. Hayır, Ezel'den Ebed'e seyirci olamaz tanrı dersek, uygun gördüğü zaman ve yerde, müdahale ettiğini kabul etmemiz gerekir. Evren, Dünya, Hayat, İnsan işlerine tanrısal bir biçimde müdahale. Bizim anlıyamadığımız bir biçimde, tıpkı Yaradılışı (ve Yokoluşu) anlıyamadığımız gibi. Müdahaleciliği kabul edersek, Tanrı'ya dua'yı da kabul etmemiz gerekir. Kötülüklerden korunmak, iyiliklerden yayarlanmak için. Bu ise yaşarken, Tanrı tarafından ödüllendirilmek, yada cezalandırılmak konusunu getirir. Ne zaman ödüllendirilir, Ne zaman cezalandırılır isan yaşarken, Tanrı tarafından. Kötülük yaparsa insan, cezalandırılır., iyilik yaparsa ödüllendirilir. Ama kötülük yaptı cezalandırılmadı, iyilik yaptı ödüllendirilmedi. Demekki sonra. Öldükten sonra. Tanrı varsa bize de "ruh" verdi. Ölümden sonra Ceza yada ödül. (Cehennem veya Cennet) Cezalandırma hem hayatta iken var, hem öldükten sonra. Hemen bir soru gelir hatıra: Tanrı yarın ne yapacağımı biliyormu". İyilik mi yapacağım, kötülük mü yapacağım, yarın? Bilmiyor derseniz, bu Tanrıluğa uymaz. Biliyor derseniz, buda insanın özgürce, iyi ya da kötüden birini seçmesine, dolayısıyla ödül yada cezayı haketmesine uymaz. Ama mecburen Tanrı herşeyi bilir, Ati'yi (geleceği) de dersiniz. Buradan Kader'i (Alınyazısını) bulursunuz. Doğumundan ölümüne, her insanın hayatı önceden Tanrı tarafından kararlaştırılmıştır, dersiniz. Ama yine de dua etmeye devam edersiniz. Dolayısıyla "ölüm zamanı" da önceden Tanrı tarafından kararlaştırılmıştır, dersiniz. Ecel'dir. "Ecelsiz Ölüm" dediğiniz de aslında Eceldir.    

(11 Eylül'deki)

"Süper Terör" ün, 7.ci Yıldönümü, bugün. " Kutlu" olsun! Gizli Dünya Devleti (Global Çete) CIA marifetiyle, kurmuş olduğu, "EL KAİDE" örgütü etiketiyle yaptı. 19 kişi tarafından kaçırılan yolcu uçakları, New York ikiz kulelerine çarptırıldı. 3000 kadar "Amerikalı" öldü. 19 kişi intihar eylemcisi, terörist, İslam Mücahidi) de öldü tabi. Bilmiyorlardı, El Kaide'nin CIA tarafıbdan kurulduğunu, bilmiyorlardı, önderleri Usame bin Ladin, Zevahiri vesairenin CIA ajanı olduklarını. Kuran'da "Din, Allah'ın dini oluncaya kadar, onlarla savaşın" ayetine dayanarak feda ettiler kendilerini, ve biliyorlardı iyice, İslam için ölenler doğruca Cennete gidecekler. "Dünya İslam Devleti'ni kurmak, amacımız" diye öğretilsi onlara.         Global Çete, bu Süper Terör'ü gerçekleştirerek, bir yandan bana (bize), (Dünya Sosyalist Devleti'ni kuracak olan bize) "yol" gösterdi. El Kaide'nin elinde Atom Bombası olsaydı, "tepeden" teslim alabilecekti, Amerika'yı. Çünkü, misilleme imkanı yok, yeri belli değil lideriliğin, komuta merkezinin (sözümona). CIA ve "KGB" marifetiyle, Amerika ve Rusya'ya (2+1) kentlere yerleştirilecek atom bombalarının, patlatma mekanizmalarının bana (bize) teslim edilmesi, ve bunların tarafımızdan devletsizken, "bilinmeyen" bir yerden patlatılması, yani Nükleer Terör'le, Amerika ve Rusya'nın, sonrada tehdide devam ederek, öteki devletlerin, (yani Dünya'nın) "tepeden" tarafımızdan teslim alınması. "Yol Haritası, bu" diyor Global Çete.        İkinci amaç, Dünya Sosyalist ve Ateist Devleti'nin ilanından sonra, ispatlı olarak, Ladin'in Zevahiri'nin... CIA ajanı olduğunu insanlara göstermek. Dinin, (İslam'ın) Global Çete tarafından nasıl kullanıldığını göstermek.         Dönelim biz kendi konumuza. Nerde kalmıştık, dün.         Dünya dinlerini (Hristiyanlığı, İslamı, Hinduizmi, Budizmi...) reddettiniz. Bilimin getirdiği bilgileri iyice özümsemiş olarak, kainata baktınız, ve dediniz ki, bunun arkasında "bir güç" olmalı. Akıl yoluyla düşünerek dediniz bunu. Bir güç, bir Tanrı. Sonra gene akıl yoluyla, niteliklerini buldunuz Tanrı'nın. Yarattı kainatı, Müdahaleci, İnsanları cezalandırıcı ödüllendirici, gerek insan hayatta iken gerek öldükten sonra, cehennemde yada cennette. Böylece, kendinize özgü, akıl yoluyla bulmuş olduğunuz dinin, dindarı oldunuz. Dua ettiniz Tanrı'ya. Bir tehlike durumunda yardım istediniz Tanrı'dan. "Tanrım beni koru" dediniz. Bir ihtiyaç durumunda gene Tanrıdan yardım istediniz. "Tanrım maçta bizim takımı kazandır". Bunlar, yaşarken "anlık" durumlarda Tanrıdan istediğiniz "yardımlar" olduğu için, ibadet (tapınma) sayılmazlar. Ama ne zaman öleceğinizi bilmiyorsunuz. Öldükten sonra Cehenneme gitmemek, cennete gitmek, bunun için ölmeden, tanrıdan günahlarınızı affetmesi için, ona dua etmeniz de şart. Arasıra. Ama en iyisi, düzenli aralıklarla, belirli zamanda, örneğin her akşam yatarken, uykudan önce. İşte bu ibadettir, artık. Her sabah kalktıktan sonra, elinizi yüzünüzü yıkadıktan sonra da günün "şersiz","hayırlı" geçmesi için de Tanrıya yalvarmayı ekleyebilirsiniz, bu ibadete. En iyisi sabahleyin, Aile fertlerinin tümüyle yapğmak, bu ibadeti. Sizin gibi dindar komşularınız, hemşerileriniz'le bir araya gelip, topluca ibadette de fayda var, arasıra. Nerde. Özel bir binada. En iyisi o da düzenli aralıklarla. ve bu tür toplu ibadetler için de, bir görevli seçmeniz uygun olur. Böylece TAPINAK ve DİN ADAMI'na kavuşmuş olursunuz. Ama tabi, hangi davranışlarınızın kötülük (günah), hangi davranışlarınızın iyilik (sevap) olduğunu, bizzat kendiniz bileceksiniz, çünkü Tanrıdan bukonuda yazılı yada sözlü yada başka biçimde, bir açıklama gelmiş değil. Eski dinlerin "açıklamalarını" reddettiniz. "Doğru Yol"u, kendiniz bulmak durumundasınız, her halükarda. Ama siz, eski dinleri reddettiniz ama, cennet ve cehennem kavramını, o dinlerin birinden (birkaçından aldınız. Daha da önemlisi, ölümden sonra,"Ruh"un yaşamaya devam ettiği düşüncesini aldınız, eski dinlerin hemen hemen hepsinden. Oysa özümsediğiniz "çağdaş" bilimsel bilgiler içinde RUH (spirit) yoktur. Psiko (psycho) vardır. Ölüm yoluyla can çıkar, can biter. Ama ölüm yoluyla Ruh çıkar, Ruh bitmez. Bunu insanlık ta başlangıçta, "insan olurken" "buldu", akıl yoluyla.  Yani sizin, bilimsel bilgileri özümsemiş bir insan olarak "Ruh" (Spirit) in ölmezliğini kabul etmeniz aslında çok zordur. Kabul ettiğiniz takdirde de, bu konuda düşünmezseniz, eksik iş yapmış olursunuz. Mesela şöyle düşünebilirsiniz İnsan ölüyor, Ruh çıkıyor ölmüyor. Demek ki Beden'e bir de girişi var. Her insan için ayrı bir ruh olduğuna göre, demek ki insanların (ezelden ebede) sayısı kadar Ruh da yaratmış Tanrı. Belki bir adım daha ileri gider, dersiniz ki: Tanrı maddi bir varlık değil. Gözle görülmez, elle tutulmaz. Ruh da öyle. Demek ki yeni doğan insanlara, Tanrı kendisinden bir parça "üflüyor". İnsan ölüncede, bu üflenen parça (ruh) yeniden Tanrıyla birleşiyor. Bu durumda, insan için aslolan sadece, yaşanılan hayattır. Bu durumda Tanrıya dua etmiyeceksiniz, ölümden sonra cezalandırılmamak, ödüllendirilmek için. Ne için dua ve ibadet edeceksiniz, "anlık" durumların dışında? "Tanrım, bana acısız ve huzur içinde bir ölüm nasip et."        Ruh konusunda, akıl yoluyla, düşünerek, başka biçimler de bulabilirsiniz. Eski dinlerden Hinduizm'deki  aynı Ruh'un çeşitli zamanlarda çeşitli insanlarda, ve hatta özellikle Budizm'de insnlardan önce hayvanlarda ve hatta böceklerde müteaddid defalar bedenleştiğini bile bulanilirsiniz. Değişik durumlardan hangisini aklınız kabul edrse, onu seçersiniz.        Aslında siz, eğer gerçekten çağdaş bilimsel bilgileri özümsemiş iseniz, akıl yoluyla, EVREN'in (Evren'in, Dünya'nın, Hayat'ın, İnsan'ın) arkasında bir güç, bir tanrı olmalı dedikten sonra, bir adım atıp, yarattı kainatı dedikten sonra, başka bir adım atamazsınız. Müdahaleciliğini kabul edemezsiniz. Tanrıya hiç bir ilave nitelik veremezsiniz. Dolayısıyla, Evren'n arkasında bir güç olmalı, belirsizlipğine dönersiniz yine. Hiçbir niteliğini akıl yoluyla bulamamanız o Tanrının, "Evreni tanrı yarattı" demenizi anlamsız kılar. Doğru Felsefe "Bilinememezcilik" tir. (Varsa gerçekten, Tanrı Tanrılar Tanrıçalar, bize varlıklarını "belli edinceye" kadar.)        Bugün 6 milyar insandan, 1 milyarı müslüman, 1 milyarı Hindu. Müslümanlar BİR TANRI'nın varlığına inanıyorlar. Hindular ÇOK TANRI'nın varlığına inanıyorlar. Evet, dinsel inançlara "saygı" şart. Müslümanlar Hinduların, Hindular Müslümanların dini inançlarına saygılıdırla. Ama sor bir Müslümana, Hindu inancı doğru mu. Hayır, der. Ama sor bir Hindu'ya, İslam inacı doğru mu. Hayır, der. Yani "DİN" br "İnanç Meselesi" değildir, (iddia edildiği gibi). Bir "Akıl meselesi" dir aslında.

(12 Eylül'deki)

Zikirde Fayda var: Dün sabah "patlatma mekanizması" dedim, "CIA" dedim, ve sonra gece, Hürriyet'te gördüm bir haber: "CIA" diyor, "Fünye" diyor.  Fünye, patlatma mekanizması, demek. Yani Stella faaliyette. Ben bu yazıları yazarken bile, Misyon Koyucunun izlemesi, ve hatta yönlendirmesi devam etmekte. Ama bu, yazıların, "benim yazılarım" olduğu gerçeğini değiştirmez.       (12 Eylül 2008 tarihli Vatan gazetesinnden bir haber kesip yapıştırmışım "buraya":" Yüzyılın deneyi başlayınca  24 saatte dünyada 4 büyük deprem oldu,..." diyor.)      CERN deneyi depremleri tetikledi mi?  Ya peki, Deney başladıktan "birkaç dakika sonra" İsviçre'de 7 şiddetinde bir deprem olsaydı, durum ne olacaktı. Hem tüm insanlar duyacak, hem de farklı yorumlarla "Deney yüzünden"diyeceklerdi. Misyon koyucu uygun görseydi bunu yapardı. Onun yerine uzaklarda yaptı. Deney ardından 24 saat içind 4 "büyük deprem şiddetleri İran 6, Şili 6, Endonezya 6.6 (TRT böyle söyledi) Japonya 7. Dün Ankara'da da 4.1 şiddetinde (Bala), bugün Çanakkale açıkları, Ege denizinde de 4.1 şiddetinde 02.12'de. Deneyden bir gün önce de, Vanuatu'da 6 (nokta küsur) bir deprem olmuştu. Endonezya depreminin saati ilginç TSİ 03.00'da. Vurgu: 3. 17 Haziran 2008'de, "Nereye gidiyorsun, Manyak" deyip eliyle kafama (şiddetlice ) vuran İZMİRLİ'nin kastettiği Tımarhane'ydi. "Üçüncü Tımarhane" tehdidini , gerek İzmirli Sivili, gerek İzmir Polisini kullanarak, MİT marifetiyle öteden beri yapmakta misyon-koyucu. ENDONEZYA (sen de onu ezdin ya), "EZ" vurguludur. Son 4 gün olarak bakalım depremlere, çünkü bu son dört günün hepside "bizim işler" ile ilgili önemli günler. Üçü yıldönümü. 9Eylül (İzmir'in kurtuluşu) Vanuatu (7), Endonezya (6 küsur), 10 Eylül "Kainatın Sırları" deneyi başladı. İran (6), Şili(6). 11 Eylül "Süper Terör" (El kaide) Endonezya (6.6), Japonya (7). Japonya'daki Endonezya'dakinden 21 dakika sonra. Ve Ankara (4.1). 12 Eylül "Evren" Darbesi. Askeri. Çanakkale açıkları (4.1)  02.12'de. Şili'dekinin saatini bilmiyorum. "24 saat içinde" diyor gazete. 11 Eylül'e sarkmışsa, ALLENDE'nin de yıldönümü (1973). Bu depremlerin, misyon koyucu tarafından, günlerle bağıntılı, hem deneyi çağrıştıracak, hem ezmeyi vurgulayacak biçimde yapıldığı kanaatindeyim. Bugünkü Çanakkale depremini de küçümsemeyiniz. Ben Canakkale'de iken Evren vardı başımızda, ve gözüm Evren'in üzerindeydi hep.        Ben Dünya Sosyalist Devleti'nin "Başı" iken (zaman gelince) insanların gözlerini bizzat bana çevirecek, (kolay anlaşılır mesajlı) öyle olaylar olacak ki (misyon koyucu yapacak ki yani) (Yıkıcı depremler başta olmak üzere), Ben, çıkacağım Televiyona, ve " Evet, o Tanrı ben" diyeceğim. Tanrılığımın ilanı böyle başlayacak., ve misyon koyucunun, ("mucize" gibi) yapacağı olayların desteğinde, devam edecek yeterince. Peki, ben insanlara ne diyeceğim. Burda tekrarda fayda var. Diyeceklerimi yeni bulmuş değilim. 20 yıl önce,"Tanrı Rolü" oynayacağımı bulduğumda, (zaten) biliyordum. Hiç değişmediler. Tekrarlıyayım:       Hiçbirşey yokken ben vardım, Tanrı. Biranda yarattımherşeyi, EZEL. Otomatiğe bağladım başlayan süreci. EBED'e kadar devam edecek, ve biranad yokolacak herşey, ve ben Tanrı, varolacağım gene sadece. Ezel'den Ebed'e olan süreç. KADER.  İnsan kılığında inmişim yeruüzüne. 38 yaşımda öğrendim, o tanrı ben olduğumu. Ve zamanla insanların da benim tanrı olduğumu öğreneceklerini bildim ve bekledim. Ben de zamanında, şimdi size yönelik "tanrısal" mesajlar gibi, bana yönelik "tanrısal" mesajlarla bulmuştum Tanrı olduğumu. Tanrı'yım, ama sizin gibi insanım. Bizzat kendimin Tanrısal özellikleri yok. Dolayısıyla bana ibadet etmenizi değil, biat etmenizi istiyorum. Ben kendim anladım niye yeryüzüne indiğimi. Siz de anlayın ve ona göre davranın. Davranmazsanız, kişisel yada kitlesel tanrısal cezalandırma ile karşılaşabilirsiniz. Belli ki işim, En Güzel Toplum Düzeni'ni kurmak yeryüzünde. Sosyalist Ekonomi yetmez. Herkese AŞK, en öncelikli konu. "DÖRTLÜ AİLE" düzenini kuracağız, Çiçekkentlerde. Evet, Kainat (ve olup bitenlerin hepsi) aslında bir tanrısal oyun. Ama hayat "gerçek". İnsana, yaşarken ACI var, HAZ var. Acılardan kaçınmak, Hazları arttırmak, hayatın amacı. İnsan özgür. İyi ve Kötü işleri yapmak konusunda özgür. Hem bu Özgürlük var, hem Kader var. Çelişki. Kavrıyamıyoruz. Tanrısal sır. Tıpkı Evren'in sonsuzluğunu kavrıyamadığımız gibi. Mevcut ve eski dinler de, aslında tanrısal oyunun bir parçası, Ben yeryüzüne ininceye kadar. Dolayısıyla, mevcut dinler artık geçersiz. Ona göre davranın, kavramaya çalışın "reliteyi".         İşte böyle. Asıl maharet, misyon koyucuda olacak tabi, insanları inandırmaya, ve "değişmeyi" kabul etmeye. Değişmeyi kabul etmek zordur. İnanmış olmak yetmez. Onun için suni doğal afetler, yıkıcı depremler, kazalar vesaire şart. Zaten Tanrılık ilanına kadar, tanımış beni insanlık, Dünyayı "atomlayan" adam. (Çok etkin) bir politik otoritem zaten var insanlar üzerinde. Bir de buna Tanrısal Otoriteyi ekleyiniz. "Evet" diyecekler insanlar, dinlerini bırakmaya, "EVRENSEL" tarikatsiz, mezhepsiz (ve ibadetsiz) tek bir din altında birleşmeye. Yasaklıyacağım tüm mevcut dinleri, hemen (Tarık bin Ziyad gibi). Ölülerimize saygıyla (tabi ki acıyla) Yakma işlemi (KREMATORYUM) (Küller denize). Hinduizm'den "çaldım". Başka çare yok. En uygunu bu.       Otorite'nin oluşmasının başlangıcı İZMİR. "İntikam"a dayalı Klasik Terör. Onun için "ezdirildim" (ve ezdirilmekteyim) İzmirli'ye (ağır biçimde), MİT  tarafından, son 21 yıldır.

(13 Eylül'deki)

HELYUM henüz bilnmiyor iken, önce Güneş'te bulunduğunu (keşfedildiğini) öğrenince ben (bu son zamanlarda) çok "şaşırdım", çok sevindim. Çok ilginçti. Bilim'in güzelliği ihtişamı. Işık prizmadan geçirilince 7 renge ayrılıyor. TAYF (Spektrum). Havada  Gökkuşağı (Rainbow). (İnsan, insan olurken neler hissetti, düşündü Gökkuşağı oluşunca...)  Ama akkor haline getirilen (metallerin), elementlerin de yaydığı "ışık" da prizmadan geçirilirse, hepsi kendisine özgü değişik Tayf yapıyormuş. Bunu da bulmuşlar bilimciler sonradan. Ama bir bilimci Güneşi gözlerken, güneş ışığı ile gelen bir değişik tayf görmüş. Bilinmeyen. Demişki bu da bir element. Güneşte var. Öyleyse adı  Latince Güneş, Helyus'dan dolayı Helyum olmuş, olsun demiş. Daha sonra Helyumu Dünyada da bulmuşlar bilimciler. Evet çok sevindim. Daha sonrada, "GÜNEŞTEN GELİYORUM, KÖKÜM HİDROJEN HELYUM" dedim. Çünkü bilimciler daha sonra, Güneşte (o sıcaklıkta, 6000 C derecede) Hidrojen atomlarının, sürekli Helyum atomuna dönüşmekte olduğunu da bulmuşlar. Yani Hidrojen bombası patlaması. Aynısını yryüzünde de yapyılar, Atom Bombasından sonra. Atom bombası, atomun parçalanması (Uranyum atomu) ile. Fizyon diyorlar. Hidrojen bombası Atomların birleşmesi ile. Füzyon diyorlar. Hidrojen bombasını patlatabilmek için, yani 6000 C derece sıcaklık sağlayabilmek için, önce atom bombası patlatıyorlar, hidrojen bombasına bitişik. Sonuç gene radyoaktif. Aslında iki  hidrojen atomunun birleşmesi Helyum olmasında Radyoaktivite yok. Temiz nükleer enerji. 1990 lı yılların başında, ilk kez Füzyon olayını, "oda sıcaklığında" gerçekleştirdiklerini ilan ettiler. Ama sonra haberlerin devamını getirmediler, öyle kaldı. Teknoloji'yi "kasada" saklıyorlar kanaatindeyim. Bu ne demek? Kolay, Temiz, "sonsuz" Nükleer enerji, insanlığın hizmetinde. Denizde su, suda hidrojen "sonsuz". (Hidrojen enerjisiyle karıştırmayınız). Soğuk Füzyon dediler buna. Ne zaman için saklıyorlar. "Yeni Sünya" için.       Salihli'de doğmuşum, hatırlamıyorum doğumumu. Ama eminim. Kanaat. Toplumdan edindim bu kanaati. Dünyamız Güneşten kopmuş. Görmedim koparken. Bilimden edindim bu kanaati.   "Ateş topu" olarak Güneşten kopmuş Dünya, ama madde'nin "çekim gücü" olarak kaçamamış uzay'a. Çevresinde kalmış, "uydu" olarak dolanmaya başlamış. Başka gezegenler de var, güneş etrafında dolanan. Onlar da "aynı". Bu uydu işni (peyk, satellite işini) aynen biz insanlar da gerçekleştirdik sonra., kendi dünyamızın etrafın "sni peyk" ler yerleştirerek. Ne geri düşsünler, ne uzaya kaçabilsinler, öyle uygun bir yörüngeye. Dünyanın güneşten kopma işinden hiç kuşku yok. Kesin. Öyleyse, "soğuyup", "kabuk bağlamış", bu da kesin. İçi hala areş topu. Arasıra volkanlardan dışarı taşıyor., sıkışmadan vesaireden. Nasıl bir "kabuk". Görüyoruz işte. Toprak, su ve hava. (Uzayda hava yok. Dünyanın çevresinde, üst tabaka olarak var.) Buraya kadar kanaatler kesin. Öte yandan, Dünya üzerinde canlılar. (Akıl dolayısıyla) en üst düzeyde olan biz İnsanlar. Yine akıl yoluyla, tarih bilincimizle, biliyoruz ki, eskiden şimdiki bilimsel olanaklar yoktu.. Bilim yoktu. Ateş yakmasını bile bilmiyorduk. Yaşama biçimimiz, öteki hayvanlardan özellikle "yapı" olarak bize en yakın olan hayvanlardan, pek farklı değildi. Hayvan'dık yani. Aslında hala hayvanız. (Hayvan sensin yılmaz.) EVRİM (tekamül, Evolution) i bulmamız, bilmemiz için bu kadarı bile yeterli. Bizim de iki gözümüz var, kuşların da iki gözü var. Öyleyse kökenimiz ortak, besbelli. Evrim, "Maymun'dan" sonra sadece insana doğru değil. Daha öncesi var. Sonra buluyoruz Hayvanlar ile Bitkilerin "ortak" özelliklerini. Diyoruz ki köken gene aynı. Sonra farkediyoruz, öğrenip buluyoruz bilimle, tek hücreli canlıları. Eski insanların (mikroskopları olmadoğı için) haberdar değildiler, tek hücreli canlılardan. Sonra, farkediyoruz, öğreniyoruz, bilimle, bizzat insan vücudu da hücrelerden mürekkep. Çok hücreli. Ve insan hücreleri ile, tek hücreli canlılardaki hücre, her bakımdan birbirine çok benzer durumda. Buradan sonuç çıkarıyoruz. Çok hücrelilerden önce, tek hücreliler vardı. Tek tek yaşıyorlardı. Sonra birleşerek, "iş bölümü" yaptılar, çok hücreliler ortaya çıktı. Demek ki Dünyadaki canlıların kökeni tek hücreli canlılar. Değişerek de olsa, günümüze kadar gelebilmiş tek hücreli canlı. AMİP klasik örnak, tek hücreli canlıyı annlayabilmemiz için. Bu kanaatlerimiz de kesin, tek hücrali canlıdan türedik. Nerde. Dünya'da. Dünya kabuk bağladıktan sonra. Ve böylece birleşiyor iki kanaat, Güneşten kopma ve Evrim. Yani "uygun", şartlar oluştuğunda, Dünyada, Cansız, Canlı'ya dönüşmüş. Bundan da eminiz. Ama nasıl olmuş bu, bilmiyoruz. (Kanaatimce hiç bilemiyeceğiz.) "Uygun şartlar" geniş bir alanda olduğu için, cansızın canlıya dönüşmesi, Hücre olması birkaç yerde birden başlamış da olabilir. Üstelik ortamın "biraz" farklı olmasından dolayı ilk hücrelerin temelde aynı ama, ayrıntıda biraz birbirinden farklı da olmuş olabilir. Dolayısıyla bilemeyiz, başlangıçta sadece tek bir hücre oluştu da ondan mı türedik, yoksa birkaç değişik hücre mi oluştu en başta, onlardan mı türedik bilemeyiz. O farklı hücreler çok hücreli olurken, sadece kendi tipleriyle mi birleştiler, yoksa karışık melezleme mi oldu, onu da bilemeyiz. Bildiğimiz, Cansız Canlıya dönüştü. Hücre ortaya çıktı. Hücrede ne var. Cansızların, bir miktar elementin toplamı, Hidrojen, oksijen, Silisyum vesaire. Dolayısıyla ben, "Güneşten geliyorum, Kökenim Hidrojen Helyum" derken, bundan kesinlikle eminim. (Bilimsel kanıt olarak). Bugün, (şu anda) bedenimi oluşturan Proton, elektron ve Nötronların tamamı, ne bir eksik ne bir fazla (kaç katrilyon küsur bilemem) bir zamanlar Güneş'teydi. Şu anki kütlemin tamamı, Güneşteydi br zamanlar. 

(14 Eylül'deki)

Bu sabahın haberlerinden: Rusya'da urAL'larda uçak düşmüş, Aeroflot'a ait tamamı 88 kişi ölü. Biri de Türk'müş. Levent nurİ Koçak. Bundan önceki iki büyük yolcu uçağı kazasında birer Türk vardı ölenler arasında. İspanya, 20 Ağustos, Mustafa erDİL, Kırgızistan 24 Ağustos, Mehmet Şahin. İkisi de İZMİRLİ'ydi. Levent Nuri de İzmirli mi acep? (28 Haziran 2008'de ilave: Evet İzmirliymiş. 16 Eylül 2008 tarihli  BUGÜN gazetesi "Ürperten İzmir Tesadüfü" manşeti altında yazmış:"... bir ay içinde...ve bunların ortak özelliği 3'ünün de İzmir'de yaşıyor olmasıydı." Düşme tarihi 14 Eylül 2008, sabah, gün başlarken, karanlıkta.)        18 Nisan 1983, Demirbank, İstanbul, Altıyol Şubesi soygunundan önce, gerçekçi olsun diye, Aeroflot'a gidip sormuştum, Moskova'ya uçak bileti ücretini.        Annelik içgüdüsü, Goril'de de, İnsan'da da aşağı yukarı aynıdır. Goril anne de, İnsan annne de yavrusunu kendisinin doğurduğunu bilir, onu emzirir besler, bakar, büyütür, korur, sever ve gerekli bilgileri öğretir ona. Birkaç gün önce gazetelerde vardı haber: Almanya, hayvanat bahçesi. Goril. Yavrusu ölmüş. Kabullenememiş ölümünü, "günlerce" kucağında taşımış ölü yavruyu. Ama goril düşünmez, "nerden geldik, kökenimiz ne" diye. İnsan, insan olurken düşündü bunu. Kendi doğumunu hatırlamıyor ama, doğmuş, doğurulmuş olduğundan emin. Görüyor yeni doğanları, doğum olaylarını. ÖLÜM olaylarını da. Ve "akıl yoluyla" (düşünerek) buldular , insanlar "kökenlerini" insanın ortaya çıkışı, "yaradılışı" açıklamalarını. Farklı dinlerde farklı biçimlerde  bugüne kadar geldi, bu açıklamalar. Ama, Bilim'in gösterdiği EVRİM'le çelişiyor tabi bu eski açıklamalar. Ama ayakta tutuldular, dinlerin ayakta tutulması gereğinden dolayı. Müslüman nasıl biliyor, Hindu nasıl biliyor, insanın başlangıcını?        Darwin, yanyana dizi şeklinde volkanik Galapagos adalarında aynı tür hayvanların farklı biçimde olduklarını gözlemlemiş. Ama yanyana olan o adaların da ortamlarının farklı olduğunu da görerek. Hayvanların (tabi insanların da, ve genel olarak canlıların), ortama göre vücut yapılarının değiştiğini, canlılarda Evrim olduğunu görmüş. Bilim kitapları bile hala "Teori" diyor. Nasıl yorumlarsan yorumla. İspatlanmış yada ispatlanmamış. Besbelli değilmi, Afrika'nın zenci insanı, güneşte yana yana kapkara olmuş, bu genlerine yansımış, değişmiş kara derili olmuş. Yada, insanın kökeni Afrika ise, ordan göçenlerin renkleri zamanla beyazlaşmış.  Zürefa'nın da Antilop'un da boyun kemikleri sayılarının aynı olmasına rağmen, vücutlarına oranla, zürefanın boyunun çok uzun olması. Besbelli ki, "savanlarda" ağaçlardan yaprakları yiyebilmesi için, boynunu hep yukarı uzatmak dolayısıyla, uzun bir evrimle uzamış zürefanın boynu. Birinci konu bunu görmek. Antilop öyle, Zürefa böyle yaratılmış da ondan değil. İkinci konu, bunu nasıl becerdi o bedenler. Bu Felsefi bir konu.         20liyaşlarımın başında, bir bilimsel kaynak kitpta okumuş olduğum iki konu var. Çok önem vermiştim. Birincisi, az da osa, Afrika'da bazı bitki türleri. Hayvan özellikleri taşıyormuş. Üstüne konan kuşu kapıp da  "sindiren" (yani yiyen) ağaç. Sanırım "yalan" değildi. Çünkü (böyle söylüyorum şimdi) duymadım daha sonra aynı tür haber, bilgi. Yalan değil diye kabul ediyorum şimdi de. Ve 20li yaşlardaki yorumum aynı. Bitkilerin, hayvanların kökeni de aynı. İkincisi Virüsler. Diyordu ki kaynak kitap, virüsler hem cansız, hem canlı özellikleri taşırlar. Ürerler canlılar gibi, kristalleşirler cansızlar gibi. Bu ise cansız'la canlı'nın birbirinden kopuk olmadığını, cansız'n canl'ya dönüştüğünün belirtisiydi. Sofra tuzu, mikroskopla bakınca, hepsi "belirli biçimlerde kristal. Suda eriyince bitiyor kristal olmaları. Ama ortamdan su çekilince, gene kristalleşiyorlar. KAR aslında su ama Kar Taneleri, çok güzel kritaller (miş, ben mikroskopla bakıp görmedim.) Canlılar içind kristalleşme, virüslerde varmış sadece. 35 yıl kadar sonra 50li yaşlarımın sonunda, Virüsler hakkında "daha fazla " bilgi edindim. Belki bilimciler de bu 35 yıl içinde, Virüslerle ilgili bilgilerini daha da artırdılar, belki de biraz değiştirdiler.       Canlıların temel taşları GEN'ler.  Tek hücrelilerde de, biz insanlarda da. İnsanın genel "Gen Haritası'nın çıkarılmasının "resmi" ilanı "şerefini" 2001 yılında Bill Clinton'a verdiler, Başkanlığının ilk yılında (GENOM Projesi). Genler aktarıyor, bir sonraki nesile, canlının temel özelliklerini. Bu arada canlı evrim geçirirse, bu genlerine yansıyor. Genler değişiyor Yeni gen ekleniyor, vesaire. (Bunun nasıl olduğu, felsefi bir konu.)  Çünkü Genler tamamen "kimyasal bileşikler". Yani tıpkılarını (henüz yapamıyorsak bile) Kimya laboratuvarlarında yapmamız mümkün. (ki yapıyoruz, eminim. Hiv Virüsü, AIDS laboratuvar ürünüdür. Amaçlı olarak üretildi, I980'de salıverildi insanlar arasına. O günden bu yana 36 milyon insan öldü, ama 24 milyonu Kara Afrka'da. Dünya Sosyalist Devleti ilanı ile, Global Çete'nin insanlara yaptığı kötülükleri anlatırken, söylensin diye.)       Genlerin, birleşik olarak, DNA, adı. Amip'de de var İnsan'da da, DNA. İlkel ve gelişmiş, farklı farklı. İnsan DNA'sı herkeste (galiba %99 civarında) tamamen aynı. İnsanları birbirinden farklı kılan, o yüzdebir oranında. Tabi, Goril'in DNA'sı ile İnsan DNA'sı da büyük oranda aynı "benzer" biçimde. Tamamen aynı olan genlerimiz kaçta kaç oranında, bilmiyorum. VİRÜSLER sadece, bir DNA'dan ibaretmiş aslında. yani genler topluluğu. Çevresi bir zarla kaplıymış, okadar. Beslenme vesaire yok, hareket yok. Dolayısıyla canlı demek mümkün değil. Ama bir hücreye (bu hücre tek hücreli canlı, veyaçok hücreli canlıda olabilir) girdiklerinde, hücre onu kendi  DNA'sı "sanıyor", ve onu sürekli şekilde çoğaltmaya başlıyormuş. Yani, virüsün "üremesi" böyle. Üreyen virüs, ya hücreyi patlatıp öldürüyormuş,,yada hücre zarından çıkıp, öteki hücrelere giriyormuş, ve tüm bedeni sarıyormuş. Zararlı virüs ise öldürüyor canlıyı. Örneğin, Kuduz. Ama faydalı virüsler de varmış. Bir insan genetik hastalıklı, yada  DNA'sında bir Gen eksik. Virüse yklüyorlar eksik geni, ve "zer ediyorlar" insana (bir hücresine yani). Zamanla, insanın tüm hücreleri eksik gene kavuşup normalleşiyor. Farklı canlılardan Gen Nakli ile, "yeni tür" canlılar üretildiğini (özellikle tarımsal bitkilerde)  herkes biliyor artık. Gen Nakli. Gen Teknolojisi. (Suni Evrim). Kutuplara alışmış bir balığın, ilgil genini, Fare'ye naklediyorlar, artık  üşümez oluyor, Fare, dondurucu soğukta. "Mevcut genleri" nakile ek olarak, tamamen yeni genler yapmak (Laboratuvarda) ve bunları bir canlı türünr yüklemek de mümkün. Tabi ortaya çıkacak yeni canlı türünün önceden tahmin edilmesi zor. Şimdilik, Bilim, mevcut canlılardan, "yepyeni" canlı türleri yaratacak seviyede. Ama tamamen cansızdan, canlı üretebilecek mi. Bu konu belirsiz. Akla uygun geliyor. ilk tek hücreli canlıların ortaya çıktığı "ortamı" kurarsak, yine cansız, canlıya dönüşebilir, diye. Ama, kesinlik yok. Tabi bilim bunu, yapmaya çalışacak. Bilim derken, bilimcileri, insanları kastediyorum, tabi. Uzayda görebildiğimiz en uzak noktanın da ötesinde hep "göremiyeceğimiz" olduğundan  kesin olarak eminim.Teleskoplarımız ne kadar gelişirse gelişsin, Hep, Ötenin ötesi olacak. Ama cansızdan Canlıya geçişi, laboratuvarda  insan gerçekleştirebilecek mi (Tek hücreli Canlıyı yaratabilecek mi, bilmiyorum. Emin değilim) Konu belirsiz.

(15 Eylül'deki)

Misyon Koyucu, MİT marifetiyle, "AFFEDERSE Baş olacak" kandırmacasıyla yıllardır ağır biçimde ezdirmekte beni İZMİRLİ'ye. Dolaylı söz ve davranışlarla, Aşağılama, Cinsel ağırlıklı Taciz, Dayak, Tımarhane Hapishane Tehdidi biçiminde,  Hergün  Heryerde, İskelede, Vapurda... (28 Haziran 2012'de İlave: "dayak hergün değil tabi, ÖNEMLİ günlerde...")        Dün Pazar. Yani akşamleyin, Üçkuyulara gitme zamanı, feribotla. 16.40 feribotu için Bostanlı iskeleye yaklaşmaktayım.  Yolumun üzerinde Feribota binen arabalar, ve onlara bilet kesen görevli. Ama yanına gelmiş feribotun kaptanı, onunla (sözde) konuşmakta. EZME'nin bir parçası. Turnikeden dönüşte, Feribota değilde, kaptana yöneldim önce. Varınca yanına, "Burda bir arabalı vapur yanmıştı hatırladın mı" dedim, elimle feribotu (ESENKÖY) göstererek. Biraz durdu cevap vermedi. Cevabını bekledim. Sonra, "Ne olmuş yani" dercesine, sorar gibi uzunca bir "evet" dedi. "Aynı gün, Van'da bir arabalı vapur ters döndü, birkaç kişi öldü, aynı gün" dedim aynen ve yürüdüm "arabalı vapura". Bu sabah haberler bir arabalı vapur kazası ile başladı. Dün gece Bandırma'dan saat 23.00'de kalkan RO-RO gemisi limandan uzaklaşamadan "ters dönmüş" (Alabora olmuş) 15 dakika içinde batmış. 1 ölü, 5 kadar kayıp. 73 kamyon, 2 TAXİ varmış toplam araç olarak. 27 personel, toplam 95 kişi. Ölünün adı da şimdiden belli,  özER ERdoğan. Sebep, "yük kayması". "Teşekkürler" misyon koyucu. "Allah razı olsun"!  Geminin adı   "HAYAT-N". Kaptanı mitHAT altun. Gözaltına alınmış galiba. (Suçu ne?)  Düne ait başka bir haber, TARsus (mersiN) de  kahvehane TARanmış. iki ölü, biri serDAR altun. "KAN" davası meselesiymiş.   Nasıl becerdiler alaborayı? Ağır yüklü kamyonları "sol" tarafa yığmakla (stella marifetiyle). Zaten, iskeleyle teması kesildiğinde, uani kalkış anında, gemi hemen sol tarafa yatmış. Kaptan düzeltmeye çalışarak "devam" etmiş harekete. Dün, Kocaeli Derince limanında, Demir ÇUBUK yüklerken, "PANAMA" bandıralı bir gemi, "halatları" koparıp 15 dakika içinde batmış, içindeki 4 personel canlarını zor kurtarmışlar. RO-RO gemisindae kurtulan EMİN Demir anlattı olayı, TV'de. Dün akşam Demir telefon açtı, konuştuk. Dün "ev"e dönerken, akşamleyin karanlıkta, Bostanlı iskelesinden Yalı caddesi boyunca yürürken, kenarda bekleyen Taksici ben yaklaşırken "davranış" sergiledi. Yanına yaklaştım, "Taksiciler bana çok acı verdiler, ne olur ne olmaz, suça karışma" dedim ve yürüdüm. RO-RO gemisindeki "2" otomobil için, "taksi" demişti TRT. Ötekiler de kamyon. Başka tür araç yok. Yani kamyon çok. İKİ taksi. ("intkamyok" "si.itak) (taksiiki: taksi.i) mesajı, ona da mersi.        -Yılmaz, felsefeyle ne alakası var bu anlattıklarının?        -Haklısın, biz konumuza dönelim. "HAYAT-NE" onu anlatıyorduk.        VİRÜS, "editor at large (serbest gazeteci) bibi serbest bir DNA. Aslında canlı özelliği yok. Kimyasal madde, (Bileşik). Otel olarak kullandığı hücre yapıyor üremesini, kendi DNA'sı sanarak. Bu durumda şunu da söyleyebiliriz. Grip virüsü, aşıya karşı dayanıklı olacak biçimde değiştiriyor hemen kendini, evrim yapıyor, ve bilimcilerin geliştirdikleri aşı, ikinci yıl işe yaramıyor. Yeni aşı hazırlıyorlar, bu yüzden. Demek ki virüs DNA'sındaki bu evrimi yapan da aslında virüs'ün misafir olduğu hücre. Kendi DNA'sı sanıyor ya, "yokolmasın" diye korumak için mecburen tedbir alıyor, dış saldırıya, aşıya karşı ve ve değiştiriyor virüsün DNA'sını. Bir soru daha var tabi: cansız'dan canlı oluşurken, önce virüsler mi oluştu, yoksa tek hücreli canlılar mı. Tek hücreli canlılardan kopan DNA'lar, serbest kalınca virüs olmuş da olabilirler. Bilimin, (Bilimsel yöntemin) güzelliği ile ilgili 2 örnek var, çok önemli. Biri gezegenlerle ilgili. Eski insanlar çıplak gözle gözlemleyerek, ayırdetmişler gezegenleri, öteki yıldızlardan. Toplam 5 tane, isimlendirmişler de onları. (hatta tanrılaştırdılar, biliyorsunuz). Sonra Dünyamızında bir gezegen olduğu anlaşılınca, toplam 6 olmo-uş, bilinen. Teleskopla bir tane daha bulununca, URANÜS'le toplam 7 olmuş. Ama gözlemleyerek farketmişlerki, gezegenlerin yörüngeleri, birbirlerine yaklaştıklarında biraz bozuluyor. (öğrendiler ya, yenice, maddenin çekim gücünü, ondan) Ama bakmışlar, ilgisiz yerlerde Uranüs'ün yörüngesinde de böyle bozulma var. Akıl yoluyla demişlerki, anlaşılan  Uranüs'ün ötesinde göremediğimiz bir gezegen daha var."Hesaplıyarak" bu gezegenin yörüngesini de çizmişler. Daha sonra,(teleskopun gücü artınca) tam da o yörüngede görmüşler, bilinmeyen gezegeni. Neptün. Ve ardından Plüton'u da aynı yöntem ile bulmuşlar. Toplam 9 olmuş. Son günlerde birini gezegen sttüsünden "azlettiler" (küçük diye) hangisiydi? Farketmez. Öteki gezegenlerin yörüngelerini etkilediğine göre.       İkinci örnek: Elementlerle ilgili. Demir, Bakır, Hidrojen, Helyum vesaire. İlk kez bunları MENDELYEV özelliklerine göre sınıflandırmış. Tablo haline getirmiş. Ama görmüş ki tabloda bazı yerler boş kalmı. Bu boş kalan yerlerde de henüz bilmediğimiz elementler olmalı demiş, ve 3 tanesinin özelliklerini anlatmış. Evet sonradn bulunmuş, keşfedilmiş bu elementler ( o özelliklerle).        Şimdi, insanlığın önündeki büyük işlerden biri de, yeryüzündeki canlıların, tek hücrelilerden, tüm çok hücrelilere kadar "hepsinin" DNA'larını tesbit edip, (bilgisayar yardımıyla da, bunları basitten karmaşığa doğru, sıralamak, sınıflamak, tablolaştırmak. Evet, "boş" kalan yerlere dikkat etmek. yoksa bile dünyada, o boşluklara uygun DNA'lar yapıp, ilgil yakın canlılara (insan hariç) uygulamak, ve değişikliği gözlemek. Zaten, kısmen bu işlerin başladığına dair, işareteliyor geliyor medyadan arasıra. "Falanca" canlının gen haritası bulundu, vesaire.       Aslında bugün, AMİP'ten başlayıp, İNSAN'a kadar "HAYAT NE" konusunu (tekrar) yazacaktım özetle, felsefi açıdan da bakarak. Ama RO-RO gemisi "HAYAT-N" dolayısıyla vakit kaybettik biraz.        BARIŞ'cığım, dün DEMİR senden (sizden) de söz etti. O sözederken, (Hacettepe) BİYOLOJİ bölümü mezunu  olduğun hatırıma geldi önce. "Unutma Sakın" öğrendiklerini. ("Lazım" olacak). Ben "malesef", ODTÜ elektrik mühendisliğinde (2 yılda)  öğrendiklerimin "hepsini" unuttum. OHM Kanununu bile. (29 Haziran 2012'de ilave: Şarkı: AŞK'ın Kanununu yazsam yeniden...)  (Düşünerek bulabilirimama. Neydi OHM Kanunu.) Akım, Voltaj, Direnç arasındaki bağıntı. Orantılı değişim. Akım arttıkça direnç de artar. Demek ki Doğru Orantılı. V=RI uyar. Çok saçmaladın Yılmaz aceleyle. Direnç sabit. Voltaj arttıkça akım da artar.  O.K.   R=V/I tabi bu akıl yürütme ile 1/R= V/I da mümkün. Zararı yok. 1/R de sabit.

(16 Eylül'deki)

Amip vardı sırada, ama "hareket", önceliği aldı. Cansız'ın (taşın toprağın) artık daha fazla bölünemiyen, ufalanamayan, en küçük parçasına, ATOM adını vermiş, bir eski (Yunanlı) insan, felsefe yaparak. İçi (aynı yapıda) "dolu", hareketsiz zerre. Sonra Bilimle bulduk ki, Atom'da hareket var. Bir proton büyük, bir elektron küçük. (Hidrojen Atomu). Elektron protondan uzakta ama çevresinde dolanmakta. Ama bu dolanma, o kadar düzgün, o kadar tekdüze ki, Zaman birimini, Dünyanın Güneş etrafında dolanmasından değil de, ondan almış olsak, kat kat daha fazla süre (aslında sonsuz süre) değişmez kalır, seçtiğimiz zaman birimi. Sözgelişi elektronun, proto çevresindeki 1 milyon kez dönüşünü, 1 saniye kabul etsek.  (30 Haziran 2012, saat 12.20. İlave: bir saat kadar önce, SABAH gazetesinden kesip Bloknota yapıştırdıklarım arasında bu konuda bir haber vardı. Özetle: "... bugün daha uzun...dünyanın ... hızı düzenli olmayan dönüş nedeniyle... KAYIP SANİYE...Atomik saate... gece yarısı eklenecek..."). Sonra ne bulduk? Bildiğimiz kadarıyla Evren'de (ve Dünyamızda) en çok Hidrojen atomu bulunduğunu, ve Hidrojenin (Güneşte ve öteki yıldızlarda) sürekli Helyuma dönüşmekte olduğunu. 2 elektronlu, 2 protonlu, bir üst düzey atom. Buradan şu sonuca çıkarıyoruz, daha üst düzey atomların hepsi, bir zamanlar Hidrojendi. Üst düzey atomlardan türemiş olamaz alt düzeydekiler, ve Hidrojen.       Sonuç Evren'in başlangıcı oldu mu olmadı mı ASLA bilemiyeceğiz. Ama başlangıçta Evren'de sadece Hidrojen atomları ve uzay vardı. Hidrojen atomlarında da "hareket" (movement).  Akıl bizi Big Bang (Büyük Patlama'ya) götürüyor ama, Patlama öncesi, mutlak meçhul olduğundan, Big Bang Teorisi, teori olarak kalıyor sadece. Ama her halukarda, önce Hidrojen atomları vardı, sadece. Ve onlardaki "HAREKET". Dolayısıyla, Çağdaş Felsefe sorunları, aslında, bu Hidrojen atomundaki hareketi sorgulaamakla başlar. Evet bilimle  bulduk. PROTON (+) artı  yüklü. Elektron (-) eksi yüklü. Çekiyor proton elektronu kendisine. Ama elektron çok hızlı hareket etmekte. Merkezkaç kuvveti. Düşemiyor proton'un üstüne, kaçamıyor da. Hızı ona göre. Uydu (satellite) olmuş Protona. Dolanıp duruyor çevresinde. Ve , bildiğimiz kadarıyla, (ki bundan eminiz), bilmiyor niye dolandığını. Biz insanlar farkettik dolandığını. Bizden daha alt düzey canlılar (hayvanlar), örneğin Goril de farkında değil, habersiz, atomdaki hareketten. Bundan da eminiz. Buldyk, atomdaki hareketin "nasıl" olduğunu, ama "sebebini" bulamadık. Bulamıyoruz. Niçin çekim gücü var protonun. Niçin elektron, o hızla dolanmakta. "AMAÇ" ne? Bunları mecburen "pas geçerek" Atom'un özelliği, (Hidrojen Atomu'nun özelliği) diyoruz. Üst aşama atomlarda, yeni özellikler oertaya çıkıyor. Örneğin uranyum atomu, Radyoaktif. Radyasyon yayıyor çevreye. Ama onda da elektronlar, çekirdeğin (proton ve nötronların) çevresinde dolanmaktalar. Atomun temel özelliğini korumaktalar. Evrendeki tüm nesneler (cansız yada canlı) Atomlardan oluştuğuna göre, Evren'de atomlardan dolayı, "hareket" esas (esential). Atomlardan meydana gelmiş kütleler (cansız kütleler) de de "kütlesel hareketler" var, başka kütlesel özellikler de. Fiziksel, kimyasal, nükleer değişmeler de var. Bu açıdan, Evrende "faaliyet" (Activity) sürekli. Bu "faaliyet" için de kopmuş Dünyamız, Güneş'ten. Sonra soğumuş. "Kabuk" da canlılar oluşmuş. Cansız, canlı'ya dönüşmüş. Önce tek hücreliler. Evrim. Ve biz insanlar, "en üst düzey" canlılar. Bu kadarından eminiz. Bilime dayanan BİLİNÇ. Ama cansız, nasıl olup da Canlı'ya dönüştü, bilmiyoruz. (Sanırım hiç bilemiyeceğiz.) Veya niye dönüştü, hangi amaçla dönüştü. Hayat'ın Dünya'da başlangıcı da sanırım, Evren'in Başlamgıcı gibi, hep bilinemez kalacak. Bildiğimiz kadarıyla, Hayat (şimdilik) sadece Dünyamızda var. Başka gök cisimlerinde de hayat olabilir. O ayrı bir konu. Dünyada oluştuysa, Dünya benzeri başka gök cisimlerinde de, Dünyadakine benzer bir yolla, dünyadakine benzer yapıda canlılar türemiş olabilir. Yada Sünyadakine benzemez bir yolla, Dünyadakine benzemez bir yapıda (hiç hayal bile edemiyeceğimiz nitelikli) canlılar da olabilir başka "yerlerde". Tanrı Tanrıça türünden değil ama, karşılaştırma mümkün olsa, bizden çok aşağıda, yada çok yukarda canlı türleri. Ağaca bakın, bir de kendinize bakın. İkisi de canlı. İlk bakışta benzer bir taraf var mı.        UFO konusunun, kafaları karıştırmak için, ötedenberi Global Çete tarafından (uyduruk haberlerle de) kullanulmakta olduğunu da unutmayınız. İnsan Aklı, doğadaki, (Evrendeki) faaliyetin (bu faaliyetlerin en basiti hareketin) "nasıl" olduğunu, anlayabilecek duruma geldi. "Doğa kanunları", (Fizik, Kimya...) Ama canlı'daki faaliyetin aslını kavramak hala mümkün değil.        AMİP, tek hücreli. "İlkel canlı". BİYOLOJİ ile öğrendik özelliklerini. O da atomlarda oluşmuş aslında. Ama bir bütün olarak da faaliyet içinde, ve bu faaliyeti cansız diğer kütlelerin ("anlaşılabilir") faaliyetlerine hiç benzemiyor. Kavramak daha zor. (Biz insanlar için, tabi). Sanki bir RUH'u varmış gibi davranıyor, Amip, dedim ve diyorum. Yanlış anlaşılmasın Ruh'u var demiyorum. Hayvanlar da ayırdeder canlıyı cansızı. Öğrenir annesinden yeni doğan (örneğin Afrika'da ormanda doğan bir çakal) yavru bunu, büyürken. Ve de kendi çabasıyla da.  Hatta etobur oluşundan dolayı, hangi canlıları kendisine yem yapabileceğini, öte yandan hangi canlılara yem olabileceğini de öğrenie, ona göre davranır. Ama belli ki hayvanların canlıları idrakleri, biz insanlarınkinden farklı. Biz, insan olunca, canlıları çoğalttık. Örneğin bitkilerin de canlı olduğunu gördük. Dahası, gözle görülmeyen "tek hücreli" canlıları bulduk, en sonunda. Ama, insan, "insan olurken" Ruh'u da "buldu". Önce İnsan Ruhu'nu buldu, ölen sevdiğinin "son nefesinden". Nefes çıkarken, Ruh da çıktı diye algıladı (30 Haziran2012, İLAVE: arapça RUH, "git" demek). Bu kadarla da kalmadı. Daha sonra, bazı cansızlara da "Ruh" yükledi. Yanardağın (Volkanın) Ruhu olmasaydı nasıl patlardı, ateş kusardı, (insanların üzerine)...        -Yılmaz, ilk insanlar, Ruh'u, insana bakarak "buldular" (Ve aslında bu "buluş" bugüne kadar geldi, ve hala yürürlükte) Sen de RUH'u Amip'e bakarak mı buluyorsun?  -Hayır.     Neydi Amip? Gözle görülemeyen, (tek hücreli canlı). Çok küçük. Suda yaşıyor. Bir Çekirdeği var, onun çevresi yumurta akı gibi bir sıvı(stoplazma)ve en dışta esnek bir zar. Suda (uygun sulu ortamda) hareketli. Uygun bir besine rastlayınca, esnek zarıyla onu çevreliyor, sıkıştırıyor (zarın geçici olarak delinmesiyle) içeri alıyor. Onu sindiriyor. Artıkları da aynı yolla dışarı atıyor. Beslenme böyle. Üreme ilginç, tabi. Belli bir büyüklüğe ulaşınca, sanki bir Ruh'u varmış gibi bölünmeye "karar veriyor" Önce şunu da söyleyeyim. Çekirdekte Kromozom, kromozom'da genlerden oluşan DNA var. Kromozomyapısı simetrik. Bölünme sırasında zar, iki zıt yandan ortaya doğru büzülerek, kromozomu da simetri ekseninden ikiye ayırarak, iki yeni küçük amip ortaya çıkarıyor. Ve yeni Amiplerde tek taraflı kromozomlar gene "artarak" çift taraflı simetrik kromozomlar haline geliyor. (Biraz yanlış anlattıysam dahi zararı yok. Aşağı yukarı böyle.) Bu anlamda, AMİP ölümsüz. İkiye bölünerek varlığını sürdürüyor, hep. Ortam uygun oldukça, ve "kazaya" uğramadıkça (yem olmadıkça başka canlılara.) Burdan şunu da düşünebiliriz. İlk "tek hücreli" canlılar oluştuğunda, yemleri cansızlardı. Bir süre sonra, hala tek hüce aşamasında iken canlılar, "menülerine" canlıları da kattılar. Değişik türden tek hücreliler arasında "savaş" böyle başladı.        Irak Savaşı'ndan ne haber, Yılmaz!

(17 Eylül'deki)

Cansız, canlıya dönüşmüş. Tek Hücreliler. TekHücreliler bir yandan çeşitlenirken, bir yandan da çok hücrelilere dönüşmüş. Böylece iki dal ortaya çıkmış canlılarda. Bu iki dal da yine çeşitlenmeye, dallanmaya devam ederek bugüne kadar gelmişler. Amip tek hücreli, Çakal çok hücreli. Çok hücrelilerde, memeli hayvanlar dalında, İNSAN tüm canlıların en gelişmişi, akıl sebebiyle. O da beyin sayesinde. Koyunda da var beyin, bizimkine benzer. (Lezzetlidir, limonlu koyun beyin salatası). Tabi başka özellikleri bizimkinden çok üstün hayvanlar(canlılar)da var. Hatta bizde olmayan "kıskandığımız" özellikli canlılar bile var. Kuşlar, mesela. Mecburen, uçak yaptık, biz de. Kuşlar gibi uçabilmek için. Geçmişte nesli tükenmiş canlı türleri de var. Kalıntılarından biliyoruz. Çarpıcı örnrk: Dinozor. Günümüzde de, insandan dolayı sebeplerle de tükenmekte olan canlı türleri var. Dünyamız insan eliyle, insan için yaşanmaz hale gelmeden, "kurtarmammız" lazım, Dünyayı, vahşi hayatıyla birlikte. Yok olmasın ayılar, Balinalar, Filler, Kuşlar... Yağmur ormanlarının "sayısız" canlı türleri... Ormanlar, Sulak alanlar, buzullar... Denizler, topraklar, hava.  Herşey "normal" kalmaya devam etse bile, birgün insan nüfusunun 600 milyar olmasına dayanabilir mi Dünya. Nüfusumuzu "sabitlememiz" şart. 150 yıl kadar önce de gördü bunu Misyon Koyucu. Dönelim, HAYAT-NE konumuza: Tek yaşayan tek hücreli canlı. Bu arada şunu da tekrarlıyalım. Tabi hayatın SU'da başladığı, akla realite'ye en uygun olanı. Beslenme. Su akışkan. Gerek ilk canlı, gerk besinler, su içind hareketli. Erişmek kolay. Sonra, herhalde, aynı türden iki tek hücreli canlı birilikte, birbirine yapışık yaşamayı"tercih" ettiler. Ve bir süre sonrada "işbirl,ği", "işbölümü" yaptılar. Mesela, biri dışardan besin almayı, öteki sindirilen besin artığını dışarı atmayı üslendiler. (Ama buna nasıl karar verdiler!). Üremelerinide, bunu bozmayacak bir biçimde, uygun yerlerden "bölünerek" yaptılar. Yeniler tıpkı eski yapıda oldu. Ve bu "biyolojik bilgi'yi" de genlerine ek yaparak, genlerine yansıttılar. Zamanla, Çok hücrelideki Hücre sayısı, daha da arttı. İşbölümü daha da çeşitlendi. Kollektif Canlı'daki hücreler birbirlerinden farklılaştılar. Hücre toplulukları, dokuları, dokular organları oluşturdu. Her hücre tek başına bir canlıydı gene, ve sanki bir ruhu varmış gibi davranıyordu ama, kollektif canlının da sanki hücrelerininkinin üzerinde bir ruhu varmış, tüm hücreleri yöneten, yönlendiren gibi sanki, dyebileceğimiz, bir aşamaya gelindi. Suyun içinde üreme biçimleri değişti. Bitki ve Hayvan biçiminde iki ayrı türe dönüştüler. Hem bitkiler hem hayvanlar, karaya çıktıktan sonra, değişmeye devam ederek, kara-canlıları oldular. Bir kısmı da "Havacı" oldu. (Kuş). Denizde kalan akrabaları ile ortak özellikleri apaçık. Kuşlar ve balıklar... Üreme biçimi değişirken, iki cinse ayrıldılar. Erkek ve Dişi. Erkeğin dişiyi, veya dişinin yumurtalarını döllemesi.  Bitkilerde de var, erkek ve dişi. Ve dölleme, döllenme. Onlar başka yollar da bulmuşlar döllenebilmek, dölleyebilmek için. Rüzgara veya böceklere (arılara) emanet etmişler erkeğin polenlerini, dişye ulaştırmak için. Yani demek istediğim, canlının iki cinse ayrılması olayı iki türe (bitkiye, hayvana) ayrılmasından önce başlamış. Uzun bir süreçte, çeşitli canlılarda, çeşitli biçimlerde bugüne gelinmiş.  ("Malesef")  Tam bilmiyorum ama, bitkilerde döllenmiş tohumun ayrı bir yerde yeniden yeni bir bitki,(eskisinin benzeri biçiminde) ortaya çıkması. Eski bitkinin zamanla hayatının sonlanması. (1000 yıl yaşayan ağaçlar var, biliyoruz. Ama doğa şartlarında, bitkiler de ölümlü. Yerlerine, benzerlerini bırakarak. Hayvanlarda ölüm olayı çok daha belirgin. Kaplumbağalar mıydı, en uzun yaşayan hayvanlar (100-15- yıl). Ve hayvanlarda da (ve dolayısıyla  biz insanlarda da) ölmeden önce, yerlerine benzerlerini (yavrularını, evlatlarını) bırakarak. Oysa tek hücreli de ölüm yoktu. Çok hücreli de "kaçınılmaz" oldu. Ama neslin devamı garantiye alındı. Tek hücrelide ölüm yok, ama eski tek varlık kayboluyor. Yeni iki (genç) varlık ortaya çıkıyor. Bu anlamda çok hücreli için de durum aynı gibi. Yeni iki (veya daha fazla) genç varlık ortaya çıkardıktan sonra, eski tek varlık (artık tek diyemiyeceğiz, erkek ve dişi yani çift varlık) kayboluyor, ölüyor. Çok hücrelide, ölen aslında "kollektif" varlık. Beden. Beden ölünce, ardından hücreler de ölüyor, mecburen. Bedenin ölümünün sebebi de, aslında bedende bir bölüm hücrre grubunun ölmesinden. Yani ölümün sebebi, Bedeni oluşturan hücrelerin, belli bir hacım içinde, sonsuz olarak yaşayabilmeleri, özellikle (bölünerek) üreyebilmeleri mümkün olmadığından. Amip çok irileşince ikiye bölünüyor. Üreme temel özelliği. Hayvan bedenindeki hücrede de var bu temel özellik. Üreyemeyince (yer darlığından) ölüyor.  Doğmak, büyümek, Erişkin olmak, yaşlanmak ve ölmek. Amacımız, tabiki dağlıklı ve uzun yaşamak. Bunu sağlamak için, Bilimle, çaba harcamaya devam edeceğiz. İnsan için ölümsüzlüğü gerçekleştirebileceğimizi sanmıyorum. Tıpkı cansız'ın canlı'ya nasıl dönüştüğünü bilip bulamıyacağımızı düşündüğüm gibi.        Ama farzedelim ki bulduk, ölmemeyi. Bu hiç uymazdı hayata değil mi. Yeniler doğup büyümeyecekler mi. Nüfus dayanılmaz bir biçimde artacak. Durdursak doğumları, Bir süre sonra insanlar, beden yapısı olarak hemen hemen aynı (örneğin 50 yaş görünümünde). Ne ölen var, ne doğan.         (3 Temmuz 2012. İLAVE:       Sonra, gazetelerden kesip yapıştırmışım kitabımda ilgili syfaya:  22 Kasım 2008. Hürriyet. "Ebedi gençliğin formülü. İspanyol bilimciler... normal ölümlü bir hücreyi, ölümsüz bir hücreye çevirmek...     24 Eylül 2009. Hürriyet. 20 yıl sonra sonsuza dek yaşayacağız, haberi.   6 Ekim 2009. Hürriyet. Nobel tıp ödülü ebedi hayat hayaline verildi, 3 Amerikalı profesör.    28 Ocak 2008. Annemin vefatının 1.ci yıldönümü. SABAH. Ölmeyen deniz ANAsı türü, karayiplerde. İnsanın bu yapıya bürünmesinin yolları...   Ve 10 mayıs 2010. STAR. ABD'li bilim adamları, 17 yaşında olmasına rağmen 1 yaşında görünen Brooke Greenberg'in gen haritasından sonsuz gençliğin formülünü yazacak... bedeni 17 yıldır büyümeyi reddediyor... BALTIMORE'de 3 çocuklu bir ailenin kızı... gen haritası, normal insanın genomuyla karşılaştırılarak, yaşlanmaya neden olan genler tek tek ayıklanacak, böylece kişi istediği yaşta görünümünü donduracak.   Yürüyemiyor, konuşamıyor, 17 yıldır süt dişleri ile tam bir bebek, yani. Cüce değil. Bu son haber bana (bize) misyonkoyucudan işaret. Bilimcilerimiz yaşlanmayı durdurmayı, ve böylece normal şartlarda hiç ölmemeyi gerçekleştirdiler, diyor. Brooke kız onların eseri. "yaptık" diyorlar yani.  BALTIMORE: AMORE/ALTIM      Evet, A.W.W.F.C. 1992 kitabımda 50 ailelik 600+ kişilik Birim topluluk /Unit Community/Oba'da, ROTASYON işlerini anlatırken, Obada her yaştan eşit sayıda erkek ve dişi bulunsun diye, her iki uçtan başlayarak, 25 yılda bir gelecek her aileye doğurmak sırası, dedim. Ama yaşlılar yaşasın yaşayabildikleri kadar (tıbbın yardımıyla) sağlıklı ve uzun. Yani doğal ölüm, öngördüm, kocama sebebiyle.  Ama FELSEFEM'i yazdıktan sonra, gelen uyarıların da etkisiyle, yeniden düşündüm konuyu. Sanırım Brooke kız haberinden önce kesinleşmişti, düşünerek vardığım sonuç.   Konuya yaşlanmayı durdurabilmek olarak bakmak gerekiyor. AMİP irileşip bölünme ihtiyacı hissetmeden önce, onun irileşme imkanını ortadan kaldırmak. Böylece, normal şartlarda hep yaşamaya devam edecek, eskimeden, yaşlanmadan. Aynı yöntemi, belli bir yaşta, çok hücreliye (insana) uygulayabilmek. Farzedelim ki, bilimciler becerdi, dedim. Ölmemek uymadığına göre insana, insan oluşumuza, yeni dünya şartlarında, yeni doğacaklara yer açmak ihtiyacından, sağlıklı iken, kendi isteğimizle veda etmemeiz, belli bir yaşa gelince, kaçınılmaz, dedim. Evlatlarımıza, torunlarımıza olan sevgiden dolayı. 115 yaş uygundur, dedim. En yaşlı dörtlü 115 civarında iken, en genç dörtlü 15 yaş civarında olacak. Yeni Dünya'da, Hayata Veda da ROTASYON'la yani. Doğarken birer yaş farkla doğacağız. Veda ederken, (dörtlü) hep birlikte. Veda'da sadece evlatlar, bir sonraki nesil hazır bulunsun. Bilimin yardımıyla, acısız "huzur" içinde...  "Size bırakıyoruz, Dünya'yı..." Sanırım, bunları düşünüp yazmam (bloknotlara), Brooke kız haberinden önceydi.   Ve 3 Şubat 2012 tarihli Hürriyet:   "Birlikte doğduk, Birlikte ölelim" Ötanazi kararı. Tek yumurta ikizleri Helen ve Alice KESSLER ,75 yaş. Alman... "Hep, beraber yaşadık, birbirimizden başka kimsemiz yok. Artık yaşlanıyoruz. Aynı anda ölmeyeceğimizi düşünerek... kim komaya girerse diğeri tatlı ölümü uygulayacak.  KESSLER/KES ER. Kessler olayı da aslında Misyon koyucunun işi, bana (bize) yönelik. Ama hayatları, ve "kararları" kendilerinin.  Bu uzun ilave'ye, bir ilave daha yapmak istiyorum: Onları, "son kez", 14 mart 2008 Türkiye'de Tıp Bayramı, AKŞAM gazetesinde görmüştüm. 4 çocuklu kardeşler yine davayı kaybetti" haberinde. Sevgili Patrick ve sevgil Susan. Alman. Saksonyalı. Çocukken birbirlerinden ayrılmışlar, bir daha hiç görmemişler birbirlerini, erişkin olduklarında buluşunca, sevgiyle (libidolu sevgiyle) bağlanmışlar birbirlerine. YASAK yaşamadılar çünkü. Reddetmemişler aşklarını, topluma bakıp. 4 de çocuk yapmışlar. Kendi imkanlarıyla, meydan okumaya çalışıyorlar, mevcut toplum düzenine. Ama işleri zor. Yargı hayır diyor....  Benim için (Bizim için) çok özel, onlar. Onları çok seviyorum. Hayatları, aşkları onların. Misyonkoyucunun eseri olduğu halde.     saksonyasaksonyasaksonYASAKSON..    Bir üçüncü ilave'yide buraya yapayım, oldu olacak: 30 Kasım 2007. Isparta ATLASjet havayolu uçağı düştü. içindeki 57 kişi öldü. Altısı bilimci, ikisi kadın, profesörler  ENGİN ARIK ve FATMA ŞENEL BOYDAĞ. Engin hanım, İsviçre'deki CERN'de ATLAS projesi'nde de görevliydi. Uçak düşmeden "saatler önce" basımı tamamlanmış gazetede , galiba Hürriyet gazetesinde, GülBEN erGEN'in oğlu ATLAS'la ilgili bir haber vardı. ATLAS Ocak 2007'de doğmuştu. annemin vefat ettiği ay içinde. Yani 3 Atlas çakışmıştı, "aynı" günde.  Teyze kızı Fatma'nın, 10 Şubat 2007'de, annemin vefatından 13 gün sonra, bulmuştum "karım olduğunu" otuzkasım/okızkarım   ENGİN ARIK   arıkarıkarıKARI. Sonra, 1 Haziran 2009'da Air France uçağı, RİO-PARİS uçuşu. ATLAS okyanusunda düştü.içindekiler 228 kişi öldü. Sadece bir tanesi Türk'tü FATMA ceren necipoğlu, arp sanatçısı. Brezilya'dan konser'den dönmekteydi. 10 şubat 2007'den sonra, aynı şubat ayı içinde, Almanya'dan Huriser teyzemle başka bir telefon konuşmamızda öğrenmiştim, FATMA'nın Brezilyada Portekizce öğreneceğini.)

(18 Eylül'deki)

Sor, "sıradan" bir insana:  "Hayvanların (ve insanların) Erkek-Dişi diye iki cins olmalarında bir amaç var mı, varsa ne?" "Evet, neslin devamı için, üreme için"" der, hiçbir dinin, felsefenin etkisinde kalmaksızın, kendi aklıyla. Ama toplumdan öğrendikleri ile oluşmuş, bilnç sayesinde. Toplumdan soyutlanmış, üstün teknoloji ürünü, bir özel oda düşünün. Yeni doğan bir bebek, bu odaya alınıyor, ve uzaktan kumandalı özel robotlarla, bebeğin her türlü ihtiyacı karşılanıyor, büyümesi sağlanıyor. Oda pencereleri tavanda, sadece gökyüzü görülebiliyor.. Ve de hiç insan hayva ve bitki görmeden bu bebek büyütülüyor ve erişkin oluyor. o oda içinde. Fizik (beden) olarak tamamen normal sağlıklı. "Ruh durumu" (psikosu) nasıldır? Bilinci? Karnını doyurur. (kaka, çiş) Tuvalet yapar. Odada yürür. Oturur. Uyur, uyanır. (Robotlar gece uyumaya aşıştırmışlardır. Gece gökyüzünde yıldızlar görür. (Gündüz Güneşe bakıp kör olmasın, ona göre tertibat.) Bu özel insan , içgüdülerimi getirmiştir (annesinden babasından). TV'de bir felsefe sohbetinde, felsefeci İçgüdü (Instinct) e, "kapalı kutu" demişti. Tabiri çok sevdim. Bu içgüdülerle davranır. Ama içgüdülerin aktif olmasını sağlayan durumlar yoksa, o içgüdü çalışmaz. Örneğin, insan yok ki, Sevgi yada Nefret içgüdüleri çalışsın. ve sevgi ya da nefret duyguları oluşsun.  Vücut ergenliğe erişnce, (erkek veye dişi) kendiliğinden ilk orgazmı yaşayabilir mi. Eğer yaşayamazsa (robot desteğiyle) yaşatılsın. Orgazm ardından bedene vereceği o rahatlamayı hazzı öğreneceğinden, devamı gelir. Masturbasyon yapar arasıra. "Rahatlar", haz duyar. Bilmez niye yaptığını. Zaten, fiziksel Haz ve acıları öğrenmiştir, büyürken. Ona göre davranmaktadır. Ama yoktur, hiç "ruhsal" haz ve acıları. Bilmez onları. Acıktığında, beklerken, yemek gelince sevinir. O da ruhsal hazdır. Hoşlandığı meyva gelmeyince üzülür. O da ruhsal acıdır. Kavramıştır iyice odasını., odasının robotlarını, gökyüzünde gördüklerini. Ama bu kavrama, sorular getirmez hatırına. Düşünmeyi bilmemektedir, çünkü. Düşünmek kelimelerle olur. Dil'den (Lisan'dan) habersizdir. Yoktur lisanı. Kavrarken çevresini, "merak" yürürlüktedir, ama basit kavrama ile biter. Devamı gelmez, gelemez. Doğmuş olduğunu bilmediği için, Doğumdan ve Ölümden habersizdir. Bilmez onları. Ama kendisine fiziksel acı veren durumlardan kaçınır., öğrenmiştir onları.  "Ben neyim, nerden geldim, Niue burdayım" demez, asla. Kendisine ait hatırladığı çocukken ki durumdur. Erkekse, sakalı yoktu, eskiden. Dişiyse memeleri yoktu, eskiden. Hatırlar onları. Özellikle vücudun değişmeye başladığı zamanlarda merakla bakar o değişikliklere, ama alışır çabuk yeni duruma. Merak söner.  Ne Tanrı'dan haberi vardır, ne Ruh'dan.         Bu örnekleme, tamamaen gerçekçi, ve gösteriyor değil mi, Bilincimizin toplumdan geldiğini apaçık olarak.Ben bu örneklemeyi aynen böyleyapmaya hazırlanırken, dün akşam TV (TNT'de) yeni bir dizi başladı. (KYLE). Bir erişkin insan, erkek, genç. Gözünü açıyor, kendisini bir ormanda buluyor. Ondan öncesi ile hiçbir anısı yok. O andan itibaren başlıyor, tanımaya "herşeyi". Çıplak. Ve kent(şehir) ve devamı... insanlar, uygarlık... Dizinin ilk bölümü. Büyük ilgi ile izledim, tabi. (realist olmayan aşırılıklara aldırmadan). İçinde, "içgüdü", "evrim" sözlerinin de geçtiği bir dizi. Biraz konuşmayı öğrenince "çocukluğumu hatırlamıyorum" dedi. İlgiyle, şaşkınlıkla (biraz da) "kızarak" izledim. Misyon koyucu, tam da benim, "özel oda" örneklemesini yapmaya hazırlandığım bir sırada, ben yapmadan önce, KYLE'nin yayınlanmasını, denk getirmişti (Stella marifetiyle). (Ne olurdu yani, ben "özel oda" örneklememi yaptıktan sonraya denk getirseydi.)        Evet, ne demiştik?  "Sıradan insan" bilir, hayvanların (ve insanların) erkek-dişi olarak iki cins olmalarında bir "amaç" vardır. Bu da neslin devamı içindir. Yani önce, erkek ve dişi olarak ikiye ayrılmışlar da, cinsel birleşmeyi bulmuşlar, ve doğumlar o zaman başlamış, ve nesil devam, değil. Erkek ve diş olmalarından dolayı, cinsel birleşme (copulation) yapmak gerektiğini bulana kadar geçecek sürede doğum olmayacak, belki de nesil son bulacaktı. Yani demek istediğim, Biyoloji'de olaylar, olgular belli bir amaç için. Yada en azından, (tarafımızdan) algılanışları o yönde. "sanki amaç önceden kararlaştırılmış gibi". Oysa Fizik'te, Kimya'da olaylar (olgular) öyle değil. Belirli koşullar, durumlar oluştuğunda, ne olacağı belli. Amaç yok yani. Öyle algılıyoruz, mevcut bilimsel bilincimizle. Suyu ısıtırsan buharlaşır, "yok" olur. Soğutursan donar, "taş" olur. (Taş değil, buz olur, Yılmaz!). Tabi Eski İnsanlar, doğal olaylarda da "amaç" gördüler, hep. Mevcut insanlar da, hala (dinler dolayısıyla) görmeye devam ediyorlar. 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi'nin "amacı" neydi? "7.4 lük UYARI yetmedi mi"  (laf aramızda) 3 gün önce, pazartesi akşamı TNT'de yayınlanan SPOOKS dizisinde, yanılmıyorsam sadece bir tarih geçti. O da 17 Ağustos 1999'du. "Amacı" neydi acep?  Evet, "Biyolojik" olaylarda sanki bir amaç varmış gibi görünüyor, mevcut bilimsel bilincimizle (de) baktığımızda. KLASİK ÖRNEĞİM'i tekrarlıyayım: Evrim, kesin bilimsel doğru. Bundan eminiz. Ama, canlılar arasında "görme nedir" bilinmezken, "göz" nedir bilinmezken, nasıl oldu da canlı (ortamda "yaşayabilmeui daha kolaylaştıran), "grebilmeye" karar verdi, ve de gözleri geliştirdi. Hem de iki tane. Balık ta da, bizde de. Bir anda oluşmadı tabi gözler. Uzun evrim süreci. Ve sayısı iki ama farklılaştı, farklı yönlerde gelişti gözler. Arıda da 2 tane. Üstelik yaşama biçimi değişipte, artık görmeye gerek kalmadığı bir durumda, daha önce var olan gözler de yokoluyor. Gene uzun bir süreçte, bu da evrim. Yeraltına indi Köstebek. Gözler yok oldu. Yeni bir karınca türü bulmuşlar, sadece yeraltında yaşıyormuş, ama gözleri yok. Dünkü gece gazetesinde gördüm, kesip  61.nci sayfa yaptım. Bitişik haber de ilginç. "Sayısız" gökcismi (yıldız) görüyoruz gökyüzünde (uzayda) teleskoplarımızla). Ama sadece 300 kadar gezegen tesbit edebilmişiz, uzaktaki "Güneşlerin" etrafında dolanan. Duymuştum daha önce, 300 sayısını, ama onuda sundum 61.ci sayfada. "Yeni bir gezegen daha bulundu" haberini.Ve onlara bitişik (aynı formatta üçüncü haberi de koydum. "3 çocuk annesi 37 yaşındaki Barbara CASE'in 15 yaşındaki genç erkekle cinsel ilişki haberini. (Niye?)  It's because, there will not be such CASEs, in the new World. 13.00 Haberler başlıyor.

(19 Eylül'deki)

Azime kadına verdiğim gazeteler arasında gitmiş galiba. "Ev" dekilerde aradım, bulamadım bulamadım Birkaç gün öncesinin haberi. Bulsaydım kesip buraya yapıştıracaktım. İki (İkiydi galiba) bilimciye ödül vermişler. (Göze ait bir özellik bulunmuş, yani.) Keşif (discovery) denir buna. İnsan bunu keşfetti. Hayvanların haberi yok. Gözlerinde ışığın nasıl elektriğe dönüştüğünden. Ama Felsefi Soru şu: Evrim sürecinde, canlı nasıl becerdi bu özelliği vermeyi. Çünkü yaptıği Keşif değil İcat (Invention).  EVRİM bir icatlar zinciri. Ve öyle görünüyor ki canlının bunu nasıl becerdiğini hiç kavrıyamıyacağız. Gözün tıpkısını yapmayı becersek bile.      Karayipler'de Kasırgalardan sonra, hayatta kalabilen bir ağaç türü var, adını unuttum. Kökü suyun altında, kendisi üstte, ama bodur, birbirleriyle kenetlenmişler. (Yani evrimle kasırgaya dayanıklı hale gelmişler.) Ama daha da ilginci, o bölgede, (yani o ağaçların bulunduğu bölgelerde) yaşayan bir balık türü. Hem suda, hem ağaçta, su dışında canlılığını sürdürebiliyor. Havadan da Oksijen alabiliyor yani, öteki balıkların aksine. Nasıl olmuş bu. Besbelli kasırga fırlatmış onları o bodur sık dallı ağaçların üstüne. Ölmemek için direnmişler sadece, ve gelişmiş özellikleri suyun dışında da oksijen soluyabilmek. Hızlı olmuş bu evrim, çok hızlı. İnsan'da evrim çok yavaş. Kendi hayatımızda gözleyemiyeceğimiz kadar yavaş. Kuyruklarımız işlevsiz hale gelince yok oldular. Kaç yıl önce. Ama kuyruk sokumu kemiği hala yerinde. Adam Pazularını geliştirmek için, hergün ağırlık kaldırıyor. Amacı belli başarıyor da. Ve bu bedensel değişiklik , çok az da olsa genlere yansıyor. Oğlu ve torunları da aynı şeyi yaparlarsa, birkaç nesil sonra, yrni doğanların pazuları, ötekilerden biraz daha kalın olacağı besbelli. Ne diyoruz: "Babasına çekmiş, Anasına çekmiş" Benziyor yani beden yapısı olarak, Kaşı, gzü... Buna Pazu'yu da ekleyebilirsiniz. Oysa Adam sadrce kendisini düşünerek, kollarını geliştirmek amacıyla ağırlık kaldırmıştı. Vücudumuzda kendi isteğimizle (hemen) sonuç alabilecek (evrim türü) değişiklikler yapamıyoruz. Örneğin, bir erkek, "keşke kadın olsam" dese bu olmuyor. Ama, evet (öğrenince çok sevindim) gene Karayipler'de bir balık türü (Hipoklityüs) istediği zaman tam dişi (yani yumurta yapabilecek vaziyette), istediği zaman tam erkek (yani sperm üretbilecek vaziyette) olabiliyor (muş). Aynı anda iki cinsiyetli değil. Birinden diğerine dönüşme sözkonusu. Hipoklityüs şu bakımdan da önemli. Çok hücrelilerde başlangıçta dişi-erkek ferklılığı yoktu. Sonradan ortaya çıktı, "ihtiyaçtan". İŞBÖLÜMÜ yapıldı. Ama bir zamanlar cinsiyetsiz olmalarının izleri tam olarak silinmedi. Dişinin de erkeğin de kökeni cinsiyetsizlikti. Hipoklityüs, bunu ispatlıyor.      Yeni üreme biçimi için ortaya çıktı, erkek ve dişi. Ama üreme olayının gerçekleşebilmesi için Cinsel İstek (Libido) da şarttı. Bu da gelişti eklendi canlı'nın özelliklerine. Farklı dallarda farklı biçimlerde gelişerek bize kadar geldi. Kadında ve erkekte Libido olmazsa (olmasaydı) neslimiz devam etmez (etmezdi). En azından erkekte libido şart. If you cannot get up your husband's penis, you will not have babies, dear! (To get it up, Türkçedeki gibi İngilizcede de kullanılıyormuş. Dün TNT'den (The Riches dizisinden duydum). Ama tabi kadın için libido şart değil (neslin devamı için). Çare var. (Irza tecavüz, "rape"). Keşke kadın olsaydım (yada erkek olsaydım) demekle erkek (yada kadın) olunmuyor ama, Ciselliğin vazgeçılmez "parçası" LİBİDO (biz insanlarda )hemcinse yönelebiliyor. Erkek erkeğe (veya kadınkadıa) seks. (Homoseksüellik). Bunun, bazı şartlarda mümkün olması, çok eski kökenimizin cinsiyetsiz olmasıyla bağıntılı. Bitkiler de canlı, Hayvanlar da. Ve kökenleri aynı. Ama bitkilerin CO2 (Karbomdioksit)e, Hayvanların O2( Oksijen)e iktiyaçları var. Hayvan, Oksijenin olmadığı ortamda, ihtiyacını karbondioksitle gideremez, Her halukarda, Oksijen ister sadece. Bunun gibi değil, yani Libido. Karşı cinsin bulunmadığı, ulaşılmasının imkansız olduğu, özellikle ergenliğe geçiş sırasında, kişinin, (eski homoseksüel EĞİLİMLİLERİNİN de yönlendirmesiyle) homoseksüaliteye yönelmeleri mümkün. En aşırı durum, karşı cinsine artık, hiç ama hiç cinsel ilgi duymaması. Sadrce kendi cinsine cinsel ilgi duyması. Tabi bu durum, insanlarda, UYGARLIK'la başladı. "PARA" yüzünden devam ediyor. Biraz daha devam ederse, genlerimize yansıyacak, ve insan nesli yok olacak. Beslenme alışkanlıkaları (kötü yönde)değiştiğinden, insanlar (özellikle Amerikalılar) büyük oranda şişman (obez) artık. Bu eğilim de devam ederse, bebekler de obez (şişman) doğacak. Dikkat yani. (Auchtung, Auchtung!...)  Hayvanlar da homoseksüalite yok. Doğal yaşantılarını sürdürebildikleri için. (Ama, giderek zorlaşıyor işleri, insanlar yüzünden.) Dış dünya'dan (toplumdan) soyutlanmış Özel Oda örneklememi düşünelim gene. Bir değil de iki aynı cinsten kişi (mesela erkek) olsalardı, besbelli ergenliğe geçiş sırasında libidoları birbirine yönelecekti. Yani Homoseksüalite'nin sebebi, içinde yaşanılan şartlardır. Toplum koşullarıdır. "BOZUK DÜZEN" dir. Canlıların, dişi-erkek (Çok hücreli canlıların dişi-erkek) olarak ikiye ayrılmalarının "amacı" üremek için (Yeni Yol) o belli. Ama bazı canlılarda bu "Temel İçgüdü", Bireysel Hayat'ın amacını sadece üremeye dönüştürmüş. Ünlü örnek: "Peygamber Devesi", böcek. Erkek dişiyi döllerken, dişi başlıyor erkeği yemeye. uzun sürüyor dölleme. Dölleme biterken, erkeğinide hemen hemen yemiş oluyor, dişisi. Ben görmedim şahsen. (Bilimsel çevreler) Öyle diyorlar. Doğrudur herhalde. Yani dölleyince işi bitiyor erkek peygamber devesinin. Örümcek türü de var (Karadul). O da seksten sonra, erkeğini yiyor. Erkeği bunu bildiği için, yenilip yok olmamak için ona göre davranıyor, ama herzaman beceremiyor, bunu. Arı kovanında, az sayıda erkek arı da var. Bekliyorlar. Bir tane olan Kraliçe Arı'yı dölleyecekleri zamanı. Dölleme bitince, işçi arılar (çok), erkek arıların hepsini öldürüp kovandan dışarı atıyorlar. Yanlış hatırlamıyorsam, Balık türleri de var Yeni nesillerin ortaya çıkması için, yumurtalarını bıraktıktan sonra ölen (intihar eden) dişi balıklar. Çeşitli canlı dallarında, çeşitli biçimler almış, üreme ile ilgili işler, organlar, alışkanlıklar, yaşama biçimleri. Tavuklarda (kuşlarda) Anüs üreme organı, aynı zamanda. Yani dışkı (kaka-çiş birleşik zaten onlarda) ve üreme aynı "delik"ten. Horoz'unkini tam bilmiyorum, malesef. Ama tavuğu, anüsünden döllediğinden eminim. Çok gördüm, tavuğun üstünde horoz. Memeli hayvanlarda (ve biz İnsanlarda) Çiş ve Üreme işleri (hem erkekte hem kadında) ilave bir "delik" vasıtasıyla. Erkekte Penis, Kadında Vagina. Biri dışarı doğru, öteki içeri doğru. Eski delik (Anüs)e sadece  kaka (dışkı) atmak fonksiyonu kalmış. Dolayısıyla, memeli hayvanlar (artık) Anüs kullanmıyorlar, üremek için. Ama (malesef) biz insanlar (yeniden) keşfettik Anal seks'in "lezzetini". Özellikle, erkeklerarası homoseksüalitenin etkisiyle. Kızlık zarının "korunması" ihtiyacımız da katkı sağladı tabi. Unutacağız anal seksi, yeni dünyada. Oral seks hep olacak, (insanlar yaşadıkça). Evet, öteki memelilerde Ağıza (ağızla) orgazm yok ama, ağızla yalamk, karşı cinsin cinsel organını yalamak, koklamak, "öpmek", sevişmenin esaslarından. Güvercinlerin ağız ağıza uzun uzun öpüşmeleri çok ilginç. (Arasıra da ağızda orgazm olsun değil mi, biz insanlar için.) Başa çıkmışız mevsim zorluklarıyla. Giysi, konut. Onun için cinsel aktifliğimiz "sürekli". Tüm yıl boyunca. Çocuğumuzun hangi mevsimde doğacağı problem değil. Ama Japonya'daki Kar Maymunları için, durum aynı değil. Çocuğun uygun zamanda doğması gerekiyor. Ona uygun "kızışma" zamanı var. Yani Libido sürekli değil. Yılın belli zamanlarında. Kar maymunları, yaşam biçimleri bakımından da farklı, güneydeki sıcak bölgelerdeki akrabalarından. Japonya'ya nasıl geldiler. Belli ki sellerin sürüklediği ağaçlarla. Ama gelince yeni şartlara uyum için, değiştiler her bakımdan biraz. Afrika'da Fil sürüleri. Erkek yok. Dişiler ve yavrular. Erkekler ayrı, tek tek. "Çiftleşme zamanı" biraraya geliyorlar. Aslan Ailesi'nin yaşam biçimi başka. Yavrular, babalaryla da oynuyorlar.  Bazı kuşlar, ömür boyu tek eşli. Yavrularını birlikte büyütüyorlar, nöbetle, kuluçkada iken bile. Yumurtlama ve Doğurma. Hayvanlarda üreme biçimileri. 13.00 oldu!

(20 Eylül'deki)

(Bir şekil çizmişim) Canlıların "soy ağacı" (adıyla).(En tepeye)  İlk Canlı-lar, Tek hücreliler (yazmışım) (Dallardan birine) AMİP,tek hücreli (birine) İnsan,çok hücreli, (birine) Nesli tükenen canlı (yazmışım).        Piri Reis'in "Dünya Haritasına" benzedi senin Canlılar soyağacı, Yılmaz! (Zararı yok, iş görür.)  Aklımdayken şunu da yazayım hemen: Ülkemizin balığı Çipura'lar erkek olarak doğarlarmış, sora yarısından çoğu dişi olurlarmış. Birkaç gün önce okudum gazetede.    Zamanı geriye alıp Evrim sürecini aynen izlemek imkanı yok tabi. Ulaştığımız bilimsel bilgileri, akıl ile yorumlayarak buluyoruz, Canlılar soyağacını. Aşağı yukarı doru olduğundan eminiz. En yakın akrabalarımız (gene memeliler sınıfından) "maymunlar", bundan da eminiz. Maymun türleri çok. Goril, Orangotan...  (Lisan çok önemli. Akraba yerine "öz Türkçe" Yakın, uygunsuz burda. "yakın yakın") Gücenecek bir durum yok. Ben kendim farkettim. Afrikalı insanlar, genelde basık burunlu, o iri maymunların basık burunları gibi. Afrikalı zenci insan, genetik olarak daha yakın arkada kalan (maymun) akrabalara. İnsanlaşmanın da Afrika'da başladığı kanaatimiz de sağlam. (Kutuplarda değil). Kutup ayıları da sonradan gittiler, Kuzey kutbuna. Ve uydular ortama, öncelikle renklerini değiştirdiler. Güney Kutbuna kara canlılarından sadece Penguenler ulaşabildi. O çok zor şartlara uyum sağladılar değiştiler. Sadece bir tane olarak yaptıkları yavrularını, gerek yumurtada gerek yumurtadan çıkınca, donmamaları için, hem kendi genetik yapılarını değiştirdiler, hem baba ve ana uzun süreli nöbetlerle ayaklarının üzerinde, kendi vücutları ile örterek korudular yavruları.. Nöbet değişim süresi uzarsa, yumurtanın yada yavrunun donacağını bildiklerinden, çok çabuk maharetle yaptılar, nöbet devir teslimlerini.     Bugünkü insan özelliklerimiz, sadece insan olduktan sonra oluşmadı. Evrim sürecinin taa başından beri oluşageldi. Tek hücrelilerden çok hücreliler türedi. Tek hücreli kalanlar da devam ettiler, değişerek bugüne kadar geldiler. Bak ne gördüm şimdi: Zaman içinde tek hücrelilerden kopup çok hücreli olma konusu, sadece bir defa ile sınırlı kaldı da diyemeyiz, değil mi?  Çok hücreliler sonra, Bitkiler ve Hayvanlar olarak ikiye bölündüler, değişerek, Evrimle. Ama bunları hep, kendi doğal koşullarına daha iyi uyum sağlayabilmek için, biyolojik icatlarla becerdiler. Evrim canlıların kendi yapılarında biyolojik icatlar zinciri. Ayçiçeği (Günebakan/Sunflower), hep Güneş'e doğru çeviriyor yüzünü. Bilimcilr buldular mı (keşfettiler mi yani) nasıl yüzünü güneşe çevirdiğini, günebakan bitkisinin. Peki, Ayçiçeği (Günebakan) nasıl icat etti o yöntemi. Aklı yok, eminiz. Bitkilerde yok sinir sistemi. ACI ve HAZ duymazlar. Dolayısıyla duyguları yoktur. Sevgi, Nefret. Ama becerdikleri biyolojik icatları, o kadar çok o kadar ilginç. (Sanki Ruhları varmış gibi. (Çiçekler, renkleri, desenleri...) davranışları... Dedim y, erkek ve dişi olarak iki cinse ayrılma süreci başlangıcı, hayvanlar ve bitkiler olarak iki dala ayrılmadan önce başlamış, kesin. Sonra hayvanlarda  (ihtiyaçtan dolayı) Sinir sistemi icat edilmiş. Ve Beyin. (Hepsi hücreler. Farklı görev üstlenen hücreler.) Sinir sisteminin ortaya çıkışıyla, öncelikle, Fiziksel acı'yı hissetmeyi icat etmiş, canlı, ki tehlikeden kendini koruyabilsin. Bunun sonucunda da duygulardan korku'yu icat etmiş. Fiziksel Acı oluşmadan korkup kaçabilmesi için. Kaçamıyacağı durumlar var. Korkunun karşıt  (duygulardan) Cesaret'i icat etmiş. Uygun ortama, uygun davranış biçimine yönelebilmek için, Fiziksel Acı'nın karşılığı Fiziksel Haz'zı icat etmiş. (Beslenince hissedilen haz, gibi.)  Bu üreme işini artık tek cins olarak yapabilmem mümkün değil, diye "DÜŞÜNDÜĞÜNDE", (Erkek ve dişi) iki tamamlayıcı cinse bölünmeye "karar vermiş" (En büyük icadı, canlının). Ama Libido (cinsel istek) olmadan olmaz. Erkek hayvanın spermlerinin, diş hayvanın "yumurtasına" ulaşabilmesi için Libido da koymuş. Çeşitli hayvanların çeşitli ortamlarda, cinsellik ve üreme işlerini de içeren yaşama biçimleri, yalnız yada topluluk olarak hep farklı farklı. Dişi balıklar yumurtalarını (çokça) bırakıyorlar. Erkek balıklar da üzerlerine spermlerini. Ama horozlar spermlerini yumurtalar henüz vücuttan çıkmadan bırakıyorlar (Yanlışım mı var yoksa. Tam bilmiyorum da!)  Yumurta tavuk içinde döllenip, dışarı çıkıyor. Dışarda sonra yavru çıkyor içinden. Aslında, memeli hayvanlarda da Yumurta içerde dölleniyor. Ama dışarı çıkarken, yavrunun kendisi çıkıyor. Afrika'da antilop yavrusu ,"pat" diye düşerek çıkıyor, anasının karnından. Ama hemen kalkıp, sürü ile koşmaya başlıyor. Çünkü aslanlar beklemekte "karınların doyurmak" için, antiloplarla (yavrular dahil). Ama insan yavrusu dışarı çıkınca, mutlak annesine muhtaç, ama her bakımdan. Yürüyebilmesi için "aylar" ın geçmesi gerekli. "KUCAK!"  Avustralya şartlarında evrimleşmiş Kanguru'nun icadı da ilginç. Kese yapmış vücudunda yavrusunu taşıyabilmesi için. Doğumdan hemen sonra, Kese'ye alıyor yavrusunu, sonrası kolay. Maymunlar kucakta veya sırtta taşıyorlar yavrularını... Bir bölüm hayvanlarda, erkeğin dişiyi döllemesi esas görevine ek olarak, dişiyi doğum sırasında koruması doğum sonrasında da , Anayı ve yavrusunu koruması, besin getirmesi görevi de (mecburen) ortaya çıkmış. Ama sadece libido, hayvanı buna yönlendirmeye yetmediğini görünce, hayvan "mecburen" bir duygu türü daha geliştirmiş. EŞ SEVGİSİ. Erkekten dişiye. Karşılıksız olmaz. Dişiden de erkeğe Eş sevgisi. Yani Sevgi duygumuzun varlığının kökeni bu. Bizden çok önceki (bazı) hayvanlarda başlamış, bize kadar gelmiş. "EŞ" dolayısıyla ortaya çıkmış sevgi. Libidolu olduğu için, AŞK yani. İlk sevgi türü. Sonra (tabi ki libidosuz) kendi hemcinslerini de kapsama alanına almış, Sevgi duygusu. Annenin yavrusuna olan Sevgi (gerek babanın, gerek ananın sevgisi (tabi ki libidosuz) daha özel bir sevgi türüne dönüşerek ortaya çıkmış. Evlat sevgisi. Evlat Sevgisi (karşılık olarak) Ebeveyn Sevgisini (Ana Baba sevgisini) getirmiş. Ve bunlar uzun süreç içinde genlere yansıtılmış.. Doğan insan bebeğinde, ilk andan itibaren, şartlar oluştuğunda, bu sevgi türleri somutlaşır. Ana'ya Baba'ya Kardeşlere arkadaşlara eşe (eşlere), evlatlara torunlara...   Yani insan doğarken "Sevmeye" hazır olarak doğar. Ama genetik şifresinde, Nefret duygusu da "yedekte" beklemektedir. Onun da şartları oluştuğunda, o da somutlaşır. Sevmesi gereken kişiler "düşman" olur.

(21 Eylül'deki)

MERSİ!..  Dün (gece gazetem) Hürriyette gördüm haberi. Ceviz Ağacı, "Kuraklık ve aşırı sıcakla" başa çıkabilmek için, o sırad "metil slisilat" üretiyormuş. Acep bu biyolojik icadı kendisi için nasıl yapmış. Metil Salisilat kimyasal madde. Ama onu gerektiğnde üraten, ağaç. Yani canlı. O canlı (bitki) nasıl biyolojik değişime sokabilmş ki kendisini, üretiyor o maddeyi gerektiğinde. Bilimciler de bunu keşfetmişler yeni. Bu konuda ilk keşif, Ceviz ağacı.  Tabi ceviz ağacı, Doğayla başa çıkabilmek , daha doğrusu ortamla başa çıkabilmek, olumsuz etkilenmemek (hayatta kalabilmek) için bu "DAVRANIŞ"ı yaparken, ortamı da değiştiriyor. Havaya, Metil Salisilat salıyor. (1 Temmuz 2012, İlave: Sayfaya, "ceviz ağacı aspirinini kendisi üretiyor" başlıklı haberi kesip yapıştırmışım, sayfaya)   Tüm canlılar, benzer davranış içindeler aslında. Kendileri değişirken, ortamı da değiştiriyorlar. Hatta birbirlerini bile değiştiriyorlar, dolaylı olarak ama.  "EKO-SİSTEM" dedik buna. Bitkiler (Yağmur ormanları) CO2 alıyorlar havadan, O2 veriyorlar havaya. Hayvanlar (İnsanlar) O2 alıyorlar havadan, CO2 veriyorlar havaya. (Jetler atmosferi kirletmekte...) İnsan da "Canlı". O da insan olmadan önce, aynı şeyleri yaptı. Ortamla başa çıkabilmek için, kendisini biyolojik olarak değiştirirken, ortamı da değiştirdi. İnsanlaşmaya başladıktan sonra da, bugüne kadar, yani Uygarlık sürecinde, bu defa "akıl yoluyla" (kendi bedeni vasıtasıyla değil, ve bedeninden bağımsız) teknolojik icatları ile, hem kendisini hem de doğayı (yani ortamı) daha başka bir türlü değiştirme aşamasına ulaştı. "Doğayla başa çıkabilmek" yerine "Doğaya egemen olmak", kendi bedenine (teknoloji ie, bilim ile) daha egemen olmak aşaması başladı. Sonuçta bizzat biz insanları olumsuz etkileyecek, olumsuz (kötü) uygulamalarla da. Öteki hayvanlara bitkilere yaşama imkanı bırakmayacak uygulamalar yürürlükte.     "Doğa kanunları değişmez" demişti Barış, dedesine (babama). Burdaki Doğa kelimesi geniş anlamda, "Evren" anlamında. Dar anlamda, Doğa (Tabiat=Nature), Dünyadaki tüm canlılar, ve onların içinde yaşadıkları (ve de uygarlıktan etkilenip bozulmamış) ortam, yani Toprak su ve hava. Bilimsel düşünen insanlar, Bu canlı çeşitliliği için "Doğa yaptı" diyorlar. Anlatım biraz belirsizleşiyor. Evet, Canlı da Doğa'nın bir parçası olduğu için, aslında doğru. Ama daha belirgin olsun diye, ben "canlının kendisi yaptı" demeyi uygun buldum. Evrim, bizzat canlının kendi eseridir. Dinsel düşünen insanlar, "Tanrı yarattı" (veya "Tanrılar yarattı") diyorlar, canlı çeşitliliği için. Ama günümüzde de var, Hayvanları Tanrı kabul eden ve hatta (evrimden habersiz ve ilgisiz) insanların bazı hayvanlardan türemiş olduğuna, örneğin Aslan soyundan geldiğine inanan insanlar da var. ANİMİST diyorlar onlara. Az da olsa varlar. Baktım dün akşam Almanak'a Afrika'nın 50 kadar ülkesinden ikisinde (Liberya 3 milyon, Namibya 2 Milyon) insanların dini Animizm'miş. Toplam 17 kadar diğer Afrika ülkelerinde de, Hristiyanlık (Katolik, Ortodoks, Protestan) ve İslam dinlerine ek olarak Animizm de varmış. Yani Animizm de bir realite, bugün. Bilmiyorum, 6 milyar insandan ne kadarı (kaç milyonu) animist. Aslam heybetli. Erkek aslanın duruşu, davranışları, yelesi, "kükreyişi".  Sürüsünde (Ailesinde) tek. Bazen 2 (belki de 3) olabiliyorlar. Dişiler ve yavrular var Ailede. Aile Reisi, erkek aslan. Ailenin sahibi ve koruyucusu. Ama avlanma işi "alt düzey" bir iş olduğu için, dişilerin görevi. Dişiler yapıyor avlanmayı. Yakalanıp öldürülen Ceylan'dan, önce Aile Reisi (erkek aslan) besleniyor. Sonra dişiler ve yavrular. "Aslan yürekli Richard". Genel Kurmayımızı, 2 Aslan (heykeli) "koruyor", kapıda. Namibya insanları Animistmiş ama, (Bakayım Kalahari Çölü, Namibya topraklarından da kapsıyor mu?) Evet, baktım Atlas'tan, bitişik. Botswana içinde yer alıyor ama, belli ki Namibya ya da uzanıyor biraz. Evet, Kalahari Çölü yerlileri, Batılıların (sömürgecilerin) Çalı-Adam (Bushman) dedikleri insanlar. "Batılıların" etkisine girmeden önceki sosyal hayatları çok ilginç. Evet animistler. Avcı avladığı geyiği öldürmeden önce, gereken dinsel işleri yapıyor. Ama kabilesine "büyük bir avla" dönen (erkek) avcı, öteki erkeklere fırsat verebilmek, böylece üstünlük, kıskançlık olmamasını sağlamak için, bir süre ava çıkmıyor. BARIŞÇI bir toplum, Kalahari çölü yerlileri Dışardan saldırı yok. Kendi aralarında da Barış içinde yaşıyorlar. Ne yazık ki Aile yapıları hakkında bilgim yok. Ama "Barışçılığa" uygun bir düzen olduğuna eminim. Tabi, Batı "uygarlığı" ile değiştiler. Parayı içkiyi kumarı öğrendiler. Ama yinede eski kültürlerinin etkisi sürmektedir herhalde, animist olduklarına göre.        Bitkiler, cansızlarla beslenir. Hayvanlar iki grup. Otoburlar (bitkiler ve cansızlarla, yani su tuz vesaire) ile beslenirler. Etoburlar, kendisi gibi öteki uygun  hayvanları yiyerek beslenirler. ÖLDÜRMEK esastır. En etoburların dahi, çok az da olsa ot yedikleri de doğrudur. (Kedilerde bizzat gözlemledim,çok) Bir de hem  etobur hem otobur olan hayvanlar var. Biz insanla bu "kategoriden" hayvanlarız. Öldürmek esastır. Otoburlar genelde daha az kavgacı, daha az savaşçı nitelikteler "ot kavgası" pek yok. Doğada ot çok. Etoburlar kavgacı savaşçı. Öldürmek zorunda bir hayvanı herşeyden önce. Sonra yemini başka hayvanlara kaptırmamak için demücadele etmek, kavga etmek zorunda. Genelde aynı tür hayvanlar birbirlerini yiyerek beslenmiyorlar. Başka türden hayvanları (öldürüp) yiyorlar. Ama bu "başka tür", Afrika'da "iri" bir maymun türü için, "küçük" maymun türleri de olabiliyor. (Belgeseli hatırlıyorum. Çok ilginç) Avcılar erkek. Ava hep birlikte çıkıyorlar. Avladıkları, o küçük tür maymunları, sürülerine getirip hep birlikte yiyorlar (tabi pişirmeden) ve biraz et, biraz yaprak, birlikte. BBC yapımı belgesel. Yaşlı adam araştırmacı. "Bizim, eti salatayla yediğimiz gibi" demişti.  Maymunlarda tamamen otobur olanlar da var (yanlış hatırlamıyorsam). Hem etobur, hem otobur olanlar da.        Aynı türden hayvanlar (ve dolayısıyla memeli hayvanlar) genelde birbirlerini yemiyorlar. Ama aralarında Yem Kavgası kaçınılmaz. Eş Kavgası en başta. Bir de Yer kavgası var, en önemli Kavgalar. Birbirlerini öldürmek de var, bu kavgalar nedeniyle. Biz insanların kavgalarının, savaşlarının kökeni debu. Uygarlık başlarken de öldürüyorduk (gerektiğinde) birbirimizi, şimdi de hala öldürmekteyiz, "gerektikçe".

(22 Eylül'deki)

MİSYON'umuz, insanın insanı öldürmesini temelli sonlandırmak. Bunun için, uygarlıktan önce de var olan önem sırasına göre, EŞ, AŞ, YER sorunlarımızı çözmmemiz, yoketmemiz şart. Bu d denizlerde standart çiçekkentlerde iskan, sosyalist ekonomi temelinde, dörtlü aile düzeni ile (en güzel biçimde) mümkün.       Uygarlıktan önce, karşı cinsten özkardeşler, belli ki ergenlikte birliktebirbirlerine eş oluyorlardı. Özkardeş sevgisi, bu kez libidolu olarak eş sevgisi (AŞK) biçimine dönüşüp devam ediyordu. Niye özkardeşler? Çünkü en yakında, (yuvada) olan onlar. Onlar karşılıklı kalpleri doldurunca, başka eş aramak durumu olmazdı. Ama, her yuvada, eşit sayıda oğlan ve kız bulunmaması, ve de daha kötüsü bazı yuvalarda sadece bir cinsten çocukların bulunması, mecburen başka yuvalardan (ailelerden, kabilelerden) kız alıp vermeyi (değiş tokuşu) mecbur kıldı. Bu durumun bir sakıncası da, beğenip beğenmemek (seçme yapmak) konusunu da getirmesidir. Ama asıl problem, kız alıp verme işinin her zaman barışçı yolla mümkün olmamasıydı. Zaten Besin değiş tokuşu da var. Orda da her zaman barışçı değil yöntemler.  Uygarlıkla, üstelik, insan yapımı uygarlık ürünleri ortaya çıktı. Daha önce var olmayan Ticaret olayı başladı. Bu ortamda, Aile için, evlatların birbirne eş olması Aile çıkarı (ebeveynlerin çıkarı, menfaatiiçin) bazı durumlarda kızı başka aileye vermek (satmak) karşısında daha avantajsız oldu. Kızlarını başkalarına vermeye yöneldi aileler. Ama bunun için Kızlık zarlarının bozulmaması, kız olarak kalmaları gerekti. Sonuç, giderek, özkardeşler arasında seks ve aşk yasağına dönüştü. Dolayısıyla biz, öncelikle doğal yapımıza aykırı bu duruma düzelteceğiz. Ama, Evrim'le "eksik bırakılmış", becerilememiş, bir konuyu da Bilim sayesinde hallederek. Her kadın önce oğlan, sonra kız iki sağlıklı çocuk doğursun. Sadece iki. Çünkü nüfusumuzu da sabitlemek zorundayız. Böyle bir çift daha, Dörtlü Aile. Niye 2 çift.. Erken ölürse eşlerden biri, eşsiz (aşksız) kalmasın insan. Anasız babasız büyümesin çocuklar. Dolayısıyla, Yeni Dünyada tüm doğumlar "tüp bebek" yöntemiyle. Laboratuvar ürünü yani. Gereken cinsiyette, genetik hastalıklardan arındırılmış... 30 yıldır uygulanmakta, dünyamızda tüp bebek. Ne kadar seviniyorlar, yıllarca "doğal yollardan" çocuk yapamayan evli çiftler, tüp bebek yöntemiyle, ana baba olduklarında. Demiyorlar, bu doğal yolla olmadı, evlat sayılmaz.      Misyon Koyucu 150 yıl kadar önce Misyonu tasarladığında, tabi ki yoktu tüp bebekle istenilen cinsiyette çocuk doğurtmak. Ama bunun Misyon'un ilk şartı olduğundan, sordu Misyon-koyucu bilimcilerine, mümkün mü becerebilirmisiniz, diye. "Mümkün görünüyor" cevabı ardından, devam etti tasarlama ve hazırlıklar. Ama, uzun süreç içinde, bilimciler "extra" bir şey daha becerdiler. Gelişen Biyoloji, Genetik bilimi dolayısıyla. İnsanın koök hücresinden, bir organın tıpkısını, laboratuvarda üretmeyi başardılar. İnsanlara "yedek parça". Bunu henüz insanların hizmetine sunmadı misyon-koyucu. Ama bunu becermiş olduğunun işaretlerini yeterince verdi. Bu organ, tabi ki, bir kadının kendi rahminin tıpkısı da olabilir. Bu da doğum olayının kadının karnında değil de, laboratuvarda olmasının yolunu açtı. Bilimle, insanlığın gerçekleştirdiği, "muazzam" işlerden bir tanesi, ama çok önemli. Tıpkı annesinin karnında büyümüş gibi. Ama çok daha sağlıklı, güvenceli koşullarda labotatuvarda. Evrim'in üremede, kadına yüklediği görev çok ağır. Bebeği 9 ay karnında taşı. Yük taşır gibi değil, aman dikkat. Yanlış bir hareketle, bebek düşebilir. Veya karnında ölebilir. Hatta ölüsü anneyi de zehirleyip öldürebilir. Doğum kolay mı. Çok zor. Bebek ağlaya ağlaya doğuyor, ama anne de büyük fiziksel acılar yaşıyor doğururken. Anneciğim demişti: "sizi ağlaya ağlaya doğurdum". Şu anda Türkiye'de (ülkemizde) doğumların %75'i Sezaryen yöntemi ile yapılıyormuş. (Uyuşturma, acısız doğum). Haksız mı kadınlar sezaryene yöneldikleri için. Değiller. Evlat istiyorum (istiyoruz eşimle) ama acısız doğum istiyorum. Madem ki (artık) mümkün, öyle olsun. Üstelik normal doğum sırasında, anne ölümleri de az değil. (Tabi özellikle az gelişmiş ülkelerde.) Bilm becerdi ise laboratuvarda doğumu, neden olmasın. Misyona sonradan eklendi. Yeni Dünya'da kadınlar doğurmayacak. Doğumlar Laboratuvarda. (Müjde kadınlara). İşaret de verdi Misyon-koyucu (bize) bu konuda. Yazmıştı gazete, Kanada'da Laboratuvar ortamında "bir" doğum olayını. "Suni Rahim" demiş, ayrıntı vermemişti.        (2 Temmuz 2012, İLAVE: Bunun Misyona sonradan eklendiği gibi, kanaatimce, sonradan değiştirildi çiçekkentlerin yeri. Denizlerde değil Havada olsunlar. Bu konuda (bize) işaret de var. Japonya'da, tasarı, gökte kentler. Ben, "A.W.W.F.C.-1992" kitabımı yazarken, çok düşündüm Standart çiçekkentler nerelerde olmalı. Standartlık esas öncelik. Bu yüzden, "su"ların her türlüsünden uzakta "kara" kenti diye tasarladım onları. Bilahare, "bulup" karar verdim, Denizler daha uygun. Ve en sonrada Hava'yı bulduk. Zembil. Misyon koyucunun ilk tasarımı, Deniz'di, kanaatimce.)       Amaç: Herkese AŞK. Doğumdan itibaren belli herkesin eşi (Aşkı).. Dörtlü Aile ama, asıl eşini biliyor. Büyük çift, küçük çift. Birer yaş fark var hepsinin aralarında. Büyükler erkekler, küçükler kadınlar. Erkeğin Dominant olmasına da uygun. Ailede "son söz" gerektiğinde, Büyük erkeğin sözü.  AŞK (cinsel sevgi), cinsellikten kaynaklanan, ama onu aşan, bir sevgi türü. Aşk varsa eşler arasında, herşey aşkın güdümünde olur. Cinsel ihtiyaçlar dahil. Gerek eşe yönelik, gerek toplumdaki (öteki) karşı cinsten insanlara yönelik, cinsel davranışlar, kişinin (kendi) eşine olan Aşkını güdümünde olur. Ona göre davranır. Dolayısıyla toplumda cinsel sorunlar, suçlar olmaz. Kıskançlığı unutacağız, Yeni Dünya'da. Kalplerde (ve buna bağlı olarak) yataklarda, hep, biraz "yerimiz" olacak, öteki yaşıtlarımıza da. Eşten başkasına, cinsel davranış, cinsel sevgi, cinsel birleşme yasağı olmayacak. Aile için tehlike yok. Kalpler asıl olarak eşe duyulan aşkla dolu zaten. Ben bu anneyi bu babayı beğenmedim, başka anne başka baba istiyorum diyormuyuz. Tıpkı bunun gibi, ben bu eşi beğenmedim, başka eş istiyorum da demiyeceğiz. Çocuklar, anne babalarının cinsel birleşmelerini (copulation) göre göre büyüyecekler. Ergenlikte, birlikte kendileri de cinsel birleşme yapacaklar, anne bbabaları da onları görecek. Doğallığımız buydu, gene bu olacak. Evlat Sevgisi (Libidosuz), eşe duyulan Aşk'ın, evlatlarda devamı niteliğinde. Hep libidosuz kalacak. Karşılığı, ana-baba /ebeveyn) sevgisi. Libidosuzdu, ve libidosuz devam edecek. Kişi evladının arkadaşına, yaşıtına da libido duymayacak. Kişi ebeveyninin arkadaşına, yaşıtına da libido duymayacak. Yasaklama ile değil, kendiliğinden. Nesiller arası seks yok, yani. Sevgi var (libidosuz). Saygı var yaşlılara, tıpkı ana babaya olduğu gibi. En büyük saygı-sevgi (en somut olanı) Aile içinde. Aile merkez, oradan topluma doğru. Sonuç, İnsan sevgisi. Tanıdıklarımıza somut, tanımadıklarımıza soyut.       İnsanın insandan korkması unutulacak Yeni Dünyada. Şimdi durum nasıl. "Ücra" bir yerde karşılaştığımız insan, "acaba bana bir kötülük yapar mı" yaklaşımı öncelikli. Evde ve "uygun" kamusal alanda çıplaklık esas. Cinsellik konusunda, doğallığımızı yitirmemize katkı yapmış, en "masum" uygarlık ürünüdür, Giysi.  Giyindik (örtündük), soğuktan (sıcaktan) korunmak için. Özellikle Afrika'dan başka yerlere (soğuk kıtalara) yayıldıkça.       Gerisi kolay. Sosyalist ekonomi ile üretiyoruz, ve paylaşıyoruz ürünleri. Kentimiz, konutumuz, "eşyalarımız", hepimiz için aynı. Hepimizin her türlü ihtiyaçları, aynı biçimde karşılanıyor.       Akıl sayesinde önüne geçtik canlıların. Egemen olduk onlara. En az 50.000 yıl önce başladı, insanın insan olması. İlk uygarlık ürünü aletlerin kalıntılarından, vesaireden, "tesbit" ediyorlar bilimciler (Antropoloji) bu tarihi.

(23 Eylül'deki)

Tilki'nin de, Goril'in de "aklı" var. Kullanıyorlar onu yaşarken. Ama bilmiyorlar akıllarının var olduğunu. AKIL(=MIND) (What's on your mind, Yılmaz?)  İnsan, insan olmadan önce, bilmiyordu aklının var olduğunu. Nasıl buldu, bildi? Öteki insanların durumlarından buldu. Bazılarında azdı, bazılarında çoktu. Bu az olan, çok olan şeyi kavradı. (Unutmamak için)  ona isim verdi, "akıl" dedi. Sonra farketti, bacağı kopan, kolu kopan, ve hatta gövdesi kopan insanın aklı hemen gitmiyor, fğer adam hala sağsa. Öyleyse, "akıl baş'ta" dedi. Başta (kafada) ne var. Beyin. Yediği koyunlarda da var. Aklın, beynin bir işi olduğunu da kavradı. Goril bu aşamaya gelemedi hiç. İnsan, durumları kavramaya çalışırken, "zorladı" beynini. Ve dolayısıyla Evrim o yönde de gekişti, ve insan beyni, vücuda oranla, Gorilin beyninin vücuduna oranını geçti.  Beyin insada daha çok büyüdü yani. Bu ise, kavrama düşünme olanaklarını artırdı, insanın. Çok sonra, binlerce yıl sonra, (Biyoloji ile) insan, beynin diğer fonksiyonlarını da buldu. (Sinir sistemi ile birlikte) vücudumuzun hareketlerini yöneten merkez organ. Bu sadece fonksiyonlarından biri. Ve günümüzde, insan bir başka insanın beyin faaliyetlerini uzaktan izlemek, ve hatta yönlendirmek, dolayısıyla o insana belli etmeden, onu canlı robot gibi kullanabilecek teknolojiye bile sahip oldu. (Bilim sayesinde.)  Bu alete ben Stella adını verdim. Global Çete Merkezi'nin elindeki en önemli silahtır. "İnsanlardan" gizli. Ben 1986'da Çanakkale'de Hapishanede buldum Stella'yı. Buldurdu yani Misyon-koyucu. Buldurmasydı, bu hiç bir şeye uymazdı.       Dil organı düşünelim. Belli ki asıl fonksiyonu, hayvanlarda, beslenme (yeme) sırasında, besinin ağızda toparlanıp yutulabilmesine destek olmak. Bu asıl amaçla, evrim sonucu oluşmuş. Ama sonra başka fonksiyonlar da eklenmiş. Tatmak (Yemek için uygun mu değil mi). Canlının çıkardığı sese "biçim vermek" fonksiyonu da  eklenmiş. Karga mevcut diliyle sizin söylediğiniz kelimeleri taklit edemez. Ama dilinin altını biraz keserseniz, dil daha oynak hale getirirseniz, bazı kelimelerinizi taklit eymeyi başarır.  Görüyoruz, kediler, köpekler. Hayvanlar genelde çok iyi iletişm kuruyorlar, kendi aralarında. Duygularını, isteklerini iletebiliyorlar birbirlerine. Ama Lisan'ları (dilleri, languages) yok. (Bak gördün mü Lisan'a "dil" dedin, ne kadar sıkıntıya düştüm.) Bizim de yoktu lisanımız. Biz de "rahatça" iletişim kuruyorduk birbirimizle (hatta özellikle evcilleştirdiğimiz hayvanlarla). Ama bize bu yetmedi. Gelmesi için yaptığımız davranış, ve o sırada her ne ses çıktıysa (tesadüfen), bir sonraki gelmesi için yaptığımız davranış sırasında da aynı sesi çıkarmak "uygun" gelmiş. "GEL" kelimesini böyle bulmuş. "GİT", sonra... Ve kelime sayıları artmış. "Lisan sahibi" olmuşuz. Nesnelere isim vermişiz, karıştırmamak için. Birbirimize isim vermişiz. Kavradığımız (gözle görülmeyen) bazı şeylere simge olarak, kelimelerle isimlendirmişiz. Akıl, Ruh,... Ve lisan, iletişim de bir üst düzey araç olmanın da ötesine geçmiş, ve "düşünme aracı" halina gelmiş. Tilki de kavrar durumları. Ama kavramanın ötesinde "düşünebilmek" için, mutlaka kavramların kelimeleşmiş olması gerekir. Yani kelimeler ile düşünülebilir. Böylece, dil organımız, "yeni fonksiyonuyla" düşünebilmemizin yolunu açmış.       Aslanlar ava çıkınca, bilirler görürler antilop sürüsünde çok antilop var. Birini sürüden ayırıp, yakalamaya çalışırlar. Çok yada bir biliyorlar. Ama sayıları bilmezler. Biz de bilmiyorduk. Yetmedi bu kadarı. Arkadaşımıza, kabilemize, "tepenin arkasında" 2 ceylan olduğunu iletebilmek için (muhakkak ki) parmaklarımızla (iki parmakla) iki işareti verdik. Çıkardığımız ses de simgesi (kelimesi) oldu. İKİ: Böyle bulduk, (1,2,3...ve 10) Sayıları bulfuk, icat ettik, yani. Başlangıçta azdılar. İngilizcede ilk oniki sayı, farklı kelimeler. Anlaşılan onlarınki, ilk onikiyi tanımlayanlardan gelme. Sonra, sayıları (yokluğumuzda) belli etmek için, nesnelerin üzerine işaret koymak gerğini duymuşuz. Bir için bir çizgi, iki için iki çizgi. Derken böylece, bulduğumuz sayıları, şekillerle de ifade etmişiz. (1,2,3,4)(I,II,III,IV)(............) (2 temmuz 2012 İLAVE: ilk dört arap sayılarını da yazmışım. Göstermek için,birde bir, ikide iki, üçde üç, dörtte dört çizgi parçası var). Bilmiyorum ama, sanırım Yazı'yı bulmadan önce, sayıların şekillerini bulduk kararlaştırdık. ve bundan esinlenerek, kelimeleri şekillendirerek, yazıyı bulduk. Nesneleri önce resimleriyle şekillendirdik. Bu şekillendirme işi de yol açtı, yazıy bulmaya. Gene kesin blmiyorum, ama sanırım mevcut dünya dillerinin tümü, tek bir başlangıç dilden (lisandan) türemiş değil. Ayrı insan toplulularında, farklı zamanlarda farklı biçimde ortaya çıkmış ilk lisanlar, kanaatindeyim (şu an düşünürken). Çok sonra ondalık sistemi bulmuş insanlar, kendi parmaklarından gene. "sıfır"ı tanımlamasaydı, mümkün değildi, ondalık sistem. Aritmetik. Toplama çıkarma. Sonra çarpma bölme. Matematik Tamamen akıl ürünü. Geliştiremeseydik, kesinlikle var olamazdı, fizik kimya bilimleri. BİLİM,yani, Matematik'e dayalı. Çok kullanışlı ondalık sistem. Ama ikili sistem (binary) aritmetiği de bulmasaydık, mümkün değildi bilgisayarları geliştirmek. Bir tuhaf sayı var "karekök eksi bir", ona "i" diyorlar. Onun üzerina kurulan bir matematik dalı bile var. Ve elektrik bilimlerinde çok işe yarıyor.       Ulaştığımız, bilimsel, teknolojik düzeyi "kanıksamış" vaziyette yaşıyoruz. Televizyon. Dünyanın bir ucundaki olanları başka bir ucundan, anında "canlı yayınla" izleyebiliyoruz. Görüntü'yü "naklediyoruz" yani, anında. Televizyon, bir örnek.       Evet, bugün 23 Eylül. Güney yarım kürede Yaz, Kuzey yarım kürede Kış başladı (resmen) (2 Temmuz 2012 İLAVE: Yılmaz gene yanlış yazmışsın, aceleyle herhalde. Başlamış olanlar, İlkbahar ve Sonbahar, veya BAHAR ve GÜZ) Kutlu olsun. Güney kutbunda, Penguenler, 6 ay süren karanlık ve aşırı soğuklardan kurtuluyor. Kuzey kutbunda, Kutup Ayıları ise 6 ay sürecek karanlık ve aşırı soğuklara hazırlanıyorlar. Ne yapacaklar. Göçmen kuşlar, yaz kış durumuna göre, göçüp durmaktalar, "binlerce yıldır", Güneyden kuzeye, kuzeyden güneye. Çok mahirler yollarını bulmakta. Ama haberdar değiller, mevsimlerin niye var olduğunu. Biz de bilmiyorduk. "Yeni" öğrebdik. Dünya, Güneş etrafında dönüyor. Ama kendi ekseni etrafında da dönerek. Ve kendi ekseni dik değil, eğik, Güneşin etrafında dönerken çizdiği çemberin düzlemine. 21 Eylül 2008 tarihli Hürriyet'te çıkan "o haberi" kesip 80.inci sayfa yaptım. 30 milyon ışık yılı uzaklıktaki iki gezegenin "çarpışmasına" şahit olmuşlar, teleskop başında, uzayı izlerken bilimciler (astronomlar). Bu ne demek? Herşeyden önce şu demek: Olay 30 milyon yıl önce olmuş. Görüntüsü (ışığı) yeni ulaşmış dünyaya, teleskopun merceklerine. 30 milyon yıl önce dünyanın durumu neydi. (Yanlış hatırlamıyorsam) 70 milyon yıl önce, Dinozorlar "kaybolmuştu". Fosillerinden hesaplıyorlar. Peki uzak yıldızların mesafesini nasıl hesaplıyorlar!..  30 milyon işık yılı ne demek. (Hesapladım. Yanlış hesaplamadıysam) şu demek. Güneş'le Dünya arasındaki uzaklığı 1 milimetre kabul ederseniz, çarpışan gezegenlerin uzaklığının 5 milyar kilometre olması gerekiyor. Uzay'ın "haşmeti". Teleskoplarımız ne kadar gelişrse gelişsin, göremiyeceğimiz hep "ötenin ötesi olacak" Asla bilemiyeceğiz, Nihai Realite'yi.Söz geliş, o çarpışan gezegenlerin bize olan uzklığının, 1 trilyon katı uzaklıkta, nesneler var mı, varsa neler oluyor oralarda.  Ve tabi "olay" bir de şu demek. Güneşin gezegenlerinin çarpışması da muhtemel. Çarpışmamasının garantisi yok. Birinde şu veya bu nedenle, yörüngede aşırı sapma, bunu gerçekleştirebilir. Gezegenlerarası (kütleler arası) çekim gücü zaten var. Çok kısa bir zaman süresi içinde olabilir böyle bir durum.. Dünyamızla başka bir gezegenin çarpışması. Ve bir anda "yok olur" dünyada canlılık.  Ve tabi biz insanlar da. Uzaydan gelebilecek tehlikelere karşı, var mı elimizde önleyici teknolojik bilgi ve imkan. Yaklaşan "iri" göktaşlarının tehlikesini bertaraf etmek işleri gündemimizde. Peki Güneşin şimdi (durup dururken) bir büyük patlama ile (gene) parçalanmayacağına dair bilimsel bir güvence var mı. O da hayır. Kendi dünyamızın içi. Mağma. Arasıra, sıkışma vesaireden yeryüzüne çıkıyor volkanlardan. Dünyamızdan, Ay kadar iri bir parça koparacak kadar bir ani mağma patlaması olmayacağına dair, bilimsel bir güvence var mı O da hayır. Herşeyi (İnsanlığı) yoketme ihtimalli, Astronomik ve Jeolojik Riskler var, yani. Bir anda yok olma ihtimali.       Ama başka bir konu da var: Çok uzun vadede, tedricen (giderek) Dünyamızın, özellikle biz insanlar için yaşanması mümkün olmayan bir duruma dönüşmesi ihtimali. Bu da gerçekçi bir ihtimal. Ve bu ihtimale hazırlıklı mıyız. "O son an" gelmeden, kendimizi kurtarabilecek, bilimsel ve teknolojik düzeye, ulaştık mı, ulaşabilecek miyiz. "Başlangıcı" yaptık. "Ay'a çıktık". Dünyamızın dışında, (yakın) uzayda, yeni yerleşkelere "hep birlikte" göç etmenin yolunu açtık.       Ama şimdi gündemimizde, Dünya'da) Çiçekkentlere Göç var.

(24 Eylül'deki)

Evrim, dallanmadan olsaydı,  en mükemmel (yetkin, perfect) canlı, İnsan olacaktı. Başka canlı türü de olmayacaktı. En ilkelden, tek hücreli canlıdan, insana dönüşmek. (İnsanın beslenmesi imkansız olurdu derseniz, bitkiler cansızlarla besleniyor, derim.) Ama "sayısız" canlı türü var şimdi. Ve insan en mükemmeli değil, en üstünü. Akıl yardımıyla bunu başardı. Çeşitli özellikler bakımından, insandakinden üstün olan canlılar var. Dün Takvim yaprağından öğrendim. Örümcek Tarantula'nın beslenmeden ikibuçuk yıl yaşayabildiğini. Kertenkele, kopan kuyruğunu yeniliyebiliyor. "kapalı kut" denen İçgüdü. Bizde de hayvanlarda da var. İçindekiler aynı mı farklı mı. Bizde hiç olmayanlar var mı onlarda. Yeni doğan insan bebeği, annesinin memelerinden süt emmeyi bilerek doğuyor. Ama deniz kaplumbağalarının yavruları, kıyıda kum içinde yumurtadan çıktıktan sonra, hemen denize gidiyorlar. Tesadüfen değil. "Bilerek" Galapagos adalarındaki sönmüş ama kızgın krater boşluklarındaki kumlardan çıkan kaplumbağa yavruları ise, önce zor bir yokuşu tırmanıyorlar, sonra doğruca denize, acele ile. (Canavar kuşlar bekliyor çünkü, çıksınlar da yiyelim diye.) En mükemmel değil, en üstünüz. Akıi araclığıyla Bilim'i geliştirdik. Bilim için akıl yetmez. Ama akılsız da bilim yapılmaz. Hipotezi (Faraziyeyi, varsayımı) ispat edip, sağlam kanaate (kanuna varmak için. Ama "ne olacak" diye de deney yapmak vardır, bilimde. Bu uygulama karşısında denek (cansız yada canlı) nasıl davranacak, ne gibi bir sonuç çıkacak, diye de.  Bilimsel araştırmalar. Bilim (Science), genel adı. Dalları var. Çok dallanmış. Genetik biliminde başardıklarımız. Dünya kamuoyuna duyurulmayanlar da var, Global çete Merkezi'nin elinde. Duyurulanlar neler: Genleri değiştirilerek, özellikleri değiştirilen bitkiler, ve hatta hayvanlar. Bir hayvanınkini başka bir hayvana nakledip, örneğin Fareyi soğuğa dayanıklı, yada kediden korkmaz hale getirmek. Hibrid canlılar üretmek. İnsanlarda aleni uygulaamalar, şimdilik sadece, doğacak bebeğin, genetik hastalıklı olmamasını sağlayacak genetik müdahale. Bebeklerin erkek (yada kız) olmasını özellikle, israrla isteyenler, ülkemizde (yasak olduğundan) Kıbrıs'a yönlendiriliyorlarmış.. İstenilen cinste bebek uygulaması, dünyada ALENİ OLARAK çok yeni, birkaç yıllık.  Ama 150 yıl önce tasarlanan misyonun temeliydi, ve belli ki çoktan başarılmıştı.  Yeni Dünya'da, hem gereken cinsiyette doğacak bebekler, hem de (birkaç nesil sonra) ırk farklılıklarını ortadan kaldıracak bir biçimde genetik harmanlama olacak.  Daha büyük bir ifadeyle, Her doğacak olan kişinin Genetik Haritası önceden, (ailesi ve devleti) tarafından ("ihtiyaca göre") kararlaştırılacak. Doğumlar , Yedek organ "Suni Rahimde" olacak. Kadınlar doğurmayacak. Bu müdahaleleri yapacağız, kendimize, kendimizin iyiliği için.  Tabi biz bu müdahaleleri yaparken, aklımızın kontrolünde olmayan doğal evrim süreci de (uzun vadede) devam edecek. Onun da değişimini izleyeceğiz. Gerekeni yapacağız. Şimdi soru şu: "en mükemmel olalım diye evrim sürecinde bu noktaya gelmediğimize göre, ve genetik bilimin bu büyüklükte geliştirdiğimize göre, Kendi genetik yapımızda değişiklik yapmalımıyız, yapmamalımıyız. Eğer daha iyi olacaksa, ve de beklenmedik kötü etkisi olmayacağı kesinleşmişse, tabi ki evet. Doğumlar laboratuvarda, kadının yumurtasından erkeğin sperminden. Doğurmak (kadınlar için) "tarih" olacak, unutulacak. I996'da doğdu DOLLY koyun. spermsiz. Ama Kaynak Koyun'un genetik haritasının tıpkısı ile. Yani Kopya canlı. Kopya canlı üretmeyi beceren, spermsiz, istenilen genetik yapıda canlı üretmeyi de becerir. (Kahin değilim ama, belki de becermişler, ve kamuoyuna açıklamamışlardır.) Demek istediğim şu: Doğumlar laboratuvarda olacağına göre, (ve eğer sperm ve belkide hatta yumurta gerkmeksizin) Embriyo yapmak mümkün olsa, yani ürememiz, kadına erkeğe bağımlı olmadan gerçekleştirilebiliyor, duruma gelse, kendimizi genetik müdahale ile tek cinse (ne kadın ne erkek) dönüştürmemiz gerekir mi ? İyi mi olur, kötü mü olur. Kötü olur. Evrim sürecinin bize verdiği AŞK duygusunu koruyalım. Sevgi türlerinin kökeni. Kadınla erkek arasında. Libidolu. İki cins olarak, (tam) erkek, (tam) kadın olarak, severek, sevişerek, uzanalım, o meçhul ebede doğru yolculuğumuzda.   Hiç kimse doğumunu hatırlamaz. Ama "aklı başında" herkes bilir, doğmuş olduğunu. Bunu toplumdan öğrenmiştir. Bilgi'dir, ama aslında "kanaat" dir bu (conviction), ispatı mümkün olmayan bir bilgi. Ve kişinin felsefesini dibinde de bu kanaat vardır. Bunun üzerine kurulmuştur felsefesi. Bu açıdan, "aklı başında" herkesin felsefesi vardır. Felsef kelimesini duymayanların dahi. Felsefesini toplumdan. toplumundan, yakın toplumundan, ailesinden, "hazır" olarak alır kişi genelde, Yaşadığı toplumsal çevreden.       Yaşadığı Hayat çizgisine göre değişirse felsefesi biraz, bu değişikliği, en yakın akrabalarından başlamak üzere diğer insanlara da yapmaya çalışır. Çünkü, insan "sosyal" bir canlıdır (hayvandır, estağfirullah).        Ben doğumumdan bu yana, bu hayat çizgisini böyle yaşamasaydım, bugünkü Yılmaz olamazdım. Buna 38 yaşımdan beri Hadım olarak yaşamak, yıllarca zehirlenme korkusuyla yaşamış olmak, yıllarca insanlar tarafından ezilmiş (ve halen) ezilmekte olmak dahil. Başka şeyler de dahil tabi. Subaylık, ODTÜ öğrenciliği, İngilizce.       Semra, Ayla.       Doğumdan seçilmiş olduğumu, 1986'da Çanakkale'de hapishanede buldum. Buldurdu yani, misyon koyucu. Doğumdan başlayarak izlemiş yönlendirmiş beni. Yani bir anlamda, ben bugün, Misyon Koyucu'nun "eseriyim." Rasgele seçilmemişim, doğanlar arasında. Evveliyatı var. Babam, Bulgaristan'dan gelmiş (getirilmiş). Annem Uşak'tan gelmş (getirilmiş). Buluşmuşlar SALİHLİ'de. Buluşturmuşlar, TALİHLİ'yi (Yılmaz'ı) dünyaya getirmek için. Mutlaka 25 Eylül'de (1947'nin 25 Eylül'ünde) doğsun Yılmaz, mutlaka erkek olsun, mutlaka kolları ince olsun, demiş Misyon koyucu. Mutlaka sadece bir küçük kardeşi olsun, o da erkek, ve mutlaka o da 18 Kasım'da (1949'un 18 Kasım'ında) doğsun, adı Demir olsun, demiş misyon koyucu. (Demir de bu bakımdan, Talihli sayılır. Ama ikinci planda.) Tabi bu yazdıklarım, "kanaat" dir. Toplumdan, toplumun egemeni misyon koyucudan öğrendim. Alenen değil. "Bulmaca çözer gibi", dolaylı yoldan. "Buldum" dediklerimi aslında misyon koyucu buldurdu. Bulmamı sağlayacak imkanları vermekle. Elind Stella da var. Doğumumdan beri o alet de aktif üzerimde. (Şu anda dahi). Yani bir bakıma, şu yazılarımı, şu anda misyon koyucuyla birlikte yazmaktayım. Misyon koyucu, ailemle (yakın akrabalarımla) ilk aleni (açık, doğrudan) teması, beni 18 yaşımda iken Hava Harp okuluna transfer ederken, MİT mARİFEtiyle yaptı. MİT benim için, yaşlı kuşağa (eniştelerime, teyzelerime, halama, amcama,...,babama) söyledikleri farklıydı, kendi kuşağıma, (kardeşime, kuzenlerime) söylediklerinden. Ayrıca hepsine söylediklerinde Yalan da vardı. Anneme ise hiçbir şey söylemediler. Bana, şu ana kadar, "herhangi bir şey" söylenmedi, tabi. Dolayısıyla, daha ben doğmadan önce, annem babam ve ilgil yakın akrabalarıma başlamış olan yönlendirme, ben doğduktan sonra da devam etti, aileme yakın akrabalarıma yönelik, onların haberi olmaksızın. Bu hayat çizgisini yaşayabilmem için Babam, annem ve kardeşim ve ilgili öteki yakın akrabalarımın Hayat Çizgileri de belirlenmiş oldu yani önceden. Annem çok acılar yaşadı Salihli'de, Silis'te... Ve daha sonra, benden dolayı. Son sekizbuçuk yılda burda İzmir'de, bana uygulanan 4.cü dalga ezme, dolaylı olarak anneme yansıdı. Hayatının son yedi yılını, bu yazıları şimdi yazmakta olduğum bu "ev"de, MAHSUR yaşayarak geçirdi. "Asri Hapishanedeyim" diye diye. Son bir yılını (2006'nın tamamını) hep yatağa bağımlı, yalnız ve acılar içinde geçirdi. "Ne olurdu sanki şu balkona çıkabilseydim" diye diye. Annemi balkona çıkarabilecek, o "basit" imkanlara erişmekten dahi aciz duruma sokuldum. "Elim kolum bağlı, anne" dediğimde, "hani göster" derdi. Kabul etmezdi yani, beni suçlardı. İnledi, bir süre. Hiç tepki göstermedim. "İnlemek de suç mu" dedi sonra. "Beni hastaneye götürmüyorsun, kendim gideceğim" dediği de oldu, koltuk değnekleri ile ayağa kalkamayacak durumda iken. Annemle birlikte toplum içine girince, annem de karıştırılarak uygulanan ezme daha dayanılmazdı çünkü.       Baysal Ambukans'a (Ambulans sahibine)(mecburiyetten) telefon açtım. Annemi alıp, hastaneye götürüp muayene ettirmelerini, yatırmalarını, ve orda bakım için bir özel hastabakıcı bulmalarını, ben annem hastaneye yattıktan sonra anneme ziyaret için gideceğimi, annem evden götürülürken, ben evde kalacağımı, ilgili masrafları karşılayacağımı, söyledim. "mümkün mü" dedim. "Olur" dedi, adam. 4 Temmuz 2006 sabahı (3 Temmuz 2012.İLAVE: Yarın 4 Temmuz 2012), annemi evden alıp götürdüler. Akşama doğru, telefon geldi. "Hastaneye yatırmadılar, burda bir Bakımevi var, oraya yatıralım mı" diye sordu. Dedim ki "ama hastanede, doktor var serum var". "Burda da var" dedi. "Ücret" dedim. "Sorup sana bildireyim" dedi. O gün başka telefon gelmedi. Demekki annemi Bakımevine yatırdılar kanaatiyle, ben de sormadım. Telefon açmayışımın asıl nedeni de, mümkün olan en azilişkiyle yürütüyorum, insanlarla işlerimi. Ertesi akşam telefon geldi. "Annen, beni kaçırdılar diyor, telefonu ona veriyorum, konuş" dedi adam. Girne Migros'taydım. Güleceğim geldi, önce. Bir sonraki gün gitmek kararındaydım, annemin yanına. Telefonda anneme, "anne kaçırma filan yok, onlara güven, ben zaten yarın sabah geleceğim" dedim anneme. BOZYAKA uzak. Ertesi sabah ulaştığımda "İLGİ" bakımevi'ne, ve beni görünce annem, başladı ağlamaya. (Annemin ağladığı olmamıştı hiç, yirmi yıldır bu İZMİR'de). Daha önce biz çocukken SİLİS'te, babam dövünce kendisini, ağlamıştı. Onu hatırlıyorum. Bir de Almanya dönüşü. DEmir-Gül yeni evli. Hep birlikte, "kiralık" evdeyiz. Benim vaziyetim çok kötü. Annemin ki daha da kötü. "Dellendi" bi ara, saçını başını yoldu annem. Herhalde ağladı da. Ve bunun üzerine Demir-Gül, başka eve taşındılar. Benim hatırladığım kadarıyla, bu üçüncü ağlamasıydı annemin. EVE GELDİK. evde anladım, vaziyetin vahametini. Annem, "Yılmaz'la konuşmak istiyorum" dedikçe, "Oğlun seni istemiyor" demiş İLGİ Bakımevi'nin sahibi (O.Ç.). "Seni Karanlık odaya kapatırım" dahi demiş O.Ç. (3 Temmuz 2012.İLAVE: Or.... Ço....). Annem de karşılık olarak, "İMDAT diye bağıracağım", "Seni cezalandıracağım", diye karşılık vermiş. Yememiş içmemiş. Yani iki gün (4-6 Temmuz 2006) "KABUS" yaşatmışlar anneme. İşte bu anneme yönelik doğrudan zulüm. MİT tarafından. İspatı: Telefonlarım dinleniyor. Bana telefon açan kişilerin bana ne söylemesi gerektiğini MİT'çiler tembihliyor. Yani Baysal Ambulans'ın sahibinin yaptıkları, MİT'in talimatıyla. Ve anneme yaşatılan o kabus, kasıtlı amaçlı. Yaşatan MİT'çiler. İZMİRLİ'yi kullanarak.       Annemin "benim yüzümden" çektiği acılar, bu son döneminde, İZMİR'de... Dolayısıyla, İZMİRLİ2den intikam, benim için bir anlamda, Misyon Gereği'ni aşmış, "Annemin Vasiyeti" haline gelmiştir. Zavallı anneciğim.......       26/27 Ocak 2008 gecesi, saat 01.00 sıralarında "ev"de, şimdi şu satırları yazdığım Çekyat'ın üzerinde, oturur vaziyette, çok bitkin olarak, söyledi bana bir şeyler (3 Temmuz 2012.İLAVE. gözlerim yaşardı...): "Bana çok hakkın geçti, hakkını helal et" dedi. "Bir kardeşin var, onunla iyi geçin" dedi. "Bulgur çok mu" dedi,( rüyada konuşur gibi, sanki). Sonra, çok zorlukla, tek tek kelimeleri söyleye söyleye, o şarkıyı söyledi aynen:    "AYRILIK ateşten bir ok, Nazlı yardan hiç haber yok, Benim derdim herkesten çok".    "Çok yoruldum, Yılmaz" dedi sonra, yatmasına yardım ettim.  Veda Şarkısıymış bana okuduğu o son şarkı. Ertesi sabah durmu daha da ağırlaştı. Elindeki kolay telefondan beni arıyamıyacak kadar kötüleşti durumu. Hep evde kalamıyacağıma, eve de bakıcı getiremiyeceğime göre, mecburiyetten (mutlak mecburiyetten) açtım telefonu, o telefon rehberindeki "tek" bakımevine, Şirinyer'deki. Bir hafta önce, Tepecik Hastanesinden eve dönünce orda ona bakan kadına (Mürvet Hanıma) telefon açmıştım. "Kısmen bakabilirmisin anneme evde" demiştim. "Kocam izin vermiyor" demişti sonra telefon açıp. Ondan memnundu annem. Çocuklar gibi seviçliydi, Tepecik Hastanesinde iken. Çünkü, kendi deyimiyle, "insan yüzü" görüyordu. İlgi vardı, bakım vardı. Aynen bana, "Burda çok mutluyum" demişti (9 Ocak-20 Ocak arası). Yoğun bakımla başlamıştı. Demir, Ankara'dan gelmişti de, çağırmam üzerine. Öyle götürebilmişti Hastaneye...  Şirinyer'deki bakımevinden, Sevgi Hanım çıktı telefona. Güzel konuştu. Ambulans geldi. Öğleden sonra, akşama doğru. Ve annemi götürdük. Gitmeden önce anneme söyledim. Zaten duyuyor, biliyor olanları. İki kelime söyledi sadece. "beni kovuyorsunUZ" dedi. çOĞUL kullandı. Beni ve Demir'i kastediyordu yani. Demir, Ankara'da uzakta ama olsun, iki evladı vardı. Biri Yılmaz, biri Demir.       Çok sakin kabullendi, Bakımevi işini; meğer, "ölmeye gidiyormuş". Ölmeyi kabullenmiş yani (şöyle veya böyle). Ertesi sabah, saat 10.15 sıraları, 28 Ocak 2007 Pazar sabhı, ben Karşıyaka, İstasyon Çay Bahçesinde iken telefon geldi. Annemin vefatını ima eden telefon....... Sevgili anneciğimin hayata vedası böyle oldu....... (Gözyaşları. 14.06 şimdi)  Tek tesellim, annemin bu son süre içinde , bana arasıra "sen olmasaydın, ben yanmıştım" demiş olması. "Elimden geleni" yaptım annem için....... Anne'yi yitirmiş olmanın acısı. Ama, "bu şartlarda" yitirmiş olmanın acısıyla birlikte.       Sevilenin ölümü ardında acı duymamak mümkün değil. Babamı (bilinen sebeple) "Nötr" duyguyla uğurlamıştım, öte dünya'ya.        İnsanlar yaşlanacak ve ölecekler. Dilek (ve amaç), hep "aklı başında" olsun insan tüm hayatı boyunca. Bilincini yitirmesin. "Yaşlılıktan " veda etsin hayata, evinde "huzur" içinde, (uykuda). Yaşlananlar gidecek, kaln evlatlar, acıyla (gözyaşıyla) uğurlayacaklar onları.  "Görmek istermisin" dedi hemşire. "Evet" dedim. Açtı çarşafı. Gördüm annemi son kez, öptüm yanaklarından.  "Güle Güle Anneciğim" dedim.         -Yılmaz,  "Felsefe Konuları"?       -"Bilmiyorum"       -"Bilmiyorum" demek için mi yazdın bumları?       -Evet, Bilmiyorum, Bilemiyeceğim, Bilemiyeceğiz asla, Nihai Realite'yi. Yani Bilmiyorum derken, ispatlı bir biçimde, kesin kanaat olarak, "Bilemiyeceğiz asla" da dedim. "Nihai Realiteyi". Yetm..mi?

17 Eylül'deki'nin sonuna uzunca bir ilave yaptıktan sonra, bugün 3 Temmuz 2012 tarihinde tamamladım FELSEFEM kitabımı aktarmayı.       Bugün, TOM CRUISE'un 50.ci doğum yıldönümü. 50 (ELLİ) oldu bugün.    "Song" ...congragulations and celebrations... 

@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@

ZİRVE FIRIN DAYAĞI (5 Ekim 2008'de)

"Felsefem" yazılarımı 2 fotokopi ile çoğaltıp, spiral ciltletip, birini hemen, Ankara'ya DEMİR'lere postaladım, birini KONAK Saat kulesi'ne en yakın çöp kutusuna koydum (Niye), birini de Masama.    "Felsefem"den 11 gün sonra, Zirve Fırın olayı.   "Zirve" olayını kısaca anlatacaktım, ama, Yatak odamdaki Gardroptaki yazıyı aynen buraya aktarmayı uygun buldum. Aktarmaya başlıyorum:       Beşekim Pazar sabahı, çamaşırları astıktan sonra, saat 09.00'dan az sonra,  "Ev" den çıktım, Dedebaşına doğru yürüyüş. "ALİ ALP BÖKE" caddesi. Yürürken, yanımdan yanyana iki bisikletli (arkamdan gelerek) geçti. Biri erkek, biri kadın (Karı-Koca herhalde). Ama olay, kasıtlı, bana yönelik olduğu için, (dolaylı davranışla) Cinsel Taciz. BİSİKLET krlimesinde S.K var. Hadımlığımı çağrıştırdı yani karı-koca. Bunu da biliyorlar kendileri. Tepki vermedim. Biraz yürüdüm. "Üçyol ağzına" gelince, baktım tam karşımda, karının "g.tü". Bisikletinde oturu vaziyette hareketsiz. Erkeğini aradı gözlerim. Yanındaki boş bisikleti gördüm. Kendisi yok, inmiş yani. Baktım sağa sola. Köşedeki marketin önünde bisikletler.  Marketin adı GÖK kelimesiyle başlıyor. Sağa baktım ADIM Şarküteri. Adım, Hadım'ı çağrıştırır. Karı'nın bana arkası dönük. "Git Yılmaz, şu karıya bi laf söyle" demk geldi içimden. "Boş ver" dedim, yürüdüm. Sağdan yürüyorum. Soldaki Zirve Fırının tamkarşısına gelince, karşıya geçmek için, sola döndüm. Gene o iki bisikletli yanyana. İki hafta önce ben Zirve'ye Boyoz almak için girdiğimde, Fırın küreğinin ucu (geçişimi engelleyecek kadar) uzatılmış vaziyetteydi. Dolaylı olarak, Sopa, Dayak mesajı. Parmağımla 1 santim kadar itmiştim karşı-mesaj olarak. Şimdi bisikletliler tam orda karşıma çıktılar. Yürümeyi durdurmasam çarpacağım. Ama bu üçüncü karşılaşmammızda, anında tepki gösterdi. Hoplayıp aralarına giriverdim. Ve, "Ben Kara Kediyim" dedim. İkisi de anında Fren yapıp durdu. Yürüdüm Zirve'ye doğru, boyoz almak için. Arkamdan bağırdı erkeği. "Dikkat et, s.kerler seni" dedi aynen. Başımı çevirip, "Zaten s.kiyorlar, anamı da s.ktiler beni s.kerken" dedim aynen. Bu sözlerim üzerine bisikletinden indi adam. "Boğarım seni, öldürürüm seni" diyerek boğazımı sıktı. Yumrukladı, ya bir ya iki yüzüme. (alnıma vurmuş, çok sonra belli oldu, sol kaş altı az morarma ve az sızı.) Bu arada ben (boksör olmadığımdan) karşılık veremiyorum. Kaçmak da uymaz. Bekliyorum işini bitirmesini. Boğmaya çalışırken epey sıkıntı çektim. Lafla tepki olarak sadece, "anam avradım olsun doğru söylüyorum, beni s.kerken anamı da s.ktiler" diyebildim sadece. Karı-Koca gittiler. Olay zaten Zirve'nin kapısı önünde oldu. Bir adım attım, içeri girdim. "Gördünüz, işte dövdüler. İki hafta önce beni sopayla tehdit etmiştiniz" dedim aynen. Ve bu olay dolayısıyla, önce onları cezalandıracağıma dair, ağzıma gelen en ağır sözleri söyledim. Tepki vermediler. Kaptım orda bir BOĞAça, "sar şunu gideyim" dedim. Sardı. (Önceden hazırlamış olduğum) 50 kuruşu da çarptım tezgahına, çıktım gittim.  Bu olay pazar sabahı oldu. Vaziyetin Vahameti, beni, sabahları evden çıkınca önce Zirve'ye gidip, BOĞAça alıp eve dönmeye, sonra hemen tekrar çıkıp o güne ait "rutin" yürüyüşe başlamaya yöneltti. Pazartesi sabahı vardığımda, BOĞAça dedim tek kelime. "Peynirlimi" dedi. BOĞAça" dedim gene. Kız seslendi adama. "Peynirli ver" dedi. Bu kadar. Salı sabahı, yani bu sabah, soldan yürüyerek, Zirve'nin kapısına 5-6 adım kala, baktım tam karşımda bir Kadın-polis. Bana doğru geliyor. Kapının 5-6 adım uzağında. Girmedim içeri. Bir-iki adım daha attım. Yanyana gelince,"Bugünkü Posta yazmış. Gene bir kadın kocasının s.kini kesmiş. Ben de bana s.k tutan sizin s.klilerden birkaç tanesininkini keseceğim" dedim, yüzüne karşı. "Ben kadınım, Bana böyle konuşamazsın" dedi. "Önceki gün karısının yanında dövdü adam beni, onun için şimdi sen çıktın karşıma" anlamında bağırdım öfkeyle. Bu arada, o Zirve'den içeri girmişti. Dolayısıyla ben de girdim. Karşılıklı bağırma orda devam etti. "Şimdi gidip ekip getireceğim." dedi, çıktı. "Getir bekliyorum" dedim. Oturdum kapı eşiğine, o giderken. Oturur oturmaz anında kalktım. Uymaz beklemek. Öylece gitmek de olmaz. İçeri girdim. Cüzdanımdaki telefon rehberini çıkardım. İlk sayfasını koparıp, yapıştırırcasına vurdum, boyoz tepsisine. "Adresim Burda" diye bağırdım. Bir Boyoz kaptım. 50 kuruşu da vurdum tezgaha. Çıktım gittim. Demir'in adresi gitmiş Boyoz tepsisine. POSTA'yı, sabahleyin Ekran'da görmüştüm. Hürriyet'e ek olarak Posta, ve Kırgızistan depremini aramak için Sabah'da aldım eve dönerken. İyi ki Sabah da almışım. Amputasyon'la ilgili malumat orda daha fazla. İsimleri yazmış açıkça, herşeyden önce, ve anlaşılan 5 Ekim Pazar sabahın erken saatlerinde olmuş, Karşıyaka'da diyor, Sabah. Bağıntı'yı kaçırmayın. Beni bu şekilde dövdürme öncesine koymuş Amputasyon olayını, Misyon-koyucu. Ve de birkaç dakika öncesine de ÇINARCIK depremini. Şimdi saat 23.20, 7 Ekim 2008, Salı.      Gardroptaki yazı, bu kadar.  daha sonra, ben o iki bisikletlinin sivil giyinmiş polisler olduğu kanaatine vardım.        5 Ekim 2008 günü olanlar:  1) Sabah olurken, erken, İzmir, Karşıyaka'da, Kadın NAİDE ŞEN (54), kocası AVNİ ŞEN uyurken, ekmek bıçağıyla, erkeklik organını kesti. Sebep, kocanın çapkınlıkta israrı. organ hastanede dikildi. Koca, şikayetçi olmadı.       2)  Yalova, Çınarcık'da  deprem. 09.04'te, 4.1 şiddetinde.       3) KIRgızistan'da deprem.  18.53'de, 6.3 şiddetinde. Merkez OŞ kenti (Fatma'ya genelde FATOŞ derim, deriz hepimiz). sarıTAŞ bölgesinin doğusu. Olağanüstü Hal Bakanı Kamçıbek TAŞiyev. 72 ölü, 100 kadar yaralı. 100 bin bina yıkıldı.       4) 15+2=17 şehitli Hakkari Terör olayı Şehitlerinden J.Kd.Çvş HAsan ay GÖR, KIRıkkale, KESkin, armutlu, beldesinde toprağa verildi. (DEMİR'ler, KIRıkkale'deydi, uzun yıllar.)       5) Gnl.Kur.Bşk. Org. İlker Başbuğ' acil tAŞ KIR ma operasyonu. GATA'da, sAĞ böbrek.        6) YENİ zeLANDA, doğa harikası ASTROLABE resifi, kayalıklara çarpıp karaya oturdu, liberya bandıralı gemi RENA. 2012 Ocak ayında, fırtınada ikiye parçalandı, konteynerler denize. yeni zelanda'nın en büyük çevre felaketi.         3 gün Sonra 8 Ekim 2008'de Diyarbakır'da Terör olayı, 5 Polis şehit. Biri Duran KARABOĞAÇ. TRT başlangıçta böyle verdi soyadını, sonra KARABUĞAŞ olarak verdi. KAHRAMANMARAŞ'ta 9 Ekim'de toprağa verildi. (Takvim gazetesi KARABOĞAŞ olarak vermişti soyadını.)

**********

N O T L A R

NOT 1)     SİKLON, Bir alçak basınç çevresinde dolanan rüzgar sistemi. Bir örneği, eski adı bURma olan, Myanmar'da, 3 Mayıs 2008'de oluştu (oluşturuldu, yeni meteoroloji ile). Bir anda, ve siklonun sonuçları dolayısıyla izleyen günlerde, BM raporuna göre, 138 bin kişi öldü. Nergiz Siklonu dediler adına. (Nerde S.ktiler onu) (STARt NERgizDE) (şarkı: yıllardır bekliyorum...) Subay sicil numaram 138 (hava)

NOT 2)     30 Haziran 2006 (ikibinALTI), kemerALTI. İki İzmir çevik polisinden biri, "ağzını bURnunu kırarım senin" dedi. "hadi kır" dedim. (iyiki) kırmadı. O gün Eskişehir'de görevli Hv.Plt.Tuğg.BAYNUR PEKAR, kalp krizinden öldü. Subay sicil Numarası 138 (pekağır).       (UR/NUR/ONUR/KONUR/BAYKONUR/BAYNUR)       UR: 1986 ilk yarı, misyon koyucu, erkeklik organım için UR simgesi kullanıyordu, öğrendim. 28 Temmuz 1986'da, mesajları "gaipleştirdikten" sonra, "O ur, kes at"mesajı ile beni tuvalete yönlendirdi. 3 gün sonra, Amputasyon ve Hadımlık. Şimdi de, MİT marifetiyle, İzmirli'lere "O urdu, yani küçüktü, onun için kestin" dedirtiyor, dolaylı söz ve davranışlarla.    2000 il aylar. Üst kattan, gece yarısı  Genç evli çift, bURcu'dan, bURak'a, yüksek sesle, tekrar tekrar, "vURDUm S.KİNi AMA" sözleri.    NUR: Kuzen Asım'ın kızı, Almanya'da, benim bir doğum günümde, erken doğdu. Kuvöz, aşırı oksijen, bir gözü görmez. Nur, türkçe ışık, Almanca sadece demek.   ONUR belli. Haysiyet, namus karşılığı seçilen "öztürkçe" kelime. İngilizcesine benzer. honOUR/honor.   KONUR sokak ANKARA'da, İGEME var orda, haftalık bültenleri gelirdi, Gürol Export'a.   BAYKONUR Kazakistan uzay üssü. Gurur duyardım, Sovyetlerin uzay başarılarından. ve BAYNUR: erkek adı, ender kullanılan. Bu diziyi, benden önce  (hazırlıyarak) Misyon koyucu yaptı, hiç kuşkusuz. Onlar DÖRT KIZ:  İkisi Kuzen Asım'ın, Figen'den doğma, ikisi Birader Demir'in Gül'den doğma.  BARIŞ, 1 Eylül Dünya Barış günü Doğumlu.  Talasemili doğdu.   BAHAR, 1 Mayıs Dünya Emek günü doğumlu.   SEVGİ, 18 Nisan, benim Demirbank soygunumun yıldönümü doğumlu.   NUR, beni Doğum günüm doğumlu. PrematURe doğdu.   Bu tablo da hiç kuşkusuz, misyon koyucunun eseri, (Yılmaz amcaları için).

NOT 3)       Barış'ı en son, 29 Nisan 2001'de gördüm, bize (annemle bana) yalnız geldiğinde, Aksoy dayağı'ndan bir gün sonra. Ona o zaman, o dayağı, ve genel olarak "herşeyi" anlatmıştım. Tekin'le Hollanda'dalar şimdi. Tekin'i hiç görmedim. Fotoğraflarından tanıyorum. 10 Temmuz 2007'de FAS'ta, büyükelçilikte, nikahla, birlikteliklerini (KARI-KOCA oluşlarını) resmileştirdiler. O gün, Balıkesir, Gönen, Tütüncüler merkezli 4.9 şiddetinde, 10.49'da deprem oldu, Türkiye'de. 1.ci yıldönümünde de Devre arkadaşım Emekli Hv.Alb. CEMİL KOÇAŞ vefat etti. (300 kadardık, 1968 mezunu Hava Subayları). 5.ci evlilik yıldönümlerine, 3 gün kaldı. ( -Ne olmasını istersin o gün Yılmaz?    -Güzel şeyler olmasını).  2012 Yılbaşı kartı aldım onlardan. Oğulları olmuş, 1 Mayıs 2011'de, adını YABAN koymuşlar. Karttaki resim onun resmi (Gülüyor).  Demek ki Talasemiyi atlatmış Barış. Nasıl. Bildiğim kadarıyla, ilik nakli, uygun Donörden. Herhalde kardeşi Sevgi'den. Demir-Gül, Barış ,Talasemi ile doğunca, ikici bir çocuk yapmaktan kaçındılar. 10 yıl kadar sonra, tıp imkanı ile Gül, talasemiden muaf garantisiyle, hamile kaldı Gül. Ve Sevgi'yi doğurdu. Ben Çanakkale, Hapishanede iken, 1985'te, Televizyonda görmüştüm Gül'ü hamile halinde, bir röportajda talasemi konusunda. O zaman sadece TRT'nin televizyonu vardı.

NOT 4)     1992 sonu, veya 1993 yılı içinde. Ürkmez. Huriser Teyzemin Yazlığı. Bir akşam. Salonda, Ben ve Gabriel, birde Barış vardı (Yani Barış, 16 yaşında iken). Gabriel'e A.W.W.F.C.(1992) kitabımı sunmuş, ve İngiltere'de basımı için çaba harcamasını rica etmiştim. Kitaba biraz baktıktan sonra, "kutlamıştı" beni. Barış da sormuştu, "Amca neyi kutluyorsunuz" diye. Ben o kitabı, misyon bilincim yitikken, yazmış, getirttiğim yayınevleri kataloğunu kullanarak, kitabımı, İngiltere ve Amerika'da basılmasını sağlamaya çalışmıştım. 1992 sonunda, Misyon bilincim aynen geri gelince, kitabı yayınlatmaya gerek kalmamıştı, ama bir de Gabriel'e vereyim, zararı olmaz demiştim. Gabriel topal ingiliz kadın. Oğlu Charlie'ye küçüklüğünde NANNY olmuş,Fatma İngiltere'de. (Çocuk Bakıcılığı). İlişki ondan dolayı. O kitabı, bir yazısından cesaret alarak, Time dergisi yazarı Strobe Talbott'a da göndermiştim. Cevabi mektubunda, "All I can do is to wish you luck, with this project" demişti. 1992 seçimlerinde Bill Clinton Başkan seçilince, Strobe Talbott'u Dış işleri bakan yardımcısı yapmıştı. Ben Gabriel'e kitabı verdikten sonra, o akşam Fatma ile kocası Özgür, kavga ettiler. O gece hep birlikte, Gabriel, Fatma, Alev,... bir açıkhava lokantasına gitmiştik. Özgür uzakta arabasında direksiyon başında bekliyor. "Barıştırma" işi de bana düşmştü. Gittim yanına. "Ağzını burnunu kıracağım onun" dedi. Barıştırma çabam sonuçsuz kaldı. Her neyse kırma olayı olmadı. Ve o gece haberlerde, Yazar Ayşe Karasu'nun kocasının, otomobilinde yalnız, Salihli, Yılmazköy kavşağında, şarampole yuvarlanıp, öldüğünü duydum. İşin ilginci, ben Türkiye'de sadece iki kişiye Kitabımın yayınlanabilmesi için ricada bulunmuştum. Biri "Tane Tane Simultane" kitabının yazarı Belkıs Dişbudak. Öteki Hürriyet Gazetesi Yazarlarından Ayşe Karasu. İkisinden de cevap gelmemişti. Ve şimdi bu haber. Hem de Gabriel'e kitap sunduğum gün. Besbelli Misyon koyucunun, konuyla ilgil, işiydi, Kaza. Adım Yılmaz, Doğum yerim Salihli.   Ertesi sabah, Özgür, Minibüsü ile İzmir'e dönecekti. Ben de gideyim, dedim. Olur, dedi. Yolda, Ayşe Karasu haberini anlattım Özgür'e. Şoke oldu, ilk anda. Bana başını çevirip bakışı hala hatırımda. Anlıyamamıştım sebebini. Çok sonra anladım. Meğer, Fatma ile kavga "sahte"ymiş, Gabriel'e, kitap verdim diye, dolaylı olarak bana yönelik tehditmiş. Tabi benim bunu anlamam o zaman mümkün değildi. Çünkü ezme yoktu. İzmir'de, 2.ci dalga ezme, Haziran 1996'yı izleyen günlerde başlamıştı. Misyon koyucu, benim bundan kendi adıma etkilenmiyeceğimi bildiğine göre, Özgür'ün o sözleri söylemesi, aslında Fatma'ya, Alev'e yönelikti. "Yılmaz'a uyarı yapılıyor" izlenimi vermek için.  Belkıs Dişbudak. (Hulusi dedemiz, Arabistan'daki askerlik anılarını anlatırken, AHİ İŞBUDAK derdi arapça, anlamını bilmem. AHİ, RAHİM'deki AHİ gibi.) Ayşe Karasu. (Fatma kimin Karısı, Önce Özgür'ün, Sonra Yılmaz'ın)(Merci & Danke). 

NOT 5)        2.ci Dalga ezme'de, fiilen merkez İşyeri olduğu için, Ümit Ticaret'i tam 5 yıl sonra 1 Eylül 1996'da terketmiştm. Ama START'ın olmaması, ve durumumun kötülüğünden (ESKİ'yi dondurarak), Haziran 1997'de tekrar döndüm işe. EZME de bitti, ben dönünce. Gözlerim hemen hemen "kör" olmak üzereydi. İşyerindekiler, Prof.Mahmut Kaşkaloğlu'nun Başhemşiresinin tanıdıkları olduğunu söyleyerek beni ona yönlendirdiler. Sonbahar 1997'de, 50 yaşımda, her iki gözümdende, Lazerle, Katarakt ameliyatı oldum, Ege Üniversitesinde. Ameliyatın birinde, Kaşkaloğlu, asistanına, "BURN olayı" oldu, dedi. İngilzce kelimeyi, türkçe gibi, "ağzını BURNunu kırarım" daki gibi söyledi. Görünüşte, benden saklamak için. Aslında bana duyurmak içinmiş. Ameliyatlardan sonra, Morötesi ışıklarda farkettim ki o gözüm şaşırıyor. Bir mor otesi küçük çubuk anten alıp, gittim Kaşkaloğlu'na. "Ben onu biliyorum. Bütün Florasanlar aynı sistemle çalışıyor olsaydı, ayvayı yemiştin" dedi. Başka açıklama yapmadı. Lazerle yakmıştı yani, o gözümü. MİT talimatıyla, ve bana mesaj vermek için. Seni, Tanrı emridir, diye yanıltıp, seni sana hadım ettiren, biziz. Bak şimdi de gözünü yaktık. "realiteyi" kabul et, ve işe evet de. Yoksa ona göre yapacaklarımız var.  Yani, Kaşkaloğlunun bana yaptığı iş, MİT'in bana yönelik, durumu, metazori, de facto, kabul ettirme politikasının bir parçası.  Ama, öte yandan, Kaşkaloğlu'nun Misyon koyucu tarafından zaman gelice , benimle buluşturmak için doğumdan seçilmiş olduğu gerçeği de var.  Soyadında AŞK var. yetmedi, AŞK AL OĞLUM ahmut da var. Çanakkale'de amputasyona gitmeden önce, sadece armut yemiştim. Karısının adı SELMA.  SEMRA-AYLA'nın harflerine uygun. Tabi, buluşabilmemiz için, benim Katarakt olmam şarttı. 1964'te ODTÜ Kavaklıdere yurdunda, ben banyo yapıp yattıktan sonra açılan pencere yüzünden sinüzit oldum. (yapıldım). Çok çektim sinüzitten, çok da rontgen çektirdim sinüzit için. Ve  Ümit ticaret'te kesintisiz güç kaynağı sol baldırıma bitişik. "Filtre" vardı ama, bir de Bilgisayar ekranı. Bildiklerim bunlar. Bilmediklerim de vardır, Kaşkaloğlu "randevusu" için. 1964-65 ODTÜ Hazırlık okulu. Lisan Laboratuvarı. "Anne Frank'ın Hatıra Defteri". Kitaptan okunup, kulaklıklardan dinlediklrimizden, sadece bir cümle aynen hala hatırımda. "BURN them, all of them". Stella marifetiyle dikkatimi çekmiş ve bugüne kadar hatırımda kalmış. (UR işleri için).

NOT 6)        Bu notları tasarlarken farkettim, ANNE FRANK la ilgili bir bağıntı daha. ANNEmle FRANKfurt'tan, trenle Macaristan'a gitmiştik, 1975'de. Yani ANNE FRANK olayı, 2.ci Dünya savaşı içinde özel bir "armağan"(!) olarak yapılmış Misyon koyucu tarafından, benim için.  Budapeşte (Annesi de peşinde). Sovyet Büyükelçiliğine gidip, iltica talebinde bulunmuştum. Moskova'ya gidip orada başvurmamı söylemişti, yetkili.  Cesaret edemedim. Orada da kabul edilmezsem, Türkiye'ye dönünce durumum daha da kötü olur, diye. (Niye Moskova'ya gittin, sorusu) . Zaten paramız da artık yetersizdi. Salonda beklerken sıramızı, Macar polisi geldi, bir adamı döve döve dışarı çıkardı. Çok sonra kavradım ki, görünüşte, bana yönelik yapılmış. Dolaylı tehdit, sözde. Aslında yerel kişilere, Macar polisine, büyükelçilik görevlisine yönelik. Bana da bir işaret, hatırlayayım, diye.  Doğu Berlin'e kabul edilmeyip, Batı Berlin'e yollandığımızda da benzer olay. İstasyonda, bir adam başka bir adamı sırtüstü yatırmış göğsüne oturmuş feci şekilde yumrukluyordu. kimse de müdahale etmiyordu. Onu anlamak kolaydı. A.K.G.B.K.(1982). kitabımda anlattım. "Emperyalizm, beni dayak olayı ile karşıladı" dedim. Tabi, o olaydan kendi işlerim açısından etkilenmedim. Aslında, olay Demir ve Gül'e yönelikti. Bana yönelik "uyarı" izlenimi için. Budapeşte'de 4 gün kaldık. Tur'a da katılmıştık. Bir otobüs dolusu turist içinde. Turist rehberi kadın inglizce, surları göstererek, "Türkler, şu alçak surların arkasında, 150 yıl yönettiler bizi", demişti. Macaristan'dan trenle Bulgaristan'a gittik. "Şansımı" bir de orda deneyecektim. Varna, Provadya, Karaköse köyü. Babamın köyü. Akrabalarımıza gittik. Gazeteci Sabri Mollof'a yönelttiler beni. O da varna'da Hükümet Konağınd a yetkili Bulgar kişiye çıkardı. Sonuç olarak, "burda kalırsan, Türkiye'de kardeşine eziyet ederler" dedi, bozuk türkçe ile. Bunun üzerine, MİT beni burda da buldu kanaatiyle, mecburen, Türkiye'ye döndüm, döndük annemle. Babam, üç amcam bir halam, ve Babaannem Türkiye'ye göç ederken, bir amcam Bulgaristan'da kalmış. başka akrabalarım da vardı, tabi. Anne, Baba aynı olan kardeşler, sadece Babam ve halam. ötekiler "üvey". Hasan ve Hüseyin amcalar Adapazarı'ndaydılar. Hilmi Amcam Beypazarı'nda. Soyadımız GÜROL, onun seçtiği. Bulgaristan'da GEROF adlı arkadaşını çağrıştırıyor diye seçmiş. Varna'dan önce Sofya'ya gitmiştik, orda da katıldık tur'a. Minibüs , annem ve ben, bir de başka milliyetten bir çift, ve turist rehberi bulgar kız. Bizim Türk olduğumuzu öğrenince, "Bulgaristan'da 500 yıl kaldınız, senin kanında Bulgar kanı da vardır" dedi bana. "Doğrudur" dedim. Türkiye'ye dönünce babama bunu söylediğimde, hep, "benim kanımda Bulgar kanı yok, ama belki senin kanında vardır",derdi. Annemin önayak olmasıyla olsa gerek, sonra, babam annem birlikte gittiler Bulgaristan'a, babamın gençliğinde bırakıp geldiği köyüne. Bunu duymuş Marika, "Adem Adem" diye koşa koşa gelmiş, sarılmışlar. (Türkü: Kan bana Marika, kan bana, Çikolata mırmelata hep sana...)

NOT 7)       Annem 28 Ocak 2007'de vefat etti. O gün hostes ÖMÜR GÜNAY öldü. 21 Ocak'ya, İstanbul-Helsinki seferini yapan THY uçağında beyin kanaması geçirmişti. 29 Ocakta, 38.nci doğum gününde, babasının mezarına defnedildi. O gün biz de, Demir ve ben ikimiz sadece, annemi vasiyeti üzerine, babamın mezarına defnettik, Örnekköy'de.       38 yaşımda amputasyon. Adı Ömür. Soyadı, Adapazarı'ndaki Hasan amcamın kızı kuzen Ayşe Günay ablamınkiyle aynı. Gün ve Ay. Helsinki'de s.k var.  İşin ilginci, okuduğum gazete sehven yanlış yazmadıysa, Ömür Günay'ın kızlık soyadı Günaydın. Evlenince "dın" düşmüş yani. Kocası Haluk Günay. Babası de THY pilotuymuş. İlhan Günaydın. 26 Ocak 1974'de, yolcu uçağı Focker, F-28, İzmir'de düşüyor, içindeki toplam 62 kişi ile birlikte ölüyor. 26 Ocak 1974 Bülent Ecevit-Necmettin Erbakan koalisyon hükümetinin göreve resmen başladığı tarih. Yani, Ecevit'in ilk başbakanlığı.       O başbakan olur olmaz, annemle Ankara'ya gittim, İstanbul'dan. Halam Sabriye'yi de aldım yanıma "eskort" olarak. Ecevit'e "Jurnal mektubu". Kapısında bekledik. Annem sonra söylerdi hep, "sesini duydum" diye. Görüşmek mümkün olmadı. Mektubu, özel kalem müdürü Nail Sevil'e vermek zorunda kaldım.        (İzmir/Günaydın/Ecevit/Anne) bağıntısı, misyon koyucunun gelecek için koyduğu işaret. (Focker/fu.ker)

NOT 8)       Jurnal mektubu fiyaskosu, beni Ecevit de "onlardanmış" kanaatine yöneltti. Ve 1964-65 de, Ankara'da, "Morrison Süleyman" diye tanıdığım (tanıtılan) Süleyman Demirel'e çevirdim "projektörlerimi". Gördüm ki Demirel'in mücadelesi essah. Ötekilerininki gibi değil. O zamandan beri bu kanaaatim, hep doğrulanarak geldi bu güne kadar. Global çete üyesi değildir Demirel. "o bilinçten" yoksundur. Tutku sahibidir. Daha güzel bir Türkiye, Daha güzel bir Dünya tutkusu. Global çete, bu tutkuyu kullanmış, ve en tepe görevlere getirmiştir, Demirel'i. Pragmatist'tir, Demirel. Ama pragmatistim, demez. Görünmeyenle ilgilenmez. Görüneni en iyi o görür. "Şaapkamı alır giderim", "Yollar yürümekle aşınmaz", demiştir, evet. Ama, "Ayvanın irisi heybede" de demiştir."Feryad ediyorum" da demiştir. Yener Süsoy'a, bir röportajda, "Biliyormusun Yener, beni zorla Cumhurbaşkanı yaptılar" demişti. Bilseydi, 17 Nisan 1993'de Turgut Özal'ın ölümünün Sahte olduğunu, yapabilirler miydi, onu zorla Cumhurbaşkanı. Onu aktif politikadan uzaklaştırıp, ülkeyi TANsu çiller'e teslim etmek için. Sevgili Süleyman Demirel, "Hayatta herşeyden önce, insana AŞK lazım" da demiştir. Çok yazdım, yeri geldikçe, "onun için, politika, bir geçim aracı, bir meslek değil, tutkusunu gerçekleştirebilme aracıdır" diye. Kendisinden de duydum, bu sözü en sonunda, 4 Temmuz 2012 tarhli Milliyet'te "Siyaset meslek değildir. Bir ilim de değildir, Nedir derseniz, siyasettir derim" demiş, bi röportajda.     İslamköylü Süleyman Demirel'de, Misyon koyucu tarafından, "doğumdan" seçildi, "bizim işler" ile bağıntılı olarak. Soyadı, kardeşimin Adını içerir. DEMİR-EL.

NOT 9)      BROther DEMİR, BROadway aldı, ne zaman? (Yılı biliyordum, iyi ki bakmışım GÜN-AY için, yarın yıldönümüymüş.) 9 Temmuz 1994.   Kim Kutlu Olsun, dedi. KİM İL SUN.  O gün ölerek. Kuzey Kore'nin kuruluşu'ndan beri devlet başkanı, 46 yıldır. 82 yaşında, Kalp krizi. 10 yıl kadar sonra, Irak'te, EL KAİDE, rehin tuttuğu, bir Güney Koreli "vatandaşı", kafasını KESerek öldürmüştü. Adı SUN İL KİM di.  Arabayı, Demir'ler, Tansu Çiller'in devalüasyonu sayesinde alabilmişlerdi, "birikimlerini" "Avustralya" Dolarında tuttukları için.      Japon sömürgesi olan, Kore'ye, Ruslar kuzeyden, Amerikalılar güneyden girdiler, 2.cidünya savaşı ardından. İki bölge oluştu, ve sonra iki devlet, 38.ci paralelin kuzeyinde ve Güneyinde. 38.ci paralel, İzmir ilindende geçiyor, Selçuk ilçesinin biraz güneyinden. (Ona da baktım, bakarken tekrar gördüm. Zaten altını çizmişim.) 15 Ağustos 1948, Güney Kore'nin, 9 Eylül 1948,(İzmir'in kurtuluş yıldönümü) Kuzey Kore'nin kuruluşu. İlginç bir bilgi de var, Kuzey Kore, kuruluşu ile birlikte, ATEİST devlet olduğunu ilan etmiş. (Global Çete'nin Yılmaz'dan beklediği, Dünya Sosyalist ve "Ateist" Devleti'ni ilan etmesi.) Ve evet, Savaş. 3 yıl sürüyor. "2 milyonu sivil, 5 milyondan fazla ölü" diyor ansiklopedi. Nasıl becerdiler, 5 milyon koreliye, koreliyi öldürtmeyi. Dünya'yı iki kutuplu ("sosyalist"ve "kapitalist") sanırken, çok merak etmiştim. Nasıl oldu da, ABD, Kore'ye BM şemsiyesi altında girebildi, SSCB veto etmedi mi Güvenlik Konseyi'nde diye. Çok sonra öğrendim ki, daha şiddetli tepki göstermiş SSCB, ABD'ye, terketmiş oturumu. Aferim. Yoksa, Türk askeri Nasıl gidebilirdi KORE'ye, KUNURİ'ye (bir miktar da bizden olsun diye) Şehit vermeye.  (KUNURİ/NURİ/UR) (KORE/EROK/ERYOK) (YARIMADAm/PENİnSula) (38.ci paralel/38 yaşımda Amputasyon).     DEMİR'in doğum tarihini hep 18 Kasım 1949 olarak bildik. Son zamanda bu 2000 yılının başında, "11 kasım yazılıymış, ben de yeni farkettim" demişti, DEmir. Bir MİT aldatmacası Bir hAFta eksik. Sözde, dolaylı AF talebi.       Evet Tom Cruise-Katie Holmes, 18 Kasım 2006'da evlenmişlerdi. (Çocukları sURi, daha önce, 18 Nisan 2006'da, bizim sEVGi'nin 20.ci doğumgününde doğmuştu). Ama, Catherina Zeta Jones- Michael Douglas çifti de, 18 Kasım 2000'de evlenmişlerdi. Ve o gün vefat etmişti, YILdırım GÜRses, ölmeden önce (şarkısı:)Düşen bir YAPRAK görürsen beni hatırla demiştim..., diyerek. YILmaz GÜRol, 25 Eylül 1947 doğumlu. Catherina Zeta Jones, 25 Eylül 1969, Michael Douglas 25 Eylül 1944 doğumlu. Aralarında tam 25 yıl fark var. Okuduğum gazete ikisine de sehven yanlışlıkla 25 Eylül demiş olabilir, ama en azından biri doğrudur. Yeni Dünya'da, Nesiller arası fark 25 yıl olacak, ve nesiller arası, "aşk ve sex" olmayacak, yeni hayat koşullarının kendiliğinden yönlendirmesiyle. "AŞK ve buna bağlı SEVGİ toplumunda", ROTASYON işleri 25 yılda bir olacak. Ve, her 25 yıl bir Çağ olarak adlandırılacak. Birinci çağ, Çiçekkentlerin inşası, ve oralara peyderpey göç, ile geçecek. Takvimi "sıfırlayacağız" yani. EKSİ çağlar/ARTI çağlar.

NOT 10)       HALLE BERRY, ("my" cat-woman).  Eski kocası GABRİEL'den olma, kızı NAHLA, 3 yaşındaydı, Ocak 2012'de, 4 oldu mu?  HALLEY geldiğinden BERİ, "God is I, The biggest Lie, Why".       19 Nisan 1993. DEMİRbank soygunumun 10.cu yıldönümü (Gün artı bir,olarak). ABD, Texas, Waco, bir çiftlik evi. David Koresh, ve 80 kadar müridi, 5o gündür polis kuşatması altındayken, operasyon sonucu "çıkan yangında" öldüler. Ben İsa'yım, yani Tanrı, diyordu. (Hristiyanlara göre, İsa Tanrıdır, Tanrı'nın peygamberi değildir, ve gene insan kılığında yeryüzüne inecektir, adil düzeni kurmak için.)  David, sahtekar değildi. Müritleri de değildi. Tanrılığının ispatı için Waco'da deprem olacak, kehanetinde bulunmuştu, onun gerçekleşmesini bekliyordu. Yoluna engel olarak çıkan birkaç polis öldürmüştü, onun için kuşatma altındaydı. Deprem olmadı, operasyon oldu. Öldü, öldüler. "Zavallı" David, ve müritleri.  Misyon koyucunun (Global Çete Merkezi'nin) yöneltmesi, kandırması, inandırması ile kendisini Tanrı sanıyordu. Niye yaptı bunu Misyon koyucu?   Bana mesaj: Yılmaz, o Tanrı sensin (Tanrı rolü oynayacaksın).   Global Çete üyelerine mesaj:  Yılmaz'ı da böyle kandırıp, kendisine kendisini hadım ettirdik. Ondan korkmayın. Baş olacak, ama aslında, o bir kurban. İş yaptırılnca, essahtan öldürülerek, tasfiye edilecek.  Atatürk'ün, Misyon koyucu tarafından öldürüldüğünü, bana işaret olarak yaptığı, "Atatürk'ün 19 larından", bulmuştum, Çanakkale'de 1986'da. Tanrı rolü oynayacağımı da, burda 1988'de bulmuştum, Aşk toplumu'nu kurmak için. Ve, besbelliydi, mevcut global çete üyeleri ile bunun mümkün olmadığı, essahtan öldürülerek tasfiye edileceklerdi, zaman gelince, dünya çapında. (Son kıyım). Misyon bilincim olmasaydı, global çetenin yol haritasında, beni sonunda öldürmeninde var olduğunu asla bulamazdım. Çünkü, sahte ölüme evet deyince peşinen, essah ölüme gerek kalmazdı. Bir sürü eski ve yeni global çete üyelerinin sahte ölümleri gibi. Hemen bir iki tane örnek vereyim. Liu Şao şi, John Kennedy, Salvador Allende, Nikolay Çavuşesku ve karısı Elena, Adolf Hitler, Benito Mussolini, Saddam Hüseyin, Enver Sedat, Muammer Kaddafi, Mari Antuvanet ve kocası Onaltıncı Lui...    Ama düşünmeden bulamazdım, programlarında, beni öldürmek olduğunu. Bu son 12 yıl içinde düşündüm konuyu. "Yılmaz, Global çete üyeleri senin hakkında ne düşünüyorlar acaba", ilk soru. Sonra kendimi  Misyon koyucu yerine koyarak düşündüm. Global çete üyelerine ölüm var. Öyleyse Yılmaz'a da koy ölüm. "Ava giden avlanır", misali olsun. Baktım, uydu.        Atatürk'ün ve Lenin'in Kurban olarak seçilmiş olduklarını Global Çete üyeleri de biliyor. Onların bunu bildiğini Yılmaz da bilsin diye, Çatıştırmış "merkez (misyon koyucu) İnönü'uyü Atatürkle, Stalin'i Lenin'le. Bu ihtiyaç olmasaydı, çatıştırmaya gerek yoktu. Atatürk, bu yüzden, İnönü'yü başbakanlıktan uzaklaştırıp, yerine Celal Bayar'ı getirmiş. Lenin, bu yüzden, vasiyet etmiş, "Benden sonra Stalin'i getirmeyin yerime" diye.       Atatürk, 10 Kasım 1938'de öldü, 57 yaşında. 1938'de (Atatürk'ün 19 ları için. Bana mesaj).  10 Kasım'ı çok sonra buldum. 10 Kasım, yeni Takvim'de 4 Ocak'a denk geliyor. DÖRT OlaCAK (yeni aile). ARALIK-OCAK (KARIyLA-KOCA). Her iki ayın eski isimleri başka, değiştirilip yeni isimler verilirken, bu konu gözetilmiş.      Lenin, 21 Ocak 1924'te öldü, 54 yaşında. (21 Ocak, Annemin vefat GÜN-AY'ı 28 Ocak'dan bir hAFta eksik. "AF" mesajı.... DEMİR BAK: Senin Nüfus "meselesi", aslında bu konu içinmiş.)       Atatürk, Sİroz'dan, Lenin Sİfilis'ten (yani Frengi'den) öldü. (Frengi saklı tutuldu.) Sİ/Sİ.     SİROZ (S.KHOROZ)/SİFİLİS(SİLİS'te 6, ALTI,YIL). Frengi, o zamanda da erken teşhisle tedavi edilebiliyordu. Siroz'da vücut su topluyor. Su atıcı, olarak CIVALI(Yani zehirli) ilaç Soligram verilmiş, Atatürk'e. Kaç miligram soligram tedavi eder, kaç miligram soligram öldürür.       Orijinal Proje, Gizli dünya Devlet'nin (Global Çete'nin) varlığını, gizlice, devam ettirmek esasına göreydi. Üç Büyük Savaşla, Dünya Sosyalist ve Ateist devleti'ne ulaşmak. Önce, Rusya'da Sosyalist ve ateist devlet, sonraki iki aşamada, bu devletin genişleyerek, Dünya devleti haline gelmesi. Ama, Aşk toplumu da tasarlanınca, global çetenin tasfiyesi elzem oldu. Misyon gizlice mevcut Projeye monte edildi. Yol Haritası alenen değiştirildi. Herşeyden önce, Talihli Türk, Yılmaz'ın yetişeceği Laik ortamı hazırlaması için, Atatürk ihtiyacı, ortaya çıktı. Yılmaz "kurban" olarak lanse edileceği için de, Atatürk'ün de, Ve hatta, ilk sosyalist devleti kuracak kişinin, Lenin'in de "kurban" (gerçekten kurban) seçilmesi uygun oldu.       Lenin ve Atatürk'ün "kurban" olduklarını, ve gizlice öldürüldüklerini Global çete üyeleri biliyorlar. Yılmaz da Dünya Sosyalist ve Ateist Devleti'ni kurduktan sonra, alenen öldürülecek, askeri darbe ile, yerine geçecek global çete üyesi yönetimi altında, yola devam edilecek, diye biliyorlar. Ama Yılmaz da biliyor, Lenin ve Atatürk'ün kurban olduklarını ve öldürüldüklerini, Ve Dünya sosyalist, ama ateist olmayan Dünya Devletinin başı iken, uygun zaman gelince, Tanrılığın ilanından az önce, Tüm Dünya'yı, Global Çete üyelerinden "temizleyeceğin"i de biliyor.       Yılmaz, Dünya'nın başı olunca, Ateist uygulama yapmayacak, "laikliğe" devam edecek, Global çete vardı, demiyecek. Sahte idamlar yapmamak için, Eski yöneticilerin tümüne, "genel af" çıkaracak.     Yılmaz'ın bu konulardaki kararlılığının, START öncesi, değişmeyeceğinin kesileşmesi üzerine, Global çete, mecburen Yol haritasını değiştirecek. Yılmaz'ı öldürme kararına devam. İnsanlara açıklama da değişiklik: Global Çete Vardı, Yılmaz da onun adamıydı, demek üzere.       Yılmaz, "temizliği", Eski yöneticiler, isyan hazırlığı içinde açıklamasıyla alenen yapacak.

NOT 11)        19 Nisan 1993 David Koresh olayından tam iki yıl sonra, 19 Nisan 1995'de 2 olay. Birincisi ABD OKLAHOMA'da, İkincisi Japonya YOKOHAMA'da.     Oklahoma'da, Timothy, bir Federal bina önünde, patlayıcı dolu bir kamyon patlattı. Çoğu çocuk 168 kişi öldü. Irak Körfez savaşından madalyalı eski bir Amerikan askeri. O savaşta ABD'nin ne yaptığını vatandaşlarıma göstermek için yaptım, dedi. O sırada Tansu Çiller, Beyaz Saray'da, Bill Clinton'la görüşmek üzereydi. Haber gelince Bill ağladı. Tansu ağlamadı ("Oh olsun" dedi). Timothy, CIA görevi olarak yaptı, o işi. Sonra sözde idam edildi.    Yokohama'da Tren istasyonuna, "Yüce Gerçek" tarikatının ("din"inin) SARİN gazı saldırısı. 1000 kadar kişi hastanelik. Bu ikinci Saldırı. Önceki Tokyo'daydı, ölenler de vardı. Japon istihbaratı'nın işi.       Her iki olay da, Global Çete tarafından, yılmaz'a yönelik olarak yapıldı.       Eski bir şiirim:            "Çıkamadım ben şu dama. Çıkacağım birgün ama. Oklahoma Yokohama. Çağlayınca Hiroşima./Ne acılar çaektim bilsen. Şahidimdir Kenan Evren. Tıraş olma sen gelirken. Minör olmasına rağmen./İşim cenneti yaratmak. Sonra dönüp ona bakmak. Huzur içinde bırakmak. Sevdiklerimi orada./Yılmaz Gürol esas adım. Feryadi'yi kendim kodum. Aç kalmadım, yalan değil. Ama, sana doyamadım."   (Bu şiirimi, Hediye için yazmıştım, demekki, 56 yaşımdan önce.  Adanalı sevgili ve rahmetli Ferrahi'nin bir türküsü vezni ile, ona uygun biçimde. Keloğlan filminde de benzer bir uyarlama vardı.)       Ve, Hediye için yazdığım 150.ci gün şiirim. 149.ncu gün,akşam, banyoda iken kafamdan yazmıştım tamamını. müsveddesiz, ertesi gün, vapurda, AKİT gazetesine yazmıştım, 28 Mayıs 2002 tarihinde:       

"Gün yüzelli. Smyrna güzel belli. Kahrolsun Machiavelli. Turkiko çiFtetelli./ En güzel gAzete Akit. ElbeT gelecek vakit. ParaMı isterim nakit. TAtavayı bırak çek git./ Yaş olmuş elli üç. Güneş parlaK hayat güç. BAna gerek çift hörgüç. Nerdesin Hamza Görgüç./ Meyvalardan Kivi. Sin  KAFettiler kimi. Bırak Yılmaz bu kini. Niye kesTin tikini./ Çöksün GlobAl çete. Budur beNden reçete. Herkese eflatun peçete. Buyurun kavrulmuş ete./ Kızın adı Hediye. Ciğer verdim kediye. Yemedi doydum diye. Eskiyi bIrak bak yeniye."        

Fatoş'u karım olarak 10 Şubat 2007'de bulduktan sonra, yeri gelince, bu şiire gene baktım. FATMA KAFTANCI var mı, diye de baktım. Niye? Çünkü Stella marifetiyle, Misyon koyucunun güdümünde olduğumun bilincindeyim. "Usule" uygun, her satırda bir harf arayarak. Evet, vardı. (Sevindim.) Hemde, son harf, son satırda. Üstelik, "Eskiyi bırak, bak yeniye" içinde. Ben onu yazarken, aklımda "toplum düzeni" vardı, ama burda "eski", Hediye ve "yeni" Fatma anlamında çıktı. ve KAFTANCI'nın KAF'ının KAF'ta tamamlanması.      Şimdi soruyorum: Şiiri ben mi yazmışım, Misyon koyucu mu yazmış? Evet, misyon koyucu. Ama, şiir "yüzdeyüz" benim şiirimdir. Şiirdeki, Hamza Görgüç, Korgeneral, MİT müsteşarı. Ben hapihanede (galiba Çanakkale'de, hapishanede) iken vefat emişti. "Elbet gelecek vakit" de dmiştim. O kehanetim de doğru çıktı. AKİT'i kapattılar. Yerine Vakit çıktı. Bir süre sonra onu bırakıp Yeni AKİT'le devam ettiler, ediyorlar. Bugünkü (9 Temmuz) manşeti, "CHP-SOROS kol kola".

NOT 12)           26 Şubat 1954'de Recep Tayyip Erdoğan doğacak diye, 25 Şubat 1954'de, İstanbul Boğazı donmuş, dondurulmuş Yeni meteoroloji olanaklarıyla. 26 Şubat 1954 tarihli Hürriyet gazetesinin manşeti, "Dün Boğazı yaya geçmek KABİL oldu".   İngilizce donmak FREEZE. RİZE'den gelip İstanbul'a Belediye Başkanı olacak, sonrada, "ahir zamanda", Yılmaz, İzmir'de ezilmekte iken, Başbakan. (DONmuş/DOĞmuş) ER-doğan. Gazetenin, mesela "mümkün" kelimesi yerine "KABİL" kelimesini kullanması da,"misyon" hatırlatması. Yeni Aile, HABİL'le KABİL "zamanındaki" gibi. Özkardeşler birbirine eş. Ama kavgasız (olsun, lütfen). Ve de KABİL "ABİ" kelimesini de saklar. "Yılmaz Abi", Dostlar alışverişte görsün, diye GÜROL EXPORT'la iştigal ederken: Gayri kabili rücu Akreditif. Irrevocable Letter of Credit. (Türkü: Gayrı dayanamam ben bu hasrete...)       Tayyip 26 Şubat 2004'teMoskova'da girdi, 50 ELLİ yaşına. Putin kutladı. Ama o gün şu olaylar da oldu. Mostar'da, Balkan Ülkeleri Zirvesi vardı. Makedonya Cumhurbaşkanı TRAYKOVski, uçağının hava muhalefetinden düşmesiyle, içindekilerle birlikte öldü. O gün, Makedonya'nın AB'ye Başvuru töreni yapılacaktı, İrlanda'da. Cumhurbaşkanının ölümü üzerine TÖREN iptal edildi. Ogün, İstanbul'da, GÜLDÜNYA TÖREN adlı kadın, erkek kardeşi tarafından kurşunlanıp öldürüldü. TÖRE cinayeti.  Arnavutluk Cumhurbaşkanı FATOS NANO, hava muhalefetine bakıp, Mostar'a gitmekten vazgeçmişti. Daha sonra, İstanbul'da KALP ameliyatı oldu. (FATOŞ was NANNY of Charlie).       Ve Tayyip'in 38 olduğu gün, 26 Şubat 1992'de Ermenilerin, Azerbaycan'ın HOCALI kentine girip 613 Azeri Türk'ü katletmesi olayı var. (38 yaşımda amputasyon.)       Abdullah GÜL, bir 29 Ekim "Cumhuriyet" gününde, 38 No.lu ilimiz, KAYSERİ'de doğdu, "Cumhurbaşkanı yapılmak üzere, 2007'de. Güleç görünümlüdür, hep, soyadına uygun biçimde. (Stella marifetiyle, o alışkanlık) Adında LAH (el LAH) var. (KAYSERİ harflerinde, KESYAR..İ'nin harfleri vardır.)       Celal BAYAR, UMURBEY'de doğdu. CUMHURBEY (reisicumhur) yapılmak üzere. (3.ncü Cumhurbaşkanı) Ben Çanakkale'de hastanede iken, 103 yaşında vefat etti. Beklemiş (bekletmişler, yani) Amputasyon'u. Amputasyon'dan 22 gün sonra, 22 Ağustos 1986'yı. (UR işleri) Kızının soyadı GÜRsoy. GÜRol benzerliği. 

NOT 13)              İzmir'de, 4.cü dalga ezme, 31 Mart 2000'de, Apartman'dan Ali Kundakçı'nın, ben bahçe kapısından çıkarken, "s.k tutup" (dolaylı olarak bana), "BU NE OLACAK" demesiyle başlatıldı. Hala sürmekte. Ali Kundakçı, daha sonra (dolaylı olarak bana) "seni döverim" de demiştir.   Dolaylı söz ve davranışlarla, aşağılama, cinsel ağırlıklı taciz, hapishane tımarhane dayak tehdidi, hatta dayak.     1) AKSOY DAYAĞI: 29 Nisan 2001. İskele tarafından, Girne Bulvarına doğru, Aksoy caddesinde soldan yürüyorum. Fırın'a varmadan az önce, kaldırımda. İki metre kadar önümde de bir adam yürüyor. Bana belli edecek biçimde, s.k tuttu. Arkasındayım ama anladım. Ve hemen ardından aniden dURDU. Sözde mesajı, anında belli. "S.kin urdu, onun için kestin". Tepki olarak, ben durmadım. Adama arkadan çarptım. Söz düellosu, sırasında, adama "Or.... Ço...." dedim. Adam başladı yüzümü yumruklamaya, yanaklarıma bir sağdan, bir soldan. (Boksör değilim, karşılık veremiyorum. Kaçmak da olmaz.) Arkamı döndüm. adam arkamdan gene yanaklarımı yumruklamaya devam etti.  (toplam 10-15 yumruk). Karşı kaldırımdan, başka bir adam, "Kurtarıcı" geldi, kurtardı. "Ama sen de ona küfrettin" diyerek. "Sen de vur bir TOKAT" dedim. "Ben vurdum mu öldürürüm" dedi. Böylece bitti olay. Ve bağırdım ortalığa "Başka tokat vurmak isteyen var mı" diye. O sıralarda o yol güzergahlarım arasındaydı. Ora milleti, biliyordu beni epeydir, yani. Evde farketti. dudaklarımda çok az kan. Ve bir ay kadar, burnum sızladı biraz. Hasar küçük, Olay büyük. Evet ertesi gün Barış geldi, bize, tek başına.      2) ÇAMLIK SAĞLIK OCAĞI'ndaki YUMRUK: 2004 Dünya Sağlık Günü. Bana atılan yumruk arkamdaki annemi yere yıktı, yıkmış.   Anneme ilaç yazdırmak için gitmiştik. Annemle ben ilgilenmekte iken, bir adam anneme sözde "yardım" etmeye kalkıştı. Sözde mesaj anında belli. "annen senin yüzünden bu halde". Adama "Or.... Ço...." dedim. Anında tepki gösteremedi, zaten sıramız gelmişti, annemle girdik Doktor odasına. İşimiz bitip çıkma zamanı gelince, biliyorum, adamdan tepki gelecek. Annemden sonra çıksam olmaz. kapıyı açıp önden çıktım. Çıkar çıkmaz, adamdan bir yumruk. Hiçbirşey olmamaış gibi yürüdüm, dış kapıdan da çıktım. Bekliyorum annemin gelmesini.  Geldi, ve eve döndük. Nasıl olduysa olmuş, yumruk ardından annem yere yıklmış. Yumruk stresinden ben farketmedim arkamda ne olduğunu. Ve annem de aynı şeyi söyledi (tabiatiyle). "Ama sen de adama küfrettin". O olaydan sonra, o Sağlık ocağına her gidişimizde, ben içeri girmedim hiç. Kapıda bekledim. Annem işini bitirip çıkınca eve döndük, hep. Annemin koltuk değnekleri var. Ve bir tabure taşıyoruz, yanımızda, arasıra tabureye oturuyor.  Zaten, bir süre sonra, orda bize ilaç yazmaya son verdiler, aynı yıl içinde.       2004 yılı içinde oraya son gidişimizde de bir olay var onu da anlatayım: Ben kapıda bekliyorum. Annem geldi. İlaç yazmamışlar. Taburesine oturdu. Ben, yalı'dan Taksi getirmeye gittim. Bir Taksi herzaman bekler, orda. Deniz tarafında. Ona yöneldim. Baktım Taksi tarafından da bana doğru gelen bir Polis var. Sözde mesajı anında belli. Nasıl yorumlarsan yorumla. Yolumu değitirmmemkle kalmadım. son anda, biraz da yön değiştirerek Polise tam cephe çarptım. Sağ sol şerit arsındaki, orta "refüjde". Yakın çevrede başka hiç kimse yok. "Dikkat et, arabaya çarparsın" dedi aynen. "İki defa tımarhaneye götürdünüz, yetmedi mi" dedim. Ve devam ettim işime. Eve gelince, haberlerden öğrendim. O polis olayından yarım saat kadar sonra, Konya HADIM ilçesi üzerinde 2 Türk savaş uçağı ÇARPışmış, 2+2=4 Pilot'tan üçü şehit, adı ONUR olan ağır yaralı.       Toplam 10(+) kadar "dayak" olayı.  Üç tanesi 2006'da. 11 Ağustos 2006. Karşıyaka, İskele, Otobüs dutakları önü. Gazeteci kulubesinin yakınında. Adam, yumrukladı. Sonra sürükleyerek, aydınlatma direğine götürdü. Başımı direğe vurdu.  O gün, İzmir, çeşme'de BAHAR BAŞ, bisiklet (veya motorsiklet) kazasında öldü.    16 Ekim 2006. Eve gelmek üzereyim. Bitişik 1775/5 sokakta yürüyorum. O sokaktaki Bakkal, tam karşımdan bana doğru geliyor, Başı tam sola çevrik. (Oraya bak, diyor yani. Orada da yürüyen bir kadın var. "Taktiki tak tak, tiki tiki tak tak" tacizinin türlerinden biri). Yolumu hiç değiştirmedim. Çarpışacağımız kesin. Çarpıştık, çok güçlü biçimde. Düşmekten son anda kurtuldu. "kim lan bu" deyip, arkamdan bir yumruk savurdu, sırtıma. Hiç birşey olmamış gibi yürüdüm. Önceden,"vur, yumrukla, vesaire" tembihi almadan, kendiliğinden, o tepkiyi gösterdi. Ama, yaptığı "işi" biliyordu, bana doğru yaklaşırken.     O gün bir savaş uçağımız "Savaşan Şahin" düştü. içindeki tek pilot BAHADIR ŞAHİN şehit oldu.  (BAHAR/BAHADIR bağıntısına dikkat).   12Aralık 2006. Pasaport Kantarcı Karakolu karşısı, PTT'nin köşesi, Duvarda Şehir telefonu. Bir kadın ve bir erkek. Sözde telefon ediyorlar. Ben yanlarından geçip köşeyi dönmeye yönelirken "HA HA" dedi kadın. "HADIM, HADIM" diyerek tepki gösterdim. Adam, sağ yanağıma bir yumruk vurdu. Sözlü tepkiye devam ettim. Kantarcı polis karakoluna doğru da bağırarak.    O gün, Ankara Polatlı'da, Askeri Mesai  otobüsü, içi dolu astsubay, şarampole yuvarlandı. ikisi öldü. Adları:         HA s AN   ve HA k AN   (sk'ya da dikkat)     Soyadları: Hasan DaşDEMİR,  Hakan TaşDEMİR    (Demir, Kardeşimin adı. Biri DAŞ'lı, Biri TAŞ'lı. Akraba değiller, iki ayrı kişi, ayrı kentlerde defnedildiler).       Bir Yuri Gagarin (Y.G.) gününde,(12 Nisan'da), Kipa Minibüsünden tartaklıyarak attı adam, beni dışarı, "Dövmiyeyim seni" sözleriyle, Kipa'dan dönüşte, Bostanlı'da, Genç Unlu mamuller önünde, direndim, biraz hırpalandım. Tepki olarak Kipa araçlarına binmedim sonra. Ama mecburdum, gitmeye. Annemin, çişini tıtamadığı için çokça kullandığı "kadın bezleri" (JOLY) enucuz oradaydı. Gidip almak zorundaydım. Minibüs veya Belediye otobüsü kullandım.(onlarda da var tabi ezme).    Bir Çernobil gününde (26 Nisan'da), Pasaport. PTT'yi dönüp ikinci kordona çıktım, Konağa doğru. Hemen orda başladı olay, ben yürürken 100 metre kadar devam etti. Ben, "Or.... Ço...." dedikçe, yumrukladı, arkamdan, genç adam.     Zirve Fırın Dayağı'nı ayrıntılı yazdım, NOTLAR'dan önce. Bir de en son 10 Mart 2012'de var bir olay, Karşıyaka, yalı, Özsüt Pastanesi önü, saat 15.00 sıraları. Gemiye binmeden az önce, Genç adam hırpaladı. Çok şiddetli sözlü tepki gösterdim, ona ve çevreye. O olayın özelliği, ötekilerin tümünden farklı olarak, benden herhangibir eylem yokken yapılmış olması.    Dayaklar konusu, bu kadar.   AZ  SAYILMAZ!  AZSA YILMAZ?....

NOT 14)              Gazeteler: (Bugün 10 Temmuz 2012, TEKİN-BARIŞ evliliğinin, FAS'ta resmen "Karı-Koca" oluşlarının 5 Beş inci Yıldönümü. Kutlu Olsun. )     Barış'cığım, babana 1986 'da, Sevgi'nin en sevdiği sayı 7 Yedi/seven, Barış'ın en sevdiği sayı 5 B.ş/B...ş, demiştim. İnanmamıştı. Belki de haklıydı, Çünkü, Sevgi henüz 1 yaşında bile değildi. Ama, 7 yaşına gelince, Kırıkkale'den, telefonda bana,kendiliğinden "Amca, benim en sevdiğim sayı 7" demişti. BEŞ. BarıştekinmentEŞ, mutluluklar.......        SABAH gazetesi 7777.ci sayısını yayınladığı gün, SABAH-7777: (16 Kasım 2007) Milli Piyango Genel Müdürü, makamında kurşunlanarak öldürüldü. SABAH-9000:(27 Mayıs 2011) 27 Mayıs Devrimi'nin, ve özGÜR kaplan'ın doğum yıldönümleri.        TAKVİM-4000: GÜRcistan sınırında deprem. erTANTEZgör (1101) GÜRcistan büyükelçisi olmuş. yılmaz GÜRol (1145) Hv.H.O.numaralarımız.  TAKVİM-6000:(11 Temmuz 2011) Limasol, Deniz üssü'nde Mühimmat (BARut) patlaması, 15 ölü. Ve, Srebrenitza katliamı, 8000 küsur ölü. 16.cı yıldönümü.        RADİKAL-4000:(25 Eylül 2007) 60.ncı doğum günüm. Radical=Kökten. Kökten kesip ATMIŞ, ATMIŞ yaşına girmiş.      AKŞAM-4000:(1 Eylül 2007) Barış'ın 31.nci, Alev'in 51.nci doğum günleri . mAŞKa. AKŞAM-5555 (5 Ocak 2012) "dörtlü aile".MAH(=MİT) kuruluş yıldönümü (1927'de)        ZAMAN-15555:(8 Mart 2008) Dünya Kadınlar günü.        STAR-3333 (27 Nisan 2008) İki yolcu treni çarpıştı 80 ölü. niÇİN. TRAIN/TANRI iÇİN.      HÜRRİYET-22821:(26 Temmuz 2011). 22821 Babamın sicil numarası. "İlk" Tüp bebek LOUİSE'nin doğum yıldönümü. (İngiltere'de, 1978'de) ("hepiniz" 4+2=6 tüp bebeksiniz.)       HABERTurK-1000 :(25 Kasım 2011) FATOŞ'un 1750.ci günü.        VATAN-26000:(18 Mart 2012) Çanakkale Deniz Zaferi'nin 97.nci, Çanakkale'de doğumdan seçilmişliğimi buluşumun 26.ncı (26000/26) yıldönümleri. O sırada, Deniz Zaferi münasebetiyle, bulmuştum peşpeşe, Gizli Dünya Devleti'ni, Misyon'un Aleni Dünya Sosyalist ve Ateist Devleti olduğunu, ve bu iş için doğumdan seçildiğimi.        VAKİT-2222 ve GÜNEŞ-3958:(5 Ocak 2008) MENeMEN/İzmir'de deprem 4.2 şiddetinde. Menemen Ticaret Odası Başkanı YILMAZ GÜRAL. Lise Numaram 3958.         22 Nisan 1970'de, Türkiye'de TÜRKİYE gazetesi kurulmuş, ABD'de DÜNYA günü ihdas edilmiş.         Ve son olarak BUGÜN gazetesini yazayım: 1000.ci sayıyı yayınlayacak diye, BUGÜN aldım. Tersane Cafe'ye gittim. Gazeteye yazdım notlar. Deprem hakkında da vardı, yazdıklarımda. O akşam, Konak Dönüşü, Konak-bosTANLI vapurundan, inerken, yolculardan duydum, iniş sırasında deprm olduğunu. Ben hissetmedim. Sonra haberlerden duydu. İzmir, KONAK ilçe merkezli, 3.8 şiddetinde deprem. 4 gün sonra, İzmir ilinde deprem fırtınası başladı. Günlerce sürdü. İki "peak" yaptı ikisi de 5.8 şiddetinde, biri SEFERİHİSAR  öteki URLA merkezi. (İZMİRLİ, "çok korktu". Sen korkmadın mı Yılmaz?) Bana göre, Deprem Fırtınasının başlangıcı, o kONAk depremiydi.  BUGÜN-2500:KASTMONU. Daday merkezli deprem 4.5 şiddetinde.  BUGÜN-3333:(4 Mart 2012) BJK (Beşiktaş JOKEY Kulübü'nün kuruluş Yıldönümü (1903).

NOT 15)           Adı: gaışhıKAAN sıhıKAAN. Kayıtlara göre, Dünyanın "EN yaşlı kadını" 1890 doğumlu, 121 yaşında. Haberi ilk olarak, 7 Eylül 2011 tarihli Hürriyet'te çıktı. 1953 yılında, SALİHLİ'ye göç ettikten, 58 yıl sonra, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı oldu, diye. Herhalde, 5 Eylül günü (veya 6 Eylül günü) olmuştur Türk Vatandaşı. (5 Eylül 1922, Salihli'nin kurtuluşu.) KURTULUŞ mahallesinde oturuyormuş. Duyarlı insanların sağladığı destekle, 6 aydır aynı sokakta komşusu ARİFE ekEN, bakıyormuş kendisine.  Sonra, 28 Eylül 2011 tarihli Milliyet gazetesi yazdı. "önceki gün" vefat etti diye. Yani 26 Eylül 2011. (Doğum tarihim 25 Eylül 1947. Doğum yerim Salihli. Annemin adı Arife.) Milliyet'te daha fazla bilgi vardı: Türkistan'da ERENkabırga'da doğmuş. Daha sonra, ailece Hindistan'a göç etmişler. Hindistan'da bir salgın hastalıkta, eşini ve çocuklarını kaybetmiş, ölmüşler. (Sağ kalan çocuğu varmıydı. Gazete yazmıyor. Anlaşılan yok). 1953'de de Türkiye'ye, Salihli'ye göç etmiş.  Apaçık değil mi. Beklemiş Yılmaz'ın 64 olmasını. Bu ne demek, doğumdan seçmişler, Yılmaz'ın işleri için. ERkeklik EN önemli konu. ERENkabırga. KabURga deriz, biz. Hindistan'a göç. Hindistan Yılmaz'la ilgili işlerin simgesidir. HİNDİ/İNDİ-HİNDİ/TURKEY/TÜRKİYE  1947/din esasına göre iki devlet. HİNDUİZM/İslam. "Sadece o" kurtuluyor, ("çıkarılan" salgın hastalıktan). Gözetiliyor, ömür boyu, yönlendiriliyor. Ve en önemlisi, beceriliyor, 121 yıl yaşaması. Sonradan, herhangibir yaşta seçilmiş, değil. Yani, 1890'da güvenmiş "imkanlarına", onu 121 yıl yaşatabileceğine, Misyon koyucu. Hangi imkanları vardı, o zaman. Ve bu gün hangi imkanları var. Yaşlanmayı "durdurmayı" başardıkları, ve bunun sonucu "normal şartlarda" ölmemeyi mümkün hale getirmiş oldukları, artık kesin. Bu yaşlı kadın "nine" hakkındaki bu haberlerde, bir hile, kandırmaca vesaire olduğunu düşünmüyorum.       Kuzen Ayşe'nin (Metin-Ayşe ERKOÇ'ların) iki oğlu var:Mesut ve Kaan. (Fatoş'un yeğenleri, yeğenlerimiz). Çok yaşasınlar, sağlıklı ve mutlu. MESUT KAAN YILDIZ adlı bir küçük çocuk. 1 Ağustos 1993'de, SİDE'de Yüzme havuzu rögarında boğulup öldü. Ailesi yıllarca her, 1 Ağustos'ta anma ilanı verdi gazeteye. 2.ci tımarhane çıkışında 1990 başında misyo bilincimi yitirdim. ALEV geldi. SİDE'de Restoran işi yapacağım , sende gel, Yılmaz abi, dedi, "durumuma bakıp". Oyıl yaz aylarında 6 ay kadar, Sİde'deydik. "KONAK restoran". Misyon bilicim 1992 sonlarına doğru, aynen geri geldi. 1 Ağustos 1993, Amputasyon'n 10.cu yıldönümüdür (gün artı bir olarak) Ölen çocuğun soyadı da simgemdir. YILDIZ/YILMAZ.          FATOŞcuğum, 1 Ağustos 2012, senin 2000.ci günün. (şarkı: Bekliyorum yıllardır...) 1983'de, Sultanahmet'de hapishane'de, Kemal Elmacı, yaşlıca adam, hamal, "Sen daha çok beklersin" demişti, aynen. Adam haklı çıktı.  10 şubat 2007'de buldum seni. (şarkı: Çayırda buldum seni...) 

19 Şubat 2007'de Vapur Gazetesi GÖZCÜ'ye yazdığım şiir:      

"Teyze Kızı Fatma/UçAğını satma/KaRpuzcuyla yatma/KaşlarInı çatma/ŞaMbalından tatma/BataKlığa batma/Derdİme dert katma/Beni çöpe atMa"    

Ve, 20 Şubat 2007'de gene vapurda, GÖZCÜ gazetesine yazdığım şiir:     

"Lots oF Money/ I sAid Honey/RaTher Funny/GoodMan Benny/She wAs Nanny/Weather Sunny/RaftIng any/Fee one Penny/ MonkEys Many"      

 İngiliz Komedyen BENNY GOODMAN 1986 yılında, "tanrılığımın" başlangıç yılında vefat etti.  ((Ben o "good man", yüzyıllardır, beklediğiniz)).  DELİ DANA (Mad cow) virüsü, 1986'daçıkarıldı, piyasaya, önce İngiltere'de. Misyon'unadı "Deli Tanrı" (DELTA).    "Ich Liebe dich" since I knew you, just as you love me since you knew me, Fatoşcuğum. YALAN mı?.......

NOT 16)             4-5 yıl önce (yılını unuttum), bir 29 Mayıs sabahı, Rutin güzergahta yürüyorum, 1733 sokaktan, 1732 sokağa dönünce, ne göreyim. O "L" biçimindeki sokağın ilk kısa ayağının sonunda polisler. Görünüşteki sebebi, her ne olursa olsun, asıl sebep, besbelli beni bekliyor olmaları. Yaklaşınca, "İki defa tımarhane" kelimeleriyle başlattım, söz düellosunu, sokağın ikinci ayağına döndüğümde de devam etti, polis(ler)in "Araba geliyor" (dolaylı 3.cü tımarhane tehdidi") sözleriyle bitti. İkinci ayakta, gördüm, sözde sebebi. Yerde gazete ile örtülü, bir şey, insan ölüsü "anlaşılan". MİT'in polise verdiği bilgi şu olmalı: 1732 sokak. 06 YU 732 plaka. Onu ameliyata alan Ürolog. 732'yi biliyor. Bugün İstanbul'un Fethi yıldönümü. FAtih. Onu da biliyor. Bağ kursun. Affederse, "tak tiki tak tak" var. "öldürme" işlerini by-pass yapsın. Tesadüf (?!) bu ya, kızgınlığımdan, "ölü"nün üzerinden hoplayarak geçmiştim.   Misyon koyucu, MİT marifetiyle, "AF" aldatmacası ile, beni fena halde ezdirdi, İzmirli'ye (polis yada sivil) (Tabi ki polisin suçu daha ağır)      Polise, MİT'in söylediklerini biliyordum ama, "daha fazlasını" da biliyordum. PLAKA-SOKAK bağıntısı, çok önceden kararlaştırılmıştı. Ahir zamanda Karşıyaka, Nergiz'de (NARCİSSUS'ta) yaşayacağım, ve Karşıyaka istasyonu arkasındaki o sokağın bana "güzergah" olacağı da. Emeviler, İspanya ile yetinmeyip, FRANSA'ya girdiler, 732 yılında, (şimdi baktım) Puvatya'da durdurulabildiler. Ve geri. İspanya yarımadası ile yetindiler, ondan sonra. (Yarımadam) 732 ordan.  Süreyya yURdakul, doktorum, ÜROLog (gÜROL'un doktoru). "ölmek üzereydin" demişti bana sonra. "kendi kanından" vererek, hemen ameliyata almış beni.31 temmuz 1986, Çanakkale.  Süreyya sERDENgeçti, eski Merkez Bankası Genel Müdürü. (mERKEZ/çERKES). Süreyya(kadın) AYHAN, koşucu. "hem hocam, hem sevgilim, hem "babam" diyordu, Yücel KOP'a (s.k KOPtu, tuvalet deliğinden suyla gitti). Bir "Sevgililer gününde, ALBUolayı olmasaydı, amputasyon hiçbir şeye yaramazdı. Misyon'un özünü onlarla yaşayarak özümsedim. Amputasyonu koyarken onları da koymuş Misyon koyucu, 150 yıl kadar önce. Onlar da doğumdan seçilmiş, benim işle ilgili. Kızlık soyadları TO rlak - TO pkaya. "AYLAvyuAYLAamasemrAYLApAYLAşaşkıveseksi" cümlesi PAYLAŞ vurgulu, dörtlü aile mesajı. Amputasyondan önce 28 Nisan 1986'da buldum Ayla'nın "karım" olduğunu, Çanakkale'de. 26 Mart 1987'de kendi işi için, "danışıklı" Nikah'tan sonra buldum, İstanbul'da Semra'nın da "karım" olduğunu, 3 ay sonra,26 Haziran'da, istanbul FATİH'te boşandık. Aşklar, ikinci Tımarhane çıkışına kadar devam etti (Aşkın gözyaşlarıyla), 1990 yılı başına kadar.      Annem, ustabaşı gibi çalışarak, "boşuna" yaptırmadı, 1965'te, İzmir'deki evimizi, 384 numaralı sokağa. Ayla'yı 1970'de orda tanımıştım. Sonra bir daha görmedim, "Çanakkale'ye kadar. Ayla plakası 35 SV 324. Semra plakası 34 BFJ 60.  Toplam 384 (my ancient Love-number)  sokak-plaka bağıntısı. Biz o sokaktayken, 1969'da (20 Temmuz'da) AY'a ilk insan ARMstrong. AY'ın dünyaya ortalama uzaklığı 384 bin kilometre. Annemler sattı o evi, 1970'de, ve İstanbul'a taşındılar, benim ardımdan.        Evet, 29 Mayıs 1453, İstanbul'un Fethi, ama, Misyon koyucu, EVEREST'in Fethi'ni de, onunla bağıntılı, onun 500.cü yıldönümü 29 Mayıs 1953'e koymuş. Mesaj açık. Orta Asya'dan geldik Anadolu'ya, İstanbul'u fethettik. Şimdi sıra Dünya'nın Fethinde. Ne için, Aşk ve buna bağlı Sevgi toplumunu kurmak için. Bundan sonra ki, o meçhul ebede yolculuğumuzda içinde yaşayacağımız, toplum düzeni. forEVER. for the REST of time, szleri EVEREST bağıntılı. Kim fethetti EVEREST'i. Edmund Hillary. Soyadındaki Hill tepe, Himalaya'nın Everest tepesi ile bağıntılı. Bir bağıntı daha olsun diye, yapmış, Hillary Clinton'u "bugün" ABD dışişleri bakanı. CLImb/CLInton bağıntısı.  1961-64, Denizli. Cumhurbaşkanlığı Senfoni orkestrası, Denizli'ye gelip konser vermişti. Ben de gitmiştim. ilk sefonik konserim. EDMOND üvertürünü çalmışlardı. (işaret'miş).     Kaç YILDIR beklemekteydi, Yılmaz, polisler, onu 1732 sokakta beklerken?   Ogün, sevgili YILDIRay çınar, Samsun'da vefat etti.  Ogün, yurtta iki kişi YILDIRım çarpmasından öldü, Samsun'un bir köyünde. Galiba köyün adı "İDİ" idi.

NOT 17)          1972 Sonbaharında subayken tutuklandım. Selimiye Askeri Cezaevi. 256 sanıklı THKP davasına dahil edildim. 100 kadarı asker kişi. Hemen hemen tamamı havacı, 30 kadarı da, devre arkadaşlarım.  Gün geldi, tutuklu Ütgm.MUSTAFA BİLGEN, ben Koridordan Koğuşa girerken, aynen "Birgün komünistler iktidara gelirse, hepimizi KITIR KITIR keserler" dedi koğuşa. İşaret ettiler girdiğimi, sustu.  Gün geldi, tutuklu Ütgm.NURİ DORUK, alakasız biçimde, koğuşta, "AKdemir AKmut'un YA.AĞI" yok" dedi. (Akdemir Akmut, Dz.Alb.Hakim Mahkeme Başkanı).   Bu sözler, dolaylı olarak, bana yönelik, "yorumlamam için", besbelli. Yapalım şimdi o yorumları: Bilgen'in sözleri, bana anında, şu mesajı vermek içindi: "Sen hariç, hepimiz MİT görevlisiyiz". Ve tabi, o mesajı verdi,bana. Ama, istemeden hata ile verdiler o mesajı kanaatiyle. Sonra, benden Ecevit'e başarısız Jurnal mektubu. aralık 79'da Demir de MİT güdümündeymiş kanaati ile "talip psikolojisi. Ve bunun gereği, en sonda, Banka soygunu ve hapishanecilik. Ama, 1986 başında "yeni bilinç" Seçilmişim "doğumdan" (MİT'çiler, 18 yaşımda seçildim, diye biliyorlar). Bu durumda, Yeni Yorum: Bilgen o mesajı, bilerek amaçlı vermiş, sözde "kullanmam" için. Sonra, "Tanrısal Emirle" Amputasyon, ve Hadımlık. İki yıl kadar kendimi essahtan tanrı sanarak yaşadıktan sonra, burda İzmir'de,1988'de Tanrı değilmişim (Tanrı rolü oyanacakmışım) kanaati. O tarihten itibaren Bilgen'in sözleri ile Doruk'un sözleri birlikte başka bir anlam kazandı ama, ama yorum yapıp durumu açıklığa kavuşturmadım. Niye, çünkü, Amputasyonu yaptıran Misyon koyucu, diyorum, Aşk toplumunu kurmak için. Ve biliyorum, MİT'çiler bunu bilmiyorlar, amaç Hadım Yılmaz'a Dünya Sosyalist ve Ateist devletini kurdurmak, diye biliyorlar. Ama, galiba 2004yılında, MİT'çiler (Global Çete üyeleri) hakkımda ne biliyorlar diye DÜŞÜNÜNCE, gündeme geldi o yorumu yapmak. Bilgen, o sözü söylerken özellikle "seçmiş" kesmekle ilgili bir ölüm biçimi,çok değişik ölüm biçimleri arasından. Doruk'un sözleride tamamlayıcısı. Yani demek istemişlerki, Gün gelecek "s.kini keseceksin, biz bunu biliyoruz." Zaten, birinin adı UR'lu birinin AF'lı. Tabi, sonunda öldürğleceksin, mesajı vermemek için. AF yılmaz, iş için mecburuz, mecburduk mesajıyla. Kendileri de biliyorlar, adlarını da yorumlayacağımı, zaman gelince.       Aklı başında bir erkeği kendisini hadım etmeye zorlayamazsınız, tek yol "Tanrı emridir" diye kandırmazsanı. Yılmaz Ateist, nasıl kandırırız, tanrı emri diye de bir sorun yoktur. Öyle şeyler olur ki, Ateist de "bu iş tanrı işi" der, yanıltma ile. Yani Bilgen ve Doruk biliyorlardı, "Tanrı emridir" diye yanıltılacağımı. Bir süre de bu kanaatle yaşayacağımı. Ama, sonra, mademki hep MİT'in gözetiminde, ve güdümünde yaşamışı, öyleyse bu Amputasyon işi de MİT'in işi diyeceğim de kesin. Buna da hazırlıklılar. Evet, biz yanılttık seni,yılmaz mesajıyla, taa Selimiyeden. Nasıl mı? Tutuklulardan en kıdemliler, iki Binbaşı, ayrıca İki de Emniyet Müdürü vardı. Başka, alt rütbede polis varmıydı, tutuklular arasında, unuttum. Yani "resmi" Üniformalı Dört Büyükler: Bnb. nURettin KESkin, Bnb. Mehmet Gencoğlu, Emn.Md. muzAFfer YILMAZ, Emn.Md.rAFet Kaplangı. (Zaman gelince adlarını da yorumlayacağımı hepsi de biliyordu) Muzaffer Yılmaz'ın,bana duyurduğu sözleri "siLAHlı küLAHlı" mesaj burda, "LAH" (el lah, ALLAH,TANRI).       Tabi, ben ozaman (yani galiba 2004'de) bu yorumları yapmakla da kalmadım. Misyon bilinci ile, Sonunda (işi yaptırdıktan sonra) beni öldüreceklerini de buldum. MİTçiler, Global Çete üyeleri bunu bulabileceğimi, bulabildiğimi asla bilemezler. Velevki, öğrenseler bile bildiğimi, "global çete bilinçleri, ve tutumları" değişmez. "Kurban" olarak seçilmişim yani, onlara göre. Buna dayanarak, güvenerek, yaptılar bana kötülüklerini, "o devre arkadaşlarm", ve ilgili öteki, global çete bilincindeki kişiler.    FATOŞcuğum, Seni  10 Şubat 2007'de bulduktan sonra, bir yorum daha yaptım, biliyorsun, Misyon koyucu'nun 4 Büyükler'de gizlediği: KAPLANGI. Kaplan'ınki, sana eş, yılmaz. GENCOĞLU.Genç.        1947-1969=19   doğrumu?.......

NOT 18)             Bir de, "Internet" konusunu yazayım:       Ezme dönemlerinde, ezen İzmirli'ye, elimden geldiğince dolaylı dolaysız tepki gösterdim, sözlerimle, davranışlarımla, ve hatta kıyafetimle, ve kıyafetimdeki simgelerle, yazılarla.  4.cü dalga ezme'nin 12.ci yıldönümü yaklaşırken, bir hafta öncesinden de sırtıma, 25x25 santimetre, kare kartona iri harflerle yazıp yapıştırdım, ve öyle dolaştım, kentte, şu yazıyla:         

 "GİZLİ DÜNYA DEVLETİ'NİN AMACI, DEVLET SAYISINI 193'DEN 1'E İNDİRİP, BENİ BAŞKAN YAPMAK. BUNUN İÇİN EZDİRDİ BENİ MİT (ARKASINDA CIA,KGB...) YILLARDIR İZMİRLİ'YE. BİRİNCİ DALGA 1987-89'DA. DÖRDÜNCÜ DALGA 31 MART 2000'DEN BERİ (TACİZ, TEHDİT, DAYAK). SEÇMİŞ BENİ KURBAN DİYE, 1966'DA HARP OKULUNA GİRİŞİMDE. 1986'DA HAPİSHANEDE, TANRI EMRİDİR DİYE BENİ YANILTARAK, BANA BENİ HADIM ETTİRDİ, YAPMAZSAN PİŞMAN OLURSUN TEHDİDİYLE. ŞİMDİ 64 YAŞIMDAYIM, 38 YAŞIMDAN BERİ HADIM. TELEVİZYONA ÇIKINCA, IRZIMA GEÇTİLER, ONUN İÇİN KESTİM DİYECEKSİN, DİYOR. İŞİ KABUL ETMEZSEN, SENİ GENE (BU SEFER TEMELLİ) TIMARHANEYE KAPATIP, ÖLDÜRÜLDÜ İLAN EDİP, İŞİ SENİN ADINA KARDEŞİNE YAPTIRIRIZ, DİYOR. YOL HARİTASI: ÖNCE İZMİR'DE İNTİKAMA DAYALI KLASİK TERÖR, ARDINDAN DÜNYA'DA ŞANTAJA DAYALI  NÜKLEER TERÖR. ABD'YE İKİ, RUSYA'YA BİR ATOM BOMBASI YETER, DİYOR. NİYETİ, İŞİN ZORUNU BANA YAPTIRIP, BENİ (ESSAHTAN ÖLDÜREREK) TASFİYE ETMEK. AMA ÖLDÜRÜLMEYECEĞİMDEN EMİNİM. ÇÜNKÜ, GİZLİ DÜNYA DEVLETİ'NİN BAŞI'NIN ASIL NİYETİ, BENİ DEĞİL, GİZLİ DÜNYA DEVLETİ'Nİ ESSAHTAN TASFİYE ETMEK. SOSYALİZM TEMELİNDE, AMA DÖRTLÜ AİLEYE DAYALI YENİ BİR DÜNYA DÜZENİ İÇİN. YILMAZ GÜROL, 31 MART 2012."         

Her nasılsa, sonra hatırıma, bu yazıyı, İnternet'e koymak geldi. Bilgisayar işi zordu. İnternetli yeni cep telefonlarından haberdardım. Web sayfası açtırıp ordan (kolayca) bakıp görmem yeterliydi. Samsung Cep telefonu aldım, bu amaçla. Ve daha önce tanımadığım, GÖKHAN arkadaş'a açtırdım sitemi 29 Mart 2012'de, aynı gün, yazımı da yüklemiş. Baktım cep telefonumdan. Tamam. İş bitti. Internet için, yazının başına, üzerinde "Talihli" yazan kaptan şapkamla çektirdiğim bir fotoğrafımı, HAKKIMDAKİ HAKİKAT başlığını da eklemiştim. 31 Mart'tan itibaren de sırtımdaki yazıyı kaldırıp, kalbimin üstüne, yilmazgurol.com yazısı yapıştırıp öyle dolaşmaya başladım. 15 Nisan 2012 Pazar günü (tesadüfen, TİTANİK'in batı(rılı)şının 100.cü yıldönümünde, CarreFour'a gittiğimde, Telefonu aldığım mağazada bir g-mail hesabı açtırdım telefonuma. Giderken oraya, VATAN gazetesi almıştım. Sonra, gazetede bir köşe yazısı: Yeni Moda bir kadın iki erkek. Yazarı, Mutlu Tönbekici. Baktım, gazetede sadece onun g-mail adresi var. Aynı akşam evde, ona İngilizce olarak, "The best way is two mates to everybody" diye başlayan ve Dörtlü Aile düzenini anlatan uzunca bir g-mail gönderdim. Sonra, o yazıyı, aynen internet sitemede koymayı uygun gördüm. bir önceki gibi kağıda yazıp, GÖKHAN'a götürdüm. O da eklendi. Sonra 18 Nisan tarihli ,"Sevgi niye 18 Nisan'da doğdu", ve 26 Nisan tarihli, "Misyon: AŞK ve buna bağlı SEVGİ toplumu" yazım da eklendi.         Bir süre sonra da, START'ı beklerken, fırsat buldukça akşamları, CNBC-E'nin İngilizce filmlerini izlemek amacıyla, bir de Bilgisayar aldım. CASPER. Ama, Bilgisayar, Google'dan sitemi arayıp bulamayınca, "Çakma internete" yükletmişler, sadece benim SAMSUNG'dan erişim var, kanaatine kapıldım. Yapacak bir şey yoktu. Kalbimdeki yazıya, "ÇAKMA" kelimesi ekleyip bir süre de öyle dolaştım. Daha sonra, yeni bir site açıp, o siteye, daktiloda yazar gibi, yazıları yazmak fikri hatırıma geldi. Daha önce tanımadığım BARIŞ arkada'tan rica ettim. Aynı isimle. "O isim dolu" dedi. Öyleyse,"1947 ilaveli" olsun dedim. Açtı, güzel bir yazma sitesi, 15 Haziran'da. Ama, siteye yazabilmem için, http'den girmek gereği, ordaki 1947'siz sitenin, benim sitem olduğunu bulmamı sağladı. Bu durumda, yeni siteme, eski yazıları girme gereği kalmadı. "Felsefem" i aktarmakla başladım. Eski yazılarımın evdeki kağıtlardaki örneklerine, 3 yazı daha eklemiş, ama tabi Gökhan'a götürmemiştim. 11 Mayıs tarihli, "25 Eylül 1947'de doğdum", 21 Mayıs tarihli, "ingilizce yazıma ek", ve 24 Mayıs tarihli, "Geleceğin Mektubu (Yılmaz'dan İnsanlara) yazılarım. 17 Haziran tarihiyle, "Babalar Günü", 18 Haziran tarihiyle "Stella", 19 Haziran tarihiyle, "Talihli, Salihli doğumlu" yazılarımı da yazarak hepsini, Gökhan'a götürdüm. Öncekilere ekledi. İyi oldu. Tamamlandı.       Bu siteme yazdığım yazılarda şimdilik tamamlandı sayılır. "NOTLAR" ı, 7 Temmuz'dan beri yazmaktayım. Şimdilik, başka yazıya gerek görmüyorum.  "Güncelle" ilgili gerektikçe, siteme, tarih koyarak, yazmaya devam edeceğim tabi.        İnternet'in "anahtarı", Misyon koyucunun elinde. Yazdıklarıma kişilerin erişmesine izin verir mi vermez mi, verirse, kimlere verir, aynen mi verir, değiştirerek mi verir, bilemem. Ben yapmam gerekeni yaptım. Zikirde fayda var. Internet işi de aslında misyon koyucunun eseridir. Onun için ayrıntılı yazdım. En çarpıcı müdahale, Titanik gününde oldu. O gün g-mail açtır. Vatan al. Orda, işinle ilgil çok çarpıcı bir yazı başlığı gör. 20 kadar yazardan sadece o yazıyı yazanın, MUTLU "kızın", g-mail adresi olsun. Yaz Yılmaz, ona güzel bir g-mail, ingilizce olsun. Yetiştirdim, o gün, gece çalışarak. 1947'li sitemin açılışı ardından, T-Shirt'lerin arkalarına, büyük boyda, İnternet adresimi baskı yaptırdım. Bir süredir. Başımda, "Talihli" yazılı, kaptan şapkam, T-Shirt'ün önünde  kalbimde, Kırmızı soru işareti, arkamda 1947'li internet adresim, Kısa pantolon, ayaklarımda, beyaz çorapla sandalet kıyafetiyle dolaşmaktayım, günlük "rutin" güzergahlarda. Bu yaz şartlarında, devam edeceğim,"şimdilik", aynı kıyafetle dolaşmaya, bu şehr-i SMYRNA'da.

NOT 19)            Bugün, 11 Temmuz 2012. Dünya Nüfus günü. "sabitlemek" zorundayız nüfusumuzu, her çift'e, kendileri gibi, biri erkek, biri dişi, iki sağlıklı evlat vererek. Ve bugün Srebrenitza katliamının (başlangıcının) yıldönümü. Birbirimizi öldürmekten de "vazgeçmek" zorundayız, artık.

BOŞUNA ölmedi BOŞNAK insanlar.....

++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++

G Ü N L Ü K     

(16 Temmuz 2012   :)     İdeal Nüfusumuz 21.806.016.000                      

Perşembe, yilmazgurol1947.com spiralli kitap oldu, 3 tane. Ertesi gün sabah, DEMİR'lere postaladım birini. Ama aynı gün, Cuma, yilmazgurol.com da 3 tane spiralli kitap olunca, bu sabaha (Pazartesi'ye) kaldı, birini DEMİR'lere postalamak.       A.K.G.B.K.(1982) kitabımı, KIRIKKALE'ye (de) götürerek, elden vermiştim, DEMİR'lere.  O kitabı, İstanbul'da, Irak Başkonsolosluğuna da götürüp vermiştim. Alan görevli'nin adı SEMİR muhammaed el ayas'dı.      2006 Nisan'da açıklandı, İngiltere'nin en zenginler listesi.  192.ci sırada, iki kişi vardı. Biri Kraliçe Elzabeth, öteki NEMİR kırdar.   (DEMİR/SEMİR/NEMİR bağıntısı) (KIRdar/KIRıkkale bağıntısı).     ODTÜ numaram 23192'ydi. İkinci ODTÜ'ye kayıt sırasında 1978 Mayıs'ta, Kayıt kabul görevlisi, Numaranın bu kadar büyük olmasının sebebi, Bilgisayara geçtikten sonra, eski öğrenciler de eklendi,yeni numaralarla, demişti.     A.W.W.F.C.(1992) kitabımda, Dünya başkenti, 6 yıldızlı çiçekkent'in ideal nüfusunu 192.000 diye yazmıştım. (192/23.192/192.000 bağıntısı).       ODTÜ 1956'da kuruldu. 1964'de öğrencisi oldum. 1966'da ayrıldım. Hava Harp Okulu'na girdim. 1978 Öğrenci Affıyla, ODTÜ'ye döndüm. (O Affın görünüşte herkes için, ama aslında benim için çıkarılmış olduğunu, A.K.G.B.K.(1882) kitabımda da yazmıştım. O sırada "misyon" dan haberim yoktu.) ODTÜ, uzun süre, politik sebeplerle kapalı kalmış olduğundan, hızlandırılmış eğitim yapılacaktı. 3 yılda elektrik mühendisi olacaktım. "Şevkle" başladım 2.ci ODTÜ'ye. Ama, 2.ci sınıf'ın 2.ci dönemi açılışı, ve sonrası, "politik" olaylı oldu. Okul'un (gene) kapatılacağı "politik" kanaate vardım. Bu "önemli politik kehaneti", Kırıkkale'ye Demir'e mektupla, Turgut'a da sözlü olarak bildirmekle yetinebilirdim. (Turgut'la beraberdik, zaten. 3.cü yurt, 508 No.lu oda). Ama, daha etkili bir şey yapmalıydım, Turgut'la Demir'i yeterince "uyarabilmek" için, Onları da ötedenberi, kendime benzetme çabalarımdan biri olarak. Okulu bıraktı. İstanbul'a eve döndüm, orda beklemeye başladım, okulun kapatılması müjdesini. Heyhat. Kapatılmadı. Dönem Bitmek üzere iken, mecburen geri dönmeye karar verdi. "Rezil" olmuştum, yani. Üstelik, çok başarılı iken, o dönem, tüm derslerden FF (sıfır) aldım. Ama, İstanbul'dan, Ankara'ya, tam dönmek üzere iken (Aralık 1979'da) Demir'in (ve Turgut'un) öteden beri, benimle ilgili işlerde, MİT'in aleni güdümünde olduklarını öğrenmiştim. Yeni bir durum ortaya çıkmıştı. ODTÜ, anlamsızlaşmıştı. Tabii FF'ler de. "Uzun Bekleyiş"  in başlangıcı. Hala bekliyorum (Temmuz 2012'de).    Yılmaz, ODTÜ kapanacak diye, İstanbul'da EV-İNDE beklerken, İstanbulda bir olay oldu. Yunan yük gemisi EV-riali, Rumen Tanker İNDE-pendenta gemisiyle haYDarpaşa, önlerinde çarpıştı. Büyük patlama.     50 kadar denizci öldü. İstanbul, büyük tehlike yaşadı, atlattı. Tanker günlerce yandı, Enkazı, yıllarca kaldı. Olay, 15 Kasım 1979'da oldu. ODTÜ'nün 15 kasım 1956'da kuruluşunun 23.ncü yıldönümünde. Apaçık belli, ODTÜ'yü kapatmadılar, yerine TANKER patlattılar. Tabi ben bunu, benim için yapıldığını, Misyon bilincine ulaştıktan sonraki zaman içinde anladım.    ODTÜ numaramdaki 23 de, 23.ncü yıldönümünden, değil mi.  Eğer bilgisayara geçtikten sonra, çokça yeni kayıt yaptıktan sonra, eskileri de kaydetmek yoluna gitmeselerdi, öncelikle mevcut eski kayıtları girselerdi, 23 binli olmazdı, numaram.     Diğer önemli 15 kasım'lar: 1983'de, KKTC kuruldu, ben o zaman Sultanahmet'te, üçüncü olarak konulduğum koğuştaydım.   2003'de, İstanbul'da EL KAİDE etiketiyle, 2 Sinagoga Bombalı eylem (5 gün sonra da, İngiliz Kosolosluğu ve HSBC bankasına ) Toplam 100 kadar ölü.    2007'de Bangladeş.Akşam saatleri. Aniden "Süpersiklon". 5000 ölü.           Yeni Dünya, 4'lü Aile. 4 çocuk, 4 Ebeveyn, 4 büyük ebeveyn, ve ARTI daha yaşlılar. Yaşlılar yaşayabildikleri kadar yaşasınlar, sağlılklı ve uzun. Çıkış noktası buydu. Dolayısıyla, Aile nüfusu 12(+)'ydı. OBA 600(+), Mahalle 2400(+), Sekizgen (tek yıldızlı kent için,Sekizgende 5 mahalle) 12000(+), Tek yıldızlı Kentte 96.000(+) Nüfus. Uygun olan,(benim için de, 150 yıl kadar önce Misyon koyucu için de) buydu. Kent, ne küçük, ne büyük olmalıydı. Aile'den sonraki en önemli Sosyal birim (Oba) da, 10 apartmanda 50 aile, en uygunuydu, Rotasyonlar için.  Yönetim, Hiyerarşi, 10 lu düzen, en uygunu. Dünya başkenti'ne bağlı alt yönetimler 10 tane, biri merkezde, ötekiler taşra. Bu sistem Hiyerarşinin altlarına doğru aynen devam. Kaç kademe olsun. 6 Kademe, 150 yıl öncesi için de uygundu. 5 kademe olsun dersek, Toplam Dünya Nüfusunun 1 milyarı geçmemesi gerekecekti. Gerçekçi değildi. Ama, en alt kademe, tek yıldızlı kentlerden yukarı doğru artan yıldızlılara yükselirken, Kent nüfusununda biraz fazla olması uygundu. Her kademede, Sekizgene, bir mahalle ilavesiyle. 6 yıldızlı Başkentte Sekizgenler, 10 mahalleli olacak. Nüfus da 192000(+) olacaktı. Fazla sayılmaz, öteki kentlere uygun. Üstelik, Büyüklüğü de, tek yıldızlı'nın 2 Katı bile değil. Çevresinde gene dolanarak koşabilecekti, koşucular (Spor, herkese, programlı, yeni dünyada).  İşte  192 sayısı burdan çıktı.    İşin ilginci, artık o bir tesadüf, Her artış,19200 (8 mahalle toplamı).  Yukardan aşağı Hiyerarşi,  1,10,100,1000,10000 bunlar tam bir soraki ençok 100000 olmak üzere, ençok 111111 yönetim yeri uygundu. Nerde, 1+9+99+999+9999+"ençok"99999, yani toplam olarak ençok 100000 kentte. Bu sistem de yaklaşık 100 bin X 100 bin !0 milyar yapar, tabi ARTI'sı da var. Okadar nüfusa uygun bir sistem. İdeal tam nüfus sayısını hesaplamaya gerek yok. Çünkü "ölüm"ler de rotasyon yok. Aynı mantıkla, tek yıldızlı kentleri de ille 99999 a tamamlamaya gerek yoktu. GÖÇ sırasında, ne kadar varsa, okadar olsun düşüncesiyle.        Ama, Gün geldi, Yaşlanmayı durdurma imkanı ortaya çıktı. Buna bağlı olarak, Sevginin gereği, sonrakilere yer açmak için, belli bir yaşta, hayata,sağlıklı iken, gönüllü olarak veda etmek ihtiyacı ortaya çıktı. (Veda'lar da Rotasyona girdi, yani.) Birer yıl arayla doğdular, ama "hep beraber" veda etsinler, hayata. Ne zaman? Altıncı nesili de gördükten sonra. 115 yaş civarı uygun. Dörtlünün yaşları, 114,115,116,117 iken. O sırada Ailede, en küçükler, 14,15,16,17 yaşlarında olacaklar. Misyon,ebede yolculuk için tasarlandığından, Tek yıldızlı kentleri de 99999'a tamamlamak yakışır. Şimdi, hesaplıyalım mı, İdeal Dünya Nüfusu'nu. Oba'da, Her 25 yılda bir gelir doğum sırası her aile'ye, 4 yıl peşpeşe doğumlar olur o ailede. Rotasyon iki uçtan başladığı için, Her yıl (aynı gün-ay'da, iki yeni üye (bebek) gelir, Oba'ya. Oba'da, "hayata vedalar" da, normalde, Obada, 2 yeni çocuk doğduktan sonra, aynı gün içinde 2 en yaşlının vedası ile olması gerekir. Ama "beraber gitme ihtiyacı" Her yıl değilde, Dört yılda bir 2x4=8 en yaşlının gitmesi biçiminde olur. Bu 8 en yaşlının "gitmesinin" ardından, OBA nüfusu, tam 1200 kişidir. tam yarısı dişi, tam yarısı erkek. Her yaştan eşit sayıda insan. (Erişkinler için, hayat çocuklarla güzeldir.) 160 oba tek yıldızlıda, 320 oba 6 yıldızlıda. kentteki obaların hepsi yılın farklı günlerinde doğum olaylarını yaşasın ki, yığılma olmasın. konuyla ilgili uzmanlar, yıl boyunca mesleklerini düzenli olarak yapabilsinler. Bu ihtiyaç ise, tek bir ideal sayı belirlemeyi imkansız kılıyor, değil mi. Birbine çok yakın, peşpeşe birkaç günde değişik sayılar olacak. "Ortalaması" 21.806.016.000 olan. (Yazının başlığını değitirmiyorum.) Bu sayı da Tabi, biraz fazla gibi geldi gözüme. Rahatlayabilirmiyim diye ansiklopediye baktım. 1850'de Dünya Nüfusu, 1.1 milyar dolayındaymış. Rahatladım. Yaklaşık 150 yılda, 7 kat artmış. Yeni Dünya koşullarında, bizim de, yeterince uygun bir süre içinde, şimdiki nüfusumuzu üçe katlayıp sabitlememiz, uygun ve gerçekçi. Nasıl yapacağız. bazı aileler, 6 çocuk , belkide 8 Çocuk sahibi olacaklar, İdeal Rakam hedefimize yönelik yaşarken. Bir de şunu yazayım: A.W.W.F.C.(1992) kitabımda, Yöneticilerin kent merkezinde, ayrıca, iskanını tasarlamıştım. Uygun değil. Onlarda, Sekizgenler içindeki Obalarda yaşasınlar. Yönetim yerleri, Kent merkezinde olsun. Öteki mesleklerden olan kişilerin durumlarına da uygun. Ansiklopediye bakarken, şunu da gördüm:" Eski yunanlı Filozof Platon, "Cumhuriyet" adlı yapıtında, kentlerin nüfusunun 5040 yurttaşla sınırlandırılmasını, ve bu sınırın doğum kontrolu ile denetlenmesini önermişti." (Niye "yurttaş" demiş, köleler de var da ondan, "sayım harici").       Bugün, İslam peygamberi Muhammed'in (Miladi yıl) 622'de, Mekke'den, Medine'ye Hicreti'nin (Göç etmesinin) yıldönümüymüş. Duvar takviminde gördüm.     Takvimi sıfırlayacağız. İlk 25 yılda,(1.ci çağda) peyderpey Çiçekkentleri inşa edip, peyderpey oralara göçeceğiz. Mevcut, sosyal yapımızın tamamı ile. 25 yılın uzunluğu, bize, ideal sayısal hedeflere en uygun göç kafilelerini hazırlamamıza imkan verecek. En son 6 yıldızlı kentin inşası, ve oraya göç. "Gemiyi en son kaptanın terkettiği gibi" Eski Dünya'yı da, en son, "ikimiz" terkedeceğiz, Fatoş'cuğum, (Hulusi dedemizin deyimiyle, "ölmez sağolursak"), 6 yıldızlı kentin Nüfusunu oluşturacak kişilerle, birlikte . . . . . . .

*******************

(19 Temmuz 2012   :) "2012 yılında olsun START"

Bugün, annemin vefatının 2000.nci günü. Sevgili anneciğim .......       Z İ R V E   fırın dayağının 3.cü yıldönümü, 5 Ekim 2011'de, gazetede anma ilanı, Övgü kadın için. Tr af ik kazasında ölümünün 2000.nci günü münasebetiyle.  ( ö V gü   t ERZİ  başıoğlu)   (VERZİ/ZİRVE) (övgü/sövgü).        "150 yıl kadar" önce, demişler ki, Yılmaz 25 Eylül 1947'de doğsun. 28 Temmuz 1986'da, 38 yaşında kendisini Tanrı sansın. 3 gün sonra kendisini Hadım etsin.  O sıralarda, 2 kadına birden aşık olsun. İki yıl kadar sonra, İzmir'de iken, 1988'de Tanrı olmadığını, Dörtlü Aile'ye dayalı Aşk toplumunu kurmak için Tanrı Rolü oynayacağını bulsun. Bu bilinçle, İzmir'de, ezilerek, 24 yıl daha yaşasın. 64 yaşında iken, 2012 yılında olsun START. Çünkü, O yıl annesinin 2000.ci vefat günü ve ertesi gün 20 Temmuz'da Ramazan başlıyor. START'ı annesini "hatırda tutarak" yapsın. O yıl, Ramazan Yaz'ın tam ortasına denk geliyor, hem en sıcak günler, hem en uzun günler. Yani Oruç tutmanın "en zor" olduğu zaman.      İşaret koyalım, gün yaklaşırken, bilsin Yılmaz.      Türkçede Gökteki ay (moon) ile Yılın onikide biri ay, aynı kelime. Bunu kullanalım. 20 Temmuz'lara "ay" (moon) ile ilgili işaret koyalım. Aşık olacağı kadınları da bağlıyalım işarete. AYLA olsun, birinci kadının adı. İkincisi SEMRA olsun. SEVDA ve SONRA çağrışımlı. SONRA da "SON" var. Yılmaz'ın "Uzun Bekleyişi" nin SON'u mesajı.       Ben, bir hafta önce, Ramazan hangi gün başlayacak diye (belli ki Stella marifetiyle) bakmasaydım Takvime, bugün bu yazıyı yazamıyacaktım belki.        Moon ve Month karşılığının türkçede aynı kelime olması yüzünden, HONEYMOON kelimesi türkçeye girerken (aslında "sokulurken") bunun HONEYMONTH olarak algılanacağı belliydi. Evliliğin ilk ayı, 30 gün.  Demir ve Gül, 10 Nisan 1975'de POLİS günü (polis/penis) evlendiler, Hemen Antalya'ya gittiler, balayı. Dönüşte, 29 Nisan'da, Demir, Gül, Ben, Ve Huriser Teyzem, dördümüz viyANA'ya uçtuk. Niyet, Doğu Berlin. İltica talebi. Bir gece Viyana. Sonra Teyzem Frankfurt'a, biz Doğu Berlin'e. Berlin'in Kurtuluşu'nun 30.ncu yıldönümüymüş. Üstelik Vize gerekiyormuş. Alacaklardı ama, Otellerde hiç yer kalmamış. Bizi gönderdiler, Batı Berlin'e. Orda bir gece. Sonra mecburen Frankfurt'a. Demir ve gül, birkaç gün sonra döndüler Türkiye'ye. Ben orda kaldım, aynı "niyetle". Dolayısıyla, Avrupa işi, Demir-Gül için  Balayı'nın devamı niteliğinde oldu.       HONEY'nin söylenişi "Hani", Türkçede güzel bir kelime. Ben, Çanakkale'de, 18 Mart 1986'da, doğumdan seçilmiş olduğumu bulunca, (yaşı ilerlemiş, 38 olmuş bir kişi olarak)"HANİ bana eş, aşk, aile..." diye soracağım belliydi. Al sana eş, AYLA dediler, 28 nisan 1986'da. Akrabamdı Ayla. Anneannelerimiz kardeştiler. 1970 yılında tanımıştım onu, sonra da görmemiştim hiç. Aldığı mesaj şuydu. Ayla senin karın, Senden habersiz, senin spermlerinden iki de çocuk yaptı sana, bekliyor, son günü, bekledi bekliyor seni 16 yıldır, aşkla. Karımmmış yani Ayla. O da benim gibi seçilmiş doğumdan bana eş olmak üzere. Bu durumda derin bir aşk duygusuyla, bağlandım Ayla'ya orda, yokluğunda, arasıra aşkın gözyaşlarıyla, ama (amputasyon öncesi) Libidolu aşk. Onu hayal ederek, masturbasyonlarla da.  Sonra, İstanbul. İstanbul Havayolları'nda çalışırken, Kayıp Eş-ya bürosunda "çalışan" SEMRA'nın, "tazminat alarak emekli olabilmesi için" sonradan boşanmak üzere, danışıklı resmi nikah ricasına evet, dedim. 26 Mart 1987'de Nikah.       (10 Şubat 1987'de, Cumhurbaşkanı Turgut Özal, ABD'de Houston'da, Kalp By-pass ameliyatı oldu. 20 yıl sonra, 10 Şubat 2007 'de FATMA'yı "karım" olarak buldum. Turgut Özal, Houston'da, taburcu olduktan sonra, karısı SEMRA ÖZ-AL'la birlikte, 26 Mart 1987'de, Londra'ya gitti, benim SEMRA ile evlendiğim gün. 4 gün sonra da Türkiye'ye döndü, Özal Çifti.)   Nikahtan sonra, Semra'ya da aşık olduğumu farkettim. Sıfır Libido ile yaşıyordum o sırada. (çanakkale'den, hastaneden taburcu, Hapishaneden tahliye aynı gün olmuştu. İstanbul'a eve dönünce, Masturbasyon denedim. Olmuyor. Ve kanaat (yanlışmış aslında) artık orgazm olamadan yaşayacağım. Bu kanaat beni kendilğinden "aseksüel" yaptı. Mutlak sürekli Sıfır Libido, Ne kadar tahrik edici olursa olsun Cinsel uyarılara hiç tepki vermemek. Şikayetim yoktu. Kendimi essahtan Tanrı sanmakta iken. 5 yıl kadar sürdü, Sıfır libido ile hayat. Meğer, Orgazm olabiliyormuşum. 1991 yıl içinde olsa gerek, tesadüfen (?!) gece TV  RTL/SAT karıştırırken, rastladım porno yayına. Bakayım biraz dedi, öylesine. Ama 5 yıldan sonra, ilk kez uyarı aldım. Biraz el hareketiyle de ilk kez orgazm oldum.  AAAA orgazm olabiliyormuşum. Ardından aynen geri döndü Libidom. Seksüel hayat yeniden başladı, masturbasyonlarla.) Semra'ya aşk, Hadımken (üstelik sıfır libido ile) başladı. Ayla'ya da Aşk aynen yoğun devam, ama artık libidosuz. 28 Temmuz 1986'da "Tanrılık" başlayınca, Misyon bilinci gitmişti. Ama İstanbul'da, Hapishanelerdeki gibi "ezme" tekrar başlayınca, geri geldi. Dünya'nın başı yapılacaktım. Ama Tanrı olduğumu kimse bilmeyecekti kanaati. Semra'ya da aynen söylemiştim "MİT benimle flört yapıyor" diye. Bu sebeble, doğumdan benim için seçilmiş Ayla'ya ek olarak, Semra'yı da karım olarak almaya karar verdim, START'ta. Ama sonra, 1987 Sonbaharında İzmir'e transfer edildikten az sonra, Kendimi hala essah tanrı sanmakta iken, Semra'nın da aslında benim için doğumdan seçilmiş olduğu, onun da benim için benim spermlerimden bana iki çocuk yaptığı, onunda yıllardır aşkla beni beklemekte olduğu, Ayla'nın ve Semra'nın birbirlerinden "haberdar" oldukları, yıllardır "YILMAZIMIZ YILMAZIMIZ" diye mızmızlanıp "ah" çekmekte olduklarını da buldum. Aşklarım, "tanrıçalarıma", daha da yoğunlaştı, arasıra aşkın gözyaşlarıyla, beklerken START'ı.     1990 başında, İkinci Tımarhane çıkışında, Misyon bilicim (geçici olarak) gidince, AŞKLAR da, bir anda, hiç yaşanmammış gibi gittiler. Bir daha da geri dönmediler. Misyon bilinci dönünce, biraz düşünme ile, AŞKLAR'ın "dummy" olduğu anlaşıldı.       "Niyete" uygun olarak, Teknoloji mümkün kılınca, 20 Temmuz'ların birine, AY'la ilgili olarak, Dünya'yı ilgilendiren "en büyük" bir olayı, AY'a AYAK basma olayını koymuşlar. 20 Temmuz 1969,  Neil Armstrong. AY'ın, Dünya'ya ortalama uzaklığı 384 bin kilometre olduğu için, almışız biz, İzmir'de, 384 sokak'taki arsayı 1965 de, ve annem "ustabaşı" gibi çalışmış, yapmışız o evi, o ev'de tanıştım (tanıştırıldım, misyon koyucu tarafından) AYLA ile 1970'de. Semra ve Ayla plakaları toplam 384   (34 BFJ 60  -  35 SV 324)   Önce 60 kararlaştırılmış, "kesip atmış" bağıntılı, sonra tamamlamak için, 384'e 324.  Bu yüzden, İzmir Orta Dalga Radyosunu da 324 metre'den yapmışlar. 60 TOkat la da bağıntılı, her ikisinin kızlık soyadları TO ile başlar. (TOrlak-TOpkaya) (kral/yapak)(kalp/ya.ak) (kat, ingilzce "kes" CUT. 1965'de TBMM'yi izlemeye gitmiştim, gözlemlemek için, ne yapıyorlar diye. KAT mülkiyeti'ni kabul etmişlerdi.) Bizim devre, 1968 Hava devresi, Harbiye 2 yıl. Bir yıl İzmir, Güzelyalı, bir yıl İstanbul Yeşilyurt. (Biz taşıdık Hava Harbiyeyi İstanbul'a.  AYLA güzelyalı'da muKİM, SEMRA yeşilyurt'ta muKİM.       Ve bir 20 Temmuz'a da Türkiye'yi ilgilendiren "çok önemli" bir olayı koymuşlar. Kıbrıs'a askeri müdahale, ve kuzey kıbrıs'ın işgali. 20 Temmuz 1974. O gün Ecevit aynen şöyle demişti, TV'de: "The Turkish Armed Forces have STARTed a peace operation on Cyprus". (START kelimesi ordan, benim için işaretmiş.)   Yoldaşı, 15 Temmuz'da, Kıbrıs'ta darbe yapıp, Ecevit'e imkan sağlayan kişinin adı da "SON" la bitiyor. Nikos SampSON (o dahi, işaretmiş).      İzmir Alsancak'ta 5+2=7 yıl yanlarında çalıştığım, Ümit Ticaret'in "patronunun" küçük oğlunun, doğum gün-ayı de 20 Temmuz. TANKUT YILMAZER. Tanrı var, Kutlamak var, Yılmaz var, Erkeklik var adında.       Ayla ile tanışmam şöyle oldu: Ayla ve Ailesi Uşak'talar. Uşak'ın il Numarası 64. Şimdi yaşım 64. (UŞAK'ta AŞK'ın harfleri vardır. Zaten aslı da uşşak'mış, aşıklar anlamında) Ayla, Liseden sonra, İzmir Buca eğitim eenstitüsü'ne girmeya hak kazanıyor. Yurtta kalmak yerine, akrabası olan bizde kalmak istiyor, okurken. Ben çok istedim kalmasını. Kalırsa, mutlaka benim karım olur sezgisi ve duygusuyla. Ev ortamı çok müsait olacaktı, çünkü. Her ne kadar, genelevlere gitmekte idiysem de, psikolojik yapım dolayısıyla, karşı cinse, normal şartlarda ulaşıp, evlenme ihtimalim, hemen hemen yok gibiydi. Ama, babam (belli ki, MİT güdümünde olduğu için, ve MİT talimatıyla,) şiddetle karşı çıktı, Ayla'nın bizde kalmasına. Ve yanlış hatırlamıyorsam, Demir de (görünüşte) bu yüzden babama tepki gösterdi. Lise den sonra, İzmir'de kaydolduğu DİŞÇİLİK fakültesini belki aynen "B  ır  AKICAM" demedi, ama bırakıp, (İŞÇİLİK orada diye) İstanbul'a gitti. Orman Fakültesine kaydoldu. Sonra'da KİM ya fakültesine geçti. Önceki gün, ERGİN bey dişimi doldurdu. Cuma günü (yani yarın, 20 Temmuz'da) gelmemi söyledi,  "B  AKICAM" diyerek, aynen. (on/son bağıntısı da var.) (Yarın ra MAZ an 1. Bu yıl ki raMAZAn ayı, herzmankinden daha da sıcak geçecek gibi. "Acep" niye. Ellerinde Yeni Meteoroloji imkanları var.) Bu yılki Ramazan'ın başlangıç Gün-ay'ına koymuş Aya Ayak basma yılının Gün-ay'ını. Bunu hemen farkettim. Ama sonra, "niye" diye düşündüm. Ahir zamanda olduğumu da, göz önüne alarak (bu kaçıncı "ahir zaman", yılmaz?), olsa olsa bu START'ın mesajıdır, dedim. Ve "bilgiler" içinde bu yönde araştırdım. Ve yeterince kanıt buldum. "has STARTed/sampSON/64 uşak, 64 yaş/SEMRA,SONRA,SON)"  SONRA'daki SON'u buluşum şöyle oldu. Aya Ayak basma 1969'da, Acaba Ayla ile tanışmam da 1969 da mıydı, çünkü o yıl daha uygun. Düşünürken, buldum özellikle "Yıl Artı Bir" olsun demişler, çünkü iki tane eş. İkincisini de çağrıştırsın önce Ayla, SONra Semra. Ama, yine kuşku gitmedi içimden. Demir'i hatırladım. Demir, "Ayla olayından" hemen sonra gitmişti, İstanbul'a, Ben, 1 Ocak 1971'de, 1.ci Füze Filo'da Kıta subaylığına başlamak üzere, İstanbul'a gitmeden birkaç ay önce gitmişti, İstanbul'a Demir. Demek ki Ayla olayı, 1970 yılı içinde olmuş. Önce Demir gitti, İstanbul'a, Sonra ben, Bizim arkamızdan, 1971 yılı içinde, annemler de İzmir'deki evi satıp, İstanbul'a geldiler. Çolak İsmail Sokak'tan BİLGE OLGAÇ'ın evini (giriş kat dairesini) satın aldık önce. Sonra, ERENköy, ERalp sokak'ta ALP  apartmanından bir daire alıp, eskisini sattık. Biz o evdeyken, 1972 sonbaharında, tutuklandım, THKP davasına dahil edildim, ve ordudan ihraç edildim. Hatta, annemlerin ardından, Ruhi eniştemler de, İzmir'den İstanbul'a göç ettiler, Bağdat caddesi, ÇİFTEhavuzlarda, GÖZE apatmanında, alt katta, bahçeye dönük tarafta, bir daire alarak. Hava Astsubayıydı Ruhi eniştem. Oda benim gibi Pilotaj'la başlamış (ETİMESGUT'ta), ama ayrılmak zorunda kalıp Oto-makinist sınıfına geçmişti. (ahmETruhİMESrureGülturgUT). Ben, İstanbul'a Kıta subayı olarak gittiğimde, "yanlış yoldasınız" diyerek, çoktan ayırmıştım, yolumu, (sözde) "devrimci" Devre arkadaşlarımdan. Saffet A L P   ortadan kaybolup, Kızıldere'de (sözde) "ölü" olarak ortaya çıkmadan önce, benimle, yüzyüze "ikili" bir görüşme yapmıştı. Hv.H.O. Subay Misafirhanesi, yemekhanesinde. "Karadenize gidiyoruz, sen de gel" demişti. "Hayır, yanlış yoldasınız" demiştim. Bilmiyordum, o zaman onların, aslında MİT görevlisi olduklarını. Ve, ben, Kıta subaylığına başlamak üzere, İstanbul'a gittiğimde, Benim çoktan kopmuş olduğum arkadaşların, Demir'i de aralarına aldıklarını öğrendim. Yanlış yolu, dolayısıyla, onları bırakmasını bekledim, Demir'in. Bıraktı, eve döndü, ben subayken, henüz tutuklanmamışken.       Bugün annemizin vefatının 2000.ci günü.......

20 Temmuz 2012, saat 16.45             Just now, I learned, through this computer of mine, from CNN-International, a mass shooting, by a man dressed in black, in the city AURORA of Denver Colorado, in the "Colorado Movie Theater", during the Premiere of a Batman movie "Dark Night Rises", killing 12 people, with 38 wounded, just after Midnight, (seven hours ago, from now). The man was identified, by the Police as JAMES HOLMES, 24 years old.           Yani, 20 Temmuz'un ilk saatlerinde. BATMAN. YARASAADAM, belli ki YARA.SIZADAM için, misyon koyucu tarafından, "Armağan"!....       (21 Temmuz 2011, saat 08.15   :) Anlaşılan, bu olay da, "öncekiler" serisinden. Timothy, biliyordu, "Hadım Yılmaz'a Dünya Sosyalist ve Ateist Devleti'nin kurdurulacağını (19 Nisan 1995, ABD, Oklahoma, 168 ölü), Anders de o "bilinçle" yaptı (22 Temmuz 2011, Norveç, Oslo/Utoya, 77 ölü), ve James de aynı bilinçle, (20 Temmuz 2012, ABD, AURORA, Denver, Colorado, 12 ölü). Her üç olayda da, (sözde) "topluma yönelik" mesaj (da) var. Bu sonuncusundaki, "dolaylı". ABD seçimlerinden birkaç ay önce, ABD'de, Silah taşıma özgürlüğü'nün tarışılması.

*******************

(22 Temmuz 2012, Pazar   :) Annemin Vefatının 2000.ci günü için 2 Olay

Biri GÜN ARTI BİR olarak, 20 Temmuz'da. AurORA katliamı. Film Yerel saat 00.00 da başlamış, az sonra, sinemada kurşunlar, 12 ölü. Polise ilk  ihbar 00.39'da. Zamanlama bile gösteriyor, "Gün artı bir" tesadüfen değil. 200 yıl kadar önce (25 yıldır, 150 yıl kadar diye yazdım, hep. Artık 200 yıl kadar diyeyim.) Misyon koyucu, özellikle görmüş, 19-20 Temmuz 2012 bağıntısını. (Film'in adını da The Dark Night Rises, diye yazmışım, duyduğum gibi, değiştirmedim. Knight, Night söyleniş aynılığı.)

Biri de GÜN EKSİ BİR olarak, 18 Temmuz'da. Salihli'de, annem Arife'den doğdum. 2 defa Manisa'ya tımarhaneye götürüldüm. Tımarhane, SPİL dağına bakar.   Dünkü Hürriyet'te haber: SALİHLİ'de, BİNTEPELER mevkii'ne araştırma yapmak için, BOSTON üniversitesinden gelen ARKEOLOG Chad Michael Gillis Digregolio'nun cesedi (dün, diyor gazete ama, perşembe diye de yazmış), YARIKKAYA mevkiinde bulunmuş. Manisa'da, Çarşamba günü mağaraları gezmek için çıktığı, SPİL dağında. Ölüm sebebi, düşmeye bağlı Boyun KIRIlması. HAMALINKIRI mekiinde bulundu cesedi demişti, 20 Temmuz tarihli Takvim gazetesi. (yaşı 27).

Önnemli Bazı günler için, yıldönümlerinde,"Gün artı bir/Gün eksi bir" usulünü sıkça kullanıyor, Misyon koyucu. Banka Soygunum 18 Nisan 1983. 10.cu yıldönümü için, Gün artı bir, DAVİD KORESH, Gün eksibir TURGUT ÖZAL gibi. Tanrısal gün 28 Temmuz 1986, 20.ci yıldönümü Güneksibir. Konya'dan 3.nü Ana jet Üssü' (3 üssü 3, 27 dir. 3x3x3) nden kalkışta öğleden sonra saat 3.33'de, pistin üzerine düşerek şehit  olan Yüzbaşı (3 yıldızlı) AKgün SezGİNER olayında olduğu gibi. Uçak Pistin üstüne düştü. Pistteki 2 asker (er) de şehit oldu. Toplam 3 şehit. Sezgin Yüzbaşı, daha önce Türk Yıldızları Akrobasi Timinde 3 numara olarak uçuyormuş. Son olarak 133.ncü filoda görevli. (Zikirde fayda var, 3'leri kullanarak yapmış olayı.)       Şimdi, bir tanede YIL ARTI BİR bulduk değil mi.  AY'A AYAK 1969'da, AYLA ile tanışmam. 1970'de.    Hindistan Yarımadası. Hindi/Turkey/Türkiye Bağıntısı. Hindistan'da "indi" var. Hindu tanrılarından Vişnu, arasıra insan kılğında yeryüzüne iner. Son olarak ne zaman İNDİ. Müslümanlarda vardı, yarmadada.  Yılmaz'ın doğum yılında,özellikle 1947'de, kurdu 2 devlet, Hint yarımadasında, Misyon koyucu. Ama, nasıl Pakistan (müslümanlar için) Doğuda, Batıda , 1600 km aralıklı 2 parça. Haritaya bakarsanız, bu Siyasi durumu "KOÇ" a da benzetebilirsiniz, (Kurban), İki yanda Testislerle, Erkeklik organına da benzetebilirsiniz, bu büyük yarımada Peninsula) yı. Ordudan ayrıldığım yıl, 1972'de Doğudakini ayırdı, Bangladeş adıyla. Pakistan'ın milli dil URDU dilidir. "Ur" işleri.  Demir için de, Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşu'nu özellikle 1949 olarak kararlaştırmış. Bir de kendisi küçük, ama, Yılmaz'ın bölgesinde kurulmuş, ama bölgede hep baş rol oynamış, bir çok önemli devlet daha var. İsrail. Global Çete, İkinci Dünya Savaşı sırasında, savaşsız, milyonlarca Yahudi'yi özellikle katletti. Hitler'e verdiği programla. Savaş ardından da, Filistin'de bir Yahudi devleti kurdu, özellikle, Filistin'e göç ettirilen Yahudilere. 1948 yılında. Doğum yılımdan 1 yıl sonra. Ama ""Yıl artı bir" yorumu yapmadım hiç, göz önünde tuttum sadece. Dün ("bu") gece buldum. O da CHARLES içinmiş. Onun doğum yılında. Charles, bunu da benden öğrenecek, Misyonu benden öğrendiği gibi.       200 yıl kadar önce, Misyon tasarlandı, Global Çete Merkezi (Misyon koyucu) tarafından. İngilz yönetimi WİNDSOR (o zamanki adıyla Hannover) hanedanı, tarafından, ve Misyon gizli tutuldu, Teşkilattan, yani Global Çete üyelerinden, bugüne kadar. Yani Misyon koyucu aslen "ingiliz", ama "Talihli" ulus, Türkler olsun, "Talihli" kişi Türk olsun, tecihini yapınca, süreç içinde, büyük ölçüde, "Türkleşti", misyon koyucu. Tabi her ulustan, her ülkede, var Misyon koyucu kişiler, ülkelerindeki, İstihbarat örgütlerinin kimlikleri ile "iştigal" ederler. Bugünkü, İngiltere Kraliçesi, Global Çete'nin "sembolik" Başkanı. Onun adına yürütüyor, Dünya işlerini, "merkez". Ama, "misyon koyucu sıfatıyla", ondan da gizledi merkez, misyonu, O da öteki "üyeler" kadar biliyor işleri. Hadım Yılmaz'a Dünya Sosyalist ve Ateist devleti kurdurulacak, sonra da Yılmaz öldürülecek, "kurban" olarak seçildi. Tabiatiyle, CHARLES'ın da politik bilinci aynıydı.        Yılmaz'ın (Yılmazlar'ın), Misyon koyucu kişilerle, astlık-üstlük ilişkisi olmayacak. Biz ayrı onlar ayrı çalışacak, süreç içinde yönetim tamamen bizim olup da, onların devreden çıkmasına kadar. Kuruluşta, 2+1= 3 kentin atomlanmasını biz yapacağız. Tantrılık ilanından önce, ve gerektiği kadar sonra, "Depremleri",..., onlar yapacak. (Eskiden beri yaptıkları gibi.) Ama tabiatiyle, o kişilerin, evlatları, evlat derecesindeki akrabaları, "bizim" yanımızda yer alacak, bir şartla, "Misyonu", benden (bizden) öğrenmeleri şartıyla. En başta  tabiki Charles.      Misyon koyucunun kökeni Windsor. Tabiki uygunsuz olurdu, kendi en yakın akrabalarını harcamak. Misyonun selameti için, onlardan (CHARLES'dan,...) gizledi Misyonu. Ama, sonra "gerçek" ortaya çıkınca, Charles'ın,..., "realite"yi kabulu de kolay olmazdı. Bir numara, Yılmaz olacak. Çözüm: Öyleyse, Yılmaz ve kardeşini, Charles ve kardeşleri ile "kardeş" yap. Uyduruk anlamda değil, genetik, essah anlamda, ve de Yılmaz'ı yaşça "en büyükleri" yap. Bu durum, sadece kurtarırdı, CHARLES'ı,...       Misyon'un tasarlanabilmesinin ön koşulu, "doğurulacak bebeğin" cinsiyetinin önceden kararlaştırılabilmesi. Bu ise, mümkün göründü, hemen geçekleştirilemediyse bile. Yöntem belli. A.W.W.F.C.(1992) kitabımda yazdığım gibi, Spermleri ve yumurtaları, laboratuvarda birleştir. Mikroskopla gör, erken zamanda, hangisi dişi hangisi erkek, Ve istenilen cinsiyette olanı Rahime yerleştir, doğal doğum için. Yani Tüp bebek. 1900 yılından önce bunu gerçekleştirdkleri kanaatindeyim. Dünya'da (aleni) ilk tüp bebek, LOUİSE 26 Temmuz 1978'de. Türkiye'de ilk Tüp Bebek, DeMİR'in küçük kızı, küçük yeğenim, SEVGİ'nin doğumunun 3.ncü Yıldönümünde, 18 Nisan 1989'da, izMİR'de Ege Üniversitesi'nde. Adı ECE.  Demişler ki, Talihli mutlaka 25 Eylül 1947'de doğsun, mutlaka erkek olarak. Yani, tüp bebek ürünüyüm, bizzat ben de, Demir de, Charles da, Andrew da. Anneler, babalar dan habersiz, gerçekleştirmişler bunu, çaprazlama sperm değişikliği ile. Kanaatimce, birinciler, bilinen babalarından. ikinciler çapraz. Demir, Philip Baba'dan, Andrew, Adem babadan. Filipinler, Filipinkiler ve Ademinkiler. Toplam 6 kardeş. 2 si Arife Anneden doğma, 4 ü Elizabeth anneden doğma. Hürriyet Gazetesinin, 22821.nci sayısını 26 Temmuz 2011'de, Louise'nin doğum gününde yayınlaması, tesadüf değil, misyon koyucudan, bize onaylayıcı işaret. Babamın (Babamızın) TCDD sicil Numarası 22821. (türkiye cumhuriyeti devlet DEMİR yolları).(Yılmaz 47, Charles 48, Demir 49, Andrew .., Anne .., Edward .. DOĞUMLU).  Tabi, vurgulayarak, tekrarlıyayım, Charles, Misyonu (ve bunları) benden önce biliyor olsaydı, bu defa da benim için çok zor (imkansız) olurdu, Charles'ı kabullenip yanıma almak. Benden öğrenmesi şarttı yani. Ne zaman öğrendi?.        Çanakkale dönüşü, İstanbul'da yazmadım. Mesaj alıcısıydım, sadece. Kendimi essahtan tanrı sanarken. Gerek tanrısal mesajlar, gerek MİT marifetiyle, misyon koyucudan gelen mesajlar. 1987 Sonbaharı İzmir'e transfer. Yazmaya başladım. Sigara paketinin kağıdına, gazetelere, vesaire, postalama çöple, uygun yerler bırakarak vesaire. Semra'ya Ayla'ya selam/mektup mahiyetinde çoğu, bazılarıda, "misyon koyucuya", MİT'e, "evet anladım" mahiyetinde. Ama, 1988 ilkbaharında, Tanrı değilmişim, Tanrı rolü oynayacakmışım, dediğimde durum değişti. Anlamış olduğum, ve programını da essahtan tanrılık sırasında bulduğum misyonu, öğretmeye gelmişti sıra, Ayla'ya Semra'ya, Demir'lere, Turgutl'lara, ve hatta, Charles ve Diana'ya. Yazdıklarım onlara da gidiyordu yani. O kanaatteydim, beklerken START'ı. 1989 ilk yarıı, Gümüşpala'dayım. Charles, Türkiye'ye geldi, GÖCEK'e gidecek, önce bir günlüğüne İZMİR'e uğradı. Yalnız gelmişti. "Bana selam" olarak algılayıp, Girne caddesinden aşağı Denize kadar, coşkumu belli ederek, inmiştim. Vardığım yerde de güzel bir çıta (tahta parçası) bulmuştum. ve bunu AÇTI olarak yorumlamıştım. Yani onay mesajı. Misyon koyucu, Charles'a konuyu açtı. Artık Charles'da öğrendi misyonu Yılmaz'dan. Bu birinci yazma dönemi, İzmir'de, 1.ci dalga ezme süresince devam etti. 1990 başında 2.ci tımarhane çıkışında, misyon bilinci gidince, yazma da bitti, tabiatiyle. Misyon bilinci yitikken yazdığım A.W.W.F.C.(1992) kitabım başka bir konudur. Misyon bilincim 1992 sonlarında, aynen geri döndü. Ama yazmaya başlamadım. Mesaj alıcı pozisyonu tekrar başladı, direkt Misyon koyucudan, veya MİT marifetiyle. Ezme yok.       1996 Haziran ayında, işyeri (Ümit Ticaret) merkezli, bir hareketlenme başladı. Hareketlenmeden kasıt, MİT gerçek kişileri devreye soktu. Dolaylı söz ve davranışlarla, bana mesaj iletme. Tabi, o gerçek kişilere aleni talimatla. Ben bunu START yakın, diye yorumladım, ve başladım tekrar yazmaya, "misyonu sunmaya", şevkle. Benden de dolaylı anlatım. Kime?. İşyerinin sahibine dahi. Tunç Yılmazer'i, kardeşim Demir Gürol'un yanına koymuştum. Demir'lere, Turgut'lara, Charles'lara, Bana Personel olarak gönderilecek askeri kişilere. Ama, bir süre sonra, bu hareketlenme, aynen tımarhaneler öncesi biçime dönüştü. EZME'ye dönüştü. 24 Temmuz 1996, Alev-Tülay evlililği, İzmir, EGE-palas'ta. O sırada, belirginleşmişmiydi, 2.ci dalga ezme, şimdi hatırlamıyorum. Ama, mevcut şartlarda, düğüne gitmem uygun olmaz diye gitmemeiştim. Yazmaya da devam ediyordum. 1 Eylül 1996'da işyerini terkettim. Ezme devam, yazma devam. Bakktım, START'ın olacağı yok, durumumun zorluğundan, "eskiyi dondurarak" işyerine geri döndüm. Dönünce, ezme de bitti, yazma da. Kanaatimce,  o 1996-97 de yazdıklarımdan öğrendiler, ilk kez, Misyonu Charles'lar.  28 Ekim 1998'de 3.dalga ezme başladı. işyerini terketmemeye direndim, 9 ay kadar. Temmuz 1999 başında direnme anlamsızlaşınca, ikinci kez terkettim işyerini. Ezme de bitti. Olsaydı farkederdim. 3. dalga ezme sırasında da yazdıklarım oldu. 3 Ocak 2000 de vefat eden Sabriye halamın vefatı dolayısıyla, Ankara'ya gittiğimizde, O güne kadar yazdıklarımdan, Demirler'e herhangi bir şey iletilmemiş olduğu kanaatine vardım. 31 Mert 2000'de de, 4.cü dalga ezme başlayınca, bende başladım gene yazmaya, bu kez yazdıklarımın, Demir'lere ulaştırılacağını düşünerek. Çünkü, bana "dolaylı" müjde verme çabasındaydılar. "Abi sana piyango çıktı" anlamında. (Not: Demir bana, hep Yılmaz, der. OKEY.)  Yani Demirler, TUrgutlar "misyonu" benden öğrendiler, bu 4.cü dalga ezme sırasında yazdıklarımdan. 12 yıldır, hem ezme, hem yazma devam etmekte. Son yazma biçimi, şu anki gibi, İNTERNET'e. Yazılarımda hitap ettiklerim arasına (en başa) Fatma da katıldı. 10 Şubat 2007'den bu yana. (Türkü: O yana da dönder sar beni, bu yana da dönder sar beni, yar yanımda olmazsa olurum vallah deli...)

Aslında, şöyle demişler: Arife, çok geçken evlensin Adem'le. Arada 10 yaş kadar fark olsun. Aşk oluşmasın yani. İlk çocuğu kız olsun. ve doğumdan az sonra ölsün. Doğum yapacak genç beden için alışma. Yılmaz'ın "istenilen" kişilikte olabilmesi için evde "kızkardeş veya abla" olmaması gerekiyor. Bir erkek kardeş yeterli, ve gerekli. Nüfusuna göre, annem yaklaşık birbuçuk yaş daha küçük olduğuna göre, Nüfus doğumu 14 Ocak 1927. Ben 25 Eylül 1947. Demekki, gerçekte beni 18 buçuk yaşında doğurmuş. BİLGE ablamızı da 17 yaşında doğurmuş olmalı. 40 gün kadar yaşamış. Annem 17 yaşındayken, babam 27 yaşında. O yaşlarda, o yaş farkıyla, gerçek anlamda aşk oluşmaz. Annem bana çok söylemiştir. "Gidebileceğim yer olsa sizi alıp kaçardım" diye. Ama, babamın mezarına gömülmeyi vasiyet etti. Karı-Koca....

(23 Temmuz 2012   :)      Hicri yıl hep 354 günmüş (ansiklopediden). Baktım Duvar takvimine, geri kalan aylar, bazıları 30, bazıları 29 gün. Anlaşılan 6 ay 29, 6 ay (Ramazan dahil) 30 gün. Bu durumda, annemin, gerçek doğum tarihini hesaplıyabilirim dedim.     Bir Ramazan Bayramı Arife'sinde doğmuş. Adını RAİFE koymuşlar, CENNET babaannesi (100 yaş dolayına kadar yaşamış sonra), ARİFE olsun, arife gününe uygun, demiş (Annem, Cennet Ebem, derdi).  Uşak Nüfus Müdürü Hulusi dedeme, "Usta (dedem, sobacıydı, iyi ustaydı), yeni kütük açmak yerine, ölen bir çocuk var, o kütüğe kaydedelim, böylece kızını erken de evlendirebilirsin" demiş, dedem de kabul etmiş. Dolayısıyla, Nüfus doğum tarihi 14 Ocak 1927 olmuş. "En az bir yaş büyük kaydedildi" diye bildik hep. 19 Ağustos 2012 Ramazan Bayramının 1.ci günü.  8 Mayıs 1927 de, 25 Nisan 1928 de, Ramazan Bayramlarının birinci günleri. Bu durumda, annem ya 7 Mayıs 1927'de doğdu, ki bu yaşı dolmadan evlenmesi için uygun değil, ya da 24 Nisan 1928'de doğdu, ki o "dileğe" uygun olan bu tarih.

("15 Kasım" 2012'de internet'e baktım: 3 Nisan 1927 = 30 Ramazan 1345, 22 Mart 1928 = 30 Ramazan 1346, 12 Mart 1929 = 30 Ramazan 1347 diyor. Bu durumda Annemin gerçek Doğum tarihi, galiba 22 Mart 1928. Ama, belki de 12 Mart 1929. 12 Mart 1971, Yılmaz için, Türkiye Tarihi için, Misyon için çok önemli bir tarih. Muhtıra. Herşeyden önce, Muhsin Batur. Ama ötekiler: Faruk GÜRLER, Celal EYİCEOĞLU , Memduh TAĞMAÇ. Eğer öyleyse, Evlilik 16 Yaşında (Ağustos 1945), BİLGE 17 yaşında, Yılmaz 1947'de,18 yaşında iken,. (Doğru olanını Misyon koyucu biliyor, ona soralım). 12 Mart 1929 uydu galiba. Beni 18 yaşında iken doğurmuş oluyor, o durumda.(Benim hesapladığım tarihl(ler)le ilgili aşağıdaki birkaç "yanlış" yorumlu satırı siliyorum:)

 Arife kelimesi. "harfleri değiştir, ara" mesajı, taa o günlerden. RAife, ARife.  "AF" vardır Arife'de. AF-ERi. Sessiz harfleri FR (Fransa bağıntılı) Nicolas Sarkozy, bu bağlamda, 28 Ocak 1955 doğumlu, annemin vefat tarihi onun yıldönümünde, 28 Ocak 2007.       Peki 14 Ocak 1927'nin mesajı ne? Eski tarihten almış başlangıcı. Küba İspanya (ESPANA)'nın sömürgesi olmuş, 14 Ocak 1539. Sonra, Küba'yı doldurdu, Amputasyon konusuyla.  Fidel Castro, "Castration" bağıntılı. Hastaneye kaldırılıp, görevi kardeşi Raul Castro'ya devretme tarihi, Amputasyon'un 20.ci yıldönümünde, 31 Temmuz 2006'da.  "En büyük Türk" ün ATATÜRK'ün  annesinin ZÜBEYDE hanımın, vefatını da 14 Ocak 1923'e koymuş, hem de İzmir'de, Talihli Yılmaz'ın annesi de İzmir'de vefat "edecek", etti. Ermeni asıllı besteci ONNO TUNÇ, 2 kişilik uçağı, Armutlu-bozbURun'da düştü, 14 Ocak 1996'da. Yanındaki Hasan KANIK'la birlikte öldü. O sırada, ben TUNÇ Yılmazer'in yanında çalışmaktaydım, ve İzmir'de henüz 2.ci dalga ezme başlamamıştı. (Amputasyona gitmeden önce, 16.30 sıraları, erken gelen akşam yemeğinde küçük armutlar de vardı, sadece onlardan yemiştim, bir iki tane). Bir önemli ermeni asıllı Türk'ün vefatı daha var, 14 Ocak'ta (1994). Nubar tER-ziyan, siNEMACI. SAFİYE AYLA'nın vefatı 1998, Türkiş (Turkish) Genel Başkanı Seyfi DEMİRsoy'un, 54 yaşında Londra'da, hastanede vefatı 1974, onları da 14 Ocak'lara koymuş.          Annemler, 3 Kız kardeş, evlerinde erkek kardeş, yada abi yok. ARİFE, mesrURe, hURiser. Varmış abileri, AHMET dayım. Gençken, "BİSİKLET" kazasında ölmüş, belli ki, Yılmaz'ın Amputasyon'u için. Dedem "Velesbit" derdi, Bisiklete. O zamanlar, türkçe'de sadece velesbit kelimesi kullanılıyordu olsa bile, sonra, ingilizcesine uygun "Bi...LET" yaparız demişlerdir.            Babam adem'in doğum yılı  1918, Gün-ay tarafımdan belli değil. Misyon koyucunun, kayıtlarında vardır. Bulgaristan, VARna, PROVAdiya, Karaköse (yeni adı Çerno-ok) köyünden. Salihli'de BUL muş KARI'yı, annem Arife'yi. Aslında, Babaannem (ninem) FATMA, "bulmuş". Sokakta görünce beğenmiş, izlemiş annemi evine kadar. Öyle, evlenmişler, Babam annem. Babamın vefatı 17 Ağustos 1995.          Bugün, 23 Temmuz, Cenk Koray'ın vefat yıldönümüymüş, (2000). Ve Hatay'ın anavatana katılışının da yıldönümü (1938).  Cenk Koray da bulmuş, Atatürk'ün 19'larını, bu konuda bir de kitap yazmış. Ben, görüp alıp okumadım. "İlahi iş" demiştir herhalde. Hatay günü ölmüş, KORAY (tersten YAROK). 1938, 102 tane 19. Atatürkün ölüm yıldönümü. 57 yaşında öldü, 3 tane 19.  Samsun'a 38 yaşında çıktı. Yılmaz Çanakkale'de 38 yaşındayken bulmuştu Atatürk'ün 19'larını, ve 38 yaşındayken amputasyon. 38, 2 tane 19.

*******************

(24 Temmuz 2012   :)   TÜLAY-ALEV evliliği (1996)  16.cı yıldönümü.  KUTLU OLSUN

Haziran 1996'da, işyeri merkezli "hareketlenme" başlayınca, START işareti olarak algılayıp, ben de "yazmaya" başlamıştım. Bilahare, "hareketlenme", "ezme"ye dönüştü. Düğün'den öncemiydi, sonramıydı, şimdi hatırlamıyorum. Ama, ben düğüne gitmemeyi tercih etmiştim. EGE Palas'taki düğüne.   Düğün öncesi (görünüşte) düğünü Ordu Evi'nde yapma isteği vardı. Annem, ben, Huriser Teyzem, Uğur eniştem, dördümüz, bizim (bu) evde iken de bu konu konuşulmuştu. Teyzem, aynen, "Bir Subay Aranıyor" demişti. Eniştem de beni işaret ederek, aynen, "İşte subay orada" demişti. Anında belliydi yorumu, "START yakında yılmaz".     "Oraya buraya" bıraktığım "notlar" la da kutladım, o gün, Alev'le Tülay'ı.  2.ci dalga ezme belirginleşip yoğunlaşınca, 1 Eylül 1996'da, işyerini terkettim.  25 Eylül 1996 'de 49.cu Doğum günümde, İzmir Valisi KUTLU  aktaş'ın karısı TÜLAY AKTAŞ vefat etti. (Şimdi tam hatırlamıyorum, gün artı-eksi bir olabilir). Bunu hem Doğum günümü, hem Tülay-Alev evliliğini "Kutlama" olarak yorumladım. (Ama "beğenmemiştim".)    Bir gece, Konak Saat Kulesi alanında, KUTLU payaslı yönetiminde Türk Sanat Müziği Konseri yapılmıştı. Vali KUTLU aktaş'ta katılmıştı. İzmir TV'lerinin birinde "canlı" yayında izlemiştik evde. Ekranda 2 KUTLU yanyanaydı.  Tülay Aktaş'ın vefatına işaretmiş.  O doğum günüm için, ZEKİMÜREN de vefat etmişti. Bodrum'dan İZMİR'e gelmiş, TRT'de canlı yayında, 24 Eylül 1996 gecesi saat 22.00 sıraları, konser, ve TRT'den  "mikrofon" ödülü. Ama ağırdı eline aldığı mikrofon. KALP krizi, ve vefat. (EZKİMİÖĞREN).       Alevciğim, Tülaycığım, AKTAŞ'ta AŞK vardır.    AKTAŞAKTAŞAKTAŞAKTAŞ     Lületaşı Pipo ile başladı 1971'de GÜROL EXport. Eskişehir'de önce İSMET BEKLER'den aldığım(ız) pipolarla, Sonra, biraz da NEŞET AKTAŞ'tan da almıştık. NEŞET ERTAŞ, Kırşehirli'li. (Ondan bir türkü: ... Dünya neye yarardı da seveni olmasaydı ...)                               Bugünkü Takvim yaprağında, Geçmişte Bugün'de toplam 3 Olay var: 1923 LOZAN antlaşması imzalandı.  lausANNE.  1941 İlk (müslüman) kadın Tiyatro sanatçımız AFİFE JALE, 39 yaşında vefat etti. ARİFE. 1980 İsrail Kudüs'ü ebedi başkent ilan etti. JA rusa LE m.   (Misyon Koyucu'nun, "annemin takvimi", ÜLKÜ takvimi ile, 24 Temmuz 2012'de bana verdiği mesaj: "Annenini vefatından, 13 gün sonra, 10 Şubat 2007'de, TÜLAY'ın doğum gününde, FATMA'yı bulacaktın, "karın" olarak, buldun.")            (25 Temmuz 2012   :) Dün, 24 Temmuz 2012'de, Hamas'ın Siyasi Lideri Halid Meşal, Ankara'ya gelerek, Dışişleri Bakanı ile, MİT müsteşarı ile görüşmüş, ve akşam, Başbakanla İftar yapmış.  50.ci Doğum yıldönümümde, 25 Eylül 1997'de, Ürdün'de, kendisine uyduruk bir suikast teşebbüsü yaptırmıştı. İsrail ajanları, kendisine şırınga saplayıp zehir enjekte etmişlerdi. Ürdün ilr İsrail arasında "diplomatik sorun" olmuş, ve İsrail, zehirin PANZEHİR'ini göndererek, "ölmesini" engellemişti, sözde.

*******************

(26 Temmuz 2012    :)  UNICEF kartları kutusu'ndaki NOTLAR'dan

 Annemin vefatının 1.ci yıldönümünde, 28 Ocak 2008'de, 2 Dinsel Olay var. Annem Dindardı, ve işimiz "dinsel".     1) Erzurum. TAŞMAĞAZALAR semti, şAFiler camii. İmam isrAFil yılmaz. Öğle namazı sırasında, cemaatten hilmi GÜRsoy (70), farz kılınırken 3.cü rekatta, KALP krizinden düşüp öldü. Ses duyuldu. Namaz bozulmadı. 4.cü rakat ardından, müdahale.   (Hilmi Gürol amcam, 1 Temmuz 1976, gün artı/eksi bir tarihinde vefat etti. Hong Kong'un 99 yıllık kira sözleşmesinin bitiminde, İngilter tarafından Çin'e iadesi günü. O günü ben, bir iki yıl öncesinden beklemeye başlamıştım, START umuduyla.)       2)Saat o5.15'de, Yunan kilisesi Başpiskoposu HIRİSTODULOS, 69 yaşında öldü. (karaciğer kanseri. Diğer organlara yayıldığından organ nakli yapılamamış.)

Annemin vefatının 444.cü günü, 15 Nisan 2008, 4 Bacalı tiTANic'in ilk seferinde, batı(rılı)şının (96.cı) yıldönümüne "denk geldi". Misyon koyucunun, 4'lü aile ile ilgili çok önemli işareti. 1979'da, İran'da "islam devleti" kurulunca, ABD büyükelçiliği'nden 50 kadar kişi rehin alınmıştı. 444 gün sonra, Ronald REAGAN, Ocak 1981'de Başkanlık görevini devraldığı gün, serbest bırakılmışlardı. Carter'ın uyduruk, "rehine kurtarma operasyonu" da Sertlik yanlısı REAGAN'ın seçilmesine katkı sağlamıştı.  Annem, biz SİLİS'te (ŞARK hizmetinde) iken, 4444 defa ayetül kürsü duasını okumuştu, "İzmir tarafına" naklimiz çıksın diye. (Ayetullah Humeyni/AyetülKürsü.) 

Fatma'yı "karım" olarak buluşumun, 443.ncü günü, Türkiye saatiyle 23.43'te, Yerel saatle 04.43'te, yerel takvimle 28 Nisan 2008'de (yani Fatma'nın 444.cü gününde), Kızıl Çin'de 2 yolcu treni çarpıştı. 66 ölü. ÇİN.İÇİN.NİÇİN.  vurgu 4.lü aile. TRAIN/TANRI.  ve o gün 28 Nisan 2008'de, antALYA'ya dolu yağdı saat 21.00'de, 10 santim kalınlığa ulaştı. AYLA'yı, 28 Nisan 1986'da bulmuştum "karım" olarak, Çanakkale'de. (DUMMY'miş) 28 Nisan 1986, 28 Nisan 2008'den alınmış. 28 Nisan 1996 (10.cu yıldönümü 'nde avustrALYA, "tasmanya canavarı", rasgele ateşle 35 tOURist'i katletmişti. 28 Nisan 1993'te ÜMRANİYE çöplüğü patladı. 39 ölü. semRANİYE,aylaniye. BENito mussolini ve metresi CLARA'nın sahte kurşuna dizilme olayının Gün-ay'ını da, 28 Nisan 2008'den aklmışlar. (28 Nisan 1945.) 28 Nisan 2008'de ayrıca,Karadeniz'e Ukrayna heliKOPTER'i düştü 19 ölü. Fatoş'un 2000.ci gününe 6 gün kaldı.

Misyon KOyucu, NATO ile de, işaretledi, 4'lü aile'yi. Herşeyden önce, simgesi, 4 köşeli Yıldız. tersten okunuşu OTAN de özellikle kullanılıyor, Fransızcasında (O TANrı.) Kuruluş tarihi 4 Nisan 1949.(4/4/1949) gene dört vurgusu. Aynı gün, hİNDİstan'a da bir büyük deprem koymuş. 4/4/1949, 370.000 ölü. 4.cü yıldönümü'ne de, 4/4/1953'e de DUMLUPINAR faciası. NATO tatbikatından dönen, Denizaltı'mız, Çanakkale Boğazı'nda NAra bUR nu açıklarında, isveç şilebi, NABOland ile çarpışıp battı. 80 denizcimiz, havasızlıktan boğularak şehit oldular. (Son dakikaya kadar, telsiz konuşmalarıyla.) (Çanakkale'de Amputasyon.) 1949 Demir'in, !953 Turgut'un doğum yılları. MHP genel başkanı, ALPARSLAN TÜRKEŞ'in de vefatını 4/4/1997'ye koydu. 80 yaşında iken. Vurgu, Türkler yapacak 4 eş işini dünyada. SEKS EN. (O gün, İzmirde, 2.ci dalga ezme süreci içinde, Kent'te dolaşırken, Konak tarafında, yerel İzmir gazetelerinin birinde gördüm, Türkeş'in vefat haberini. Hemen aldım bir tane, Gümüşpala'ya gidip "bizim"(?!) sokak başına bıraktım. Niye.)    Ve Abdullah ÖCalan'ın doğumu da, NATO'nun kuruluş günü. 4 Nisan 1949 URFA HALFETİ ÖMERLİ köyü. Abdullah Öcalan kim. 40.000 kişi niye öldü, 15 Ağustos 1984'den beri.

******************* 

(27 Temmuz 2012    :) TANRISAL GÜN yıldönümü (Gün eksi bir)

Herkesin en önemli tarihi Doğum tarihidir. Öldüyse en önemli tarihler ikidir. Doğum ve Ölüm tarihleri. Yaşarken de önemli tarihler olur. Yılmaz'ın yaşarken en ama en önemli tarihi sorulunca, akla 31 Temmuz 1986, amputasyon ve ardından hadımlık tarihi, akla gelir önce. Ama değildir. 28 Temmuz 1986'dır, Yılmaz'ın hayattaki en önemli tarihi. Üç gün sonraki amputasyon, Tanrısal gün'ün getirdiğinin sonucudur. Ben o gün, "O tanrı ben" kanaatine varmadım, ama mesaşlar "gaipleşti", o gün. Ve izleyen mesajlarla, amputasyon. Bilahare, hastanede edindim o kanaati, "o tanrı ben mişim." Sürecin başlangıcı 28 Temmuz olduğu için, Tanrılığın başlangıcı da aynı gün. 24 Nisan 1915'in Ermeni "soykırım/tehcir" günü olduğu gibi. O gün başladı süreç. Aynı gün ölmedi 1.5 milyon Ermeni. Sayı abartılı bile olsa, ölmüş değil mi yüzbinlerce ermeni, o münasebetle, ve o süreç içinde.   Misyon-koyucu, Tanrısal Gün yıldönümlerinde, "gün eksi bir" olarak da "olaylar" yaptı, "kutlamak" (!). 27 Temmuz 2006 (20.ci yıldönümü kutlaması.) Yazdım, bu web siteme, Yzb. AKGÜN SEZGİNER olayı.   27 Temmuz 1996'da da (10.cu yıl kutlaması)  TRT bAŞKameraman'ı MELİH uzun-yol'un ölümü var. ATLANTA (ABD) yaz olimpiyatları, Bomba patladı. 1 kişi öldü. Ama Melih kamerasıyla tesadüfen(?!) (aslında Stella marifetiyle) olayın yakınında. Görüntü almak için "heyeCAN"la koşarken "KALP" krizinden (stella marifetiyle) CAN verdi. Sağlam Misyon bilincim olmasaydı (Stella bilinci dahil), kavrayabilirmiydim, benim için öldüğünü. Ve bu kanaatim, olayın ilk gününde, yani anında, kesindi. Genel değerlendirme ile, Misyon koyucudan bana gelen mesajlardan biri. Önemli biri. "kutlama mesajı". Baktım bu sabah, Almanak'a. 19 Temmuz'da başlamış ATLANTA olimpiyatları. (Londra,İngiltere yaz olimpiyatları da, bugün, özellikle bugün, başlıyor.) Almanak'a not düşmüşüm,9 Mart 2005'te. ERİC RUDOLF itiraf etmiş, bombayı patlattığını. (erik/erkeklik-RU/UR). Bugün, SABAH gazetesi aldım. Çünkü manşeti "Buse artık Üniversiteli", ve ilgili haberi (hatırlatıyor misyon koyucu), 4 yıl önce, 27 Temmuz 2008'de, "masum sivilleri" hedef alan, istanbul GÜN-GÖR-en'deki 17 kişinin öldüğü, bombalı patlamada, yaralı kurtulan genç kız BUSE HAZARLI'nın hikayesi. Belli ki, olay MİT marifetiyle, ama yine belli ki, Misyon-koyucu, özellikle seçmiş, tarihi ve yeri.

Tuhaftır, 1965'de, Ankara'da TİP üyesi olmuştum, 1966'da Hv.H.O.'da "örgüt kurma" çabasına girmiştim, 1970'de Öner beni, Ekrem Acuner'e götürmüştü, sol cunta askeri darbesine katılmam için, ama ben 1973'de Selimiye'de tutuklu iken, suçlandığımız THKP davasında yer alan, devre arkadaşlarımın, MİT görevlisi olduklarını öğreninceye kadar, MİT'in beni "izlemekte" olduğundan haberim yoktu. Daha doğrusu, hiç düşünmemiştim, "acaba izleniyormuyum" diye. Bu sebebten de, izlendiğimi bilmiyordum. "arkadaşların" Mit görevlisi olduğu ortaya çıkınca, Harbiye'deki benim "örgüt kurma" çabamla ilgili gerçek de ortaya çıktı. önce ERTAN TEZGÖR'ü bulup örgüt kurmaya onunla başlamıştım. Meğer, onlar beni almışlar aralaraına. Bu ne demekti. Mİt tarafından izlenmenin de ötesinde, apaçık yönlendirilmişim, MİT tarafından. Sonuç, hapishane, Selimiye. Sonra bir olay, ve ardından 5 yıl kadar, "zehirlenme korkusu". Bu olay, ve ardından Zehirlenme korkusu, MİT'den Yılmaz'a, (kötü anlamda) bir mesajmıydı. Hayır. Bebni öldürmeye teşebbüs etmişti. Ben "YAYGARA" yapınca, zehirin PANZEHİR'ini vererek, beni ölmekten kurtarmak zorunda kalmıştı. Sonra, Demir'in de MİT güdümünde olduğunu kavradığımda, durum değişti. "Talip" psikolojisine girdim. Ve MİT'den bana, dolaylı söz ve davranışlarla, MESAJ dönemi başladı, ilk kez. 18 Nisan 1983 Banka Soygunu'nu, o mesajlardan gelen, "yeşil ışıkla" yaptım. Yanılgı yok. "yap" dedi MİT. Alenen değil. Dolaylı. MİT'e güvenerek yaptım. Delimiyim ben, böyle bir güvence olmadan, üstelik tek başıma, her ne sebeple olursa olsun, banka soymaya kalkışmaya. "Alimallah" insan canından bile olabilir, banka soyayım derken. Ve bu "olumlu" mesajlara, hapishanelerde, bir de olumsuzlar eklendi. İlk kez tanıştım, dolaylı söz ve davranışlarla, ezilmeye,(aşağılama,taciz,tehdit, hatta yumruk). Ama güvenim değişmedi, işin gereği eziyorum seni, mesajı, kendiliğinden belli. İşte bu ortamda, Çanakkale'de, 18 Mart 1986'da peşpeşe bulduğum konular. Global çete (Gizli Dünya Devleti),Gündem Dünya Sosyalist ve Ateist (aleni) Devleti, Bu iş için seçilmişim Doğumdan, Global Çete Merkezi (Misyon koyucu) tarafından. Tüm hayatım, onun güdümünde geçmiş. MİT'den gelen mesajlar, MİT marifetiyle, aslında ondan gelmiş. Ve hemen ardından Stella bilinci, Beyin faaliyetlerim (ve de insanların beyin faaliyetleri) uzaktan izleniyor, ve hatta yönlendiriliyor.  28 Temmuz'da, Mesajlar "gaipleşti". Mısır piraMİTlerinden de mesaj okuyunca, mesaşların MİT mesajları olmadığı "anlaşıldı". Konuya şöyle bakmak gerekli: Ben, acaba Piramitlerde de bana mesaj var mı demedim. Misyon-koyucu, "bak, piramitlerde de sana mesaj var" dedi. Baktım gerçekten var. Aklıma gelmesi imkansızdı, Misyon koyucunun beni (amaçlı) yanıltmaya çalıştığı. Eski mesajlar essah'tı. Yeni mesajlar da essah, ama gaipten gelmiş hepsi, Ne misyon koyucu, ne MİT varmış, bana mesaj gönderen. Üç gün yoğun mesaj "yağmuru" sonucu , gittim Tuvalete, istenildiği gibi, "ölmek amacıyla", amputasyon.  O üç gündeki mesajları, yaşamış olduğum çok ama çok stresli bir durum dolayısıyla, şimdi tam olarak hatırlamıyorum, ama, güncel mesajlarla da bağıntılandığından eminim. Piramitler, en son ve esas oldu. Ondan önce Amerigo Vespuci'den de mesaj yorumladığımı hatırlıyorum. Piramitleri nasıl yorumladım, bilmiyorum. Ama şu an baktığımızda, besbelli ne görüyoruz: KEFREN/KEFEN-KEOPS/KOPSİ KEFALİ/KOP/KES-MİKERİNOS/ERİN/ERKEKLİĞİN/NOS/SON.

Dün, Konak'ta, 9 Eylül adlı Vapura binerken. Çok kalabalık değil. Vapur'un merdivenlerinden, çıkmaya hazırlanırken, sağımdaki adam "S.K tutma" davranışı yaptı. Mit marifetiyle. Kendisine, ne için yapması gerektiği hakkında ne söylenmiş olursa olsun. Anında, davranışla tepki gösterdim. O bırakır bırakmaz, ben tuttum, adamın s.kini sağ elimle. Ben tutarken de, adam, "korunmak amacıyla" REFLEX olarak anında, elimi tutarak, s.kine bir zarar gelmesini önleme davranışı yaptı. Başka, bir tepki yok. İşte size bir mesaj örneği. Taze.

İstanbul'dan, İzmir'e transfer, 1987 Sonbaharı'ndan 1989 Sonuna kadar, İzmir'de 1.ci dalga ezme, "çok ağırdı".  Yaşadığım ezilme, oyun değil gerçekti. Ve ağırlığının asıl sebebi de, "evin içinde" de devam etmekte olmasıydı. Ve de bizzat, en yakınım babam tarafından. Sokakta, sıradan İzmirli'nin yaptığını, evde babam yapıyordu. Dayanılmazdı. O iki yıl. Eşrepaşa, Gümüşpala, ve Nergiz. Bu üç evde de, annemden babamdan "izole" yaşadım, bana ayrılan yerde, odada. Annem yemeklerimi getirirdi, o kadar. 1989 yılı ortalarında, "bu yazıları yazdığım salonun" kapısından, içerdeki babama öfke ile bağırdım: "Tut S.kini". Tuttu s.kini. Bağırdım: "Öksür". Öksürdü "Öhö Öhö". (Her nedense) Ardından "Secdeye kapan" diye de bağırdım. Secdeye kapandı. Sonra da, Balkona kaçtı. "Şamata"yı bütün mahalle duydu. O olaydan bir süre sonra, İzmir polisi beni (şimdiki Yunuslar'dan) sokaktan alıp tımarhaneye götürdü. 2 Kasım 1989'da Manisa (Magnesia). Tımarhaneler (iki kez) öyle ağırdı ki, İkinci Tımarhane çıkışında, 1990 başında, "misyon bilincimi" yitirdim. Beni (ezdirerek de olsa) aslında kollayan bir misyon koyucu var olsaydı, bu tımarhaneler olmazdı, diye düşünerek. Meğer, Tımarhaneler de "istiap haddi" içindeymiş. Çeyizmiş yani, düğünde kullanılmak üzere. 3 yıl kadar, misyon bilincim yitik yaşadım.

Evlatlar, eşe olan aşkın ürünüdürler. Aşk yoksa, evlat sevgisi de yoktur, ya da eksiktir. Misyonun selameti açısından, babamla annem arasında Aşk olmaması gerekliydi. Bunun için, annem çok gençken (adeta çocuk iken),(şimdi baktım Evlenme Cüzdanına) 15 Ağustos 1945'te evlendirilmiş babamla.(Not: iki tarih var, cüzdanda. Öteki 19 temmuz 1945. Doğrusu hangisi anlaşılmıyor.) Yani (gerçekte) annem 17 yaşında, babam 27 yaşında iken. O yaşlarda okadar büyük yaş farkı, gerçek aşka imkan vermez. Ve nasıl başlamışsa duygusal ilişki, öyle devam eder. Annem genç ve güzel kız. Ama babamdan aşk yok. Annemden de olamazdı zaten. Dolayısıyla, Babamın annemle ilişkilerinde, Aşkın gereklerine göre davranmak yoktu. Daha evliliğin başlangıcında, Salihli'de bile olmuş,babamın evlilik dışı seks arayışları. Annem anlatırdı. Ama asıl 1955-61 arası Silis'te. "Cehennem azabı" yaşattı anneme, bu yüzden. TCDD personel lojmanları köyden uzak, İstasyonun sağında uzakta, solunda uzakta. İstasyon lojmanında sadece biz. Personel. Babam istasyon şefi. Hareket memuru var. İki makasçı, iki yol çavuşu, yol bekçisi,ve geçitbekçisi. Bu kadar. Ve personelin, geç kız, kızkardeşleri veya kızları, bekar. Babamın onlara yönelik davranışları ve kızların da ona göre davranmaları. Annemin korkusu, "pozisyonunu" kaybetmek. Çünkü gidebileceği yer yok. Kızların (belki de) umudu, "Şef karısı" olabilmek. Kavgalar. Hamide abla'ya "Kuru" adını takmıştı, annem. Çok zayıf olduğu için. Zayıf filan farketmezdi babam için, anlaşılan. Eyüp çavuş'a "Nemrut" adını takmıştı, annem. Evde mecburen konuşuluyor. Eyüp bey diyecek hali yok ya. Küçük kızı gelir, Bahçe parmaklıklarına çıkar, anneme bağırırdı,"İtim ürür, g.tüm dinler" diye. Kaç defa geldi, müfettişler, soruşturmalara, kavgalar nedeniyle.  Aşk olsaydı, babam annemi gözlerimi(zi)n önünde dövmezdi annemizi, çamaşır yıkamadı diye. O leğeni hatırlıyorum. Gri sac leğen, 1 metre çapında. O leğende yıkadı sonra "o" çamaşırları ağlayarak.     Annem anlatırdı, şikayet ederek. Babama, çocukları erkenden evlendirelim dediğinde, aldığı cevap şuymuş. "Ben kendi paramla evlendim, kendi paralarını kazansınlar evlensinler." Bu sözlerde, açıkça belli, evlatlara kısmi "yabancılık" var. Olmasıgerekiyordu, misyon için. Çünkü Yılmaz, "ezilecek". Evlat sevgisi tam olan ebeveyn, anne veya baba buna bile bile razı olmaz, dayanamaz, hangi sebeple olursa olsun.     Çanakkale dönüşü, İstanbul'da, 1987'de, tıpkı Hapishanelerdeki gibi "ezme" başlayıncaya kadar,babam benim düşmanım değildi. A.K.G.B.K.(1982) kitabımda da yazdığım gibi, "olumsuzluğun simgesi" ydi sadece. Ezme orda başlayınca, 1990 yılı başına kadar, "Başdüşmanım" haline geldi. Kardeşim Demir, Kuzenim Turgut "Düşman statüsü" kazanmadılar, hiç.

*******************

(28 Temmuz 2012   :) Tanrısal Gün, 26.ncı Yıldönümü. 1986-2012

Bu sabah, Kanal-7 de meteorolog, ankara'da hava sıcaklığının 41 derece olduğunu söyledikten sonra, aynen, "Bu TARİHİndeki en sıcak gün oluyor, Ankara'nın", dedi. Belli ki dün için, 27 Temmuz/7 Ramazan. Yeni Meteoroloji imkanlarıyla, ama niye? DEMİR'ler artık Kırıkkale'de değilde, Ankara'da mukim diye mi. Yoksa, TARİHin belkide tek, ama çok önemli bir meydan savaşının, bugün, Yıldönümü diye mi. İki Türk ordusu. YILDIRIM Bayezit ve TİMUR arasında. 28 Temmuz 1402'de. Timur yeniyor. Osmanlı'da, 12 yıl sürecek, "fetret" (belirsizlik, karmaşa) dönemi başlıyor. Esir düşüyor Yıldırım. Lise yıllarından Tarih derslerinden hatırladığım kadarıyla, Timur, Yıldırım'ı çıplak olarak bir kafese kapatıp sergiliyor. Ve Yıldırım yüzüğündeki zehiri içerek intihar ediyor.   Tanrısal Gün'ün Gün-ay'ını, Ankara savaşından almışlar. Yılını da Halley'den. !986'da geldi en son, Ve yılın ilk yarısı ortalarında (ben Çanakkale'de iken) Dünyaya en yakın noktaya geldi. 76 yılda bir gelirmiş. O sırada 38 (yani 2x19) yaşında olmam istenmiş, Atatürk'ün 19'larıyla bağlantı için. Uyan yıl 1947 olmuş, ordan da 25 Eylül'ü seçmişler. Yıldırım'ın 25 Eylül 1396'daki niğBOLU zaferinden. Talihli'nin adı da YILDIRIM'la bağıntılı, YILMAZ olsun demişler.

Bunları dedikleri zaman, yani 200 yıl kadar önce, ellerinde Stella aleti yoktu. Ama bunları gerçekleştirebileceklerinden emindiler. Klasik yöntemlerle, Yılmaz'ı "Tanrısallığa" yöneltip kandırarak, kendisine kendisini hadım ettirebileceklerinden emindiler. Ama, Stella'nın icadı ile işleri daha da kolaylaştı. Ben doğmadan bu alet ellerindeydi, ilkel biçimde de olsa. 6 yaşımdan önce, "öyleyse ben reisicumhur olacağım" sözlerim (kesin ) stella marifetiyle. Bu bilgisayar aracılığıyla, Tivibu'dan, CNBC-E'de seyrettiğim, "Man of Interest" dizisi, STELLA'yı (tam değil kısmen) çağrıştırmak için yapılmış.

Adımı, babam koymuş, YILMAZ. "yılmaz Demiryolu erleri" marşından esinlenerek. Kardeşimin adını TİMURLENK olarak, Hulusi dedemiz koymak istemiş. "Lenk" kelimesinin "Topal" anlamında olduğu anlaşılınca, TİMUR'a çevirmişler. Ama babam, Nüfusa DEMİR olarak kaydettirmiş. Belki de gene o marşla ilgili. Dedem, söylemişti bana, Kuran'da "men temur" gördüm diye. Dedemiz, Demir'e hep Temur dedi.  Demir'in adı'nın, Timur'dan dolaştırılması, Tanrısal gün bağlantısı içindir. TİMUR başka bir cümleye de çok uyar. (kesTİMURdu.)     Cihan Harbi'nin (1.ci Dünya savaşının) başlangıcını 28 Temmuz 1914'e koydular, bağıntı için. 28 Temmuz 1986'dan tam 10 yıl öncesine, 28 Temmuz 1976'ya, TANgşan depremini koydular. 750.000 ölü (Çin,için, niçin) (Herhalde,) en büyük insan kaybının olduğu deprem. 28 Temmuz 1986'dan tam 10 yıl sonrasına da Teğmen YILMAZ UYANIK'ın, galiba ADANA'da, terör olayında "şehit" olmasını koydular. İşin ilginci, ben 28 Temmuz 1996 başladığında, gece 00.00 dan itibaren 3-4 saat uyanıktım. Yatağımda uzunca bir yazı yazıp, sabahleyin postalamıştım, galiba çöpçü kamyonuyla. Tğm.Yılmaz Gürol/Tğm.Yılmaz Uyanık. (Uyanık'da yanık da vardır.)       -Yılmaz, Hadımlığın Telafisi nasıl olacak?         -Ruh nakliyle. Benimle aynı genetik şifreye sahip, yani benden klonlanmış, benden 20 yaş kadar küçük, halen yaşamakta olan kişilerden en uygun olanına ruh nakli. Ben ve o, uyutulacak. Onun hafızası silinecek, benim hafızam ona nakledilecek. Benim beden çöpe. Gözlerimi açınca, hadımlığımın giderilmiş olduğunu göreceğim, üstelik "gençleşmiş" olarak.        -İnsanlığa Aykırı değil mi bu?         -Evet, 2 ABD ve 1 RUS kentini atom bombalarıyla yok etmek kadar.                     (30 Temmuz 2012'de İLAVE   :) Bugünkü SABAH gazetesinin manşeti ve altındaki haberi: BİR SİLECEĞE İKİ KURBAN. Tekvando Milli Takımı Antrenörü Ahmet Sarı spor salonu önüne park eden aracın SİLECEĞİNİ KALDIRDI diye fitness hocasıyla birlikte öldürüldü. (önceki gece, saat 23.00 sıralarında, yani 28 Temmuz günü. İstanbul, Maltepe, Altayçeşme Mahallesi, Saldıray sokak'ta.  Kendisine ait YANKI GYM spor salonu önünde otururken, üst katta oturan komşusu BURÇİN EREN(38), arabasıyla gelip, arabasını spor salonu önüne park etmiş, uyarı için Ahmet Sarı, Cam sileceğini kaldırmış. Bunu gören Burçin Eren, önce küfür, sonra dairesinden tabancayla gelip AHMET SARI(46)'yı 4, fitness hocası EMRAH KAYGUSUZ(33)'u 2 kurşunla yaralamış. Yaralılar hastane yolunda ve hastanede ölmüşler.) YORUMUM: 1)tanrısal günde. 2) Kuzenim AHMET SARI adıyla 3) Asıl konu Sİ.ECEK ve kaldırmak . cAM sileceği. (hadımlığın telafisi mesajı, ereksiyon destekli, kalkmak kaldırmak). 4) BURÇİN (burda erkek adı) BURÇİN, UR İÇİN. Burçin'in yaşı 38. Amputasyon 38 yaşımda. Soyadı ER-EN. 5) EMRAH kaYGusuz  (iki uzun AH, tuvalette, YG, Yılmaz Gürol)....... İşte bu da Misyon koyucudan, Stella marifetiyle mesajlara "taze" bir örnek. (Fitness:Fitnesiz bir dünya için.)

(29 Temmuz 2012   :) TANRISAL GÜN. Yıldönümü (Gün artı bir)

Objektif (nesnel) koşullar üzerinde oluşur Subjektif (öznel) koşullar. Bu, toplum için geçerli olduğu gibi, kişi için de geçerlidir. Beden yapısı, Ruh yapısının oluşumunu etkiler. Küçüklüğünden beri "iri yapılı" bir erkeğin psikolojisiyle, küçüklüğünden beri "ufak tefek" yapılı bir erkeğin psikolojisinin farklı olduğu gibi. "Güzel" kadının, "çirkin" kadının psikolojilerinin birbirinden farklı olduğu gibi. Bedensel farklılıkar, pozitif veya negatif yönde etkiler, kişiliğin oluşumunu. Aşırı negatif durumlar, kişide "aşağılık duygusu" (inferiority complex) oluşturur. Bunu aşmak için, ötekilerden farklı bir konuda, onlardan üstün olma çabasına girişir. (Kendisini yüceltme, Sublimation). Tabi, Bedensel farklılıkardan en etkili olanı, Cinsellikle ilgil olanlardır. Kadınlar için de, erkekler için de.  Erkekler için, herkesin bildiği gibi, içinde yaşanılan topluluktaki, ortalama penis büyüklüğünün altında penisi olanlar (küçük penisliler), bundan dolayı, "aşağılık duygusu" yaşamaya yatkın kişilerdir. Normal cinsel hayatlarını da etkiler bu durum. Karşı cinsle, sağlıklı iletişim kuramazlar. Cinsel ilişkileri (copulations), "stress" altında olacağı için,tam doygunlukla sonuçlanmayacağı gibi, "stress"in şiddetine göre, cinsel ilişkiyi gerçekleştirememe durumu da ortaya çıkabilir. "ya yapamazsam" korkusu da yerleşebilir.

Dolayısıyla, benim Erkeklik organımın, Türkiye ortalamasına göre,ı, ereksiyon halinde "on santim kadar" küçük olması, Misyonun ihtiyaçları gereği, Misyon koyucunun işidir. İşi, seks konuları ile bağıntılı AŞK ve Sevgi toplumunu kuracak olan Talihli (erkeğin) (Yılmaz'ın) ŞEY'i küçük olsun. Böylece, Sublimation'a yönelsin.  200 yıl kadar önce bunu kararlaştırdıklarında, klasik yöntemlerle, bunu gerçekleştirebileceklerini biliyorlardı. Anasını, babasını küçük penisli kişiler soyundan gelenlerden seçeriz diyerek. (Bilgi: Babamınki de aşağı yukarı benimki kadardı. Son günlerinde, yatalak, çişini yaptırırken gördüm.) Ama, Bilimin gelişmesi ile buna da gerek kalmadı. Laboratuvar ürünü, yani tüp bebek olduğum, kesin. Çünkü mutlaka erkek olarak doğmam gerekiyordu. Cinsel organı oluşturan genleri değiştirmişler yani, Japon erkeklerinin cinsel organlarını oluşturan genlerle, işi garantiye almak için. Epey Japon pornosu'da seyrettim, bu son oniki yıl içinde, ortalama penis büyüklükleri, benimki kadar. (Bilgi: bu durum onları olumsuz etkilemez. Çünkü, genel ortalamaya uygun.)

Ama, bir konu daha var. Yönelinecek Sublimasyon alanları çeşitli. Bunlardan "politika" yı seçmeli. Peki Nasıl? "Aşağılık duygusuna" ek olarak bir de "suçluluk duygusu" ekleyelim. Bundan da kurtulmak için suçu topluma atsın, toplum düzenine atsın,  ve "BOZUK DÜZEN" i değiştirmeye yönelik Sublimasyon yapsın. Misyon koyucu'nun, Kişiliğime yerleştirdiği "kısmi Homoseksüalite"nin ikinci amacı bunun içindir.  7 yaşımda ayrıldım, Salihli'den, 2.nci sınıfı bitirince. Kardeşim Demir 5 yaşında iken. O, Silis'te başladı, ilkokula. Salihli'de de Silis'te de, evimiz, toplumdan soyut. Her iki yerde de, öteki Demiryolu personeli lojmanları birarada. Biz tek. Ve evde kız çocuk yok.  Salihli'de, taa en küçüklüğümden başlamıştı, Hulusi dedem(iz), "aç s.kini seveyim" demeye. Ergenlik öncesi çocukta da vardır cinsellik. (Bilgi: Çok sonra, Eşrefpaşa Çal evi'nde, Ben Orta okul 2.ci sınıfta iken, yaşım 12 iken, Kuzen Alev'in yaşı 3 iken, ve ben Alev'in "şeyini" emerken, şeyi ereksiyon oluyordu.) Dedemin bu davranışları, beni taklide yöneltti, evde. Ben de Demir'e aynı şeyi yapmaya başladım. Bebeklikten yeni çıkmışız zaten. Yani, her çok küçük çocuk gibi "emzik" işine alışığız. Kimseden öğrenmeden, buldum Demir'in şeyini emmeyi. Eregenliğe böyle girdim. Ve Demir'inkini "emme" işi Lise yıllarımda da devam etti, Üzerlik'te. Ve tabi bıraktım uygulamayı, "büyük bir suçluluk dugusuyla". 1964-65'de, 17-18 yaşlarımda, Ankara'da T.İ.P. üyesi iken Demir'e, "Bu bozuk düzen değişecek" diye mektup yazdığımı da hatırlıyorum. Politikleşmiştim yani. Uygulamayı bıraktım ama, uygun durumlar bulsaydım devam ederdim, "başkalarıyla" da. Ve süreç devam ettikçe de, sadece "şey" emmekle kalmayıp, Homoseksüalite'nin öteki aşamalarına da geçerdim.  Benim yaşım ilerledikçe, ilişkide olduğum kişilerin de yaşı ilerliyeceğinden, sonunda kendi cinsi yerine, sadece, veya öncelikle, karşı cinse ilgi duyan, erişkin bir homoseksüel (veya biseksüel) olurdum. Misyon koyucu, bu konuda, bana engel koydu. Uygun ortam vermedi, hiç. Dolayısıyla, benim homoseksüel eğilimim, bıraktığım yerde kaldı. Ama Libidomun vazgeçilmez bir negatif parçası olarak. Tabi, "libidom" var olduğu sürece. Sözgelişi, Amputasyon sonrası, 5 yıl kadar ki Sıfır libido döneminde, Pozitifi de negatifi de, hepsi de sıfırdı. Geri gelince libido, gene negatifiyle, pozitifiyle birlikte geldi. Eğer, Homoseksüalite başlangıcı için "süje" kardeşim olmasaydı, sözgelişi köyden arkadaşlarla olsaydı, suçluluk olmazdı. Amaç da gerçekleşmemiş olurdu. Kardeşim , en yakınımda olduğu için oluştu suçluluk duygusu. O süreç içinde, kısa dönem ALEV'de var. Aynı uygulama. (imkan bulduğum için) geçici olarak, dedemlerin yanına bırakmışlardı. Ama, Alev'e yönelik bir suçluluk duygusu yaşamadım. O da akrabam, ama biraz "uzakta". 3 yaşındaydı. Hatırlar mı bilmem, diyemiyeceğim. Konu seks. Hatırlatıcı izleri kalmıştır. Dahası, hem Demir'de, hem Alev'de Homoseksüalite varsa, ki olmaması kaçınılmaz, müsebbipi yılmaz, kaçın yılmaz. Bir de İstanbul'da, yüzlerce kez gittiğim Randevüevleri döneminde, 20'li yaşlarımda, özellikle aramıştım, "homo". Yeşilçam sokağında da bulmuştum, otellerin birinde, uygun bir genç  homo. Arzulu uygulama, kaldığım yerdeki gibi. Ama, işin gereği, sonunda ona "anal" uygulamak da var. No problem. Zaten, o haz da var, randevü evi kadınlarından. O kişiyi bulamadım, bir daha. Başka bir iki tane daha. Aynı haz yok. Aramadım başka. O bir iki taneden biri de özellikle bana anal seks uygulamak istemişti. Kabul etmemiştim. Çok kızmıştı. "Hep böyle yapıyorsunuz" diye. (Emip bırakmak konusu). Şimdi şunu da belirtmeliyim. Türk, ayırır. Aktif-Pasif homoseksüel, diye. Aslında. Ayrım anlamsızdır. Homoseksüalite. Ayrıca şunu da belirteyim. Ne kadar yakışıklı olursa olsun, Normal Erişkin bir erkeğe yönelik libidom olmadı hiç. Yok yani. Cinsel organını görsem dahi. "Şarta bağlı" bendeki kısmi homoseksüalite.

Tabi, Misyon koyucunun, bana "homoseksüalite" de koymasının birinci, yani asıl sebebi, Aşk toplumunu kuracak kişinin, homoseksüalite işlerini de, bizzat yaşayarak, en doğru biçimde bilmesi, o konuda hata yapmaması için.  Canlı, uzun evrim sürecinde, erkek ve dişi diye kendisine iki cinse ayırırken, Libido'nun her halükarda sadece karşı cinse yönelik olmasını sağlayamamış. Karşı cinse yönelik libido oluşmadan, şu veya bu sebeple Kendi cinsine yönelebiliyor Libido. Homoseksüalite, insanlarda, uygarlığın başlamasıyla ortaya çıktı. Karşı cinse ulaşılamadığı, ve bu arada, mevcut homoseksüel kişilerin yönlendirmesiyle. Bulaşıcıdır yani, homoseksüalite. İnsan doğasına aykırı. Peki, tamamen doğal olarak homoseksüel kişi de olabilir mi. Hem erkeklik organı, hem kadınlık organı olan kişiler bile, son derece az oranda olsa bile, var olduğuna göre, o da mümkün. Ama Doğanın "şaşırması" olarak kabul etmek zorundayız.

Yeni Dünya'ya taşımayacağız homoseksüaliteyi. Orda herkes, doğumdan "normal seks ilişkiler" ortamında başlayacağı için hayata, "homoseksüalite koşulları hiç olmayacak. GÖÇ, 25 yıl. Süre uzun. Göç kafilelerini, en uygunlardan başlayarak hazırlayacağız. Eski Dünya'da da, Anti-homoseksüel bir politika uygulayacağız. Homoseksüalite yasak. Homoseksüel ilişki hayal ederek, Masturbasyon yapmak serbest (Benim yaptığım gibi, çaresizlikten.) Eski Dünyadakileri de göç sırası gelene kadar, yeni Dünya koşullarına, elden geldiğince hazırlamaya çalışacağız. Örneğin, Evlenmemişler kalmasın. Geç yaşta evlensinler. Ve iki çocuk yapsınlar. Önce oğlan sonra kız. Kendileri beceremiyorsa eş bulmayı, devlet bulsun. Ve tabi, tüm evlilikler, devlet onayı ile. Fahişelik, Genelevler de yok tabi. Eski Dünya'da Aile, "negatif unsurlardan arındırılmış" Klasik Türk Ailesi olacak. Eve para getiren, Aile Reisi Karı'nın kocası, çocukların Babası. Yeni Dünya'da para yok tabi. 4'lü aile. Karı-koca, birlikte eğitim, birlikte askerlik, birlikte meslek...

Global Çete'nin Hadım Yılmaz'dan beklediği, Dünya Sosyalist ve Ateist ve hatta anti-homoseksüel  Devleti'ni kurması. Bu amaçla özellikle yaygınlaştırıp yoğunlaştırdı, son zamanlarda, kapitalizmi, dinciliği, homoseksüaliteyi. "Akla ziyan" dyorlar ya, işte onun gibi erkek-erkeğe resmi nikah, kadın-kadına resmi nikah, gayet normalmiş gibi takdim edildi insanlara. 3 gün son sonra, Kuzen Fatma'yı karım olarak buluşumun 2000.ci günü. 1 Ağustos 2012. Bu son 12 yılın ilk yıllarının birinde, galiba 2002'de, ama 1 Ağustosta kabul etti  Almanya, "Yasal" homseksüel resmi nikahı. (Fatoşcuğum, bana pasaportunu göstermiştin, bak "DEUTSCH" yazıyor diye. Sen de Alman sayılırsın, aslın Türk olsa da). Ve ne yaptılar. Bir homoseksüel erkeği, Westervelle'yi, özellikle Dışişleri bakanı yaptılar, bununla da yetinmeyip, yasaya uygun, bir homoseksüel erkekle resmi nikahla evlendirdiler. Bundan daha güzel reklamı olur mu homoseksüalitenin Dünya'ya. Westervelle ne biliyor. Hadım Yılmaz Dünya Devleti'ni kuracak. Dinleri yasaklayacak, homoseksüalite'yi yasaklayacak. Sert uygulamalar yapacak. Sonra Askeri darbe ile essahtan öldürülerek tasfiye edilecek. Yapmış olduğu uygulamalar yumuşatılarak, "Sosyalist dünya Devleti" olarak yola devam edilecek.  Dinleri yasaklamıyacağım. Kendime özgü "Laik" uygulama ile başlayacağım. Homoseksüalite'yi yasaklayacağım ama, sert  uygulama yok. "Yardımcı uygulama" ile. Bu konulardaki tutumumun değişmeyeceği, START öncesi, iyice anlaşılınca, Global Çete mecburen "yol haritasını" revize edecek, sanki hiç revize etmemiş gibi görünerek.

Fatoşcuğum, o 1 Ağustos günü, yani Almanya'da Homoseksüel nikah'ın yasallaştığı gün, Vapur gezintisi için Pasaport'ta vapurdan inince, Hava da bir anormallik yoktu. Ben konağa yaklaşırken yağmur başladı. Saat kulesi alanına gelince de "TUFAN" a dönüştü. Son derece şiddetli fırtına Güney'den. Saat kulesine varmamıştım henüz . Kendimi, hemen solumdaki İZSU Sütununun arkasına zor attım. Önümde genç karı-koca onlarında önünde çocuk arabası, içinde bebekleri. Fırtınanın şiddetinden 5-6 adım arkamda solda, bazı insanların sığındığ İZSU girişine ulaşmam mümkün değil. Şiddetli yağış. Fındık büyüklüğünde dolu yağışı. Büyük çatırtı sesleri. Önümdeki kadın ağlıyor. Arkadan ben de abanmışım onların üzerine. Benim bile hatırıma geldi. "galiba öleceğiz" diye. 5-6 dakika sürdü. Sonra sakinleşti hava. Ve Karşıyaka'ya geldiğimde, orda herhangi bir şey olmadığını farkettim. Kemeraltı'nda 2 ölü. Biriken suda elektrik çarpmasından, ve galiba asma tahta yıkılmasından. Ertesi gün, Hürriyet gazetesi, "İzmir, böyle TUFAN yaşamadı" diye yazdı. Hem zamanlama, hem mekan olarak baktığımda, Misyon koyucunun, ben saat kulesine yaklaşırken, saat kulesi merkezli bu tufanı, yeni meteoroloji imkanlarıyla yaptığı kanaatine vardım, çünkü o gün, Almanya'da o yasa kabul edilmişti. Almanya'da onu yaparken, İzmir'de de bunu yapmıştı. Misyon koyucu'nun mesajı açıktı. Homoseksüalite "Nein!..."

İşte böyle Fatoşcuğum, 17 yaşımda politikleş(tiril)dim, 40 yaşımda Misyon'la tanış(tırıl)dım, şimdi 64 yaşımdayım. Yaşadığım hayat benim. Tutku, benim. En güzel toplum düzeni, tüm insanlara, bundan sonrası için.    Ama, seninle beraber, "Yılmazlar" la beraber, "Hep beraber".

Pansiyon 19'da, Mari öyle güzel "Oral seks" yapıyordu ki kaç defa gittiysem ona, Vajinal seks kısmet olmadı. Hep ağıza orgazm. (BJ, Blow Job).  Hotel Kamer'deki Şule'nin memeleri. Hotel Varol'daki Hülya'ya, "Seni Seviyorum Hülya" demiştim aynen, ve gerçekti. Filizlenen Cinsel Sevgi, yani aşk ama filizlenirken bile belli "umutsuz durum".

(Aleko, acute. Aliki cronic.)(SAVE a few for "him", so he can SAVE the rest.)

as long as the libido exists

severek, sevişerek uzanalım, o meçhul ebede

*******************

(31 temmuz 2012   :) AMPUTASYON'un 26.cı Yıldönümü (1986-2012)

"Kutlu", "mutlu", ve "armutlu" olsun. Tuvalete gitmeden önce, saat 16.30 sıralarında erken gelen akşam yemeğinde, küçük armutlar vardı. Sadece onlardan yedim biraz.    Sınıf arkadaşım ZAFER DOĞU,( ben 1145, o 1138), Hv.H.O. 2.nci (ve son sınıfta) iken, İstanbul'da, beni YALOVA'daki "MİT dinlenme kampına" götürmüştü, günübirlik, bir pazar günü olsa gerek. 1967 veya 1968 yılı içinde. Sadece ikimiz gitmiştik. O sırada, babası MİT müsteşarı, Tümgeneral Fuat Doğu. 38 yaşımda amputasyon. Zafer'in Harbiye numarasına uygun. (Benim subay sicil numarama da uygun, 138). zAFer, af-ER. Yalova, o zaman İstanbul iline dahildi. Şimdi il. Numarası 77. (seven-seven,yedi-yedi). Yalova-"LOVe".    Zafer benim, "politik olmayan" Nejat Şansal (1146, sıra arkadaşım) grubu içindeydi. Hv.H.O., İzmir'de iken, (yani biz 1.ci sınıfta iken), bizim 384 sokaktaki evimizde de, bu grup arkadaşlarla toplanır konken oynardık. Zafer, oyuna katılmaz seyrederdi. O eve, Nejat'ın Babası, ve annesi de geldi. Babası, Akif amca, Emekli (27 Mayıs 1960'da, resen) Hv.Plilot Albay, annesi Ayhan teyze. Ben tam hatırlamıyorum, annem söylerdi, Zafer'in annesi de geldi diye. Bir deşöyle hatırlıyorum, Fuat Doğu'nun ikinci eşiydi. Yani Zafer'in üvey annesi, eğer yanlış hatırlamıyorsam. Özetle, 1965-66 yılında, MİT müsteşarının eşinin, bizim evi ziyareti, her bakımdan önemli bir işaret. Ben Zafer'lerin evine gitmedim hiç. Ama Nejat'ların, Ankara'daki evine gitmiştim.  384 sokaktaki evimizde, "Devrimci" arkadaşlarla da toplanırdık. Hasan Özgen grubu.   "Açıklığa kavuşması gerekli Bazı Konular, 1982" adlı, kitabım, talip psikolojisi ile yazılmış olduğundan, görünüşte, o "devrimci" arkadaşları "harcayan", ama aslında "harcamayan" bir "niyet" ifade ediyordu. O kitabımı, Nejat'a da götürüp vermiştim. Kara Harp Okulunda, İstihbarat öğretmeniydi, o sırada.

Milli İstihbarat Teşkilatı'ndaki "Bilgi", 1965 yılnda "seçilmiş" olduğum biçimindedir. Lise'den sonra, 1964-65 öğretim yılı için, Orta doğu Teknik Üniversitesi, Hazırlık Okuluna, Ankara'da başladığım yıllar içinde.  Milli Emniyet Teşkilatı MAH'ın, devamı olan, MİT bu adını, yeni bir kanunla, 1965 yılında aldı. Başka bir deyişle, MİT'in kuruluş amacı, asıl amacı (tabi ki gizli), Dünya Sosyalist ve Ateist Devletini kuracak kişiyi seçmek, ve seçtikten sonra zaman gelene kadar onu yönlendirmek, Türkiye'deki yaşanacak olayları, onun işine göre geliştirmekti. Tempo Kronolojisi, 6 Temmuz 1965 diyor, MİT kanununun kabul ediliş tarihi olarak. (benim hatırımda da, bir yerlerden, 31 Temmuz 1965 diye var. Doğrumu yanlışmı şimdi bilmiyorum. Doğru olabilir. Meclis'te kanun kabul edilince, hemen yürürlüğe girmiyor, bir süreç sonunda giriyor. 31 temmuz'da yürürlüğe girmiş olabilir. Eğer öyleyse, buda tabi, Amputasyon tarihi 31 Temmuz 1986 için.   Az önce Tempo Kronolojisine bakarken gördüm. Alt alta iki olay var: 23 Haziran 1965, 634 sayılı KAT mülkiyeti kanununun kabulü, 6 Temmuz 1965, 644 sayılı MİT kanununu kabulü. İşin ilginç yanı, Kat mülkiyeti Kanunu kabul edilirken, ben, gözlemci olarak Meclisteydim. Tek başıma gitmiştim, gözlem için. Tabi, tesadüf değil. Stella marifetiyle yönlendirilme sonucu, ama benim eylemim. İngilzce CUT (KAT diye söylenir), KES anlamındadır. İki kanun arasında fark 10, ve MİT kanununda 44 var, önünde de 6 (ALTI/SİX).

Tarih'te bugün'den, gazetelerden, iki seçim yapıyorum: 1) 1932 KERİMAN HALİS, Belçika'da Dünya Güzellik Kraliçesi seçildi. Atatürk, ona ECE soyadını verdi. (vurgu: "DÜNYA",kER-İMan, hal İSKERİM an, silah-ilah-lah, h AL is keri  MAN, kraliçe, ece)  2) TÜRK-İŞ Konfederasyonu kuruldu (Vurgu:Turkish,UR-İŞ).   Ama, aklımda bir olay var, yakın geçmişte, bu son 12 yıl içinde, ama tarihini hatırlıyamıyorum. İskenderiye Patriği PETRUS'u taşıyan Helikopter, AYNOROZ Adasına inmek üzere yaklaşırken, Ege Denizine düştü. İçindekiler öldü. (heliKOPT-ER).  Bir de şunu yazayım: Amputasyon'dan (herhalde birkaç gün) sonra, ben hastanede iken, Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in "Yaver"ini taşıyan, Helikopter düşmüş, içindekiler ölmüştü. Kenan Evren toplum önünde ağlamıştı. (O sırada kendimi essahtan tanrı sanıyordum. HELİKOPTER kelimesini yorumlayıp, benim Amputasyon bağıntılı, "tanrısal" bir iş olarak yorumlamıştım. Yani, Evren aslında benim için ağlamıştı, farkında olmadan). Tabi Misyon koyucunun işiymiş.        (1 Ağustos 2012'de İLAVE  :) İnternet'ten haberlerde de duydum iki gündür. Bugünkü Hürriyet'te de yazılı. Hindistan'da elektrik kesintisi. İki gün. Pazartesi 370 milyon kişi elektriksiz, Salı yani dün (31 Temmuz, Yılmaz'ın Erkeklik organı Kesiliş yıldönümünde) 670 milyon kişi elektriksiz. Toplam nüfus 1 milyar 200 milyon. hİNDİsTAN.)            (2 Ağustos 2012'de İLAVE   :) Bugünkü akşam gazetesinde bir haber: Sibel Can, önceki gün 42 yaşına basmış. 31 Temmuz demiyor ama, önceki gün kelimeleri yanlış kullanılmadıysa, bu 31 Temmuz demek. Vefat etmiş annesinin Doğum günü de aynıymış. (Yani 31 Temmuz). şimdi, babamın vefat ettiği yaştayım yani 42 yaşımdayım, demiş Sibel Can.   Çanakkale Cezaevi'nde, 2 kez yumruklandım. İlki, ilk konduğum, büyük ("100" kişilik kadar) "siyasi" koğuşta. Soyadı Gül. Basit taciz yüzünden. Ne yapmıştı, başkasınınkiyle karıştırıp, yanlış yazmayayım diye yazmıyorum şimdi. Sonra beni bir iki koğuş daha gezdirip, sonunda Adi suçlular büyük koğuşuna (o da "100" kişilik kadar) verdiler.  Orada bir gün, bir grup 6-7 kişi beni pencere kenarında, adeta sıkıştırmış köşeye, biri de alenen kıçıma parmak atmıştı, olayı iyice farkettirecek biçimde. İşin ilginci, bitişikteki iki katlı Ranzanın üstünde ayakta, dikelmiş bir Or.... Ço.... da, aşağıya "bize" bakarak, aynen 3 kelime HA HA HA diye bağırmıştı. Teşvik edici ses tonuyla. O da farkettirecek bir biçimde.  Orda da bir "yumrumlaşma" olmuş, tabi dayağı ben yemiştim, parmak atan kişden, soyadı CAN. Bu olaydan hemen sonra, beni o koğuştan da aldılar. Revir'e koydular, Aralık 1985'de. Misyon bilincim yok. "Talip Psikolojisi" içinde, MİT' tam güven içinde olduğum zamanlar. Ama bu iki özel kişinin hiç olmazsa soyadlarını hatırda tutmak amacıyla, TRT spikeri GÜLenbiCAN'a bağlamıştım soyadlarını.  Tabi Revirde 18 Mart 1986'dan itibaren, Bilinç değişikliği, doğumdan seçilmişlik, Misyon koyucu tarafından. Ne zaman gördüm Revirde şimdi hatırlamıyorum ama, 1986 ilk yarı içinde olduğu kesin. Masanın üzerine bir gazete koymuşlardı. Yarı-porno tipi gazetelerden. Ve bir resim. Büyük yazı, "KAY KAY SİBEL" yazıyordu, Kayak yapan kız.  Adı Sibel Can. Parmak atanla aynı soyad olsuğu için, hatırımda kaldı hep. Belki de o sırada, MİT'in bana mesajı olarak da yorumlamış olabilirim. "Parmak attırdık, yılmaz, ama can verecek. Zaman gelince canını alacaksın, karşılık olarak" diye. O Sibel, bu Sibel mi. Evet. O pozisyon'dan aldı MİT, bu pozisyona getirdi. Misyon koyucunun, MİT marifetiyle işi, benimle ilgili. Ama Misyon koyucu daha önce ne hazırlamış, hem annesinin, hem kendisinin doğum günaylarını Amputasyon günayına koymuş. Demek ki, Ben Revir'de, Tuvalette erkeklik organımı kestiğim gün 31 Temmuz 1986'da, Sibel Can 16 yaşına girmiş.  (Herşeye rağmen 31 Temmuz değilse, doğum günü, GÜN artı bir/eksi bir olarak aynı işi görür.)

*******************

(1 Ağustos 2012   :) FATOŞ'u "KARIM" olarak buluşumun 2000.ci günü

(sonG: Congragulations and Celebrations.......)

Teyze kızı Fatma Kaftancı. Küçük dişi kuzen. Hulusi dedemiz ve Fatma anneannemizin 9 torunundan en büyüğü Ben (erkek) en küçüğü o (dişi). Adını ve gözlerinin rengini anneannemizden almış ("blau"). Karıcığım,  AŞK yasak, SEX serbest   ona göre, unutma.    (rost-frei,sex-frei) (paralı sex-parasız aşk)     Bugün bosTANLI günü, ve de kafTANCI günü.  Asım ne der bu işe Yılmaz?  "Yılmaz abi, sen bilirsin." der. Alev ne der? "Al-evlen" der. Ayşe ne der? "Keşke kraliçe ben olsaydım" der. Fatma ne der, diye sormuyorum, Yılmazcığım. Seninki "boş", Fatoşunki "hoş". Merci & Danke.

ALASKA'nın, yıl olarak 1867'de satılışı, Yılmaz için çok önemli. FATMA'nın 2000.ci günü de Yılmaz için çok önemli. Dolayısıyla, Misyon koyucu, 1867'nin Gün-Ay'ını, 1 Ağustos 2012'den almış. ("Teyze kızı Fatma, Uçağını satma,...")

Fatoşcuğum, 1000.ci gün ECEVİT'in vefatının 3. yıldönümüne denk ge(tiri)lmişti. (with-ECE mesajıyla). 2000.ci gün de, Suudi Arabistan kralı FA-HD'ın vefatının 7.ci yıldönümüne denk ge(tiri)lmiş. (Yedi/SEVEN/ZieBEN). 

(Bugün, 1 Ağustos 2012, İLAVE   :) Akşam, alt yazıda okudum. TRThaber.com'dan baktım. Bugün akşama doğru olmuş anlaşılan. Atatürk'ün Manevi Kızı ÜLKÜ ADATEPE trafik kazasında ölmüş. Otomobili Bariyerlere çarpmış, Sakarya-Akyazı-Kuzuluk mevkiinde. 1932 doğumlu. 2012-1932= SEKS-EN.  Sürücü Adnan Selçuk ve Emin Öke Adatepe, yaralılar ve hastanedeler.    Fatoşcuğum, annenin (teyzemin) KUZULUK'ta bir işi olmuştu. Unuttum ayrıntıları. Bize de teklif etmişti. KUZULUK anahtarlığı, uzun süre çekmecemizde durmuştu. Bugün içinmiş. Galiba "Devre-mülk" konusundaydı. Bize teklf derken, annemle bana, ama aslında, bana yönelik yapmıştı teyzem teklifi. Tabi, ben de olumsuz cevap vermiştim. Kuzu-Kızı bağıntısı var Fatoşcuğum. Kuvvetli işaret. Tabi, o sırada, bilmiyordu annen de, senin aslında benim karım olduğunu.("olacağını" de, Yılmaz!) (şarkı: OLUR görürsem söylerim...) Yılmazcığım, Huriser teyzen ne der bu işlere?  "OH" der.... (SAKARYA,KARYASA,YAKARSA,YARA. SA,SAYARAK) severek...  SAKARYA 54, aynı harflerle AKSARAY yeni eklenenlerden ilki ZONGULDAK 67, ardından 68. Babam, soranlara ADAPAZARLI'yım derdi, Bulgaristanlıyım demezdi. ADApazarı, ADAtepe ülkü. 6 yaşına kadar,Atatürk'ün vefatına kadar, Atatürk'ün yanındaymış.... (Türkü:KUZUya verin tuzu, kuzu tuzu neylesin, Bekara verin KIZI). ALFAtma'yı Yılmaz! (ALFAbe önünde "Atatürk ve Ülkü" fotoğrafı onun içinmiş, FAtoşcuğum.)       (2 Ağustos 2012 İLAVE   :) Evet, gazete saat 18.00 sıraları diyor, dünkü, ülkü ADAtepe olayı için. Ve bir haber daha: Dün  62 yaşındaki SUAVİ'nin eşi gönül saYGan'dan bir çocuğu olmuş. Adını suADA koymuşlar. (ADAtepe ile bağıntılı yapmış, misyon koyucu). Önceki eşinden de 3 çocuğu daha varmış, Suavi'nin.

2 Ağustos - 25 Eylül 2012 Takvimi:

(6 A.1945 Hiroşima Atom), (9 A.1945 Nagazaki Atom), (17 A.1995/1999 Babamın vefatı/Gölcük Depremi), (19/20/21 A.2012 Ramazan Bayramı), (26 A.1071 Malazgirt), (30 A.2012 TSK günü), (31 A.1968/20.. Subay oldum/DIANA "trafik". Kocasının aşkını kabullendi sonunda, ama saklanarak DAYANAbilirim diyerek), (1 E.1976/1956 Barış/Alev doğumgünleri), (3 E.2004 Kuzey Osetya, İlkokul eylemi, Çeçen.), (9 E.1922 İzmir'in "kurtuluşu"), (11 E.2001 "süper" terör), (12 E.1980 "Ordu" yönetime el koydu.), (23 E.2012 Güz/Bahar başlangıcı), (25 E.1947, Doğum günüm. 65 yaşıma gireceğim)....

*******************

(2 Ağustos 2012   :)        Bugün, spiralli kitaplarda, yer almayan, buraya kadarki yazdıklarımın çıktısını aldırdım. Birini spiralli ciltletip, DEMİR'lere postaladım, ötekileri mevcutlara eklettim. (Well done, Yılmaz!)...

*******************

(3 Ağustos 2012   :)       Bu sabah, ilk kez gördüm. Tabela. Ahmet Piriştina. Karşıyaka eski Tren istasyon geçiti yerine yapılan Park'ta. Baktım, vefat tarihi var mı diye. Var, 15 Haziran 2004, "Kalp" krizi, yazıyor.   O gün öğleden sonraki "vapurlu gezinti" sırasında, Konak İskele'ye yaklaşırken, Valilik önünde, Ege Ordu Komutanının "forsu" açık, aracını görmüştüm. Valiliği ziyaret ettiği anlaşılmıştı.  Ama sonra iki haber daha duydum. Aynı tarihte, ve benim Konak'ta olduğum saatlerde, 1) İzmir Büyükşehir BELEDİYE Başkanı Ahmet Piriştina vefat etmişti.  2) İran'da Deprem olmuştu. Depremin merkezi BELEDE köyünde, 10 kadar kişi ölmüştü. (Zikirde fayda var,  yaklaşık aynı saatlerde olan bu dört olay, birbiriyle bağıntılı, misyon koyucunun işi, benimle ilgili, "iş"le ilgili.)  Mısır'a ait bir şarkı var (Arapça tabi), "BELEDİYE BELEDİYE..." sözleriyle. Türkiye'ye ait bir de türkü var, "VER HEDİYE..." sözleriyle. "BELhEDİYE" yorumu/mesajı, 28 Nisan/4 Mayıs 1986 arasında. Ayla'yı karım olarak "bulduktan" sonra, iki de "evladımın" olduğunu öğrenirken. Sperm'e "bel" denir, türkçe'de. "E peki nasıl çocuk sahibi oldum" sorusu."BEL EN KOLAY yılmaz, unuttunmu, Rus Pilot BELENKO, en gelişmiş bir MİG uçağıyla, Japonya'ya iltica etmişti, ama Amerikalılar, uçağı incelemek için söküp, kendi ülkelerine götürmüşlerdi,ne kadar üzülmüştün."  Arnavut kökenliydi, Ahmet Piriştina. Kendisini, yakından bir kez görmüştüm. Bu 4.cü dalga ezme, ilk yıllar. Karşıyaka İstasyon Çay Bahçesi'nde otururken, Rayların öte yakasına tam karşıma çıkmıştı, Karşıyaka Belediye Başkanı Şebnem Tabak'la. Öldüğü tarih de "seçilmiş" bir tarih. Sevgili Attila İlhan'ın doğum yıldönümü. Attila İlhan (15 Haziran 1925-11 Ekim 2005) "Ben sana Mecburum", "Kimi sevsem Sensin", "Ben ne kadınlar sevdim zaten yoktular". Menemen doğumlu, ama İzmirli.  Şimdi kendi adındaki, eski 1744 Sokak başındaki 2 Numara'lı "KALYON" apartmanında yaşamış. (..44/misYON). Ben onu, sadece, TRT-2 deki, "Zaman içinde bir yolculuk" adlı programlarından tanıdım. Annemle izlerdik, her hafta, "vaktinde". "Yandan Şapkalı" derdi annem.  Benim, Misyon koyucu kişileri "teşhis etme" imkanım yok. Bildiğim üst düzey MİT kimliği taşırlar, Türkiyedekiler, doğrudan benimle ilgili işleri yürütenler, ve ülkenin işlerini, misyona uygun yürütenler. Ama, Attila İlhan, bir işaret verdi bana, sağlam. Misyon koyucu kişilerden olduğuna dair. Tüm programlarında, "tam" bir Atatürk'çüydü, esas olarak. Ve, ona hep "Gazi" derdi. Ama bir programında, bir olay anlattı. Atatürk ve arkadaşları, Çankaya köşkünde. Salona dans için kadın giriyor, kolunda Morfinman olduğuna dair iğne izleri var. Dans, oyun, eğlence, Kadın. Çankaya köşkü. O programı uymadı, öteki programlara. Anlatmamalıydı o olayı. Anlattı, ben anlayayım diye. "Gazi, Gazi demem aslında Maske" demek istemişti.

(Not: Kitaplara dünkü eklerin yazıları çok küçük punto ile olduğundan, bugün tekrarladım olayı. Eklerin puntoları, eklenenlerinkiyle aynı oldu. Tabi, Demir'lere de gönderdim gene. Parantez içindeki bu not yazısı hariç, bugünkü yazı da yer aldı, spiralli kitaplarda.)

*******************

(5 Ağustos 2012   :)     Dün,04/08/12 (dört + dört + dört vurgusyla) Film yönetmeni Metin Erksan, 83 yaşında vefat etmiş. 1929 Çanakkale doğumlu. (Çanakkale, amputasyon- ERK: power/ERKEKLİK). suSUZ Y...AZ/ YILanlarIN ÖCÜ.  Bu filmleri gösteriyor diye, CEM sineması'nın taşlanması sözkonusu olmuştu, ben de katılacaktım. Nasıl sonuçlandı hatırlamıyorum şimdi. Denizli. 1963-64 öğretim yılı. Lise Son öğrencisiyken ben. Galiba, o sırada sadece o sinema vardı, Denizli'de. Sahibinin oğlu da sınıf arkadaşım. CİHAN CEM. (Cihan:Dünya/CEM toplamak). Süblimasyon ihtiyacımdan, suçu topluma atabilmek için, "politikleşmek" ihtiyacım vardı. O yıl başladı. Lise son'da. Vesile, Fizik ve Sosyoloji öğretmenimiz NAİD DİNÇER. Derslerde, politika yapardı. Yunanistan'ın MEGALİ İDEASI, vesaire. ondan dolayı AYDINLAR OCAĞI'na gitmeye başlamıştım. Ve "TANRITÜRKükorusun" rozeti takmıştım yakama. Naid Dinçer'in BURNU eğriydi, galiba sola yatık, belirgin biçimde (UR mesajı, gelecek için) Karısı müzik öğretmenimizdi. Ruh hastanesinde tedavi olduğunu öğrenmiştim, arkadaşlardan. (hem musiki, hem delilik mesajı). Söylediği iki kelime aynen hatırımda. "ruhlar kabardı". Yıllar sonra, sheepSKİn AFghan coat ihtiyacı için, (1970'li yıllar) istanbul'da, zeytinBURNU'nda, Türkistanlıları bulmuştuk. orda da amanALLAHTÜRKkan. benzer mesajlar.  Aydınlar ocağı, Türkçülük, Bozukdüzen'i vurgulamıyordu. Amacıma uygun değildi. Amacıma uygun olanı, gazetelerde buldum. Çetin Altan'ın "TAŞ" yazılarında, gene Lise sonda iken. Artık, "sosyalist" tim. Rozeti değiştirdim... Kırmızıgül taktım. Üstelik, aynı yıl, Kuranın Türkçesini de okuduktan sonra Ateist de omuştum. Sonra, 1964-65 ODTÜ Hazırlık Okulu/TİP üyeliği. 65 seçimleri. TİP 15 milletvekili çıkardı. Çetin Altan, Kızılay'daki TİP Genel merkezinde, Radyo'nun başında, kendi yaptığı seçim konuşmasını dinlerken ben de oradaydım. "Ben halkıma yalan söyleyemem" demişti. TİP genel başkanı Mehmet Ali Aybar, TANDOĞAN meydanı mitinginde, "Maya tuttu" demişti. Kalabalık içinden "konuşmacıları" kürsüye götüren korumalar arasında ben de vardım. Lise'den sonra, Naid Dinçer'i bir defa gördüm. Ben yalnız, o yalnız. İstanbul Taksim'de. bURun la ilgili TAK-Sİ.İ mesajı gelecekte yorumlanmak üzere. 1965 seçimlerine milletvekili adayı olarak katıldığını, ama kazanamadığını bilyoırdum, basından. Dolayısıyla, görünce onu, aynen, "tebrik ederiz" dedim, nedense (tabi aklımda, mücadelesine devam ettiği için,başarısız da olsa). Haklı olarak "neyi" diye sordu.      Cihan Cem. Lise arkadaşım. Cihan Türsen, 1988 sonlarında, Eşrefpaşa'dan, Gümüşpala'ya (Karşıyaka'ya) transfer edildiğimde  Karşıyaka Belediye Başkanıydı. Dünya'yı SEN TÜRkleştireceksin mesajı. 1987 Sonbaharında İstanbuldan İzmir'e (Eşrefpaşa'ya) transfer. ilk Vali Nevzat Ayaz. (Cezayı Nevzat'a Yaz, yILMaz). Belediye Başkanı bUR-HAN(i) öz FATurA (Ama, Honey Fatma Fatoş mesajı da varmış. ÖZ.al/öz). Metin Erksan ölmüş. Sevenlerinin "başı sağ olsun".... (Naid Dinçer'de, Din var değil mi. Evrensel Din, Mezhepsiz, Tarikatsız. Yeni Dünya'yı kurabilmek için. Ama, "ben halkıma yalan söyleyemem" ki. GOD is I, The biggest Lie, Why.)

Saat 20.45 de CNN international'i açtım: Breaking news. Wisconsin, Oak Creek (near Milwaukeee). Sikh temple. Shooting. One gunman was shot and killed by Police. One in hospital. (later, was told three, all in critical condition). Happened at 10.30 local time, "two hours ago" (which is 18.30 Turkish time). Police cordoned the temple.  Around 100 people inside the temple are hostage. How many gunmen inside, unknown. Around 20 people inside are thought to be wounded. The Sikh community (congragation) are around 400 people, in the vicinity. "Peaceful" community. Saat 21.45'de kapattım. Durumda değişiklik olmadı. Bu sabahki yazdıklarımın ardından, yazdıklarıma en azından şu bakımdan uydu. Türkçe yazılış Sih. Söylenişi de aynı. İngilizce yazılışı Sikh. Söylenişi, siklet'teki ilk hece gibi.

*******************

(6 Ağustos 2012   :)       At  8.00 sharp, I turned on CNN international, with CURIOSITY of what happened in the Sikh Temple, but expectedly there was the happenning of the landing of CURIOSITY on Mars. It happened on 01.17 local time (08.17 Turkish time). I waited for the confirmation time of 01.31 and afterwards, seeing the first image of Mars, which CURIOSITY sent to us, I turned it off. By the way, in the meantime, I also learned that, the shooter of the SİKH temple proved to be "one person" (white man, age around 40) who had been killed in front of the temple by the police. He killed 6 people in the temple. 3 wounded. (Why did he do it? Apparently for the differenece of pronunciation of the word Sikh, in Turkish and in English.  PROOF: six sikhs.) And Today the 67th anniversary of the Atomic Bomb to Hiroshima, by the "Americans".

Üç büyük savaşla, Dünya Sosyalist devleti projesi, Global Çete'nin öteden beri "savaşlarla" egemenliğini sürdürme politikasının devamı niteliğinde. Ama Merkez, daha sonra, "en güzel dünya"  misyonu'nu da bu projeye monte etti, üyelerden gizli olarak, onlara "yol haritası değişti" dedi sadece. Rusya, son savaşla, Amerika'yı (ve Dünya'yı) fethetmek, yerine, Türkler (onlardan birinin öncülüğünde) kitlesel terörle, Dünya'yı tepeden ele geçirerek, Dünya sosyalist Devletini kuracak...., dedi.   Merkez, bu yol haritası değişikliğini yaptığı gibi, "en güzel dünyayı" kurma yolunda, o iki büyük savaşın, boyutlarını da küçültebilirdi. Küçültmedi, çünkü, herşeyden önce, o "en güzel dünyayı" kurabilmek için, seçilen kişinin, Tanrı" olduğunu ispatlayabilmek için, extra, büyük kıyımlar yapmak gerekiyordu, bu kez "Tanrı işi" olarak sunulmak üzere. Mesajı, kolay anlaşılır, yıkıcı büyük depremler başta olmak üzere. Kanaatimce, Global Çete'nin ilk atom Denemesi, 1900'lü yılların en başında, Sibirya'da yapıldı. "Göktaşı düştü" diye gizlendi. İnsanlar, Atom bombasının varlığından Hiroşima ile haberdar oldular. İkinci Dünya Savaşı, 1939-1945, 6 yıl. 50 milyon ölü. ABD, 2 yıl sonra girdi savaşa. Amerikan halkını  savaşa girmaye ikna edebilmek için, Japonya'nın Pearl Harbour "Baskını", 7 Aralık 1941.  Ve, Atom bombası kullanımını ABD halkına (ve Dünya'ya) kabul ettirebilmek için, Atom kullanmadan önceki aylarda, ABD yönetimi, 100.000 kadar Amerikalı'yı feda etti, Japon adalarını, tek tek fethetme "çabası" sırasında, özellikle Okinawa adasında. TRUMAN, önce Hiroşima'yı atomlattı (100.000 ölü bir anda, Kadın erkek, genç ihtiyar, "çoluk çocuk", öldüler.  Ve radyasyonlanıp sonradan ölenler...) 3 gün sonra, Nagazaki (70.000 ölü), Ve Japonya'ya ültimatom. "Teslim olmazsanız, üçüncüsü Tokyo'ya". "Çaresiz (!)" teslim oldu Japonya. Batı'da Atom Kullanılmadı. Doğu'da(Japonya'da) kullanıldı. Kitle imha silahı. Asıl amaç, Dünya Devleti'ni kuracak kişiye yol göstermek. Japonya'ya karşı kullanıldı, Devletten Devlete. Devletsizken kullanacak, Türk (TRUE MAN) kitle imha silahını (Asimetrik savaş diyorlar şimdi ona). Önce bir Amerikan kentinde patlatacak Atomu, 3 gün sonra ikincisi. Ve "bilinmeyen (!)" bir yer'den komuta ile, ABD'ye, "Teslim olmazsanız, üçüncüsü NEW YORK'a". "Çaresiz (!)" Teslim olacak ABD. Ve başta Japon Halkıolmak üzere (Dünya). "Yaptınız, size de yaptılar" diyecek. (Bir ölçüde, "oh" diyerek, kabullenecek, atomu.) Ardından, aynı şey, bir atomla Rusya'ya. "Yeter". İki büyük Nükleer devletin, Nükleer silahlarını ele geçirdikten sonra, öteki nükleer devletler de "atomlamadan" teslim alınacak. Sonrası kolay....

Global Çete, Çin'de birkaç bin yıllık imparatorluk yönetimini, 1912'de Mançu Hanedanını Sun Yat Sen öncülüğünde iktidardan uzaklaştırarak, sonlandırdı. Birinci Dünya savaşıylada, Rusya'da Romanov, Avusturya'da Habsburg, Osmanlı'da da Osmanlı hanedanlarını iktidardan uzaklaştırdı. İkinci Dünya Savaşı sonunda, ABD eliyle Japonya'daki İmparatorluğu da sonlandırabilirdi. Sonlandırmadı, Dinsel niteliği olduğu için, Misyon açısından. Japonya teslim olana kadar, Japonlar için, imparator yarı-tanrıydı, gerçek anlamda. Güneş Tanrıçası soyundan geldiğine, yani onun torunu oldğuna inanılırdı, ve ona da ibadet edilirdi, itaatin yanısıra. Tıpkı, Hristiyanların İsa'yı Tanrı'nın oğlu da kabul ettikleri gibi. Kafaları biraz karışıktır. İsa, onlara göre, Tanrı'nın peygamberi asla değildir. Tanrı'nın kendisidir. İnsan kılığında yeryüzüne inmiştir. Ama Tanrı'nın oğlu da diyorlar, çelişkili olmasına rağmen. Ve İsa'ya ibadet edrler. Japon ulusal dini, Şintoizm'de irili ufaklı binlerce Tanrı Tanrıça vardır, ama en büyükleri AMATERASU'dur. Japon bayrağındaki Güneş, Güneş tanrıçasının simgesidir. Japon imparatoru HİRO HİTO, İşgalden önce, halkına, "bana ibadet etmeyin, ben de sizin gibi insanım. Ben de sizin gibi, kar maymunları soyundanım" dememiş olması, sahtekar olduğuna delildir. İşgal ardından, İşgal komutanı Amerikalı General Mac Arthur, kayıtsız şartsız, Japonya yönetimini, tepeden" devralınca, imparatorluk kurumuna dokunmamış ama, halkın imparatora (ve ölülere) ibadet etmesini yasaklamıştır. İmparatorun, tanrısal gücünün elinden alınmasına karşı çıkmammış olması, durumu kabullenmesi de, işgalciyle aslında işbirliği içinde olduğuna delildir. O şekliyle, devlet dini olan Şintoizm, işgalden sonra "tapınak dini" biçimine dönüşmüştür. Bilindiği gibi, Şintoizm, Budizm'in de etkisi altında kalmıştır. Bugünkü biçimiyle, 120 milyon Japonun dini, dinden çok bir kültür biçimine dönüşmüştür. Genelde toplumlarda, Kültür, dinin bir parçası iken, Japonyada Din, kültürün bir parçası haline dönüşmüştür.

Ötedenberi, global çete dinleri de bir egemenlik aracı olarak kullanageldi. Savaşların çoğunu din adına yapageldi. Ama, bilimin bu kadar gelişmiş olduğu (200 yıl kadar önceki koşullarda da) artık dini kullanmanın, dinleri ayakta tutmanın zorlukları belli olmuştu. Üç savaş projesini tasarlarlarken, ilk sosyalist devlet Rusya Ateist olsun, onun üçüncü aşamada Dünya'yı ele geçirmesiyle, dinler de sonlandırılmış olsun, dediler. Ama, Sonradan merkez, "en güzel dünyayı" tasarlayıp,bunu gizlice mevcut proje'ye monte edince durum değişti. Dinlerin fonksiyonlarının giderek azaltılması yerine, dinlerin elden geldiğince, zorlamalarla korunması ihtiyacı ortaya çıktı, Tanrı'yı bir kez daha ve son olarak, yeryüzüne insan kılığında indirmek ihtiyacından.  2 milyar hristiyan'ın İsa'nın tekrar yeryüzüne ineceğine inanmakta olması, 1 milyar Hindu'nun, Tanrılardan Vişnu'nun arasıra, iyilik yapmak için insan kılığında yeryüzüne indiğine inanması, benim işim açısından, işimi kolaylaştırıcı nitelikte. Hristiyanlar ve Hindular, hemen hemen Dünya nüfusunun yarısı kadar....

*******************

(8 Ağustos 2012   :)      ALASKA'nın satılışının 100.cü yıldönümünde, Hv.H.O.'nu İzmir'den İsrtanbul'a taşıyan devrenin subayı olabilmem için, 1966'da Hv.H.O.'na girmem gerekliydi. Ama, önce Türkiye'nin kalbi ANKARA'ya gitmeliydim. 4 (DÖRT) dersi ikmal'de (bütünleme'de) geçerek, 1964 sonbaharında, DEnizLİ lisesinden, 17 yaşıma girerken mezun olmuştum. Ankara'da ORTADOĞU teknik üniversitesini "kazanmıştım". Zamanlamalar, "misyon ihtiyaçlarına uygun" yapılmıştı. Ben'de, Türkiye'de, Dünya'da. Ben hazırdım, Ankara'ya gitmek için. Lise son'da, hem sosyalist hem ateist olmuştum. Ankara da hazırdı. 1960 (27 Mayıs),(cemal GÜRseL/GÜRoL) darbesi yaptırılmış, yeni anayasanın getirdiği "Özgürlük"(20.ci madde) ortamında, öteki partilerin yanısıra, "sosyalist" ideolojili bir "legal" parti de kurulmuştu, Türkiye İşçi Partisi. Ve ülke, 1965 seçimlerina hazırlanıyordu. Dünya da hazırdı. 1962'de ABD'nin Küba'yı ablukaya almasıyla, Dünya (görünüşte) NÜKLEER SAVAŞ tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. Sovyetler'in Küba'dan, Amerika'nın Türkiye, İzmir,Çiğli'den FÜZELERİ karşılıklı geri çekmek anlamasıyla, "sorun" çözümlenmişti, ama "soğuk savaş" devam ediyordu. ABD, 1964 yılında, 9 yıl sürecek VİETNAM savaşını başlatmıştı.

ODTÜ, Hazırlık Okulu öğretmenlerinin çoğu ABD'li "Barış Gönüllüleriydi" (Peace CORPS). Ama, Üniversite'de, "sosyalist fikir kulübü" de Vietnam ağırlıklı faaliyetteydi.  27.nci sınıftaydım. (27 Mayıs'a uygun) 1986/87 de 27'yi (.İKİ "SEVEN") diye yorumlayacaktım.) Öğretmenim, benim gibi ince yapıl Mr.BRINGedahl. Getirmak var soyadında,( Getirdik Yılmaz sana. ama AHL-ı) Michigan'lıydı. (işigan) (Türkü: Vanlıyam,şanlıyam, gılıcı ganlıyam...). Sınıfta 20 kadar öğrenciden sadece biri kızdı. Lale BÖLÜKbaşı. Amerikan ingilizcesinde, Ö/Ü sesleri olmadığından, öğretmenimiz, söyleme kte güçlük çekerdi, Penis'i çağrıştıran ses çıkardı. Lale UTANIRDI. (UR işleriyle bağıntı). (Türkü: Beni çavuş sanmayın Bölüğün başkanıyım...) Ben, Üniversite'deki "politik" faaliyete katılmaktansa, işin merkezini "seçtim". Kent'te, Kızılay'da, TİP Genel Merkezine giderek kaydoldum. Seçimler 10 Ekim 1965'deydi. O tarih ve öncesi ay(lar) partinin en faal olacağı zamandı. O zamanda benim de Ankara'da olmam elzemdi. Bu da, Benim,devamsızlık ağırlıklı tutumum yüzünden, sınıfı geçememek, ve Yaz Okulu'na kalmamla "mümkün" oldu. Yaz okul öğretmenim de bir Amerikalı "Barış Gönüllüsü", genç kız. Kızıl saçlı, çilli, çok güzel. Derste, politika da konuşulurdu. "Yılmaz, are you a COMMUNIST" diye sormuştu bana aynen.  Adı, söyleniş biçimiyle, Miss "FULCIM" dı. Fulyacığım Fulyacım, der gibi. ( No, Miss "Fulcım", I am not a communist, but in Love with you, demeliydim. Ne dedim, şimdi hatırlamıyorum.)  Kendisini, bir kere TARHAN kitabevinde görmüştüm. O yalnız, ben yalnız. MENDİL'ini düşürmüştü (veya "atmıştı" yere). Alıp vermiştim. handkırCHIEF. CHIEF/Şef,başkan mesajı. (Baş tarafta da EL/KIRIKkale saklı) TARHAN/TAHRAN/TARHANA/TANR-AH.

Ankara'da, önce Kavaklıdere'deki öğrenci yurdunda kaldım. Orda iken tanıştı(rıldı)m Pakistanlı Muhammed Ali Khan ile. Pakistan asıl dili URDU dili. (UR konusu). Muhammed, benle ilişkiyi kesmedi. İzmir'de  Ballıkuyu'da kiralık eve, 384 sokaktakai evimize de geldi, 1971'de İstanbul'da, GÜROL EXPORT Muhammed aracılığıyla başlatıldı, 1972'de Ben tutuklanıp ordudan ihraç edilmeden önce. Dostlar alışverişte görsün, diye bana sözde "iş" imkanı hazırladı, Muhammed. gürol eXport, 1971-1978. toplam ihracat Yarım milyon dolara yakın. Türkiye'nin yıllık ihracatı, o zamanlar 2 milyar dolar. Yani onun yaklaşık İkibinde biri kadar. Elde var "SIFIR" (Not: hepsi, Randevüevlerine gitmedi, yanlış anlaşılmasın.)  Sonra, Gar'daki Devlet Demiryolları Öğrenci yurduna geçtim. Kalabalık. Ama yaz okuluna kalınca ben, sadece ben kalmıştım, yurtta. Ve beni üst katlarda, dışardan görünüşle köşede, Kale suru gibi yuvarlak çevreli, küçük odaya koymuşlardı. Ve odada bir de Alman Demiryolu Teknisyeni. Adı CLAUS (KLAUS da yazılır demişti.) "Arkadaş" olmuştuk. Epey sosyalizm propagandası yaptım ona, faydalanmıştır herhalde. Ardından da MARK'larını çaldım. Kabahat bende değil. Bavulunun bir kilidini açık bırakmış. Biraz aralayıp elimi sokunca, MARKLar. geçmez. Döviz serbest değil o sırada. Ama Para Paradır."Çaldım" Götürdüm bir ağacın altına sakladım. Gören olmamıştı, hiç kimse ispat edemezdi, benim çaldığımı. Ama,"evdeki hesap çarşıya uymadı" Gar Polisi'nin tehditli (elektrik vermekten sözetti) sorgusu üzerine, itiraf etmek, ve parayı geri vermek zorunda kalmıştım. İyiki, KLAUS "şikayetçi" olmadı da ucuz atlattım, Hırsızlık olayını. Şikayetçi olması uymazdı, Yılmaz. Mit marifetiyle, bilerek açık bırakmıştı, bavulunu. Ayrıca, Misyonu da çöpe atmak zorunda kalırdık, Hırsızlıktan tutuklansaydın. Sözün Özü, KILAVUZ olacak yılmaz bu deneyimi yaşasın demiş, misyon koyucu. Ordakilere de "korkutalım", fazla uğraşıyor, politika ile demişlerdir.  Orda yazın kalmakta iken, bir de Fransız genç kız Turist geldi, Kaplumbağa VolksWagen biçiminde eski bir Citroen'le, bir iki gün kaldı. Ben de, ona arabasında, mihmandarlık yaptım, Ankara'yı dolaşırken. Yurt Müstahdemi, Yurdun Hamamında çıplak gördüm, demişti. Onunla sex yapabilmeyi çok arzu ettim, mümkün olmadı tabi. Müstahdemden öğrendim sonra, "kel" kafalı yurt Müdürü, atmış yatağa.  (Fatoşcuğum, onda da senle ilgili mesaj var. Bekle SARKOZY zamanını,sarmak için teyze kızını, diyor. Alman Klaus da bile var senle ilgil mesaj. Deutsch,DOYÇ. (kLAUs) Geceleri pencereleri açık yatardı Klaus (Yaz kış ben hep böyle derdi.) Yıldıray Çınar'ın sesi duyulurdu, Gençlik Parkındaki Gazinolardan. Türkü: Ferhata dilber hey...) Bir kere gördüm kendisini, Yurda bitişik Çay ocağında, OTURAK'ta otururken. Bir 29 Mayıs'ta, bu İzmir'de 4.cü dalga ezme içinde vefat etti. Anlatmıştım, bağıntılarını.

Demiryol yurdunda iken, TİP'teki faaliyetlerim sırasında, biri, istersen seni İsviçre'ye transfer edebilirim, demişti. "Hayır işim burada" demiştim. Sonra beni TİP yenimaHALLE şubesine transfer ettiler, bi süre de orda çalıştım. TİP'le, yani işimle bağıntılı, Ankara Sanat Tiyatrosu'nun oyunlarına da gittim, yalnız olarak. "Bozuk Düzen", "Ayak Bacak Fabrikası", vesaire. Ayrıca, GENCO ERKAL'ın, tek kişilik oyunu "bir DELİnin hatıra defteri" ne de gittim. Denemek için, Gençlik parkında,yalnız olarak, NARGİLE de içtim.(zorla, çok). Az daha ölüyordum. Bir daha içmedim. İyiki karşıma esrar, eroin de çıkarmadılar, denemek için. (Kalk gidelim YAR GİLE) (ve Türkü: Kağızmana ısmarladım Nar gele...) Ve gene Yalnız, ULUS'taki, Atatürk döneminden ünlü, KARPİÇ restoran'da yemekli VOTKA içtim, çok. Gene az daha ölecektim. Zor iyileştim birkaç günde. Bir daha votka içmedim. içkileri de "sınırlı" içtim, gerektikçe. Annem, genç kızken çocukları, "seni piç seni" diyerek severmiş. Biri uyarmış, "sen piçin ne demek olduğunu biliyormusun" diye. O zaman öğrenmiş, Piç'in anlamını. KAR-PİÇ mesajı: KARdeşin İngiliz. Hv.H.O. 2.ci Sınıfta iken İstanbul'da, Nejat Şansal Grubu arkadaşlar, "Taksim'e gidiyoruz, KARI için. Sen de gel" dediler. Mecburen, "evet" dedim. Gece yarısı, sivilleştirilmiş giysilerle okuldan kaçtık. taXim'e. "Piç Yılmaz" ı buldular. O da iki evden karıları topladı. İki taXi ile Arnavutköy'e gittik. Polis Karakoluna yakın, sahilde bir otele. Paraları vermiştik. Kadınlar otele girince, otelciler bizi almadılar içeri. "kandırılmıştık" yani. Bizim arkadaşlarla, otelciler arasında, sonucu belirsiz bir kavga başlamak üzereydi. Ben güçlükle önledim.(tabii, tertipmiş, bana yönelik). Taksicilerden biri, getirdi bizi ger, Yeşilyurt'a. Bu olayda da Misyon koyucunun vurgusu, İngiliz kardeş(ler). Hepimiz 6 Kardeşmişiz. 1988'de öğrendim. (Türkü: Biz hepimiz üç kardaşız, ben ayrı anadanum, ben ayrı ana). IRONY de var olayda. İşin gerçekleşmemesine sevinmiştim. "Ya kalkmazsa korkusu" yüzünden. Denizli'de, Genelev'e beni arkadaşlar götürmüştü, Lise 2'de veya lise 3'de. Yaş 15 veya 16. İlk "copulation" Neyseki, başarılıydı. Adı Nedret. (Nefret'i çağrıştırır). Paralı seks. O ilk den başka, ben hep yalnız gittim, genelevlere, ve İstanbul'da keşfettikçe Randevuevlerine, aynı korkudan dolayı. (Fatoşcuğum, Arnavutköy'de bile senle ilgil mesaj da varmış. Bekle FATOS NANO, zamanını, demiş.) (AVRATun, FATOŞ). Stella marifetiyle 3 olay daha var, kayda değer. Üçüne de yalnız gittim.  Bir gece, cmhUR başKANlığı SENfoni orKEStrası konserine. Bir gün, Meclis'e politik işlerim açısından gözlem için. KAT mülkiyeti'ni kabul ettiler. (Anlattım) (CUT: Kesmek, Kes). BOLŞOY Bale topluluğu gelmişti. "Sovyet" (Gitmemek olur mu.) Bir gece de ona gitmiştim. "Tabiatiyle, erkek baletlerin erkeklik organları, tam salkım olarak, snki üzerlerinde giysi yokmuş gibi belirgindi. Kalabalık içinde Miss "FULCIM" ı da görmüştüm. O da gitmiş, penis ve testisler seyretmeye. Tabi, asıl mesaj: BOLŞOY. BOŞ-OL-Y. (amputasyon mesajı yani).  Ve tabi Ankara Genelevi. O da beni bekliyordu, Türkiye işçi Partisi gibi. BEN t DE re Sİ. ben de s.k vardı, o zamanlar. (Bak kesin kanaat, Bent deresi'ne yapmışlar ki, Yılmaz birgün "ben de ...  ....." desin diye.) Denizli'de başlayan, genelevcilik Ankara'da devam etti. Daha sonra, İzmir Kemer'de, sonra  İstanbul'da Yüksek Kaldırım'da, ve İstanbulun Randevuevlerinde. Yüzlerce kez. 1000'i aşmıştır. 18 Nisan 1983'e kadar, 15 yada 16 yaşımdan 35 yaşıma kadar. Randevuevlerinde, daha rahat ortam buldum. Daha iyi tatmin oldum. Ama Tatminlik hep çok kısa süreli. Paralı, sınırlı zamanlı, seks. Doya Doya yok. Yazdım, A.K.B.G.K.(1992) kitabımda, Paralı seks, masturbasyon'un üst aşaması. Eş yok, Aşk yok... Beyoğlu Emniyet Müdürü iken, Sadettin TANTAN, bana büyük kötülük yapmıştı. Randevüevlerini kapatmıştı. "TAN-TAN duymasın" demişti kadın. Oda çok genişti. Bir köşede boy aynası. O çıplak, ben çıplak. Kadını kollarımın üstüne alıp aynanın önüne gitmiştim. Hayatta kucağıma aldığım tek kadın. "düşmekten korkmuştu". (Türkü: alır seni kaçarım kollarımın üstüne...)  Ankara genelevi ile ilgili 3 anı: 1) bir evde iki kız kardeş. Bazen birine, bazen öbürüne giriyorum. Bir keresinde, biri sormuştu: "Hangimizin ÇAMI daha güzel" diye. Ne cevap verdim, bilmiyorum, ama, "ikinizinki de birbirinden güzel" demeliydim. (Burda da, Dörtlü aile ile ilgili işlerle bağıntılı mesaj var-mış.) 2) Bir kişi beni tanımış, benimle konuşmuştu, genelev'de, Salihli'den sınıf arkadaşımmış. 7 yaşımda ayrılmıştım, Salihli'den. Nasıl olup da beni hatırladığını sordum. "Sen meşhurdun" anlamında cevap vermişti. Doğru ya, ben Reisicumhur olacağım diyordum, öğretmenimiz Melahat Atalay'ın kızı Derya da "Kraliçe" olacağım" diyordu. 3)Bir defasında, Kapıda, yaşı küçük erkek çocuk kalabalığı içinden içeri girmeye çalışırken, çocukları kovalamak için Copla saldıran Bekçinin coplarından bana da isabet etmişti. En yakın karakola giderek şikayette bulunmuştum. Genelevlerle ilgili şunu söyleyeceğim, son olarak. Toplumda Genelevlerin varlığını ve ne olduklarını öğrenen, büyümekte olan genç kız çocuklar, bundan, olumsuz etkilenirler, Cinsel kişilikleri bir miktar, hasarlı olarak oluşmaya başlar.

Ev'den yeterli para gönderiyorlardı ama, geneleve yetmezdi o para. Çare de vardı: KİLİS. 79 No.lu ilimiz olmuş şimdi. O zamanlar Gaziantep'in bir ilçesi. Suriye sınırı. Kaçakçılık.  Herhalde 4-5 kez gittim Kilis'e. Özellikle "oyun kağıdı" (yani eski deyimle İSK AM BİL kağıdı) getirmek için. Kahvelere satıyordum, Ankara'da. Kadınlar için Parfüm vesairede getirdim. Biri hatırımda SWAN Krem. Onları da Yurt müstahdemine devrediyordum, (kar'la), o da apartmanlara satıyordu. Niye KİLİS. anlaşıldı değilmi. 1955'de SİLİS (Tokat-Zile'nin köyü) orda 6 (Altı/Six) yıl. 1965'de KİLİS. Silis/Kilis bağıntılı (esas mesaj sixis) ama KİLİS'E (kilise) derken bir önemli mesaj daha var: Orta çağda Katolik Kilisesi,  Kilise korosunda, sesleri güzel olsun diye, oğlanları ergenlik çağından önce HADIM ederdi. Ve onlara KASTARAT denirdi. (amputasyon bağıntısı yani).

Bu kadar yazıyı niye yazdım?. Yarın, 9 Ağustos 2012. NAGASAKİ'ye Atom Bombası, 67.nci Yıldönümü (1945-2012). İkinci Atom. Ve Yarın, Sevgili NEJAT UYGUR'un da yaş günü 9 Ağustos. Yılı galiba 1927. Ve Nejat Uygur, Kilis doğumlu. Tesadüf değil. Misyon koyucunun işi. En önemli işaret: gün-ay: 9 Ağustos. İkinci önemli işaret adında. JAT /JAponya-ATom. üçüncü işaret: NagasaKİ. N ile başlar, Kİlis'in Kİ'si ile biter. İki oğlu var: behzAT ve süheyl. (orda da AT var). Soyadlarında benim ilk harflerim var: YG. Ayrıca UYGUR kelimesinde "ur" var. Ve de "uygur" kelimesine en yakın kelime "uygun" kelimesidir. AT(om) AT uygun, mesajı da çıkar. Genel Misyon bilincim de bu değerlendirmelerimi destekler. Ve kanaat kesinleşir. İki tarih bağıntılı. Üstelik, ikincisi, birincisine göre değilde birincisi ikincisine göre kararlaştırılmış. Yani, Nejat Uygur'un, 9 Ağustos 1927'de Kilis'te doğması, 9 Ağustos 1945'de Nagasaki'nin atomlanacağının işareti. Bu ise başka bir konunun, Atom bombasının varlığının, 1945'den çok çok önce olduğunun da ispatıdır. Biraz "terbiyesizdir" Nejat Uygur, genelde, seks ağırlıklıdır, oyunları "replikleri", ama yine sevgilidir. Güzel oyunlar yaptı. Ben, Televizyonlardan izledim, oyunlarını. Tiyatrosuna, yanılmıyorsam, sadece iki kez, ve burda İzmir'de iken gittim. Ümit Ticaret'e ikinci girişimde, yeni bir genç arkadaş da gelmişti, "eleman" olarak Atilla Çiloğlu. O sırada ezme yoktu tabi. Ama yine de ben onun ötekilerden "farklı" olduğu kanaatine varnıştım. Bu yüzden, onu, Fuar'da Nejat uygur'un "ÜÇÜN BİRİ" oyununa götürmüştüm. o vesileyle, bende seyretmiş oldum. 3.ncü dalga ezme başlayınca, Atilla da aynen, "çükünü keserim" sözü kullanmış olmakla, "yanıldın, ben de onlardanım" demek istemişti. Tıpkı, Apartmandaki, Ali Kundakçı gibi.  2.nci, ve 3.ncü dalga ezmelerde, apartmandan sadece Ali'ye selam veriyordum, rastladığımda. Kendisinden bir "ezme" hissetmemiştim. Niyetim, Apartmana "toptancı" olmadığımı göstermekti. Ama, Misyonkoyucu, 4.cü dalga ezme'yi, 31 Mart 2000'de, MİT marifetiyle, Ali Kundakçı'yı kullanarak başlatıp, "Ama biz toptancıyız" demek istemişti. (4.cü dalga ezme, bilindiği gibi halen devam etmekte.) Bir de DEMİR'ler bize geldiklerinde onları, Karşıyaka açıkhava Tiyatrosu'na götürmüştüm. Ben de seyretmiştim yani. Amputasyon sonrası mı, yoksa öncesi mi şimdi hatırlamıyorum ama, İstanbul'da dolaşırken, bir iki defa Nejat Uygur'la karşılaşmıştım. O da benim gibi yalnız dolaşmaktaydı yollarda. (Tophane tarafı hatırmda) bu da, Nejat uygur işleri ile, misyon koyucunun bağıntılı yaptıklarından. Nejat Uygur. Kelimeleri değiştirir, veya bozar yeniden yapar. Birleşmiş Milletler, yerine Çiftleşmiş Milletler. BILDIRCIN, yerine CILBIRDIN. Çok oldu, hasta olduğunu duyalı. Malesef, biraz da Bellek Yitimi ile.

1965-66 öğretim yılı başlarken, "Bir yıl ara vereceğim" okula, bunun için "rapor" alacağım" dedim. Annem de benimle beraberdi, o işleri yaparken.  Profesör Rasim Adasal karşısına çıkmıştık. Raporu vermişti "disosyatif reaksiyon" teşhisiyle. Anneme de "tedavi ettirin bunu", demişti.  Teşhis doğruydu aslında. (Reaction to the Society of out of order). Verdiği mesajı ise çok sonra yorumladım: RASİM/MİRAS ADA'dan SANA, AL (Ada dediği ingiltere/windsor). Ve bir yıl İzmir'de ev'de. Yıl biterken, Hava Astsubay Eniştem RUHİ SARI, Hava Harp Okulu sınavlarına girmemi önerdi. Girdim. Sınav sonuçları açıklanmadan, Eniştem bana müjdeledi. "Bir astsubay arkadaşımdan öğrendim, 5 kişinin içinde TERCİHAN alınmışsın, Hava Harp Okulu'na" dedi. Sonuçlar açıklanıp, kazandığım kesinleşince de yeni  bir karar verdim. "Sosyalizm için" girecektim, Hv.H.O.'na. Olay, aslında Misyon koyucunun Transferiymiş. MİT için de "seçilmişliğimin" başlangıcı. Ankara'da iken, herhalde birkaç muhtemel aday arasından, en uygun olanı, diye. (Miss "Fulcım"ın da "Yes, That's true" demiş olmasıyla.) ODTÜ'den kaydımı alırken, gene annem yanımdaydı. Yeri geldikçe söylerdi, Rektörün söylediklerini: "Hanımefendi niye alıyorsunuz oğlunuzu Üniversiteden...) diyerek. Rektör: Kemal KURDAŞ. Mesajı: UR ama KUR. ve de KARDAŞ. Kur kardeşlerin birbirine eş olduğu, toplum düzenini,yılmaz. Dörtlü Aile düzeni. AŞK ve buna bağlı Sevgi Toplumu.......

*******************

(10 Ağustos 2012   :)          İngilizcede, YANGIN ve ATEŞ kelimeleri aynı: "FIRE". Komutanın askerine verdiği komut da Türkçede "Ateş!", imgilizcede "Fire!"  8 Ağustos 2012 saat 19.00 sıraları, İzmir-Foça'da orman yangını. 10 hektar alan zarar gördü (Kızılçam,...)  9 Ağustos 2012, 08.00 sıraları, Foça'da, Askeri personel otobüsüne, Bombalı  "PKK" terörist saldırı. Bir asker şehit (özkan ATEŞli), 10 yaralı. 9 Ağustos 2012, öğleden sonra Muğla-Köyceğiz'de orman yangını. Müdahale eden Helikopter, 15.20 sıraları düştü. içindekiler 3 Rus,2 Türk öldü. Türklerden biri, Hava Kuvvetlerinden emekli, Pilot atıf ATEŞok. 9 Ağustos, hem Nagasaki, hem Nejat Uygur günü.  Orman Genel Müdürü Mustafa Kurtulmuşlu, kaza BAMBİ'nin (yani su haznesinin)bir ağaca veya taşa takılması sonucu oldu demiş. Nejat Uygur'un gelininin takma adı BAMBİ'ydi, evlenmeden önce. 31 Temmuz 1986 Amputasyon'dan birkaç gün sonra, ben hastanede iken, Cumhurbaşkanını yaverini taşıyan helikopterin düşüp içindekilerin ölmesinden beri, Helikopter, amputasyon simgesi. (heliKOPTuER). Nejat Uygur'un Kilis'li olması dolayısıyla, birinci olarak Nagasaki ile bağıntılamıştım, ama ikinci olarak, Silis/Kilis/Kilisten iskambil/Kilise'nin Kastaratları... ile de Amputasyona bağıntılamıştım. Orman genel Müdürü Kurtulmuşlu. Ama Atıf Ateşok, 28 Ağustos 2006'da, antalya-KAŞ'ta orman yangını söndürma sırasında, helikopteriyle GÖMBE göletine düşmüş, ama içindekilerle birlikte KURTULMUŞ.

Özetle, Nagasaki günü iki olay (ATEŞLİ ve ATEŞOK olayları) bağıntılı, ve öncelikle Nagasaki için. ATEŞLİ olayı, MİT marifetyle. (PKK'yı MİT'in kurduğunu unutmayınız, ve Bu önemli terör olayının, PKK yönetiminin, dolayısyla MİT'in işi olduğunuda görünüz.) Niye FOÇA? İzmir'de 4.cü dalga ezme, 31 Temmuz 2000'de, FOÇA'lı Ali Kundakçı vasıtasyıla başlatıldı da ondan. ATEŞOK olayı, Stella marifetiyle. Ama hem ATEŞLİ'nin hem ATEŞOK'un, ikiz olayda buluşturulması, Misyon koyucunun işi. Yani sürecin evveliyatı var.

Foça'da yaralananlar arasında 3 tane soyadı "DEMİR" li olan var. ÖZdemir, GÖKdemir, demirER. Yılmaz 1947-Demir 1949 doğumlu. Çok zaman önce yazmıştım, tekrarlıyayım: 46-47-48 sıra 49'da. (Kahramanmaraş Mardin MUĞLA / Haydi Sen De Koy Birkaç Tuğla).  (Kastamonu otuzyedi, Kestim onu öküz yedi / Ve sonra gemide çaycı, Önüne bak öküz dedi).

Ve dün Nagazaki günü, Londra olimpiyat. İlk ALTIN madalya, Tekvando. Servet Tazegül. 28 Temmuz 2012 Tanrısal gün de, Tekvandocu Ahmet Sarı'nın kurşunlanıp öldürülmesi ardından. Servet, ingilizce FORTUNE. Talih anlamı da var Fortune'ın. (MİTA MİTA FORTUNA, ispanyolca. Çanakkale'de, Revir'de öğrenmiştim, TV'den, İspanyollar yollarken Futbol takımlarını, MEKsikA'ya. 1986'da,"Amputasyon'dan" az önce.

*******************

(11 Ağustos 2012, Cumartesi   :)        16.10 civarı, CNN international'ı açtım. "Breaking News" Romney Campaign, in Norfolk Virginia. The governer of Virginia is speaking to the crowd. Background a warship. He finished his speech. And Mitt Romney, came from the warship, to speak. And he announced  Paul Ryan, as his vice-president pick. I am watching the event,"live".  Just e few minutes later, below another "breaking news", Two earth quakes, in Iran, measured 6.2 and 6.3, around Tabriz. My clock 16.23, the watch on the TV 09.23. Five minutes later Paul Ryan came from the warship. "wow" was his first word, to the crowd. He finished his oration, at 9.46 local time. I didn't turn off. Later around 17.10 I heard about th earthquakes, but not any report was taken yet for the results of the tremours. And I turned it off.

Taksim'de, Naid Dinçer'e, "Tebrik ederiz" demiştim nedense(!?). Tebrik ederim, demeliydim. Bu yüzden hatırımda kaldı, o sözlerim. Tarihini hatırlamıyorum. 1965 seçimlerinden az sonra. Ne için İstanbul'daydım onu da hatırlamıyorum. 1967'de Hv.H.O. 2.ci sınıf öğrencisi olarak İstanbuldaydım. Ondan önce mi, Sonra mı, bilmiyorum.    Ve Misyon Koyucu'nun varlığını bulduktan sonraki süreç içinde, yani 1986 ve sonrasında, TEBRİZ kentini TEBRikederiZ biçiminde yorumladım, güncelde yaşadıklarımla bağıntılı olarak.

Ve bugün bir yenisini daha yaşadım. Tebrik ederiz dedi, Misyon-koyucu,Romney'in açıklamasının hemen ardından, İran depremleriyle. Kelime benzerliğine de dikkat: RYAN/IRAN (YRAN/IRAN). Şimdi saat 17.55.

20.20 de trthaber.com'dan: 50 ölü, 400 yaralı.     (İlave, 12 Ağustos 2012   :) Sabah Gazetesi'nden: (en az) 180 ölü, 1300 yaralı. 11 dakika arayla. Yerel saat 16.49 da 6.0 şiddetinde, 17.00 da 6.2 şiddetinde. TEBRİZ'in 60 km yakınında.  (Türkiye saati ile İran saati arasında birbuçuk saat fark var) anlaşılan TEBRİK, Ryan'ın açıklanışından az önce gelmiş, ama TV'ye açıklanış ardından gelmiş. Hürriyet gazetesinin dediği gibi "ikiz deprem". Artçı değil yani. Vurgu "iki". 11 dakika ara, ayın 11'inde, ikincisi (yerel) tam 17.00'de. TEBRikederİZ, veya TEBRİkederiZ. Birinci biçimde, iki eder mesajı. ikincisinde kederlenme mesajı.

26/27 Aralık 1939. Türkiye-Erzincan depremi. 35 bin ölü. TC tarihinin en büyük can kaybı, depremde. Özelliği, Eski günde başlayıp yeni günde bitmesi. Tam gece yarısı. Mesajı: Eski dünya yerine Yeni dünya, geçişi Türkler yapacak. ERzİN-can. 26 Aralık 2003 İran-bAM, deprem 30 bin ölü. 26 Aralık 2004 endonEZya, deprem ve tSUNAMI, Sumatra adası açıklarında. Asya'da 250 bin ölü. aySUN kayaci, maldivler'de yakalanmisti, depreme. EMRE aşık'a SUNami yaparken. ( İlahi EMRE ita-t-izl--). Çok korkmuştu. Sonra geçti korkusu. Maldivler, Hint okyanusu'nda WERcan adaları, ve de devlet, 300.000 nüfuslu "cumhuriyet".

13 Ağustos 2012 tarihli Hürriyet Gazetesinde bir vefat ilanı: YANya eşrafından merhum abdurrahman dURu, ve merhume avNİYE dURu'nun kızları,... diye başlıyor. BEDİA YEPREM, 11 Ağustos'ta İzmir'de vefat etmiş, 14 Ağustos'ta İstanbul'da toprağa verilecekmiş. Anneanne. Çok torunu var. Anladığım kadarıyla, beş kızı var. Sevenlerinin başı sağolsun. (DEPREM günü. YEPREM. /  RYAN günü.YANya)

*******************

(16 Ağustos 2012   :)        Dün, "Tiyatrocu" MÜŞFİK KENTER 80 (seks en) yaşında vefat etti. Ama, dün iki kişi daha vefat etmiş, vefat ilanları Hürriyet'te. İsimleri bağıntılı: GÖKÇE ARIKUT ve AYKUT GÖKÇE. Sevenlerine başsağlığı dilerim.  ArıKUT-AyKUT benzerliğine de özellilke dikkat. Misyon koyucu, "üçleme" yapmış yani. hİNDİsTAN'ın kuruluş yıldönümüydü, dün. Onu "kutlamak" için.  aRIkut-aYkut, değişik harfler, kızkardeşinde: yıLDIZKENTEr.  Onu hep YILDIZLI KENTLER'le bağıntılı algıladım. 6 yıldızlı, bir tane, 1 yıldızlılar 90000, hepsi 100000 çiçekkent. YILdıZ, YILmaZ'la da bağıntılıdır, ve de Yılmaz'ın birinci simgesidir. (* YILDIZ, star, zvezda, stella, "ulduz"). SUNA YILDIZOĞLU aslen ingilizdi (yanlış değilse). Ben Kenter'leri de aslen İngilz olarak biliyordum, Misyon bilincimin başlarından beri. Ama, Hürriyet gazetesi, baba diplomat Ahmet Naci Kenter, anne Olga Cynthia diyor. İngilizcede (baktım sözlüğe) yok Olga kadın adı. Biliyorum Rusçada var Olga kadın adı. Her neyse... Tabii hep sempati duydum, Kenter'lere.  Misyon Koyucu, Üçleme'yi, dün çekilen Şans Topu ile de desteklemiş. 3 Talihli, üçü de Ankara'dan: gÖLbaşı,  ALTINdağ, keçiÖREN. Çıkan sayılar: Dört tanesi, dizi halinde 3'lü. 3, 13, 23, 33. öteki ikisi 4-15. Ama, her talihliye 415 bin küsur ikramiye. Sayılar, mekanik hile ile. Sadece 3 Ankara'lıya çıkması, ve 415 bin küsur ikramiye işi, STELLA'nın kitlesel kullanımı marifetiyle. Yani,Çok gelişmiş bilgisayarlı, ve mükemmel programlanmış, anahtar kelimelerle, insan beyinlerini yönlendiren bilgisayar. Artı, uzay teknolojisi. Tüm insanların, beyinsel faaliyetleri kayıt ediliyor. Gerektiğinde bir bölüm insanlara, kitlesel kullanımla yönlendirme. Şans topu oyna/oynama. Şu sayıları seç. İşi yöneten kişi, operatör kişi, değil. Bizzat Bilgisayar. (Makinaya oynatma durumu, Mekanik hile kapsamında.)

15 Ağustos'lar, FATİH'in Trabzon Rum Pontüs "imparatorluğu"nu sonlandırdığı tarih, 15 Ağustos 1461'den alınmış. İngiltere, Sömürgesi Hindistan Yarımadası'nı "Din esasına göre", benim doğum yılımda, 1947'de, ikiye bölüyor. 14 Ağustos 1947'de Pakistan Bağımsız oluyor. 15 Ağustos 1947'de de Hindistan. Pakistan iki parça. Doğu, Batı. Arada 1600 km. Büyük nüfus mübadelesi. Göç. 1972'de, Benim tutuklanıp ordudan ihraç edilş yılmda, 1972'de, Doğu Pakistan, "savaşla" Batı'dan "bağımsızlığını" ilan ediyor. Muciburrahman önderliğinde, BANGLADEŞ devleti adıyla. Ama 3 yıl sonra, gene bir 15 Ağustos'ta (15 Ağustos 1975'de) Muciburrahman tüm aile fertleriyle birlikte (sözde) öldürülüyor, ve yerine "Yeni Adam" getiriliyor, PLAN mucibi. Yılmaz da, plan MUCİBİ, Dünya Sosyalist devletini kurduktan "kısa bir süre sonra", tüm aile fertleriyle birlikte, öldürülecek. Pardon yanlış oldu, kardeşi tarafından Askeri darbe ile (sözde) öldürülecek, ve yerine "Yeni Adam" kardeşi Demir geçecek. PIŞŞŞŞT. Sakın inanma Demir. Plan Mucibince, hepimiz essahtan öldürüleceğiz. Misyon mucibince, onlar bizi tepelemeden, biz onları tepeleyip, kurtaracağız insanları, bu sahtekarların elinden....

Misyon koyucu, PKK'nın Teröre ("silahlı mücadeleye") başlamasını da bir "15 Ağustos'a koymuş. 15 Ağustos 1984. "Kutlu"(!) olsun. 40.000 ölü, 28 yılda. Misyon mucibince....

(18 Ağustos 2012, ilave   :) Bugünkü Hürriyet. yılmaz ÖZdil'in, "AŞK" başlılklı yazısını okudum. KENTER'lerin, ingiliz kökenli (daha doğrusu, anne ingiliz, baba türk) oldukları bilgimin doğru olduğu anlaşıldı. Sevgili YILDIZ KENTER'in de, "Hep Aşk Vardı" tiyatro-oyununu yazmasında da haklı olduğu anlaşıldı.

*******************

(17 Ağustos 2012   :)      Babam ADEM GÜROL'un vefatı (1995), TRT'ci haKAN GÜLCÜ'nün intiharı (1995), Dağcı haKAN GÜVENÇ'in Kırgızistan'da TANRI dağları'nda uçurum'a düşüp ölmesi (2004) (=GÜrol,GÜlcü,GÜvenç).        Japonyada, Deprem ve Tsunami, 25000 ölü,(amputasyon'dan 17 gün sonra)(1986), Gölcük depremi 20000 ölü (1999) (=aDEM, DeprEM).  (17 Ağustos'lar....)

(18 Ağustos 2012, ilave   :) Dün gece (17 Ağustos'ta), VAN, EDREMİT ilçesi'nde, depremzedeler için kurulan Konteyner-kent'in giriş noktasında nöbet tutan polislere PKK ateşi, bir polis, ABDURRAHMAN DOĞAN şehit.(Ailesine, sevenlerine başsağlığı dilerim. Zordur...) Babamla iki açıdan "bağıntılı": 17 Ağustos, hem tarih, hem Depremle ilgili mekan, hem ilçe adındaki MİT kelimesi, bu birinci açı. İkinci açı da şu, babam adem 1972 yılında, abdurrahman doğanSOY için, aynen şu sözleri kullanmıştı: "yesinler, içsinler". 1 Ocak 1971'de, İstanbul, 1.ci Fz.Filo'da kıta subaylığı görevine başlarken ben, Bilgin İltan (devre arkadaşım) da 2.ci Fz.Filo'da başlıyordu. Birlikte bir ev tuttuk. Moda'da, mühürdar caddesi, Başak apt. Giriş katındaki tek daire. ORHAN ergenekon'a ait. 31 Aralık 1972'de de boşalttık evi. İkinci yarıda, eve Bilgin'in Filosundan, Abdurrahman Doğansoy da geldi. Üçlü olduk.  Biz teğmen, o üsteğmen. Siyasi niteliği "yoktu". Ama başka bakımlardan komutanlarıyla "kavgalıydı". Eve isveçli kız getirip, karı-koca gibi, ama karı-koca olarak değil, uzun süre onunla kalarak, bana, "manevi" işkence yapmasının yanısıra, kendi öteki sorunlarına beni karıştırması, onu "arayanlara" karşı benim evde kalıyor olması da rahatsız etti beni. Ama katlanmak zorunda kaldım. Biz evi boşaltınca, Ben tabiatiyle annemlerin İzmir'den gelip aldıkları, Çolak İsmail sokaktaki evimizde kalmaya başladım. Ama mecburiyetten, Abdurrahman'ı da bir gece, "düşmanlarına karşı", o evde "saklanmasına" izin vermiştim. "silahlı" olarak bekliyordu, muhtemel bir "saldırı"yı her kimlerdense. Galiba, MİT'in takibinde olduğunu söylüyordu. O geceden sonra, alenen söyledim. Beni bir daha arama dedim. Babam da, "o sözlerle" şikayette bulunmuştu bana. "Yani bizim üzerimizden geçiniyor(lar)" anlamında. Tabi, ben, MİT'çi olduğunu, ve yaptıklarının, MİT'in işi olduğunu bilmiyordum o sırada. Bilmediğim için, "İsveçli kız" olayını da, bana manevi işkence olarak değil de, "arkadaş için" katlanmam gereken bir durum olarak kabullenmiştim. Ben "aç", o benim gözümün önünde, hem de benim evimde "döner" yerken.

(Ve, saat 17.00'de)  TRTHABER.COM'a baktım: "Şehit polisin annesi tabutuna sarılarak, oğluna KÜRTçe ağıtlar yaktı... Şehit polis Bitlis'in GÜROymak ilçesine bağlı Değirmenköy'de toprağa verildi" yazıyor.  (Bir bağıntı daha. Babamın SOYadı, soyadımız GÜROl. üstelik bu, doğanSOY'la da bağıntılı.)

(Şimdi saat 22.00) Geçici görevle gitmiş, istanBUL'dan Van'a, polis DOĞAN. Ve  erDOĞAN, açılışını yaptı, dün İstanbul'da, "Türkiye'nin en uzun" Metrosunun, "Ya Allah, Bismillah" diyerek, KADIKÖY-KARTAL metrosunun.  Yarın Ramazan Bayramı'nın 1.ci günü:

(19 Ağustos 2012, İlave   :) "Önceki gün (yani 17 Ağustos'ta), Kendisine boşanma davası açan karısı Asiye ALTUNay'ı Balıkesir'in, EDREMİT ilçesinde, ŞEHİTLER parkına çağırdı Mehmet ALTUNay, ve tartışmadan sonra, 8 bıçak darbesiyle yaraladı" diyor özetle, bugünkü SABAH gazetesi.  Yani VAN-Edremit'te, Abd UR rahman DOĞAN'ın "Şehit" olduğu gün, BALI KES İR-Edremit'de, "Şehitler" parkında, bıçaklama olayı. Apaçık, iki olay "connected"(bağıntılı). Türkiye'de, bin kadar ilçeden, ikisinin adı EDREMİT. UR/KES destekli. (ALTUN/ALT'ın).    Ve, "Önceki akşam (yani 17 Ağustos'ta), Filipinler içişleri Bakanı Jesse Robredo'yu taşıyan pervaneli uçak denize düştü. İçindekilerden koruma polisini denizden balıkçılar kurtardı, ötekiler, 2 pilot ve bakan kayıp" diyor özetle bugünkü HÜRRİYET gazetesi. Bu da, aynı seriden bağıntılı. Ademinkiler, Filipinkiler bağıntısı var burda, 17 Ağustos dolayısıyla. Ve abdurrahman doğanSOY'daki "SOY" bağıntısıyla da. (Demir, Philip babadan; Andrew, Adem babadan. Onay mesajı). Bunun için, 17 Ağustos'ta KİLYOS'ta toprağa verildi Müşfik Kenter. (Baba Türk, anne ingiliz) (KİLYOS/SOYlik).

(20 Ağustos 2012,sabah, İlave   :)  Babamın ölüm yıldönümü "son derecede" önemli. "Bekliyorum", ne olacak, (ne koyacaklar) diye. 16 ağustos'a veya 18 ağustos'a, "Adem Gürol, Trafik kazasında öldü" koysalardı, "günartıbir/güneksibir" olarak envantere koyardım. Ama polis DOĞAN için yapmazdım bunu. 17 Ağustos gecesi "şehit", saat 24.00 den önce. Eminim, çünkü TRTHABER.COM 24.00'den önce açmıştı, "taziye" sayfasını. Öncelikle Tarih dolayısıyla aldım DOĞAN'ı . Sonra ne oldu. Ona bağlı, "mesajlar topluluğuna" dönüştü, konu.  Son olarak, Filipinli bakan'ın da eklenmesiyle. Her akşam, SKY-tv'ye bakmıyorum, tivibu'da. Ama dün akşam baktım. Ve ne gördüm? Edinburg Dük'ü (Yani Philip Baba) Pazar ayinine katılamamış. Kraliyet ailesi "onsuz" katılmış. Çünkü, 5 gündür hastanedeymiş, Dük. Bu ne demek?. Hemen ilk olarak, Filipinli Bakan ardından söylediklerimin doğru olduğunu gösteriyor. Çünkü "peşpeşe". 5 gündür, ne demek. Hastaneye, 15 Ağustos'ta yatırılmış. Yani, Müşfik Kenter'in öldüğü gün. Yani "mesajlar bütünü" nün süreci, 15 Ağustos'ta başlatılmış. Ve dün 19 Ağustos'ta (bana/bize) Philip haberi ile bitmiş. Bitmiş mi, yoksa devam mı ediyor, ayrı bir konu. Babamın vefat tarihi, "Azrail bozmasın" dileğiyle önceden kararlaştırıldı. 77 yaşında vefat etti babam. Philip Baba, 90 (veya 90 küsur) yaşında. Misyon Bilinci yok, "Global çete bilinci" var.  Onun da vefat tarihinin, "Azrail bozmasın" dileğiyle, Misyon koyucu (yani kökeni, Philip'in akrabaları olan Misyon koyucu) tarafından önceden kararlaştırıldığı kanaatindeyim. Bu "mesajlar bütünü"nün asıl ve son mesajı, Philip Baba'nın vefat zamanının geldiğini haber vermek mi (bana/size)? "Bilemem". Bir konu daha: Şu yada bu sebeble, DOĞAN'ın "şehit" olması nın MİT'in bir "Sahte" işi olması durumunda da, Bu "Mesajlar Bütünü" bozulmaz.  Ziya ül Hak'kın uçağını patlamasıyla ölmüş olduğu da "sahte" olay. İstihbaratçı işi. Ama 17 Ağustos 1988 dolayısıyla, son derecede önemli. 17 Ağustos 1995/1999'dan çok önce. Ben, "Tanrı değilmişim, Tanrı rolü oynayacakmışım" dedikten, Yani Misyonu (Misyonun doğrusunu) bulduktan birkaç ay sonra. Ziya ül Hak, TANRI'nın IŞIĞI demek, değilmi.  Ziya ül Hak'kın ölüm ayrıntılarını bilmememe rağmen, politik bilinç dolayısyla, uçak olayının sahte olduğundan eminim. Şimdi, Filipinler Cumhurbaşkanı Benigno Akino'ymuş. Anlaşılan, "oğul" Benigno. "Babası" Benigno, iktidara muhalif, sürgünde. İktidarda MARCOS'lar var (karı-koca). BENigno, "ille ülkeme döneceğim" dedi, ve döndü, Uçaktan inince, havaalanında "öldürüldü" (BEN o sırada, hapishanede, yıl 1984 veya 1985) Anında bildim, sahte olay olduğunu, Politik bilincimle. Üstelik o sırada, Global Çete bilincinden dahi yoksundum. İki süper güç önderliğinde iki kutuplu dünya bilincindeyken. Sonra ne oldu, Benigno öldürüldü "diye", karısını  CORAZON akino'yu başkan yaptılar Filpinler'e Marcos'ların yerine. (Baktım şimdi tarihine, 21 Ekim 1986). 25 Eylül 1986'da, Çanakkale, Hastanede iken, Doğum yıldönümümde, olay olarak, bir POLİS'in ölmesi vardı. Ayrıntıları unuttum. Trafik kazası belki. O sırada, Misyon bilincim de yitikti. (PolİS/PenİS). 21 Ekim 1986'dan az önce, Tahliye (aynı gün hem hastaneden taburcu, hem hapishaneden tahliye) oldum. CORAZON'un başkan oluşunu duysam bile, yorumlayamıyacak durumdaydım yani. Yorumlama, Misyon bilinci tekrar geldikten sonra, ve "yeri" gelince.... (20 Ağustos,saat 15.30'da, CNN Int.dan duydum, Prens Philip Hastaneden taburcu olmuş.) Ve bu sabah (20 Ağustos'ta) Kanal 7'de duydum ilk kez, sonra da baktım HABER7.COM'dan: Yazar FATİH BAYHAN, "Mustafa'dan, Kemal'e: ATATÜRK'ün Büyük sırrı" adıyla hazırlamakta olduğu kitap. Babası Mehmet Reşat, annesi Ayşe, Doğum yeri Malatya, Akçadağ. Baba savaşta şehit. Selanik'e halası Zübeyde'nin yanına. Annesi de ölünce, Zübeyde'nin nüfusuna kaydediliyor. Bilinen kardeşi Makbule. Ama Ömer de var. Çanakkale'de şehit. Onun oğulları Ahmet ve Mehmet'ten,şimdi Akçadağ ilçesinde, 50 kadar akrabası var, diyor. Geçenlerde Trafik kazasında ölen Manevi kızı ÜLKÜ ADATEPE de bunu doğrulamış, 2007'de Malatya'da iken. Ata'nın evinde bu konuşmaları duydum, demiş. Bu konuyu, benim bugün duymam dahi, AbdurRAHMAN doğan polis odağında oluşturulan mesajlar bütünü'nün bir parçası. ARİFE'den DOĞAN-lar, ELİZABETH'den DOĞAN-lar....

"H E R K E S E    İ Y İ    B A Y R A M L A R"

*******************

BAYRAM-1 (19 Ağustos 2012,Pazar... 3 Olay:)

1) Tekirdağ. Bayram namazı çıkışı, Cami Avlusu bayramlaşmak üzere toplanan insanlar, Bayram kutlaması için "havaya" ateş açan maganda tURhan Samast'ın kurşunuyla, mURat Serdar öldü. Hrant Dink "cinayetinin" sanığı Ogün Samast'ın kuzeniymiş, maganda. OGÜN'ünki MİT marifetyle, sahte ölüm. TURHAN'ınki STELLA marifetiyle essah ölüm. (Vurgu: "O" gün/ hangi gün?)

2)Kastamonu. V-ALLA Kanyonu. 6 kişilik grup. Biri, Anıl BAKAN, dereye düşüp SUDA kayboldu.Ötekiler mahsur. Ertesi sabah kurtarılabildiler: BAYRAM sönmez, Füsun Sönmez, Yalçın Akbulut, Necla Tatlı, Ahmet YARLIgan.

3)SUDAn, Ramazan Bayramını kutlamak için Güney Kordofan eyaletine giden uçağın,sabah Talodi kentine iniş sırasındaki patlamada, 3 BAKAN öldü. Toplam 32 ölü.  Gençlik ve Spor Bakanı Rahim Tutu, Kültür ve Turizm Bakanı Eiassa dayf-ALLA-h, DİN işleri Bakanı GAZİ el Saddık. (17 Ağustos'ta da Filipinler'de uçağının denize düşmesiyle, BAKAN, suda kaybolmuştu. İçişleri Bakanı, "memleketine" giderken).(21 Ağustos, 14.15 te TRTHABER.COM'dan, Bakanın cesdine ulaşılmış, Uçağın içinde)

*******************

BAYRAM-2 (20 Ağustos 2012,Pazartesi... 2 Olay:)

1) Ağrı (04 no.lu il) Deprem 4.0 şiddetinde, saat 02.08'de, diyaDİN ilçesi YENİçadır köyünde. (ilde, daha düşük şiddetlerde,art arda hissedilen toplam 31 depremden biri). Evrensel DİN, mezhepsiz tarikatsiz herkese, YENİdünya için. Sosyalist ekonomi temelinde, standart çiçekkentlerde, ikisi erkek ikisi kız 4 tane özkardeşlerin, doğumdan birbirlerine eş olacağı, toplum düzeni. "Tanrı" böyle istiyor. Kolay anlaşılır mesajlar, yıkıcı (suni) depremlerde... Global Çete Merkezi'nin (=Misyon Koyucu'nun) işi, "teknoloji" marifetiyle.

2)GAZİantep. Saat 19.45 sıraları. Bomba yüklü araç patlaması. 9 ölü, 65 yaralı. Global Çete Merkezi'nin, MİT marifetiyle, PKK etiketiyle, sivil halka yönelik yaptığı eylem. Global Çete Merkezi'nin (MİT'in) "Hadım" Yılmaz'dan beklediği: Dünya Sosyalist ve "ateist" devletini kurması. Önce İzmir'de "intikama" dayalı Klasik Terör, ardından Dünya'da "Şantaja" dayalı Nükleer terör. ABD'ye 2 Atom, onun teslim alınması adrdından Rusya'ya 1 Atom... Dünya devletinin kuruluş "Yol haritası".

********************

BAYRAM-3 (21 Ağustos 2012,Salı... İki "VEFAT", bir "KAZA":)

"Kaza": trAFik. (AF "trick"). Şırnak, Uludere, Gülyazı köyü yakınları. Göreve giden askerleri taşıyan sivil plakalı minibüs, virajı alamıyarak UÇURUM'a. Sürücü Köy Korucusu Mehdi Tosun, ve 9 asker "şehit". (8 j.uzm.çvş, 1 j.uzm.onb.) ER YOK.

Meliha ER. Başbakan ERdoğan'ın teyzesi. Vefat. Sabaha karşı. Kalp krizi. Yaş TRTHABER.COM'dan 67.  Ve, Perihan KIYmık, AİLE bakanı Fatma Şahin'in annesi. Hastanede Kalple ilgil tedavi sırasında. Vefat. Bakan, G.Antep'te kriz masasında iken öğrendiğine göre, vefat tarihi 21 Ağustos. Yaş 64 (Yaşıtım). (perihan-erhan- erkeklikhani)

"Son KIYım"... İnsanın insanı öldürmesini temelli sonlandırmak için... Yolaçan koşulları yokederek...

FATOŞcuğum, kABİNe'de 25 Bakan var. İKİ/bEŞ. Biri Kadın. "Aile" Bakanı. Adaşın, FATMA. Asil iş Aile. Yeni Aile... Toplumun temeli 12+ kişi. Bir de "Birim topluluk tanımladık, gerçekleştireceğiz. 50 aile'den oluşan. 600+kişi. Hayat, "Rotasyon'la geçecek" OBA'da (Birim topluluk'ta) (in the "Unit community").

*******************

(23 Ağustos 2012   :) Önceki gün, Hastanede ölen, Bakan Fatma Şahin'in annesinin, ve gene önceki gün Gaziantep'te sivilere yönelik terör olayında ölen 9 kişiden 6 sının cenaze namazlarının Gaziantep'te, dün aynı dakikalarda, aynı camide kılınması ardından toprağa verilmeleri, "ilginç, kaderin cilvesi" bir tesadüf değil, misyon-koyucu'nun iki ayrı olayı özellikle çakıştırması, vurgulayarak bağlantılandırmasıdır. Mesajı (bana/bize) büyük...  

*******************

(26 Ağustos 2012   :)   Bugün, Malazgirt Zaferi'nin (1071), ve Büyük Taarruz'un Başlangıcı'nın (1922) yıldönümü. Biz Türkler, Orta Asya'dan geldik Anadolu (Anatolia) ya. Ve şimdi sıra Dünya'nın her yanına gitmekte. Dünya Devleti'ni kurmak için. Asimetrik nükleer savaşla, Dünya'yı "tepeden" teslim alarak...

İkinci osmanlı padişahı (=beyi) Orhan Gazi'nin eşlerinden biri de Bizans İmparatoru'nun kızı. Bursa'yı (savaşla) alıp başkent yaptıktan sonramı aldı Bizans imparatorunun kızını, yoksa daha önce mi. Uygun olan, sonra. Ama (belli ki) anlaşma önce olmuş. Anadolu Selçuklu devleti son zamanlarında parçalandı. 20 tane beylik kuruldu, Anadolu'da. Biri de Bizans'a komşu, Bilecik, söğüt'te, 1299'da kurulan Osmanlı beyliği. Bu yeni durumda, Bizans Osmanlı'yı seçmiş yeni (gizli) partner'i olarak. İyi ki, "o" ressam, "o" yağlıboya tabloyu yapmış, Orhan Gazi'nin İmparatorun kızıyla evlenme töreninin. Tek başına o tablo bile yeter, 1453'de  Padişah 2.Mehmed'in, İstanbul'u Fethi'nin aslında, Bizans tarafından Osmanlıya (gizli işbirliği ile) devri olduğunu ispatlamaya.   Bizans'ın Türklerle gizli ibirliği, 1071'de başladı. "Büyük" Selçuklu (Türk) devleti, Horasan'da (Bugünkü İran ve Afganistan) 1038'de kuruldu. 1157'ye kadar 119 yıl. Alp Arslan 1063'de ikinci hükümdarı oldu. Taht kavgası sırasında öldürdüğü kişinin oğlu Süleyman'ı ve kardeşlerini Diyarbakır civarına sürgüne gönderdi. 1071 Malazgirt. 1072'de bıçaklı saldırıda ağır yaralanıp ölüyor Alp Arslan. Selçuklu davletinin kuruluşuyla, Bizans egemeliğindeki Anadolu'ya Türk baskısı artıyor. Bizans, bu durumun kendi kontrolü dışında gelişmesini istemediğinden, Alp Arslan'la gizli işbirliği başlatıyor imparator Romen Diyojen, 200.000 kişilik ordusuyla Malazgirt'te Alp Arslan'ı beklemeye başlamadan önce. (Ansiklopedi diyorki, Alp Arslan 60.000 kişilik ordusuyla, Malazgirt'e yönelmeden önce, imparatora elçiler gönderip Barış önermiş. Bu ne demek, elçiler Bizans'tan da belli ki gelmiş, Alp Arslan'a. Daha da doğrusu, önce Bizans başlatmış, elçi gönderme işini.) Savaş. Bizans ordusu "yeniliyor". İmparator "esir". Aleni antlaşma yapılıyor. Bizans, Antakya Urfa ve Malazgirt'i Selçuklulara verecek, her yıl vergi verecek, ve hatta Selçukluların düşmanlarına karşı, Selçuklulara askeri yardım yapacak. Ama bir şartla, İstanbul'a dönebilip imparator sıfatını devam ettirebilirse. Serbest bırakılıyor, ama "dönemiyor" İstanbul'a. Yerine İmparator olan kişi, onun yaptığı antlaşmayı kabul etmiyor. Ve böylece, Anadolu'nun (Bizans'ın kontrolünde) Türklerin eline geçmesinin yolu açılıyor. Bizans'ın garantisi ne? "Sır ortaklığı" (Hatta, eski sırlarında ortaklığı, Sezar'ın sırrı: Hristiyanlık, Jüstinyen'in sırrı: İslam). Böylece, çoğu Alp Arslan'ın komutanları olan kişilerin yönetiminde, 7 tane Beylik kuruluyor Anadolu'da, akınlarla. Bağımsız beylikler ama selçuklu'ya "bağlılar".   Alp Arslan'ın öldürülmesini fırsat bilen Süleyman faaliyete geçiyor. Ve Anadolu'da en güçlü konumda bu kez o oluyor. 1075'de de İznik'i alıp Başkent yaparak, Anadolu Selçuklu Devleti'ni kuruyor. Besbelli ki, Yakın Bölgede "Güç" Süleyman'ın eline geçince, Bizans bu kez ona yöneliyor. "Al İznik'i, kur yeni devleti". Anadolu Selçuklu devleti 1318 yılına kadar 243 yıl. Osmanlı Devleti 1299-1923, 624 yıl. Süleyman şah,Bizans'ta Botaniates'in tahta çıkmasına "yardım ettiği için", karşılığında Batı Anadolu'yu da almış. Ve hatta, Bizans 1081'de,bir antlaşma ile, Maltepe'yi sınır kabul edip Anadolu'nun tamamını Süleyman Şah'a armağan etmiş. Tabi savaşsız da olmaz.  Bizans "Selçuklu tehdidine karşı" Papadan yardım istiyor. Ve Böylece Haçlı Seferleri başlıyor. 1097'de, Birinci Haçlı Seferi orduları İstanbul'da buluşuyorlar. Selçuklu'nun ikinci hükümdarı 1.ci Kılıç Arslan, Başkent'i Konya'ya "taşımak zorunda" kalıyor. Toplam 19 hükümdar yönetmiş, Anadolu Selçuklu devleti'ni. Beşinci hükümdar, 2.ci Kılıç Arslan, İstanbul'da 3 ay kalarak, Bizans'la Barış Antlaşması yapmış. Ama Buna rağmen, "bir bahaneyle", Bizans Büyük bir orduyla Anadolu'ya yürümüş. Yürümüş ama, 2.ci Kılıç Arslan, Bizans ordusunu, Miryokefalon (Şimdiki Afyon yakınlarında) "pusuya" düşürüp dağıtmış, 1176'da. Ansiklopedi diyorki: Bizans'ın (Türklere karşı) iki büyük Bozgunu. 1071 Malazgirt, 1176 Miryokefalon. Miryokefalon'dan sonra, Bizans saldırmaktan vazgeçip, "savunmada" kalmış hep, Türklere karşı, (Yani İstanbul'u teslim edene kadar.)  İlk haçlı Seferi'nden sonra, Haçlı seferleri devam etmiş. 7-8 defa. 1291'de son bulmuş. (1299 Osmanlı'nın kuruluşundan önce, yani). 1212'de adı "Çocuk Haçlı Seferi" olan, ve büyük çoğunluğu 12 yaşından küçük, çocuklardan oluşan bir haçlı seferi bile yapılmış. Çocukların çoğu güç koşullara dayanamıyarak ölmüş, kalanlarda köle pazarlarında satılmış. ("Din adına".) The Crusades...

1.ci Dünya savaşı'nın amacı: Rusya'da Sosyalist Devlet, Anadolu'da Laik Devlet. Hem 3 büyük savaşla Dünya Sosyalist ve Ateist Devleti Kurmak Proje'sine uygun, hem Sosyalist ekonomi temelinde Sevgi toplumunu kurmak (global çete üyelerinden gizli) Misyonu'na uygun. Alenen görevlendirilen iki kişi. Biri "Mağdur" edildi, LENİN. (abisi, çar tarafından sözde öldürüldü). Biri "Mağrur" yapıldı (Çanakkale'de). Aslında ikisi de (gizli) kurban, biri 54 yaşında Sİfilis'ten, biri 57 yaşında Sİroz'dan öl(dürül)dü. Global çete üyeleri biliyor lar öldürüldüklerini. Proje'ye göre Yılmaz da kurban, ve öldürülecek, iş yaptırıldıktan sonra, ama gizlice değil, alenen. 15 Mayıs 1919'da Yunan İzmir'e çıkarıldı (İzmir'in işgali). Ve ertesi Gün 16 Mayı'ta, Mustafa Kemal İstanbul'dan yola çıkarıldı, deniz yoluyla, Samsun'a doğru, Yunan'ı "denize dökmek", ve Laik cumhuriyeti kurmak üzere. Yola çıkmadan önce, Padişah, Mustafa Kemal'i makamında kabul etti, başarılar diledi, ve saat armağan etti. Hedef Ankara'da Meclis toplamak. Bunun için İngilzler, İstanbul'daki Meclis'i 18 Mart 1920'de kapattılar, vekiller Malta'ya sürgüne. 36 gün sonra, 23 Nisan 1920'de Meclis (TBMM adıyla) Ankara'da toplandı. Birkaç ay sonra Padişah, "Vatan'ın parçalanmasını" öngören SEVR antlaşmasını imzaladı. (Yeni Meclis'e armağan). SEVR, ilgili ülkelerin parlementolarında kabul edildikten sonra yürürlüğe girecekti, ama zahmet edip imzalamadılar. Onaylayan sadece bizim Padişah. 26 Ağustos 1922, Yunan'a "büyük taarruz", 30 ağustos1922 "Zafer", 9 Eylül 1922 İzmir'in kurtuluşu. 18 Eylül'de Anadolu'da hiç Yunan askeri kalmadı. (Yanan, Yunan oldu). İngilizler ateşkes istediler. 11 Ekim 1922 Mudanya mütarekesi, en önemli maddesi, Yunan Trakya'yı "hemen" (15 gün içinde) terkedecek. (İngilzlerin armağanı) 1 Kasım 1922'de, Meclis "Saltanatı kaldırdı". 16 gün sonra'da 17 Kasım 1922'de, Padişah ("korkusundan"!) bir ingiliz savaş gemisiyle İstanbul'dan, "kaçtı". Ama halk dindar. Halifesiz kalmasın. Ertesi gün 18 Kasım 1922'de Meclis, Veliaht prens Abdülmecit'i tahta çıkardı, pardon "Halife" ilan etti. Ne yurtdışındaki Padişah, "ben hala Halifeyim" dedi, ne de Abdülmecit efendi, "iki tane halife olmaz" dedi. (18 Kasım 1949, Demir'in doğum tarihi). 24 Temmuz 1923 Lozan antlaşması. 29 Ekim 1923 Cumhuriyet'in ilanı. Sıra geldi, laikliğe. 3 Mart 1924 "Hilafet kaldırıldı" ve Osmanlı hanedanı yurtdışı edildi. Aynı gün,"Tevhid-i tedrisat" (din okulları iptal), ve Şeriye vekaleti iptal, yerine "Diyanet işleri Başkanlığı. 1925 Tekkeler Türbeler kapatılıyor. 1928 Anayasa'dan "Türk devleti'nin dini islamdır" sözleri çıkarılıyor. 1933 Okullarda Din dersleri kaldırılıyor....     Atatürk, Yılmaz'ın yetişeceği "ortamı" hazırladı.

*******************

(27 Ağustos 2012   :)   Bugünkü Hürriyet Gazetesi bir haber, aynen: (eşeKARISI öldürdü. BAYRAMda memleketi KASTAMONU'nun çatalZEYTiN ilçesine bağlı KIZIlcakaya köyüne giden FATMA kesKİn'i 2 EŞekarısı soktu. fenalaşan keSKİN, ÇATALzeytin ilçe hastanesi'ne kaldırıldı ama kurtarılamadı. kesKİN'in ALerJİ nedeniyle ANAflaktik ŞOKa girerek yaşamını yitirdiği belirlendi.)     Hayvanların... kuşların ve hatta böceklerin de "stella" marifetiyle yönlendirilebildikleri bilincim yaşadığım tecrübelerle, eskidir. Ama, konuyu daha somutlaştırabilmek için şunlarıda yazayım: Beyinlerina yerleştirilen chip'lerle farelerin, sağa sola istenilen yöne hareket ettirilebildikleri haberi, kuşların istenilen yere uçurtularak kondurulabildikleri konusunda iki ayrı haber gazetelerde çıkmıştı. Ve dahası. El Kaide, CIA'nı taşeronu, ama gazetelerde şu haberde çıkmıştı. CIA, El kaide'nin Afganistan'daki TORO BORA mağaralarında gizlenen militanlarını izlemek için bir proje üzerinde çalışmakta. Kelebek (galiba "Güve") üzerine, mikro kamera, ve Kelebeği yönlendirebilmek için, "chip". Her ne kadar, proje başarıldı demediyse de, bunun (bana/bize) mesajı "başarıldı" anlamındaydı, kuşkusuz. Yani İKİEŞ ek arısı, chip'le yönlendirildi. Ama Fatma'nı alER*i'li olması çok önceden sağlandı. Soyadı apaçık(bana/bize) mesajlı KES-SKİN. Olay bayrAM'da. (Bayramda başka neler oldu) "Kastamonu 37,kestimonu öküzyedi" sözlerim çok eskidir. (Zaten  o ilimize o numaranın, çok çok eski zamanda 37'ye denk getirilmesi de "kestimonu" içindir.) 2 eşekarısı. (iki/s-ki). ZEYTİN/TEYZİN= Teyzenin kızı/ KIZI lcakaya/ Kızıl=kızılyıldız. aler J i.(=er). ÇATAL/ÇATLA/alTAÇ. ŞOK="Sakin görünüyor" Odasında Dr. GÜLER YILMAZ'ın, hemşiresinin sözleri. Sadece üçümüz vardık. Manisa/Magnesia. (2.ci tımarhane başlangıcı) "Şoka sokup sokmamak konusunda. Devlet hastanesine göndermişlerdi, Şoka sokulabilir raporu almışlardı. GÜROL YILMAZ, "nasıl" GÜLER.....

********************

(29 Ağustos 2012   :)    Bugün, Vatan gazetesini "seçtim". Milli Voleybolcu Neslihan Darnel varmış gazetede. "Kızımı ip atlarken doğurdum" diyor. Anlatıyor: "Kızım Zeynep'in doğumu biraz KOMİK oldu. Ben 9 aylık hamileydim ama doğum beklenenden 17 gün erken oldu. O sırada İSPANYA'daydık Eşimin spor yapası gelmiş,gidip İP almış atlamak için. Terasa çıktı. Ben de izliyorum ama atlayamıyor yani, olmuyor. Göstereyim dedim, kimse de beni durdurmadı, ne yapıyorsun diyen olmadı. İşte ben atlayınca doğdu zeynep."     Evet komik olduğu kadar, son derecede ender bir olay. Ne var bunda? "DOĞUM" var, "İP" var. Kızlık soyadında da "DEMİR" var (tam kelimeyi unuttum). Daha önce ispanya'da TENERİFE takımında oynamışlığı var. Adı NESLİHAN, Nesllihangisi sorusunda var. İspanya/esPANA. Bunları "birleştirirsek" şöyle olur:     DEMİR NESLİ FİLİP TEN ERİFE DEN DOĞMA  (erife, Arife demek burda). Evlilik soyadı DARNEL, DARDANEL'i (Çanakkale'yi) çağrıştırır.(17 no.lu il/17 gün). İşi VOLEYBOL (VOLE/LOVE). Eşinin adı ORKUN.  Vatan gazetesinde Bulmaca olarak, Çengel Bulmaca'nın ortasındaki fotoğrafın sağını ve altını kesip yapıştırmıştım, bloknota. Yani Çengel Bulmacanın 3/8 in den de az kısmını. Ve o az kısım içinde ARİFANE kelimesi çıktı. "F" harfinin sorusu "DEMİR'in simgesiydi, (cevabı: "FE"). Ve sorulardan biri de "nesil" di (cevabı: "KUŞAK"). Ve biri de "rusça evet" (cevabı da "DA"/darDAnel). Özetle, Birader Demir'in aslen "ingiliz" olduğuna dair, Misyon koyucudan "Onay Mesajı" (Merci.)  Malum çözümler de var gazetede. Kimin Fotoğrafıymış diye de baktım, muratBOZ'unmuş. "Z" harfi de izMİR'in "Z"si. (izMİR/deMİR). Bak Demir: Tanrısal Emir. oyunu BOZ....... 

*******************

(31 Ağustos 2012   :)  Dün TSK günü'ydü. "Asker Millet" tir, Türk Milleti. Bu yüzden seçti Misyon Koyucu, Türk Milletini, Dünya Devleti'ni kurmak için. Bugün Subay oluşumun 44.ncü yıldönümü. Temel Psikolojim "Türk Subayı Psikolojisi" dir. Türk Subayı erkektir. İşi, meslek tanımını aşar. Erleri eğitmek, Vatanı korumak için gerektiğinde savaşmak, erlerine komuta etmek. İşiyle ilgili "korkusu" yoktur. Erleri de erkektir. "Askerlik" erler için, sırası gelince yapılacak bir "Vatani görev" dir. Türk askeri, bu bilinç ve duyguyla, hiyerarşik yapı içinde, mutlak itaate dayalı "disiplin" le davranır. Türk kimliğimizle kuracağız Dünya Devleti'ni. Kalmasın Dünya'da Milliyet Farkı amacıyla. Kuracağımız Yeni Dünya'da, gene "Askerlik" meslek tanımını aşmaya devam edecek. "Askerlik", en geniş anlamda "Güvenlik Konuları". Toplum için, hayatı feda etmek riski gene var olacak. Ama, tüm "mesleklerin", ebeveynlerden, evlatlara kalacağı gibi, Subaylık da, Karı koca birlikte. Çiftler, çocukları belli bir yaşa gelince, onları öteki çifte emanet ederek, "Askere gidecekler", karı-koca birlikte. Orada onları karı-koca Subayları karşılayacak, eğitecek, komuta edecek. Subay olacak çiftler de önce "askerlik" yapacaklar, ardından meslek okulları, Subaylık okuluna. Görev süresi biten karı-koca asker "çiftler" de kendi meslek okullarına. Meslek okullarını bitirenler, ebeveynlerinden devralacaklar, mesleği. 25 tam yıl, meslek hayatı. Yeni Dünya'da, doğallığımıza uygun olarak, Aile'de erkeğin "Dominant" olması, Toplum içinde de öyle, toplumun kurumları, en baştada "Güvenlik" kurumunda (Ordu'da) da öyle. Askere giden çiftler, kendilerinden yaşça büyük Subay "çiftler" bulacaklar karşılarında. "İtaat" (Disiplin) için uygun durum. Ama erkeğin "dominant" oldüğunu gözeterek, eğitim, komuta.

Ve bugün, Diana'nın Paris'te, "trafik kazasında" sözde "ölmesinin" 15.ci yıldönümü. Niye saklandı, DAYANA. "DAYANAMAM bu durumda toplum önüne çıkmaya, en iyisi toplum beni öldü bilsin" dedi. Sonunda kabullenmişti, kocasının AŞK'ını. Gençti, güzeldi Diana. Charles'ın ailesi bulmuştu eş olarak Charles'a. Ama Charles'ın kalbi doluydu o sırada, Camilla'ya. Kocasına "yolu" açtı. Kocasıda dayanamazdı, Camilla'ya olan aşkının toplum önünde somutlaşmamasına. "8 yıl kadar" sonra, 9 Nisan 2005'te Evlendiler Charles ve Camilla. Kutladım. Ertesi gün de 10 Nisan 2005'te Demir ve Gül'ün 30.cu Evlilik yıldönümlerini kutladım.  AŞK, cisellikten kaynaklanan, ama onu aşan bir sevgi türü. Biz insanlar için Sevgilerin kaynağı. Bitkilerde yok sinir sistemi. Fiziksel acı duymazlar. Hayvanlarda gelişti sinir sistemi. Fiziksel acı duyarlar. Uzun evrim süreci. Ruhsal acı da var. Duygular gelişti. Sevgi ve Nefret duyguları gelişti. Hayvanların bazılarında sevgilerin anası, ananın yavrusuna olan sevgisi olarak kaldı. Baba ilgilenmedi yavruyla, ve hatta anasıyla da ilgilenmedi, zamanı gelince seks yapmaktan başka. İnsanda, eşe olan aşk (erkekten kadına, kadından erkeğe karşılıklı) sevgilerin kaynağı biçimini aldı. Evlat sevgisi, gerek anada gerek babada eşe olan aşkın (libidolu cinsel sevginin) evlatlarda (libidosuz) devamı biçimini aldı.  (Türkü: Atem tutem men seni, şekere katem men seni, akşam baben gelende ögüne atem men seni...) Evlat sevgisinin karşılığı Ebeveyn sevgisi. (Şarkı: Aşkın ka NU NU NU NU yazsam yeniden, kimi ümitleri yel alır gider...) Kanun 1) Ortamda karşı cinsten kişi(ler) olacak. 2) Kalpler BOŞ olacak. 3) Başta yaş olmak üzere uygunluk. 4) "Karşılıklılık" (reciprosity) 5) Birazda CANADIAN Dollars. Unutmayalım, Doğa becerememiş bir konuyu: Normal koşullarda gelişmesini tamamlayamayan kişilerde Libido kendi cinsine de yönelebiliyor. AŞK cinsellikten kaynaklandığından, homoseksüel "AŞKLAR" da mümkün. Normal koşulların varlığında yaşadığımızda, olmayacak hiç böyle aşklar.  Aşk, duygu olduğu için, akıl yoluyla Aşk'a ulaşılmaz. Ama akıl yoluyla aşkın oluşması engellenebilir. Örneğin, mevcut toplum düzeninde, "hiç kimse", karşı cinsten, kendi öz kardeşine aşk duygusuyla bağlanmaz. Kişi, aşksızken, aşksızlık çekmez. Cinsel ihtiyacını hisseder sadece. Tıpkı Vitamin ihtiyacımızı hissetmeyip, yemek yeme ihtiyacımızı hissettiğimiz gibi. Ama, yeterli D vitamini almazsak, sonuç belli. Bunun gibi "Aşksız yaşam" da Eksik yaşamdır, insan için. Aşkın oluşabilmesi için akıl yoluyla koşullar hazırlanabilir. Yeni Aile, Dörtlü Aile, "Doğumdan Aşk" herkese. Sıfır Libido ile yaşarken, Semra'ya da aşık olduğumu farkedince, "üzüntümden" ağlamıştım, İstanbul'da. Benim aşkım vardı çünkü, Ayla. Sonra karar verdim. Semra'yı da alacaktım Karım olarak yanıma. Kalbimde iki kadın olacaktı. Meğer Misyon'un programıymış, iki eş (herkese). CHARLES-DIANA durumunda "mümkün değildi", başka çözüm. Tabi, Diana da aramızda.......   Ve, zikirde fayda var: Charles'ın da hayat çizgisi, benimki gibi, Misyon koyucunun eseri aslında.

31 Ağustos 2012'den iki olay: 1) (1 Eylül tarihli Sabah gazetesinden)  FİLİPİNLER'de denizde deprem. yerel saat 20.50, TSİ 15.47 (öyle yazmış) 7.9 şiddetinde, "Denizde" 16 santim Tsunami dalgaları. Hasar var, 1 ölü. Bağıntı: FİLİP'İN gelini Diana. KURTuluşu, toplumdan gizlenmekte buldu. "Trafik Kazası", sözde erkek arkadaşı Dodi el Fayed'le, kocası Charles'a "yolu açabilmek" için. 2) (1 Eylül tarihinde trthaber.com'dan) Bir düğün ve nikah olayı. Ayni ad ve Soyadlı Damat ve Gelin. Elbistan'da evlendiler. Samsun'da, özel bir bankada çalışan Bayan ÜLKÜ KURT, bir SEMİNER için Antalya'ya gidiyor. Otel'de, adıma oda ayrılacaktı deyip gösterilmesini istiyor. Resepsiyon görevlisi, Aynı ad ve soyadla, Otelin inşaatında görevli, Kahramanmaraş-Elbistanlı Bay ÜLKÜ KURT için bir oda ayrılmış olduğunu söylüyor, ve bunun bir ŞAKA olup olmadığını soruyor. Bilahare, iki ÜLKÜ resepsiyonda tanışıyorlar, 3 yıl kadar sonrada evleniyorlar. Asıl Bağıntı kURt'lar daki UR. Ve Türkçede kökü KURT olan sadece iki fiil var. KURTarmak, KURTulmak. Kurtulmak'tan da KURTULUŞ kelimesi. Kurtuluş Savaşı, "aslında" 19 Mayıs 1919'da, SAMSUN'da başladı. 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi ardından, MARAŞ, önce İngiliz, sonra Fransız işgaline uğradı. TBMM askerleri Fransızlarla çarpışmadı, ama "Maraş" halkının Fransızlara "direnişi" dolayısıyla, Fransızlar Maraş'ı "terketmek zorunda" kaldılar. Onun için, Maraş'ın da "Kurtuluş Savaşında" rolü var. (Sonradan 1972 veya 1973'de şehire, bu yüzden "Kahraman" ünvanı verildi. Baktığım 2 farklı kaynakta 2 farklı yıl. Gün-ay aynı:7 Şubat). Yani İkinci Bağıntı:"KURTULUŞ". Zikirde Fayda var, TBMM'yi ilk tanıyan FRANSA olmuştur, Ankara antlaşması ardından çekip gitmişlerdir. Muğla, ve Antalya'yı işgal eden İtalya, direniş bile görmeden erkenden işgalden vazgeçip gitti. Ve hatta Ankara hükümetine Savaş uçağı bile verdi ("sattı" yani), Yunan'a karşı kullanması için. GRASYA... Üçüncü Bağıntı ÜLKÜ. ÜLKE'yi çağrıştırır. Ülke-Kurtuluş yorumunu destekler. Ve, Ülkü İdeal demektir. Ülküm, "en güzel dünya" dersem eksik olur. Tutkum diyorum. Tutku (Passion) kişiseldir. En Güzel Dünya'yı "ben varken" başkası kuracaksa, tutkum söner. Gücüm olsa bile, ne desteklerim ne kösteklerim. Konuya yabancılaşırım yani. Ama ülkü "herkes" için olabilir, kişisel değildir. Dolayısıyla "Tutkum" derken "ülkümüz" de demiş oluyorum ben. (Düğün, özellikle Subay olduğum gün-ay, 44.cü yıldönümünde Dört-Dört) FATOŞ'cuğum, "tutkumuz" kelimesini de kullanabilirim, sakıncası yok.  Dördüncü bağıntı: Diana'nı soyadı SPENCER/s pens er/ "PENİS" çağrışımlıdır. SEMİNER kelimesiyle benzerlik taşıyor. Seminer'de de EMİN var. Emin misin Yılmaz?  Ha Ha...

İLAVE: 11 Eylül 2012 tarihli Sabah gazetesinde de var iki ÜLKÜ'nün haberi. Ek bilgi de var: "Aynı YIL doğdular...35 yıl önce" (YIL/YILmaz bağıntısı, Ve Barış kız'ın 35 yaşının son gününde evlendiler. İzmir plakası da 35. "Yaş 35, yolun yarısı eder" demişti şair.

Yarın, Yeğen Barış'ın 36.ncı ve Kuzen Alev'in 56.ncı Yaşgünleri.  Kutlu Olsun...

*******************

(1 Eylül 2012   :) Barış kız 36 Alev dayısı 56 oldu.

Küçük yeğen Sevgi bana "Kalemlik" hediye etmişti (Ne zaman?) ABD'de "Lotto" (Mega Millions) 31 Mart 2012 çekilişi, LOTTO tarihinde en büyük ikramiye, üçe bölünmüştü. Sevgi ve babası Demir ağırlıklı mesajla.     Büyük yeğen Barış da bana "Space Ball" hediye etmişti (Ne zaman?) ABD'de "Lotto" (Michigan Power Ball) 1 Eylül 2012 (Barış Kız'ın 36.ncı yaş günü) çekilişi, LOTTO tarihinde 3.ncü en büyük ikramiye, bir kişi kazandı. Barış ve babası Demir ağırlıklı mesajla. Tarihi belliydi ama, 1 Eylül'ü göremediğim için, Michigan Power Ball'a baktım. Evet tarih doğru. Ve ordan bir "metni" aynen aktarıyorum:   ***Donald Lawson decided to have a little bit of fun with his mother TWO WEEKS ago. I called her and said, "I got a surprise for you. I won 200.000 Dollars in the POWER BALL". She goes: "Oh my GOD; Yay!" I said, "All right. Are you reday, Ma, Well the truth is, I won 337 millions and 4 Dollars, in the Powerball. Ha, ha.***    Buradan İkramiyenin tamamını öğrendik: 337000004 Dolar. "Dört" vurgulu, beş Sıfır peşpeşe. "SIFIR"(SIR) vurgulu. 31 Mart'takiyle de bağıntılı. Kişi başı 218666667 Dolardı beş tane 6 peşpeşeydi. Sevgi henüz Bir yaşına gelmemişti, Babasına söylemiştim, İstanbul'da, 1986 sonlarında, Sevgi'nin en sevdiği sayı 7, Barış'ın en sevdiği sayı 5 diye. Talihli Donald LAWson, aynı gün almış yani ikramiyesini. 44 yaşında. (dört-dört) Çıkan sayılarda da var  (08-11-21-44-49-22) 49 da var. Demir 1949 doğumlu. Donald DEMİRyolu mühendisiymiş. DEMİR KİMya "yüksek" mühendisi. LAW hukuk, yasa anlamında ama LOVE'yi çağrıştırır, burda "o" mesajla. SON, ingilzce oğul, türkçesi belli. Şöyle yorum uygun: SON amaç SEVGİ toplumu. "Son Kıyım" olarak da yorumlanabilir. Yer Michigan. (işi gan). Donald'ın annesine 2 hafta önce söyledikleri. 2 yüzbin dolar demesi, Mother and "SON". Bu dört işarette de Annemizin iki oğlu mesajı var: Ben ve Demir. Annesiyle gitmiş İkramiyeyi almaya. Galiba, evli değil, annesiyle yaşıyor, yalnız. Öyleyse, ben gibi, yani. "McDonalds'dan yemek yemeye devam edeceğim" demiş. Adına uygun. (Children's song: Mac McDonald had a Farm...). Piyango'yu SAKIZ'la kutlamış, duyunca işinden istifa edip bir paket sakız almış. "BARIŞ KIZ" diye yazdım çoğunlukla bugüne kadar yazdıklarımda, Barış'tan sözederken. Ona uygun: saKIZ'la kutlamak. İkramiyesini, TAKsit TAKsit değilde, peşin aldığı için,Vergi kesintisi büyük. Şöyle demiş: "SAM AMCA'ya biraz kızgınım...vergilerin ardından elime sadece ... dolar geçecek. Telefonda sormuştum Barışa, "How many uncles do you have?" diye. "one" demişti, Turgut ve Ahmet de var, demiştim (dayıları). Ve Bir defasında, telefonda babası ve annesiyle konuştuktan sonra, telefona Barış kız geldi. "Amca sesini duyayım" dedi. Anında, "Duy Bakalım" dedim. Negatif'ti tavrım yani. Anında, şoke oldu, sorarcasına tekrarladı sözlerimi aynen. İşin aslı şu: "Ağır ezilme şartlarında" yaşıyorum. Halimi sormak dahi "ezme" vesilesi olarak kullanılıyor. "iyimisin" (yoksa tımarhaneye geri gönderelim mi). Demir ve Gül'den, ezme'de kullanılan söz ve davranışları istemediğim gibi, "Boş" konuşma da istemiyorum, tabiatiyle. Ama, konuşmayı kesmek, olumsuz değerlendirilmesin diye, devam ediyorum onlarla "boş" konuşmalara, telefonla, gerek onların beni aramasıyla, gerek arasıra benim aramamla. Ama,"Zırhlı" (hazırlıklı) olarak, hep. Telefonu Barış alınca, Zırhsız (hazırlıksız) yakalandım. Bu, "miserable" şartlarda, sevdiklerimle, "boş" konuşmak istemememin gereğiydi o sözler. Hangi tarihteydi Barış'çığım. Kızmakda haklıydın. Donald da haklı, "Uncle Sam" a kızmakta. Evet galiba ben açmıştım telefonu o gece Demir'lere, 4 Mayıs 2009 gecesi. Sevgi'nin, Hollanda'ya Barış'ların yanına gideceğini öğrenmiştim. Telefondan bir saat kadar sonra. BİLGE köyü katliamı oldu. (sivil olay) 44 ölü. MARDİN-MAZIdağı ilçesi-BİLGE köyü. Bilge, 40 günlük kadarken ölen ablamızın adı. YILmazı/mazıDAĞI bağıntısı. Ölenlerin çoğunun soyadı ÇELEBİ. Fatoş'un İzmir'de iken "ilk" işi. O olayı "Başlangıç" yaptım, ogünden beri, telefonlara cevap vermiyorum, "hiç kimseye" telefon açmıyorum. Tabi asıl DEMİR'ler söz konusu. Hem onları "Boş" konuşmaktan kurtarmak, hem onlara "Boş" konuşmaktan kurtulmak için. 3 yılı geçti. Demir, Demiryolu'nda. Ama Demiryolu'nun Barışla bir bağıntısı da Adem dedesi. Demiryolcuydu babamız. Barış severdi Adem dedesini. Adem dedesinin 17 Ağustos 1995'de vefatının ardından Demir'lerin "bize" ilk gelişlerinde, Barış bana sormuştu, "Adem dedem nerde" diye. Haberi olmamış yani vefatından. Ben vefat ettiğini söylediğimde, üzüntüsü yüzüne yansımıştı. Haklı olarak severdi dedesini Barış. Dr.Esat ışık'taki kiralık evde, en çok babam "baktı" ona, bebekliğinde. Yoğurtçu parkına götürürdü. Bir anı: Salondayız, Babam Barış'a "Dede" diyor ve eliyle kendisini gösteriyordu. "Dedeyi öğretmek" için. Ama Barış da sesle onu taklit etmeye çalışırken eliyle de dedesini değil kendisini gösteriyordu.... Misyon Koyucu'ya, POWER ball için Merci...

Alev'ciğim, Misyon koyucu seni de unutmadı:  4 Eylül 2012 tarihli Hürriyet gazetesinden aktarıyorum: *** ABD'nin IOWA eyaletinde...Hava Şovu...Hoppers Flight Jet Team... Cumartesi (yani 1 Eylül) günkü gösteri sırasında Piloy Glenn A. Smith'in (58) kullandığı... eSKİ çekosLOVak yapımı...uçak, iki uçakla birlikte gösteri yaparken... tarlaya çakıldı...uçak ALEV topu'na dönerken, pilot yaşamını yitirdi...Binlerce izleyicinin tanık olduğu...*** Bunun için de Misyon koyucuya Merci...

*******************

(4 Eylül 2012   :)  Bugünkü Sabah Gazetesinin Manşet Haberinden aktarıyorum: *** Suriye Devrimiyle Dayanışma Ağı, Esad'a direnişin başladığı Mart 2011'den bu yana sivillere yönelik kanlı bilançoyu açıkladı...29 bin 388 ölü...*** Abartma olsa bile, sayının gerçeğe yakın olduğu belli. "Arap Baharı" adı altında, Tunus, Libya, Mısır ve Suriye'de olanlar, Global Çete'nin işi. Dolayısıyla, gerçekleştirilmesi esas itibariyle, bizzat o ülkelerin yöneticileri, ve onların emrindeki istihbarat örgütlerinin becerileri. Bölgesel bir plan için gibi görünmekte ise de aslında, Hadım Yılmaz'ın "başkanlığında" Türklere, Dünya Sosyalist ve Ateist devletini kurdurtmak büyük planının hazırlık aşaması. Türkiye'de, Orta Doğu'da ve Dünya'da olup bitenler, Büyük Planın "Yol Haritasına" uygun. Sabah Gazetesinde, önceki gün akşamı, PKK'nın ŞIRNAK'ın Beytüşşebap ilçesine yaptığı saldırı haberi de var, tabi. 10 asker Şehit, 20 terörist ölü. Devlet, MİT marifetiyle, 1970'li yıllarda kurdu PKK'yı, ve PKK 15 Ağustos 1984'de "silahlı mücadeleye" (=teröre) başladı. Bugüne kadar 40 bin civarında ölü. 28 yıldır. Hadım Yılmaz'ın işlerinin başlatılmasına kadar, Büyük Plana uygunluk içinde... 

Bugün, 4 Eylül 2012, Spiralli kitaplarda yer almayan, buraya kadarki yazılarımın çıktısını aldım. Birini Demir'lere postaladım, ötekiler kitaplara eklendi. Ve o iki kitaptan birini, ve yilmazgurol.com kitaplarından biriyle birlikte, bugün Fuar'da, "Holler"deki Polis Standı'ndaki polislere verdim, "bugün imza günüm" diyerek. İmzaladım, "Türk Polisine" kelimelerini de yazarak. 81.ci Fuar. 31 Ağustos-9 Eylül arasında. Hergün gidiyorum, "Şıra içmeye"....

*******************

(6 Eylül 2012   :) Bugünkü Sabah Gazetesi'nden bir haber: Adana, DEDEkorkut mahallesi'nde berberlik yapan Sedat özTEMUR, arkadaşı marangoz Erkan DEMİR tarafından "senet meselesi" yüzünden, 3 Eylül 01.30'da bıçaklanarak öldürülmüş.   (Hulusi DEDEmiz, DEMİR'e hep TEMUR dedi.)

Dün, 5 Eylül 2012, Salihli'nin Kurtuluşu (1922'de). Talihli'nin Kurtuluşu (Ne Zaman). Dün olan 4 olay: 1) 01.00 sıralarında, ESKİşehirspor  oyuncusu Ediz Bahtiyaroğlu (26 yaşında) KALP krizinden öldü. 2) KOSTA RİKA açıklarında yerel saatle 08.42'de 7.6 şiddetinde deprem. 2 kişi panik nedeniyle KALP krizinden öldü. 3) AF yonkarahisar, Merkez Kanlıca mahallesi yakınındaki Askeri Mühimmat deposu patladı, el bombalarının tasnifi sırasında, saat 21.15'de. 25 asker şehit. 12 hafif yaralı (8 asker 4 sivil), "Deprem gibi" tariflerle. Şehit askerlerden üçü, emrAH (arAL/kartAL/sandALcı). 4) CAMILLA, 6 kişilik bir grupla (akrabaları, ve bir sanatçı ile, "Mavi Tur" için BODRUM'a gelmiş. (Haber Hürriyet Gazetesinden, Gün belirtmemiş. Herhalde, dün, Salihli'nin kurtuluş gününde.) (CHARLES'ın da bir süre sonra gelip geziye katılabileceği belirtilmiş.) WELCOME...

*******************

(7 Eylül 2012   :)  5 ve 6 Eylül'de, ülkemizde bir gün ara ile peşpeşe 2 önemli olay. Afyon'da Mühimmat Deposunda patlama, 25 asker şehit. İzmir'de, Kaçakları taşıyan teknenin batması, 61 kişi öldü. (Suriye, Irak ve Filistinli). Birbiriyle bağıntılı (AFyon/İZmir), Kaza görünümünde, ama Misyon koyucu'nun "Yılmaz'la ilgili işler için" becerdiği 2 olay. Bugünkü Milliyet gazetesinin ön sayfasında, bu iki olayla ilgili şunlar yazılı: Afyon'daki patlama Türkiye'yi yasa BOĞdu./İnsanlık İZmir'de BOĞuldu. (5 Ekim 2008'de, BOĞaça almak için Zirve Fırına girmek üzere iken, "adam" beni yumrukladıktan sonra, BOĞmaya çalışırken epey sıkıntı çektim...)

*******************

(8 Eylül 2012   :)  iTALYA'da da, İzmir'deki gibi Tekne Faciası'nın, İzmir'dekinden 1 gün sonra olmuş olması, onun da 5-6 Eylül olaylar zinciri'nin devamı olduğunun işareti. Dün, 7 Eylül'de, 136 TUNUSlu'dan, 56 sı kurtarılmış ötekiler, ve tekne kayıp. Dün 7 Eylül'de, Milli MOTOsikLET'çi  MustAFa Kemal MerKİT (lakabı Çöl Kaplanı) Meke gölü etabında "kazada" ölmüş,  onu izleyen arkasındaki İtalyan hafif yaralı, Çarpan Hollandalı da ölmüş. 5 Eylül'de anTALYA'da başlayan, 11 Eylül'de Alanya'da bitecek olan  Transanatolia Rallisi yarışması da kaza dolayısıyla iptal edilmiş. Dün 7 Eylül'de, Milli Futbol takımı, Hollanda'da, Hollanda'ya 0-2 yenilmiş. Dün 7 Eylül'de, Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu, İstanbul'da, Hollanda Dışişleri Bakanı ROSEnthal'e, Türkiye-Hollanda diplomatik ilişkilerinin 400.cü yılı münasebetiyle basılan HATIRA PULU'nu vermiş. TEKİN-BARIŞ menteş (yeğenlerim) HOLLANDA'dalar, KAÇ yıldır?  YABAN, 1 Mayıs 2011'den beri, onu biliyorum, bu yılbaşında öğrendim, yılbaşı kutalama kartı olarak gelen fotoğrafından...

Bugünkü Milliyet, toz bulutu içinde yarışmacıları göremeyen, İtalyan yarışmacı, arkadan çarparak iki yarışmacının (Hollandalı ile Türk Merkit'in) ölümüne sebep oldu, diyor. Merkit, 1960 İstanbul doğumlu. Yurtdışında katıldığı Ralliler arasında 1997'de TUNUS da var. Merkit haberine bitişik bir haber daha var Milliyet'te. ABD'li Merritt Belçika'da, 110 metre engelli yarışta, kendi Dünya Rekorunu yenilemiş, (anlaşılan, dün 7 Eylül'de). Soyadını yazdım sadece. İki soyad arasındaki benzerliğe dikkat. 

*******************

(9 Eylül 2012   :) İzmir'in Kurtuluşu, 90.cı yıldönümü. 09.09.09 yazısı sırtımda çıkmıştım dışarı, 87.ci yıldönümünde. "seksen yılın en yoğun yağışı" ile İstanbul'da SEL CAN aldı, 21 ölü, özellikle AYAMAMA deresinde, ben o yazıyla çıktım diye. Bugün ne var?

5 Eylül'de İzmir'de batan teknedeki iki Türk, kaptan bURhan yılmaz, ve yardımcısı mustAFa mucuk tutuklanmışlar. Gazetede Vefat ilanı FATih PEKİn  7 Eylül'de vefat. Pekin Çin'in başkenti. 7 Eylül'de Çin'de deprem, yerel saat 11.30'da 5.6 şiddetinde, 80 kadar ölü.(Eski bir film: Pekin'de 55 gün, Ava Gardner. Peki de... Bir de şarkı: Peki Peki anladık...) 8 Eylül'de, dün maraş, PAZARcık ilçesi akDEMİR köyü merkezli,13.01'de, 4.1 şiddetinde deprem, Bugün 9 Eylül'de, izMİR, URla ilçesi YAĞcılar köyü merkezli 01.32'de 3.6 şiddetinde deprem. (Süreç, KOSTA RİKA depremiyle başlamıştı.)

10 Eylül 2012, Hürriyet Gazetesi'nden: *** Türk Basınında sayfa TASARIMının önde gelen isimlerinden Yaşar Tufan Aksoy (65) dün İZMİR'de vefat etti.*** (vefat ilanında 9 Eylül... Gazeteci - Mason, yazılı).  Ve dün (9 Eylül), Bilecik-Söğüt, Ertuğrul Gazi'yi anma ve Yörük şenliklerinde (Bu yıl 731.nci) Devlet Bahçeli yere kapaklandı, ayağı kabloya takılarak. (Stella marifetiyle, niye).

Bahçeli, Sabah gazetesinin deyimiyle "yüzükoyun yere KAPaklANDI". Ve KAPANDI dün (9 Eylül) 81.ci İZMİR "enternasyonal" FUAR'ı, bu yıl ki ana teması, "Yaşamın her alanında TASARIM", yaşaRtUFAnaksoy'un vefat günü. 15 gün sonra yaşım 65 olacak.  Dörtlü Aile'ye dayalı Sevgi Toplumu "ne zaman" TASARlandı?  "Is there" an Intelligent Design (TASARIM), as a whole, in the Universe? (Bir türkü: URFAlıyam ezelden...)

11 Eylül 2012 tarihli Hürriyet'ten, 9 Eylül'de, 2 şehit, ve 1 Vefat ilanı: Vefat: Emekli İSTİHKAM kıdemli Kurmay Albay ER-DOĞAN usuloğlu. Sehitler: Piyade uzman çavuş güner ER-dem, Piyade er çetin -DOĞAN. Albay'ın Cenaze namazı, 12 Eylül'de, İzmir, Balçova, UĞUR camiinde kılınacak ve ardından, Manisa, Kırkağaç, GELENBE belediyesi mezarlığına defnedilecek. (12 Eylül 1980, TSK'nın "bir bütün halinde" yönetime el koyması).

*******************

(12 Eylül 2012   :) Ben kimim? Dünya Sosyalist ve Ateist Devletini kurmak üzere, 18 yaşımda MİT tarafından, ama aslında Misyon Koyucu tarafından, Sosyalist ekonomi temelinde Dünyada Sevgi toplumunu kurmak için doğumdan seçilmiş, özetle 7 milyar insana "Baş" olacak kişi. Tarihin en büyük politik olayı'nın baş aktörü. 11 Eylü 2001 Süper Terör olayı da Tarihin en büyük Terör olayı. Dolayısıyla Yılmaz'la (Yılmaz'ın işleri ile) "Bağıntılı" yapıldı, "Süper Terör" olayı. Herşeyden önce, Dünya Devleti'ni kurmanın Yol Haritası'nı gösteriyor. Sözde El Kaide'nin amacı Dünya İslam Devleti. Elinde "Atom" olsa, tepeden şantajla, Dünyayı teslim alabilir. Bu model, Dünya Sosyalist Devletini kurmak için öngörülmüş. Bağıntı sadece bu kadar mı. 19 kişiydi, intihar eylemcileri, (Atatürk ve arkadaşları da 19 kişiydi, Samsun'a "çıkarlarken" Atatürk'ün 19'ları ile, Bana/Bize mesaj). 4 Uçak kullanıldı, üçü çarptı (2+1), biri düştü.(Dörtlü Aile Mesajı). Bir mesaj daha var: Toplam ölü sayısı 2998.

"1968 hareketi" Uluslararası bir hareket olarak, Fransa'da başlatıldı. En çok, Türkiye'yi etkiledi. Sağ-sol çatışması biçiminde Türkiye'de 1.ci Terör, 1500 kadar ölü, 1968-1972 yılları arasında. Belirleyici "Sol"du. "Sağ" buna tepki olarak gelişti. SOL'un belirleyici örgütü'de THKP oldu, onunla ilgili en büyük dava da içine benim de dahil edildiğim, 30 kadarı devre arkadaşım toplam 100 kadar asker kişinin yer aldığı 256 sanıklı dava, 1972-73 yılları, Selimiye-İstanbul. Tutukluluğum sırasında asker kişilerin tamamının, sivillerinde tamamına yakınının MİT görevlisi olduğunu kavramıştım. Yani 1972'de Kızıldere'deki ölümler (Tğm.Saffet Alp, ve Mahir Çayan başta 9 sivil'in ölümleri) sahteydi.  THKP daha sonra, DHKP adı altında varlığını sürdürdü, bugüne kadar. Türkiye'de 2.ci Terör, gene sağ-sol çatışması biçiminde, 1975-1980 yıllarında, 5000 ölü. 12 Eylül 1980'de TSK'nın yönetime el koyması ile son buldu. Ama, 12 Eylül yönetimi döneminin başlarında Türkiye'de 3.Terör başlatıldı, 1984'de, "bölücü" (Kürt Bağımsızlığı) temelinde. Halen sürmekte, 40000 kadar ölü. 12 Eylül'ün 3.ncü Yıldönümünde, tutuklu olarak, hemoroid nedeniyle, Haydarpaşa Askeri Hastanesindeydim (Şimdi GATA'nın bir kolu). Yanılmıyorsam, yazılı olarak kutlamıştım. (Gazeteye filan yazarak). Talip psikolojisi içinde, 18 Nisan 1983'de Banka Soygunu olayı ardından. MİT'e güvenerek, ve onun "yeşil ışığıyla". Bugün 12 Eylül'ün 32.nci yıldönümü, gene "kutlu" olsun... 11 Eylül 2001 Süper terörü, İzmir'de bana, halen devam eden 4.cü dalga ezme'nin başlarında oldu. Ama 10 Eylül 2001'de de Türkiye'de İstanbul Taksim'de, Polis noktasına, DHKP'nin bir intihar saldırısı olmuştu. 2 polis şehit olmuştu. Ben bu iki olayın hemen ardından, yazmıştım açıkça (KİPA'da, Karşıyaka Park'ta)  "11 Eylül 2001 olayı CIA işi, 10 Eylül 2001 olayı MİT işi" diye. Dün 11 Eylül 2012'de, 10 Eylül 2001'deki olayı "tekrarladılar". İstanbul, Sultangazi Polis Merkezi'ne DHKP'nin intihar saldırısı, 1 Polis şehit. Terör örgütlerinin yöneticileri, EL KAİDE, DHKP, PKK,... istihbaratçı kişiler. Ve gerektiğinde, örgüte aldıkları sıradan kişileri "intihar eylemine" yönlendiriyorlar. El Kaide, İslam dinini kullanarak. DHKP, Sosyalizm ülküsünü kullanarak. PKK, Kürt kurtuluşunu kullanarak. Tabii Nihai olarak "terör örgütleri", İstihbarat örgütleri aracılığıyla, Global Çete'nin (Gizli Dünya Devleti'nin) emrinde. Bu sağlam misyon bilinciyle, 11 Eylül 2001 "Süper Terör" ardından, hemen (anında) teşhisimi koymuştum. Ama sebebi daha sonra açıklığa kavuştu. İzleyen zaman içinde Kesin ölü sayısı da açıklandı. Dikkatimi çekmişti, ilginç sayıydı, ama önem vermedim. Kitlesel bir yıkımdı. Sayı'dan "mesaj" çıkarmak olmazdı. Dün akşam Takvim yaprağında tekrar gördüm, "sayıyı". Gene ilgilenmedim, çöpe attım. Ama sabahleyin fikrimi değiştirip, çöpten çıkardım, sonra da bloknota yapıştırdım. Mesaj vardı, o "sayıda" da bana/bize. Misyon koyucudan. Sayı 2998. İlk dikkat çeken 3000'den İKİEKSİK. (tikieksik,yılmazın.) Biraz daha dikkatli bakınca 3000 deki 3. Hem 3.ncü Dünya Savaşı mesajı, hem 3.ncü tımarhane tehdidi hatırlatması. Nasıl becerdi, Misyon koyucu. Tabi ki STELLA marifetiyle, ve özel bir "bilgisayar programı" ile. Yani, 2998'i makina becerdi. Tıpkı 31 Mart 2012'de Tarihin en büyük Lotto çekilişinde, ikramiyeyi 3'e bölüp, kişi başına 218666667  ve 1 Eylül 2012'de, Tarihin 3.cü en büyük Lotto çekilişinde sadece 1 kişiye 337000004 Dolar'ı becerdiği gibi. Sayının mesaj olduğunu bu sabah farkettim. Ama, onay mesajına da ihtiyacım vardı. O da geldi, günün gazetelerinden. 2298 kişiden biri, sadece özellikle biri Türk'tü. Olay olduğu sıralarda "önemsiz" olan konu, çok önemli oldu, bir anda. Adı ZÜHTÜ İBİŞ. "İŞ" var soyadında, Binanın 103.ncü katında İMİŞ o sırada. (103 de, "3"lü). Cesedine ait birkaç parça bulunmuş, ve "memleketi" SARIYAPRAK'da toprağa verilmiş, sonra. (YAPRAK, y.rak bağıntısı) NEwYOrK yılmaz sende? Karısı Leyla UYAR ibiş, şimdi ünlü bir PİZZA markasını yöneten firmada yöneticilik yapıyormuş. Pİ zza K ul ES i,  İkiz Kuleler, WORLDtradeCENTER. Sayı'daki mesaj Stella ile ilgili. "Stella bu", diyor, Misyon koyucu "bize"...

13 Eylül 2012 tarihli Sabah Gazetesinden: (İZMİR, Ödemiş, Birgi Beldesi. Raşit Taşpazar 2 yıl önce komşusu İbrahim Özdağ'ın incir bahçesinden kendi bahçesine "SU" geçirmek istemiş, komşusu kabul etmemiş... İhtilaf... Raşit, önceki gün, bahçelerinde çalışmakta olan, İbrahim'i eşi sEZer'i, gelini ÖMRÜye'yi, ve onların yanında çalışan İsmail SU'yu pompalı tüfekle öldürmüş, beldeye dönmüş, bakkaldan SİGara alıp tekrar olay yerine dönmüş ve kendini de aynı tüfekle öldürmüş.)  Önceki gün, yani 11 Eylül 2012, süper terör'ün 11.ci yıldönümü. Ben, hep Süper Terör dedim, olaya, ta başından beri. İngilizcesi SUperterror. (Su yüzünden İsmail SU). ödem İŞ/BİR gi de, zühtüib İŞ/BİR türk'e uydu. 4+1 ölü. onbirİNCİ yıldönümünde, İNCİr bahçesinde. "Hayat" reel, ama Stella marifetiyle, "Misyon koyucunun" eseri, 2998 sayısı için onay-mesajı. Bir şey daha var. 40 günlük kadarken ölen ablam(ız)ın adını, yanlış hatırlamıyorsam, Huriser teyzemiz koymuş, BİRGİ'deki, Birgi dede'den esinlenerek, BİLGE olarak. Annem(iz) BİLGİ derdi.

Dün, 13 Eylül, ben "SU"lu konuyu yazdıktan sonra, "SU parası" geldi, herzamankinden 100 TL fazla. Bu sabah baktım, SAYAÇ'a 263 yerine 283 yazdırmış, Misyon koyucu, MİT marifetiyle, "İzmirli" için kullanmak üzere. Az sonra gideceğim, 1737 sokak'taki İZSU'ya, "düzelttirmek için", Giriş'inde reklam var: "YILMAZ Sayaç" diye. Bana da uyarısı: SU konusuna daha kapsamlı bak, diyor. 11 yıl önce, ben adlandırdım "SUper terror" diye, ama belli ki aslında Stella ile onun işi. Bugünler için. SUriye için. Bak orda da 2 var. İkinci yıl. yani yıl 2. İç savaş, ölü sayısı 30000 e yaklaştı. Birgi'deki olayı da 2 yıl önce başlatmış, bu günler için, ama evveliyatı da var. İsimlerdeki mesajlar. SUperman (Christopher Reeve) ile doğum günlerimiz aynı (25 Eylül). (Tom & Katie'nin kızı) SURİ'YE, ve (yeğenim) SEVGİ'ye aynı doğum günü (18 Nisan) 20 yıl arayla (S..İ/S...İ) Sİ/DA/JA/YES/evetevet. TOM (aTOM).......  2998 kişi (ikieksik) biri ibiş/birgi ödemiş. Pakistan'da da, Pakistan Tarihinin en büyük 2 Fabrika yangını, 11 Eylül 2011'de, Karaçi, dAYAKkabı fabrikası ölü 289, LAHor tEKStil fabrikası ölü 25, Toplam 314, YAnaRAK öldüler, 2998'e "yakın" sayı. İKİz kuleler. Doğum yılımda kuruldu Pakistan, URDU dili asıl dilleri. (URdu yılmaz, onun için destin yanak)(destiny). 11 Eylül 2011'de Türkiye'de pkk TERROR'una toplam 2 Şehit asker (daha), HAKkari'de. İkisi de Uzman Onbaşı. erSANSANcı Ladik'li, haKANbalta Anamur'lu. Ladik, Ladin'i çağrıştırır,(=El Kaide). Anamur (burda öncelikle) UR çağrıştırır. ++++Düzelttirdim. bAYLAn sayaç'mış, Yılmaz Baskül'le karııştırmışım. Zühtü İbiş'in karısının kızlık soyadı da uYAR'mış....

Demir; "Bu" yazının hemen ardından internet'te (ilk kez) arayıp buldum. Biliyordum ama, unutmuştum. CHARLES'ın doğum tarihi, 14 Kasım 1948. Yani senden 1 yıl, ve 4 gün daha büyük. 4 burda, "Dörtlü Aile" işareti.

Sonra, "biraz daha bilgi":  CAMILLA'nın doğum tarihi, 17 Haziran 1947. (1947 doğumlu olduğunu biliyordum. (Charles & Camilla AŞK'ı). (1995 Camilla Boşanıyor, 1996 Diana boşanıyor, 1997 Diana "trafik kazası", 9 Nisan 2005 Charles-Camilla evliliği) Camilla'nın bir oğlu (1974 doğumlu,Thomas) ve bir kızı (1978 doğumlu, Laura) var. Thomas Eylül 2005'te, Laura Haziran 2006'da evlenmişler. Ve 5 torunu varmış şimdi Camilla'nın. Charles'ın "malum" iki oğlu var William (1982 doğumlu), Harry (1984 doğumlu). William 2011'de evlendi. Harry, halen "bekar". Sevgi için düşünmüştüm, yaşları da uygundu (Harry 1984, Sevgi 1986). Halen o "niyetimi" sürdürüyorum, Sevgi'nin Sevgilisi olduysa bu arada, niyetim geçersizdir. Ve günün sürprizi, yarın (15 Eylül) Harry'nin yaş günü. (song: Congragulations and celebrations...)  Ve CHARLES 1948, ANNE 1950, ANDREW 1960, EDWARD 1964.

*******************

(15 Eylül 2012   :) Bu sabah, Harry'ye,  "webeditörATroyal.gsx.gov.uk" (AT= @) aracılığıyla, Doğumgünü kutlama mesajı gönderdim, e-posta ile:  "Today you became 28 be HAPPY HARRY MARRY Sevgi if she is still available she is 26 and pretty Yilmaz one of your uncles"

"Bu" yazıyı yazdıktan hemen sonra, bir bağıntı olmalı düşüncesiyle, hesapladım, aklımda da 100 sayısı vardı, Camilla ile aramdaki Gün Farkı'nı. Evet, tam isabet, Camilla'dan 100 gün sonra doğmuşum. 17 Haziran 1947-25 Eylül 1947. Yani demişler ki, Camilla, Yılmaz'da 100 gün önce doğsun. (ü z / y ılma z)

Ve, Annem Arife'nin bir ramazan Bayramı Arifesinde doğduğu bilgisinden hareketle, geçenlerde hesapladığım gerçek doğum tarihi 24 Nisan 1928 doğruysa, (ki doğru olduğu kanaatindeyim) Kraliçe Elizabeth'in doğum tarihi 21 Nisan 1926 ile, Demir'le Charles'ın doğum tarihleri arasındakine benzer bir bağıntı var. Demişler ki, Elizabeth, Arife'den 2 yıl 3 gün önce doğsun. Demir-Charles ikilisinde 4 gün, burda 3 gün. BİREKSİK burda 40 günlük kadarken ölen BİLGE ablamızın işareti. Yıl farkı 2 de, 2 anne işareti.

Bugünkü GÜNEŞ gazetesinden bir haber: "Çankırı'da Kurşunlu-Çankırı demiryolunda Devlet Demiryolları işçilerinin bulunduğu tren, karşı yönden gelen tren çekicisi ile çarpıştı. işçilerden İhsan özDEMİR olay yerinde, Yılmaz Demir hastanede hayatını kaybetti."  Aynı gazeteden başka bir haber: "Konya'da hemzemin geçitte Hızlı Tren ile TIR'ın çarpışması sonucu 1'i ağır 3 kişi yaralandı. Meram ilçesinde..." (TRAIN/TANRI)... Demir, annemiz  Silis'te bizi, "Yılmaz Demir" diye çağırırdı.  (Ve, şimdi trthaber.com'a baktım: "Çankırı, ILDIZIM köyü istasyonu yakınlarında, 08.45 de" diyor. Anlaşılan "dün"... (YILDIZIM çağrışımlı).

Yılmaz Yılmaz, eski subay, şimdi KOTON firmasının sahibi. Silis'te de (1955-61 yılları arasında) Demir Demir vardı, Demiryol personeli arasında, galiba "yol çavuşu". Salihli'den, tayinimiz Samsun-Sivas hattında Çamlıbel'e olmuştu, önce. Bir ay kadar kaldık orda. 7 yaşımda, 2.ci sınıfı bitirinceben, ayrıldık Salihli'den. Ordaki okul arkadaşlarımdan, öğretmenimizin kızı Derya Atalay, dan başka, sadece iki isim var hatırımda kalan. Biri Şerif (sheriff), öteki EDİP ÇAMLI (çamlıbel bağıntılı). Şimdi, Karşıyaka 1875 sk, başlangıcı 2 Numarada, tabela. "Edip Çamlı-Mimar" yazıyor. Belki o arkadaşımdır. Niye adı hatırımda kaldı. Evine gitmiştim. Ders çalışmak için, birlikte. Eve dönerken, tel örgülerden,oyun olarak, atlarken, bacağımı kanatmıştım. Evde azar işitmemek için, Ediplerin köpeği ısırdı, demiştim. Küçük bir ev köpekleri vardı. (DOG/GOD bağıntısı) (YILMAZ/ZAMLIY=çAMLI bağıntısı). Edip, Edebiyatçı=Yazar demek. Ama şuna da uygun: "Onu hadım EDİP, başkan yapacağız, ondan korkmayın, o aslında bir kurban, (Global çete merkezinden, üyelerine izahat)". Çamlıbel'de lojmanımız, istasyonun üst katında. Camlar çift. Rüzgar hep ıslık çalıyor. Arkamızdaki Dağın tepesinde görünür tren. Orada durur. Makinist, durduğuna dair, kutuya imza bırakır. Sonra, frenle, döne döne, İstasyona gelirdi. İstasyona bitişik kar tünelleri vardı. Bir ay kadar kaldık orda. "Bizim" okul durumundan dolayı, sonra bizi aynı hat üzerinde, SİLİS'e tayin ettiler. Tabi oraya da, eşyalarımızı, Kapalı Yük vagonu ile, biz de içinde, taşıdık. Silis İstasyon Şefliği'ne babam. Varınca, Eşyalarımızı Vagondan, Demiryolu işçileri indirdi, Makasçı'da onları yönlendirdi. Makasçının adını unuttum soyadı YILMAZ'dı, çerkes. Vagonun Açık kapısından, aşağıdaki işçilere, eşyaları taşımaları için, gayretlendirici kelimeler arasında, onlara "UŞAKLAR" diye seslenmişti. Yanlış olmasın, galiba "Hadi Uşaklar Hadi" gibi. "UŞAKLAR" kelimesini, herhalde ilk kez orda duymuş olmalıyım ki, hatırımda kaldı. (1985'te Çanakkale'de, soyadı Can, kıçıma parmak atarken, Ranza üstünde "gayretlendirici" ses tonuyla, Ha Ha Ha diyen kişi benzerliği.) Hala gözümün önünde, Çerkes makasçı Yılmaz'ın,Vagonun kapısından aşağıya bakışı, ve seslenişi. Çanakkale'deki de gözümün önünde.

Salı günleri, epeydir, Kemeraltı yoluyla dönüyorum, Basmane'den Konak'a. Ve KEStelli sokağı köşesindeki Bozacıdan Boza içerek. Geçen Salı, Bozacı sordu, ŞANS Topu'nda hangi numaralar çıkacak, bir sayı söyle, dedi. "38" dedim. Ertesi gün 12 Eylül'de çekilişte 38 çıkmadı ama, 30 ve 8 vardı. Ondan da önemlisi bir kişiye çıktı ankara/ETİMESGUT.  ahmETruhİMESrureGülturgUT. SARI'ların işaretini vermiş Misyon koyucu, Bozacıyla. Ruhi Eniştem de "asker"di, 12 Eylül 1980'de "askERiye"nin yönetime el koyması. 12 Eylül 2012'de, PKK terörü'ne 2 Şehit daha. 14 Eylül  tarihli Hürriyet'te çıktı Şehit ilanı, P.Uzm.Çvş. fERhat KAPLANgiray (Kayseri,Yahyalı ilçesi, Burhaniye köyünde defnedildi), ve P.Uzm.Onb. ERol ERdi (Balıkesir, ivrİNDİ ilçesi,Büyükyenice beldesinde defnedildi.) Yani 11 Eylül'de 2 Şehit daha, 12 Eylül'de de 2 Şehit daha. Fatoş'un evlilik soyadı Kaplan'dı. Kayseri 38, balıKESir 10. Sabriye Halamın oğlu, Kuzen Alaattin ve eşi Emel'in, 3 çocuğu var. ERDİNÇ-EROL ve kızkardeşleri ELİF (yorumlar, çok eski ERdi, ERol...), Erdinç de, Erol da "İSTATİSTİK" bölümü mezunları. (astıkkestik...) Şans topu, Havan topu...   Halam, 3 Ocak 2000'de vefat etti. Hala, hâlâ bekliyorum ben...

*******************

(16 Eylül 2012   :)  Dün, 15 Eylül 2012, Harry'nin 28.ci Yaşgününde olanlar: 1) AFganistan'da Harry'nin görev yaptığı NATO üssüne, Taliban Saldırısı, 2 Amerikalı Asker, ve 18 Taliban militanı öldü. 2) BDP milletvekili SIRrı SAKık'ın oğlu, SİDAR SAKIK (25), Ankara, Çankaya'da, babasının evinde, saat 04.00 sıralarında, 5.ci kat balkondan atlayarak intihar etti. 3) İzmir, Karşıyaka'da, SONGÜL ARSLAN (25), kız arkadaşının evinde, saat 02.30 sıralarında, 5.ci kat balkondan atlayarak intihar etti. 4) İzmir, Bornova'da HARUN ARSLAN (9) evinin 4.cü katındaki terasa, 22.00 sıralarında, çıkarken, mERDİvenlerden düşüp öldü. 5) Adana Devlet Tiyatrosu Müdür yardımcısı, ve oyuncu Deniz Gökçe Kayhan ve eşi Oğuzhan Kayhan çiftinin kızları EYLÜL (2) evinde, 7.ci kat balkondan düşerek öldü.

"Ne olurdu sanki şu balkona çıkabilseydim" diye diye geçirdi son bir yılını anneciğim, salondaki çekyatında.

Bugünün olayı: BİNGÖL. Polis Servis aracına, PKK'nın mayınlı saldırısı. 8 Polis Şehit, 15 Polis yaralı. (İLAVE: hACIlar köyü yakınlarında, saat 10.15'te)

16 Eylül 2012, saat 10.54'te, 4.7 şiddetinde, adANA, kozan ilçesi GÜNeri köyü merkezli deprem, Gazetelerden.

16 Eylül 2012'de, 77.nci Doğumgününde, "Bizimkiler" dizisinde "tAHtakAFa raşit" rolünü oynayan ERdoğan tuncel vefat etti, Gazetelerden.

*******************

(19 Eylül 2012   :) 19.09.1999  KUŞADASI, Hotel Vista Ephesia, "PROPOSAL" (Evlenme Teklifi), fERhan hanım aracılğıyla, akaDEMİk toUR. Uyduruk, ama anısı var. Bağıntısı da. FATOŞ.... 10.cu yıldönümünde, FUAR/uraf, lausANNE kapısı yakınına, bir fidan ve altında TAŞ'a yazı, "Nail Özkan anısına, 19.09.2009". Sonra o TAŞI TAŞIdılar, Kahramanlar KA p ISI yakınına. Şimdi orda. Kahraman, Tülay-Sevilay ikizlerinin abisi. Tülay'ın Görümce'si, Fatma, Yılmazın KA r ISI (R/P:nesi yok). Görünce...     19.05.1919 Mustafa KEMAL ATAtürk, Samsun'a çıktı, niye. 10 Kasım 1938'de öldü, niye. 10 Kasım 2001'de, DSP hATAy milletvekili namık KEMAL ATAhan, bayındır hastanesinde öldü, niye. (ATAh/hATA/hatay... HA HA).  10 Kasım 1982'de Leonid Brejnev öldü, niye...  "Açıklığa Kavuşması Gerekli Bazı Konular" Adlı kitabımı yazmayı yeni bitirmiştim. Ve en başta, SSCB "Başkanı" BREJNEV'e ithaf edecektim, ama ölüverdi, bende mecburen yerine geçen yURi ANROPOV'a ithaf etmiştim. Menopoz/Andropoz. Her yıl 18 Kasım, LEONİD Meteor yağmurlarının enyoğun olduğu gece. 18 Kasım 1949, DEMİR'in doğum tarihi.

Dün, 18 Eylül 2012'de olaylar: 1) ÇANakkale'de Sel. Sabahleyin. 2 ölü. SİNEKçi köyünde TÜLAY türe, koruOBA köyünde FATMA metin.  2) ÇANkırı'da trAFik. ILGAZ (ILmAZ/yılmaz). Akşamleyin. 9 ölü. Çarpışan Otomobil (5 kURban) ve miniBÜS (özDEMİR,aşÇI,ve 2 adıGÜZEL). 3) BİNGÖL'de konvoya roketli saldırı, izinden dönen "sivil giyimli", 9 asker şehit, 70 asker yaralı.

Kenan Evren Cumhurbaşkanı iken, ÇİN'li küçük kızlar söylemişti şarkıyı, "i" sesiyle "ilgaz anadolunun sen yüce bir dağısın..." Dün, Japonya'nın Çin'i işgali'nin yıldönümüymüş. Global Çete, 1911'de, Çin'de MANÇU hanedanı'nı sahneden çekerek, Dr.SUN YAT SEN'i başa getirdi. Ölünce yerine Çan Kay Şek. 1934'te, Çan Kay Şek birliklerinin MAO önderliğindeki komünistleri kuşatması ardından, MAO'nun "Uzun Yürüyüş" ü ve Kuzey'de "Komünist" Devlet. Ama 1931'de (herhalde 18 Eylül'de), Japonya Kuzey'deki MANÇURYA'yı işgal etmiş. "Mecburiyetten"(!) Çankayşek ordusunun,Komünist orduyla birleşmesi. MAO'nun güçlenmesi. ve 1 Ekim 1949 Çin Halk Cumhuriyeti. Çankayşek, Formoza'ya. TAYVAN. İki Çin. Niçin. Japonya atomlandıktan, ve 2.ci Dünya Savaşı sona erdikten sonra, Birleşmiş Milletler kuruluyor, "iyi" niyetle, 1945'de. Çankayşek Çin'i de 5 güvenlik konseyi üyelerinden biri. Bu böyle devam ediyor, 1971'e kadar. ABD başkanı Nixon sayesinde, "pingpong diplomasisi" ile Vitrinden, "milliyetçi" çin çekiliyor, yerine "komünist" çin konuyor. Ödül, niXon'a iki panda, adları: Ling Ling & Sing Sing. 1989'da, ben Narcissus'a transfer edilldikten birkaç gün sonra, Çok parti "isteğiyle" ti YANAN MEN alanındaki gösteriye asker müdahalesi, 1000 kadar ölü.  Hala "tek parti" yönetimi, ama artık ülke tamamaen "Kapitalist". Partinin adını "Çin Kapitalist Partisi" olarak değiştirip, yola tek partiyle devam etmek "uygun" olur.

Not:"hala" kelimesini yazarken yanlış tuşa bastım, tüm paragraf, kalın harfe dönüştü. "mecburen" öyle kalacak. (o masa tenisi/olmasa penisi).

*******************

(20 Eylül 2012   :) Dün yazdıklarım (kuşADAsı/19.09.1999/10.cu yıldönümü/19.05.1919) ile bağıntılı olarak, dünkü Hürriyet gazetesinde 2 "anma" ilanı çıktı. Birincisi anneannesinin torunu ADA bejan ballıktaş imzasıyla "Pedagog CANAY ÇAMLIBEL 19.05.1945-19.09.2011) (1945 bile vardı, dünkü yazdıklarımın içinde.) İkincisi Ailesi imzasıyla ÖMER ABDO ayrılışının 10.cu yılında.) (Yani vefatı 19.09.2002). Dün "Gaziler Günü"ymüş. Mustafa Kemal'e TBMM tarafından 19.09.1921'de TBMM tarafından (aslında Misyonkoyucu tarafından, bu günler için) Gazilik Ünvanı (ve Mareşallik Rütbesi) verilişi dolayısıyla. Dün akşam, Karşıyaka Çarşı'dan (eski adı 1717 sokak, yeni adı Kemalpaşa caddesi)(17 Çanakkale) eve dönerken, gördüm Gazileri, "askeri kıyafetleri" ile yürürlerken. Dün sabah yazdıklarm (Kahramanlar Kapısı/Kahraman) ile bağıtılı olarak, dün öğleyin bir olay oldu: KAHRAMANmaraş, Pazarcık ilçesi, osmanDEDE köyü merkezli DE PREM. saat 12.17'de 5.1 şiddetinde. Az hasar var. Ölü yaralı yok. (Sabah gazetesi, Ördekdede köyü diyor.)

Bir vefat ilanı: "İzmir'in tanınmış işadamlarından duayen sürüş eğitmeni, EMİN SULAR (EMİN DİREKSİYON Sürücü Kursu) 19 Eylül 2012 ... günü hakkın rahmetine kavuşmuştur..." Karşıyaka, Çarşı'da, yani Kemalpaşa Caddesinde, 125 No. VAKIF işhanı'nın 1.ci katında EMİNDİR EKSİYO N. Bu "KESpır" (CASPER) bilgisayarı, o hanın zemin katındaki Casper Bayisinden almıştım.

20 Eylül 2012 (Perşembe) gününden 3 olay: (Bir şehit, Bir tutuklama, bir çekiliş): 1) Muş, Hasköy ilçesi, KARAküt köyü yakınlarında, pırTIK deresi bölgesinde, ihbar üzerine arama yapan askeri time, 2 terörist'in ilk ateşi sırasında, Başçavuş Mehmet ÇAPar şehit. 2) Emine ÇAPkın tutuklandı. Tokat, Erbaa ilçesi, çalKARA köyünden. 3 erkek bebeğini öldürüp bahçesine gömdüğünü "yakınlarına söylemesi, ve onların ihbarı üzerine" gözaltına alınıp, ardından tutuklanması. Minik bebeklerin cesetleri bulunmuş, Otopsi için adli tıp'ba. Bebekler: Muazzam, 20 günlük, 2006'da; Hasan 30 günlük, 2010'da; Ersin 42 günlük, 2012'de. 3) Süper lotto çekilişi. 2 Talihli, biri malKARA (Tekirdağ), biri çanKAYA (Ankara). 3.005.332 TL herbirine. Numaralar: 17, 27, 37, 11, 29, 33.    çalKARA/malKARA   Annemi(zi)n kızlık soyadı Çal, ilk çocuğu, kız, BİLGE, 40 günlük kadarken vefat, niye.

*******************

(21 Eylül 2012   :)  25 Eylül 1947'de doğdum. 65.nci doğumgünüme 4 gün kaldı. Michael Douglas 25 Eylül 1944 doğumlu, Catherina Jeta Jones 25 Eylül 1969 doğumlu, aralarında tam 25 yıl fark var. Bunları biliyordum. Doğrulamak için, (az önce) internetten baktım. Evet doğru. Demir'in Doğum gününde, 18 Kasım 2000'de, evlendiler. 18 Kasım 2000'de, YILdırım GÜRses vefat etti. Adım YILmaz GÜRol. Yıldırım Gürses'ten bir şarkı: "Düşen bir YAPRAK görürsen beni hatırla demiştim..."       

İzmir Karataş Ortaokulunda, numaram 25'di. Takvimi sıfırlayacağız. Her 25 yıla bir "çağ" diyeceğiz. Birinci Çağ, çiçekkentlerin inşası, ve çiçekkentlere göçle geçecek. 600(+) nüfuslu, tam yarısı erkek, tam yarısı dişi, her yaştan eşit sayıda kişiden oluşan "oba" larda, 25 yıllık Rotasyonlarla yaşayacağız. 25 yılda bir gelecek "sıra" (evlat sahibi olmaya,...) her aile'ye. 5 katlı  10 apartmanda 50 Aile. (Sağdan soldan Rotasyon). Nesiller arası 25 yıl. Ve unutacağız Farklı nesillere Libido hissetmeyi, ve aşk duygusuyla bağlanmayı. Sevgi hissedeceğiz sadece. (Evlat sevgisi gibi, Ebeveyn sevgisi gibi)...

"Superman" CHRISTopher Reeve de 25 Eylül doğumlu (1952), 10 Ekim 2004'te vefat etti. Bunları da bilyordum. Ve (şimdi) baktım internetten doğru mu diye. Evet, doğru. 10 Ekim 2004'te, geldi turist olarak, annesi Petra ile ALmANYA'dan, ALANYA'da tecavüz edilip öldürüldü, sapık Bülent tarafından, 11 yaşında LİSA EDER...

(SUPERman/GODman)  "God is I, The biggest Lie, Why"   Bu "yazdıkların" kaç LİRA EDER yılmaz? 

******************* 

(23 Eylül 2012   :) Kuzey Yarıkürede GÜZ, Güney Yarıkürede BAHAR başlangıcı.  Kutlu Olsun... Takvimi "sıfırlarken", Tabi Güneş takvimini kullanacağız gene, ama düzelterek. Haftalar 5 gün, Aylar 6 Hafta 30 gün, Yıllar 12 ay, 360 gün, ve "artıklar". Artıkların, 3 günü, Yılbaşı (Barış günleri) 1 Ocak'dan önce. Artıkların 2 günü (4 yılda bir 3 günü), yarıyılbaşı (Sevgi günleri) 1 Temmuz'dan önce. Barış günleri, Sevgi Günleri, Haftaların son günleri, Ayların son haftaları "Tatil". (Ailelere Yıllık, "izinler" yılda 2 kez, uygun programla). Herzaman, "kesintisiz" sürmesi gereken "toplumsal" işler için, "nöbet" sistemi. Peki, Yılbaşı ne zaman olsun. Eğer, Kuzey'de ve Güney'de "benzer" iklim koşullarında "kutlanmasını" isterseniz, Güz'ü/Bahar'ın ortasını bulmanız gerekir. "Buldum" ben, 1987/88'de, burda Eşrefpaşa'da mukim iken, kendimi essahtan Tanrı sanmakta iken. 4 Kasım, ve 6 Mayıs. İyi ama hangisini seçmeli. Ben 4 Kasım'ı seçtim. 1.ci Barış günü olarak. "Tanrı değilmişim, Tanrı rolü oynayacakmışım" dedikten sonra da, Misyon-koyucunun da aynı tercihi yaptığını gördüm. Çünkü, "herşeye rağmen" Tarihin en büyük olayını 7 Kasım'a (Yeni Takvim'de 1 Ocak'a) koymuş. Rusya'da Sosyalist Devrim. Ve de son zamanda bir "kanıt" daha geldi. Fatma'nın babası, Uğur eniştem de 7 Kasım'da (2004) vefat etti. Benim Babamın vefatının 13.ncü yıldönümü, Fatmayı "karım" olarak buluşumun, 555'inci günüydü. Fatma'yı annemin vefatından 13 gün sonra bulmuştum.

4 Kasım 1995'de, (Babamın vefat yılı içinde) "olan" birbiriyle bağıntılı 2 olay da, 4 Kasım'ın seçildiğinin "kanıtı" sayılır. Birinci olay sahte. İsrail'de, BARIŞ mitinginde, israil başbakanı İZak Rabin, İgal amMİR tarafından (sözde) öldürüldü. İkinci olay essah. İZMİR'de sel can aldı 80 kadar. ÖRNEKköy'de. Bu, benim, İzmir'de bu son 25 yıllık "yaşantım" içindeki "tek" denilebilecek bir "sel" olayı. (RABİN/RAB/ABİ/ABİN).

Bugün, "yaz" kıyafetinden", "Güz kıyafetine" geçiyorum. Az sonra, öyle çıkacağım, "sabah gEZintisine", her nekadar, Kanal-7'de Cemalettin Tül arkadaş, "yazdan kalma günler" diyerek, kapattıysa da programını. Gri Pamuklu Mont, uzun kol, önde fermuar. KALP'te "Soru işareti", arkada, "internet adresi", "Talihli"li kaptan şaka. İşaretsiz gömlek. Uzun pantolon. Şimdilik Sandaletlere devam. Gerekirse, Mont'u elime alabilirim. Soğukta, Kazakla takviye. Yağmurda Şemsiye. (Şems/Kamer)....

Bugünkü Hürriyet Gazetesi'nden: ***Samsun...Havza...ASLANçayır köyünde...ARSLAN YILMAZ (50) 9 Eylül'de rahatsızlanarak...acil serviste...karnından İğne ile sıvı alan doktor Mustafa BİLgiç'in (26) eline aynı iğne battı... Kırım Kongo Kanamalı Ateşi(KKKA) hastası...Yılmaz 2 gün sonra öldü...Bilgiç de rahatsızlandı...KKKA virüsü kaptığı kesinleşen Bilgiç önceki gece hayatını kaybetti**** (yani İzmir'in 90.cı kurtuluş gününde). İzmir'den, Manisa'ya, 2.ci Tımarhane başlangıcı (1989 sonları), hemen ayakta iken, kıçıma bir iğne. Bitişiğimdeki karyolaya zor attım kendimi. Tek hatırladığım, sağ ayağımdaki TERLİK'in karşı duvarın ortasına yerden bir metre kadar yükseğine çarpmış olması. (Samsun olayı, bununla bağıntılı. Stella marifetiyle).

*******************

(24 Eylül 2012   :) Yarın Doğumgünüm. 25 Eylül'de "olanlardan", internetten, 2003'deki Japonya Depremini seçtim. "just offshore HOKKAido, Japan". 8.0 şiddetinde. O haberi TRT'den duyduğumda, Japonya ile Türkiye arasındaki 7 saat farkı dolayısıyla, Depremin Japonya'da 25 Eylül'de olduğunu, ama Deprem sırasında, Türkiye'de tarihin 24 Eylül olduğunu kavramıştım. Türkiye'de 24 Eylül akşamı, gece yarısına doğru. 1996'da 24 Eylül akşamı, gece yarısına doğru, İzmir'de ZE KİM ÜREN vefat etmişti. Bodrumdan, TRT Konseri için İzmir'e gelerek. Konser sonrası, ağır metal Mikrofon Ödülünü aldıktan sonra, fenalaşıp vefat etti. Japonya depremi yerleşim yerlerinden uzakta olduğundan, zayiat "yok", sadece 2 kişi ölmüştü. "SEK İZ" şiddetinde depremde. (ZEKİ S) (Bir türkü: "Ben atımı nallatırım OKKAda nalınan abaruh...)

-Yılmaz, Yarın 65 olacaksın, "Ne dilersin, yarın için?"      -AŞKOLSUN!     Ben 65 olacağım, NUR kaç olacak, FATMA'nın yeğeni, "yeğenimiz". Doğum günlerimiz kuttlu olsun, NURcuğum.......

*******************

(25 Eylül 2012   :) (Doğumgünü/Birthday/Geburstag) Yılmaz amcasının "UR" işleriyle bağıntılı, erken doğdu NUR, Yılmaz amcasının doğum gününde. (Kuvöz. Aşırı Oksijen. Bir gözü "görmüyor"). NURİ doruk, THKP sanıklarından üsteğmen, 1973'de Selimiye'de koğuşta, mahkeme başkanı Deniz Hakim Albay için, aynen "akDEMİR ak MUT'un ya.ağı YoK" demişti. KUNURİ'de, kore'de, 27 kasım 1950'de başlayan savaşta, 3 gün içinde, 1000'e yakın Türk askeri şehit oldu, veya yaralı. Bugünkü Ülkü Takvim yaprağı yazıyor:  "...Türk Tugayı, İSKenderun'dan kalkan gemilerle Kore yolculuğuna başladı" (Yani ben, 3.cü Doğum yıldönümümü Salihli'de kutlarken). Baktım Tempo Kronolojisine. Orda,"21 Eylül, TAKviyeli Türk Tugayı Kore'ye hareket etti" yazılı, (Anlaşılan, İskenderun'a intikal başlangıcı). 18 Kasım 1950'de, Kore'de ÇUNŞUNA baskınından sonra, BM Başkomutanı General MacARTHUR Koredeki Türk askerlerinin komutanı General Tahsin YAZIcı'ya bir "tebrik mesajı" göndermiş. (Yani Demir, Salihli'de 3.cü Doğum yıldönümünü kutlarken). 9 gün sonra KUNURİ savaşı. Kuzey Kore'nin kuruluşundan beri,46 yıldır Başkanı olan KİM il Sung'un vefat ettiği gün, 9 Temmuz 1994'de Demir "Broadway" aldı.(BROther/BROadway). Kore 1910'da Japon imparatorluğunun bir parçası olmuş. 2.ci Dünya Savaşı ardından Kuzeyden SSCB, Güneyden ABD Kore'yi işgal etmişler, ve 38.ci paralel'den YARIMada'yı (PENİnSula'yı) ikiye bölmüşler. 38.nci paralel, İzmir ilinden de geçiyor, Selçuk'tan) 38 yaşımda AMPUTASYON. Bilahare 15 Ağustos 1948'de güneyde "kapitalist", ve ardından 9 Eylül 1948'de kuzeyde "sosyalist" Kore devletleri ilan ediliyor. 15 Ağustos 1984 (48 in tersi 84) PKK'nın "teröre" başlangıcı. 9 Eylül 1922 İzmir'in Kurtuluşu. Sonra, 23 Haziran 1950'de Kuzey Kore, Güney Kore'ye saldırıyor, ve "Kore Harbi" başlatılıyor. Böyle becerdiler, 3 yılda, (ansiklopediye göre), 2 Milyonu sivil, 5 milyondan "fazla" Koreliyi, Koreliye öldürtmeyi. O zaman toplam nüfusu neydi. Şimdi 70 milyon (50+20). 27 Temmuz 1953 "Ateşkes", hala "ateşkes şartlarında" yaşıyorlar.... AteşKES YILmaz.... KORE/EROK/erYoK...

Ve, bugünkü Yeniçağ Gazetesinde, "Günün Tarihi"nden: 25 Eylül 1950, Birleşmiş Milletler askerleri Kore'de Seul'u ele geçirdi.

Ve, bugün TRT-1 13.00 haberlerinde, ilk haber: Neşet Ertaş, 15 gündür tedavi edilmekte olduğu, İzmir'deki bir hastanede, bu sabah vefat etti. BOZkır'ın sesi sustu. Bozlaklar yetim kaldı. 74 yaşında. KIRşehir'in Çiçekdağı ilçesi KIRTILLAR köyü doğumlu. Babası Muharrem Ertaş. Anası Döne KOÇ. Doğum yılını, bu sabah Bostanlı Egemen Kafe'de okuyup bıraktığım, "Daily News" tan öğrendim, 1938. (Atatürk'ün öldüğü yıl).(38 yaşımda amputasyon, Çanakkale'de). Dün akşam, trthaber.com'dan okumuş, durumunun ağır olduğunu öğrenmiştim. Az önce, 14.00 sıralarında, trthaber.com'a ben de bir "yorum" ekledim. "yilmazgurol1947" adıyla. Metni, gece, uyku arasında tuvalete kalktığımda hazırlamıştım. Hiç değiştirmeden yazdım: (Bugün 65.nci doğum günüm. 25 yıldır İzmir'deyim. Kırşehir'li Neşet Ertaş, bugün İzmir'de vefat etti. Sevenlerinin, "hepimizin" başı sağolsun. Ne demişti türküsünde, "Dünya neye yarardı da seveni olmasaydı...") 1971'de İstanbulda iken, "gürol eXport" Eskişehir'den İsmet BEKLER'in Lületaşı PİPOları ile başla(tıl)mıştı. Daha sonra, Neşet AKtaş'tan da aldık biraz pipo. Neşet ERtaş, Neşet AKtaş bağıntılı.

Bu sabah NEŞEt aktaş vefat etti. Bu akşam Kanal7'de NEŞEli günler adlı film var. Oynayanlar: Adile Naşit (Naşit/Neşet benzerliği), ŞENer ŞEN, Münir Özkul. Adile Naşit, TRT televizyonunda, Akşam haberlerinden sonra, "çocuklara masal" da anlatmıştı, bir süre. Kendi deyimiyle "kuzucuklarına". 12 Aralık 1987'de vefat ettiği gün, mıSIR'da, bir otobüs dolusu "kuzucuk" (öğrenci) trAFik kazasında ölmüştü. Ben o sırada Eşrefpaşa'da idim. İzmir'e getirileli 3 veya 4 ay olmuştu. Adile Naşit "ermeni" kökenliymiş. Tempo kronolojisinde bir "ilginç" olay daha var: Aynı gün, 12 Aralık 1987'de eski Adalet Partisi milletvekili Mıgırdıç Şellefyan da vefat etmiş.

71.nci sırada yayınlamış "yorumumu", trthaber.com (teşekkür). Şimdi saat 15.05, çıkıyorum, "haftalık" Basmane Gezintisi için...

Ve bugün akşam saatlerinde, Tunceli'de, askeri araç geçerken,bir araç patlatıldı, "terörist saldırı". 6 asker şehit, ve yoldan geçen bir kişi öldü. (FAdime Acar öldü, eşi Ali Acar ağır yaralı. Şehitler, 2 Uzman çavuş ve 4 er) Şehitler: Uzm.Çvş. Ahmet  OĞUL (Kahramanmaraş, Türkoğlu, Beyoğlu beldesi); J.Kom.Çvş. Ramiz DEMİR (AFyonKARAhisar); Uzm.Çvş. Cuma KARADAVUT (Yozgat); er Kadir DADAŞ (Tekirdağ, Karaağaç); er FAtih küçükTERCİ (Denizli, Tavas); er Mümin KOCA (Manisa, AKhisar, AKselendi beldesi)

Bugün, "BOZlakların yetim kaldığı, BOZkır'ın sesinin sustuğu" gün, Salı günü, Basmane günü, dönüş Kemeraltı yoluyla. Herzamanki gibi, KEStelli sokağı köşesinde BOZa içtim. Bugün, haberlerde, TSK'nın BalyOZ davası ile ilgil açıklaması da vardı.  -BalyOZcuları kim "kurtaracak"?   -Talihli.   -Talihli'yi kim kurtaracak?   - OyunBOZan.

Demir'in Doğumgününe kadar Takvim: 11 Ekim Attila İlhan, 14 Ekim Charles, 25-26-27-28 Ekim Kurban, 29 Ekim Cumhuriyet, 4 Kasım yenitakvim yılbaşı, 7 Kasım Rusya/Fatma'nın babası (Uğur eniştem), 10 Kasım Atatürk, 12 Kasım Düzce, 18 Kasım Mickey Mouse/Demir.......

65.nci doğumgünüm için "AŞK" dilemiştim. Geldi. Doğumgünümde duydum TRT'den, Neşet Ertaş'ın kendi sesinden aynen, "SEVDA olmasaydı da gönüle dolmasaydı, dünya neye yarardı da gözeli olmasaydı, dünya neye yarardı da seveni olmasaydı...". 23 Yıl Almanya'da kaldıktan sonra, Türkiye'ye dönmüş, Neşet Ertaş, ve İzmir'e (Karabağlar'a) yerleşmeyi seçmiş. 2000'den beri İzmir'de yaşamaktaymış. 2000'den beri İzmir'de yaşamaktayım, 4.cü dalga ezme'yi.

26 Eylül sabahı, trthaber.com'da bir haber :"Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci EGEMEN BAĞIŞ'ın bir süredir özel bir hastanede  yoğun bakımda tedavi gören kayınvalidesi Naciye Şener (73), 16.40 sıralarında vefat etti." Henüz yorum yapılmamış. Ben yaptım hemen, yilmazgurol1947 adıyla, "Sevenlerinin başı sağ olsun" sözleriyle. (...yayınlanmış/teşekkür).  Dün sabah, Bostanlı Migros'tan, 2 alsam az diye 3 tane kuru pasta aldım. EGEMEN kahvede çayla beraber yemek için,doğumgünümü "kutlamak" vesilesiyle. Birini, kahvenin sahibi HAmza'ya vermeyi düşünerek. Ama herzaman oturduğum masanın bitişiğinde, tavla oynuyordu, Hamza biriyle, dolayısıyla pastaların ikisini vermek gerekti. Ve dün iki önemli vefat, biri sabah,biri akşam. NEŞE t (74), ŞENE r (73). bURsa'da defnedilecekmiş, nACİye şener'in cenazesi. Dün, "Kayın validemin", ama benim hitabımla "hURiser teyzemin", torunu nUR'un da doğum günüydü. Neşet Ertaş, İzmir, Karşıyaka ilçesinde bir özel hastanede vefat etti, BAĞbaşı mezarlığında toprağa verilecek. Naciye Şener, İstanbul'da BAĞcılar ilçesinde bir özel hastanede vefat etti. BAĞıntı var. (BARIŞ "kız" küçüklüğünde, adını hiç BAYIŞ diye söylemedi, BAĞış demişti, bana da Yimmaz.)

Ve "son olarak", 26 Eylül tarihli Hürriyet Gazetesinden: VARYAG "dün" (65.nci doğumgünümde,) ÇİN'in, LİAONİNG adıyla,ilk uçak gemis iolarak denize indirilmiş. Sovyetlerin "çöküşü" ile inşası yarım kalmış, "Kızıl"Çin satın almıştı, "motorsuz" olarak, "Çanakkale" boğazından geçirilişini TV'de izlemiştik. Haberi, dün EL-CEZİRE televizyonundan da duymuştum, gün belitmemişti, yada ben anlıyamamıştım. VARYAG'da ne VAR?

HAber var, 6 Ekim 2012 tarihli Hürriyet'te. Aslında Müjde var: Müjde Ar, söylemiş, SAMANYOLU'nu annesi Aysel Gürel'le Teoman Alpay birlikte yazmışlar. ÜVEY BABAM dı diyor Teoman Alpay için. "Bir içki masasında Samanyolu'nun sözlerini bir peçeteye yazıp Metin Bükey'e sattığını biliyorum" demiş. AkGÜRgen'di soyadı Berkant'ın. Şimdi "Samanyolu" da GÜROL sayadımıza bağlandı, GÜREL dolayısıyla. GÜROL EXPORT'un dükkanı yoktu, "evden" faaliyet. TEODEM EXPORT'un vardı, Elmadağ'da. Galiba 3 kez katılmıştı DEMİR, Ticaret odası'nın düzenlediği, yurtdışı (Avrupa) ihracatı geliştirme gezilerine. Teodem Export'un sahibi Teoman DEMİR'le "gezi arkadaşı" olmuştu. DEMİR'in bu gezilerden sipariş ile dönmemesi tercih edilmişti. TEOman/Teolog=GODman. AYVAZ GÖKDEMİR kimdi. I WAS GOD DEMİR... ALPAY=alpaylaş. Bir karadeniz  Türküsü: Biz hepimiz üç kardaşız da ben ayrı anadanum ben ayrı ana. 

*******************

(26 Eylül 2017   :) "Spiralli Kitapta" olmayan buraya kadarki son bölümlerin "Çıktısını" aldırararak ekletttim, ve "çıktıların" bir kopya setini de Demir'lere postaladım, bugün.

Bugün, Genel Kurmay Başkanı Org.Necdet Özel "soruları" cevaplamış. Bir soruya cevabı da şöyle: 1 Ocak 2012'den 24 Ocak 2012'ye kadar, "terörle mücadelede" 110 şehit, 427 terörist Ölü.

Bir soru da benden: "Devlet, PKK'yı niye kurdu?

*******************

(28 Eylül 2017   :)  Bugünkü GÜNEŞ gazetesinden bir haber: "Ölümünü oynamış" başlığı altında, 26 Eylül 2017'de İzmir KARAbağlar'da, bir ilköğretim okulunda, sınıfta, 16 yaşındaki (8.ci sınıf) erkek öğrencisi (H.K.) tarafından ekmek bıçağı ile bıçaklanarak öldürülen 40 yaşındaki öğretmen RABİA SEVİLAY DURUKAN geçen yıl 8 Mart Dünya Kadınlar gününde, "kadına şiddete hayır" temalı bir OYUN'da, "karnından bıçaklanarak öldürülen bir kadını" canlandırmış.  Yaşadıkları "reel", ama Misyon koyucunun eseri, Yılmaz'ın işleri ile ilgili. 26 Eylül, Doğum günüm (ARTI BİR olarak). 40 yaşıma girerken geldim İzmir'e (1987 sonbaharında). RABİA (RAB/ABİ), Sevilay (Tülay-Sevilay ikizler bağıntısı), DURUKAN (UR KAN). Kocası başka bir okulda MATEMATİK öğretmeni Hüseyin Durukan. Dünkü Sabah gazetesindeki habere göre, olaydan bir gün önce, "çocuk" alenen tehdit etmiş öldürmekle, öğretmeni. (Buna rağmen) Ertesi gün, sınıfta, öğretmen "kulağını çekmiş", çocuğun. O da, ilk teneffüste, evine gidip, ekmek bıçağı ile (koşarak) dönmüş, ve öğretmeni (bıçaklıyarak) öldürmüş. 1987'de İstanbul'da, İstanbul Hava Yolları adlı (Türkiye'nin ilk) özel Hava yolu Şirketinde, "Harekat Memuru" olmak için kursta iken, "Öğretmenin", "Kulağını çekerim senin" denesi üzerine, terketmiştim hemen şirketi, Havaalanı Özel Giriş kartlarını da Taahhütlü mektupla iade etmiştim. 1963-64 Dersyılı başlarında, Yani 1963 sonlarına doğru, Ben 16 Yaşımda, ve Lise Son sınıf öğrencisi iken, Denizli'de, MATEMATİK öğretmeni genç kız, adı KAYHAN (soyadını bilmiyorum), beni sınıfta, "tahtada" SEBEPSİZ YERE, kıyasıya dövmüştü, yüzüme tokatlarla. O olaydan sonra uzun süra, onun derslerine girmedim. öteki derslerim de asıl o yüzden aksadı. 4 (DÖRT) dersten ikmale kaldım. İkmalde geçtim sınıfı. Tüm notlarım 5 olarak, bir tanesi 10'du,ingilizce. Lise-1'de iken karnemde MATEMATİK notum 10'du. (Öğretmenim Seyfi DEDA'ydı). Ben uzun süre anlıyamadım, niye dövdüğünü. Son zamanlarda, şu konu hatırıma geldi: Lise-2 bitmek üzereydi, Belediye otobüsü, öğrencilerle tıklım tıklım dolu. Önümde bir kız, aynı okulda Ortaokul kısmında. "Yapıştım" ona iyice (FORTçulukmuş, "tabir" sonradan öğrendim.) Sonra Okul açılınca, baktım ki o kız benimle ilgileniyor, "bağlanmış bana aşk duygusuyla". Ama ben "karşılık" vermedim. (Zaten, istesemde, psikolojik sorunlarımdan dolayı karşılık veremezdim.) Bir de ablası vardı, Lise sonda, başka sınıfta. Sanırım, Kayhan'la ilişkileri varmış, ve beni dövdürdüler ona. Tabi, olay, Misyon-koyucunun eseri, aslında. Dayak ve Yılmaz. Üstelik Genç kız tarafından. Olay zamanı, J.F.Kennedy'ye (sahte) SUİKAST yapıldığı zamanlarda. (KENNEDY: Kendisini Kendisine HAdım ettirmek var. EZME var, DAYAK var...) MATE MATE İKİ, herkese iki eş var.... FAHRİ KAYAHAN'ın şarkısı var: AYRILIK ATEŞTEN BİR OK... Yılmaz'a söyleyecek annesi, Veda Şarkısı olarak, "evinde" son gecede...

26 EYLÜL 2012'de, Antalya, KAŞ açıklarında, 150 km. mesafede, 4.7 şiddetinde deprem oldu, sabah saatlerinde. (KAŞ/AŞK). 26 EYLÜL 2012'de, SAKARYA'da, Basın ilan Kurumu ekibi usulsüzlük gerekçesiyle gittikleri ANAdolu Gazetesi'nin sahibi AdNAn uyuMAZ tarafından kurşun yağmuruna tutuldu. İki kişi ağır yaralandı, DEVRİM ERSEN ÖZERGİN öldü. (Devrim/Dünya Devrimi) (ER-sen)(ÖZ-ERgin). Zanlı aynı gün akşamleyin yakalanmış, ARİFiyE'de. (ARİFE de ezildi oğlu Yılmaz'la birlikte, ANA.)

ADnan/ADana benzerliği. ADNAN-ANADOLU-ARİFİYE üçlüsü, adANA-ANAtoli-ANAkonda üçlüsü ile bağıntılı. Adnan, Adapazarı'nda, 28 Kurşunu, bunu hatırlatmak için sıkmış.  31 Mart 2000'de, bana İzmir'de 4.cü dalga "ezme" başlatılınca, annem için de Mahsur hayat başladı, kendi deyimiyle "asri hapishane" hayatı. Bilmiyordu bana ezme uygulandığını, anlatsamda inanması imkansızdı. 7 yıl böyle yaşadı. Bu 7 yıl içinde 3 kez "hastaneye kaldırıldı". Birincisi, 31 Aralık 2012'de, Gece yarısına doğru. Ben 112'ye telefon ederek. Karşıyaka Devlet hastanesi. Tek kişilik oda, Ben de yanında (Sandalyede uyuyarak) refakatçi. 15 gün kadar. İyileşerek döndü eve. Orda iken, Hastanenin kendi eczanesinde, Eczacı kadın, ilaçla ilgili beni başka bir büroya yönlendirirken, aynen "BAK bakalım KUYRUK VARmı" demişti. Ogün (8 Ocak 2003), gece yarısına doğru, THY yolcu uçağı, diyarBAKır'da inişe geçerken düşmüş, 74 kişi ölmüştü, 3 yaralı kurtulmuştu sadece. Oda'da TV vardı. Gördüm görüntüleri. Uçaktan geriye "parçalanmamış" sadece KUYRUK kalmıştı. Ertesi sabah, özellikle gittim, eczaneye, "Gördünüz mü, uçaktan sadece KUYRUK kalmış" dedim. Bu da yetmedi. Bir gün sonra, bu kez (9 Ocak 2003'de) Malatya-ERhaç yakınlarında, 2 askeri keşif uçağı (RF-84) çarpışarak düştü. 4 pilot Şehit. (aRiFe). (Malatya-44.) İkincisi, 29 Aralık 2005'de, Gece yarısına doğru. Ben 112'ye telefon ederek. Önce Karşıyaka Devlet Hastanesi, ve hemen ordan Buca seyfi DEMİRsoy hastanesi. 18 Ocak 2006'ya kadar. Orda refakatçi, para ile, bir kadın. iyileşerek döndü eve. Ama, artık hiç ayağa kalkamıyacak durumda. Kendi deyimiyle "dikelemeden", hep salondaki Çekyat koltukta, yatarak, veya oturarak. Son bir yılı böyle. İhtiyaçları için bana bağımlı. Tuvalet, hamam, Etek traşı (onun yöntemiyle "ağda") dahil. Hemen 2 cep telefonu aldım. NOKIA. biri ona biri bana. Ama kullanamadı. Bunun üzerine, daha kolay, Ev telefonuna bağlı, seyyar telefon aldım ona. Onu rahat kullandı, beni "çağırmak" için. Gece-Gündüz. Gerektikçe. Gece kendi odamda yatıyorum. Telefon çalınca koşuyorum, salona. Dışarda, gEZinti'de, veya kahve'de "GAZETE" ile meşgulken, çağırırsa, hemen "koşup" gidiyorum eve. Annem, Buca'da hastaneye kaldırıldıktan 4 (dört) gün sonra, 4 Ocak 2006'da İsrail Başbakanı ARİEL ŞARON beyin kanaması geçirerek, "komaya" girdi. Ogünden beri, hala "komada" (bitkisel hayatta). DÖRT O(la)CAK yeni aile'de eşler sayısı. ARİel şaROn/ARİfe güROl benzerliğine dikkat. (Az önce, internet'ten baktım, 4 Ocak yanlış olmasın diye. Evet doğru. Bu arada doğum tarihini de öğrendim, 26 Şubat 1928. (Tayyip Erdoğan'ın doğum günü, 26 Şubat 1954). Annem, 3.ncü kez "hastanelik" olduğunda, Takvim 6 Ocak Cumartesi'ni gösteriyordu. Annem artık telefonla beni çağıramaz hale gelmişti. Ama ben de, artık 112'ye telefon edemez hale gelmiştim. Mecburen, Ankara'ya DEMİR'e telefon açtım. "Pazartesi" izin alıp geleyim, dedi. Demir Gelinceye kadar, hem annem, hem benim için zaman "çok zor" geçti. Evden uzun süre, ayrılamadım. Kısa çıkışlar, sadece. Migros Girne'ye gitmek için gibi. Annemin "bilinci" bulanıklaştı. Beklerken Demir'i, "Demir evin yolunu biliyormu" diye bile sormuştu. Demir, 9 Ocak 2007 Salı sabahı, Ankara'dan  otobüsle yola çıktı. 9 Ocak 2007 Salı sabahı, adANA'dan kalkan özel bir yolcu uçağı, Irak'ta, ANAkonda askeri üs hava alanına iniş sırasında düştü. Irak'ta çalışan Türk işçilerini taşıyordu. Uçaktaki toplam 35 kişiden sadece bir işçi yaralı kurtuldu.Ölen 3 pilot arasında birinin adı ANAtoli'ydi. (9 Ocak 2003/9 Ocak 2006 bağıntısına da dikkat). Geceye doğru, Demir geldi. 112'ye telefon etti. Ve Annem Tepecik hastanesine "yoğun bakıma" Kondu, Gece yarısından önce. ANAkonda/ANAkondu. Ben de Demir'in yanındaydım, tabi. Demir gitmeden, Bakıcı kadın da buldu. Mürvet hanım. "Yoğun bakımdan çıktıktan sonra, 2 kişilik oda'da, orda Mürvet hanım baktı anneme. Taburcu, olacağında gene telefon ettim, Demir'e. Geldi. Annemi eve getirdi, 20 Ocak 2007'de. Ben de Demir'in yanındaydım, tabi. Demir gitti. (...) 8 gün sonra da, annem vefat etti, Şirinyer'de, Sevgi ŞEŞEN'in "bakımevinde" ilk gecesinin ardından sabahleyin, 28 Ocak 2007'de. Sevgili anneciğim.......

26 Şubat 1928'de Ariel Şaron doğdu. 26 yıl sonra, 26 Şubat 1958'de Tayyip Erdoğan doğdu. 26'da ne var. eSKİşehir. Sünnetlidir, Ariel de, Tayyip de. Yılmaz da sünnetlidir, çünkü müslüman olarak doğdu, Sünni mezhebinden.

25 şubat 1954'de İstanbul Boğazı dondu. Ertesi gün, İstanbul'da Recep Tayyip erDOĞAN doğdu. (Bakınız, 26 Şubat 1954 tarihli Hürriyet Gazetesinin manşetine: "Dün Boğazı yaya geçmek kabil oldu!" diyor). Sanırım, sonra bir daha donmadı. Ama Tayyip İstanbul'a, Belediye Başkanı oldu.

Gayrikabilirücu Akreditif(=Irrevocable Letter of credit) (eXport/import işleri). Bir türkü: GAYRİ dayanamam ben bu hasrete... (Burda, gayri, "artık" anlamında) ARTIK KABİL, Habil ile Kabil gibi eş sahibi olmak, ama kavgasız. Dörtlü aile, öz kardeşler birbirine eş, doğumdan. 2 erkek, 2 dişi. Erkekler büyük. Aralarında sırayla birer yaş farkla. Dolayısıyla, Büyük çift-Küçük çift ayrımı var. Primary eş belli, öteki secondary. Ama Yılmaz, Kabil'de Kavga hala devam etmekte. Evet, haklısın. Aralık 1979'da Sovyetler, AFganistan'ı "işgal" edince ne kadar sevinmiştim.... (Bu paragrafı, bu sabah, 30 Eylül'de yazmıştım. Bu akşam, CNN int.den duydum, Bugünkü ölümle, AFganistan'da ölen Amerikan Asker sayısı 2000 olmuş. 1 Amerikan askeri, bir sivil Amerikalı ve 3 Afgan Askeri toplam 5 kişinin ölümü ile sonuçlanan saldırı  ile. "2000 sınırını aştı" dedi.) (Bugün, Mevlana'nın Doğum Günüymüş, takvim yaprağından bilgi. Demişlerki, "Mevla" rolü oynayacak Talihli'nin ANA'sı, mevlANA'nın 800.cü doğum yılı içinde vefat etsin, 2007'de. Gün-ay ne olsun. Talihli'nin "Tanrısal Gününden" yarımyıl önce, yani 28 Ocak. Babamın Cenaze namazı, "eve" en yakın Mevlana camisinde kılındı. Geyve'de, Mevlana Çavdar, karısıyla annem "ahretlik" olmuşlardı, yani birbirlerine "ahretlik" diye hitap ediyorlardı. 1959 du galiba Geyve'ye gittiğimiz yıl.)

Aralık 79 da, başka ne oldu Yılmaz, AFgan işgalinden önce? Evet, Kardeşim Demir (ve Kuzenim Turgut) da, MİT tarafından alenen kulanılmaktaymış, "bana karşı", benimle ilgili işler dolayısıyla. Onu öğrenmiştim.

Başka ne olmuştu, Aralık 79'da? Ecevit, 2 yıl kadar, terörü azdırdıktan (2.ci terör'de, ölü sayısı 5000'e yaklaştıktan) sonra, 5 boş milletvekili için yapılan ara seçimlerde, "milletvekili çıkaramadım, millet gitmemi istiyor" bahanesiyle, hükümeti bırakıp gitmişti. Ve Demirel'e Azınlık hükümetini kur, desteklerim, demişti. Mecburen kurdu DEMİRel "Azınlık hükümetini", ve kurar kurmaz da, Ay biterken, Ordudan "Uyarı" mektubu aldı, Anarşi ve Terör hakkında. Sonrası malum... 12 Eylül 1980.

*******************

(1 EKİM 2012   :)  (eKİM /oKİM/KİMo/ESKİMO...) 12.30 Önce trthaber.com'a baktım. BERKANT vefat etmiş. 12.09 yazılı. ilk "yorum" benden oldu. yilmazgurol1947 adıyla: ("Bir şarkısın sen, ömür boyu sürecek..." Sevenlerinin, "hepimizin" başı sağolsun...) Vefatı bu sabah, İstanbul'da, tedavi gördüğü hastanede, akciğer kanseri. "son günlerinde tedaviye cevap veremez hale" gelmiş. 1938 doğumlu. Soyadı, akGÜRgen'de  benim (bizim) soyad'daki GÜR kelimesi var. SAMANYOLU şarkısı 1967'de, sözleri TEOman alpay, bestesi Metin Bükey. 50 gündür hastanedeymiş. Eşi Engin Akgürgen, "39 senelik eşimi kaybettim. Hayat arkadaşımı kaybettim. Hiç yanından ayrılmadım. Hep beraberdik. Son lafı 'seni seviyorum' oldu. Onu da o kadar zor kurdu ki, o cümleyi..." demiş. Sevgili annemin, evde son gecesinde, o veda şarkısını çok zorlukla, söylediği gibi, "AYRILIK ateşten bir ok, Benim derdim herkesten çok" Bu kadar söyleyebilmişti.

Takvim yaprağından: Bugün, Dünya Yaşlılar Günü'ymüş. Misyonkoyucunun, START için beni 65 (+?) yaşıma kadar bekletmeyi kararlaştırmasının, astronomik olanlar dahil "çok" faktörü var. Ama en önemli ikisi şu. Yaşlı olmanın ne demek olduğunu bilmemi istemiş, Start'tan önce. orSON WELLes ("Yurttaş Kane" filmi), "benim için" söylemiş o şiiri, şarkıyı: I know what it is to be young, but you don't know what it is to be old... So my friend let's make music together..." İkinci önemli faktör, insanların beni "kabullenmesini" kolaylaştırmak için. Start ve sonrasında, ben tüm insanları, büyük çoğunluğundan, yaşça büyük olacağım. Babaları yaşında, hatta  dedeleri yaşında. Tabi, Misyon koyucu "emin"di bu kararı verirken, benim "misyonu gerçekleştirebilecek kadar " uzun yaşayacağımdan, "Azrail bozmasın" dileğiyle. Bozarsa, eğer, herhangi bir aşamada, B-C... planlarını "hazırda" tutarak. (Internet'ten baktım: Orson Welles, Doğum 6 Mayıs 1915, vefat "meslekdaşı" YUL BRYNNER ile aynı günde 10 Ekim 1985'de, diyor. (Brynner, brAYNIr diye söylenir, AYNI kelimesi saklı soyadında yani.) Christopher Reeve (Superman) de bir 10 Ekim'de vefat etmişti. Yani, Superman'ın doğum günayı'nın benimkinle aynı olması, beni o ikiliye, ve dolayısıyla, o şarkıya bağlıyor. İzmir Karşıyaka 1751 Sokak başı, Park Taxi karşısı 1 No.lu apartman adı BERKANT. Giriş kapısının üstünde 1x2 metre kadar boyutta, bir beton "çıkma" vardı, Raf gibi. Başka desteği yok. İzmir'de 1.c. dalga ezme sırasında, yani ben Gümüşpala'da iken veya, Nergiz'e yeni gelmiş iken (1988 veya 89), o betonun üzerine bir "mektup" atmıştım, "ömür boyu" işleriyle ilgili. Sonra, o beton çıkma'yı kökünden kestiler. (RUS asıllıymış YUL BRYNNER.)

İnsanın "doğasında" vardır, gerektiğinde "sevilen" için canını feda etmek. Evladını kurtarmak isteyen ana veya baba. (Ama olmasın değil mi, babası veya anası yerine, evladın "sevgiden dolayı" canını feda etmesi. Baba veya ana istemez bunu.) Eş için canını feda etmek, gerekirse. Aile dışında, içinde yaşanılan topluluk için, daha geniş anlamda toplum için, ve en geniş anlamda insanlık için de gerekebiliyor, gerekebilecek, kişinin, kişilerin canlarını feda etmeleri, "insan sevgisinden" dolayı, insan olmanın gereğinden dolayı. Yeni Dünya'da, Aynı Yuva'da, Zincir Aile biçiminde yaşayacağız. Tüm nesiller, bir arada. Ve orda, sağlıklı iken, belli bir yaşa gelince (115 artı eksi bir ve iki diyorum), bir nesil,torunlarının torunlarını (15 artı eksi bir ve iki yaşlarda olzcaklar) göördükten sonra, "yenilere yer açmak için", veda edecek hayata, hep birlikte 2 erkek-2 kadın, Sevilenleri için. Bilimin (Tıpbın) yardımıyla, acısız. Fiziksel ve ruhsal acı duymadan "huzur" içinde veda edecekler hayata, bırakarak "dünyayı" sevdiklerine.

"Yaşlanmayı durdurmak", hep sağlıklı olmak durumunu tam olarak hayata geçirmeyi başarana kadar, şimdi 7 milyar olan nüfusumuzla, tabiki hastalıklar, yaşlanmalar olacak. Devletin tıbbi yardımı da. "Çaresiz" durumlarda, şimdiki gibi "ölüme yaklaşırken kişi" gerektiğinde "uyutmak", fiziksel acı hissetmeden ölmesini sağlamak. Daha da ötesinde, "Çaresiz ve dayanılmaz" durumlarda, bilinci yerinde ise, kendisinin isteğiyle, kararıyla, bilinci yerinde değilse yakınlarının isteğiyle,kararıyla ÖTANAZİ (bilimsel yolla "tatlı ölüm") de insanın haklarından biri.

Yeni Dünya'da, Ev'de Zincir Aile. Aile yönetimi Meslekleri, ebeveynlerinden devralan nesil tarafından yürütülecek. Ebeveynlere (ve daha yaşlılara) Sevginin saygının devam ettiği koşullarda. Yeni Dünya'da, Yaş, rütbenin üzerinde olacak hep. Toplum içinde de, Aile içindekine benzer uygulama. Kentte, yeni Vali Ailesi yönetimi ebeveynlerinden devraldıklaında, Kent halkının "yarısının" yaşları onlarınkinden büyük olacak. İlin yönetimi, Ailenin yönetimine benzer biçimde olacak yani. Ama, özellikle orduda, (en geniş anlamda Güvenlik kurumunda) tabiki Subaylar, yaşça büyük olacaklar, "erler"den. Çünkü Subaylar, askerliklerini yaptıktan sonra, Meslek okulu olarak, "Subaylık okulunu" da bitirmiş olacaklar. Öteki toplumsal kurumlarda da, kurum içi yapılanma, ordudakine benzer olacak. Rütbeliler, Kıdemliler, yaşça daha büyük.

"Sorunları", Sevgi Toplumu'nun gereklerine göre "çözeceğiz"....

Berkant Akgüren, 74 yaşında, "Dünya Yaşlılar Gününde" vefat etti. ("ömür boyu..."). Neşet Ertaş da, 74 yaşında, "Benim Doğum Günümde" vefat etti. ("seveni olmasaydı...")    Berkant, Neşet'ten 6 (altı) gün sonra. Demekki BM, 1 eKİM'i seçmiş "ihtiyarlar günü" olarak, ALTI Six diye. ("İhtiyarlık...perde çekti dideye, geçti Bor'un pazarı sür eşeği Niğde'ye - Ne çıkar öğrenmişsin Mesaha'yı PİY diye, Geçti Bor'un pazarı sür eşeği Niğde'ye") Pi, 22/7 Geometri, Aritmetik... Bilim... Uygarlık.  How do you PEE, Yılmaz? 26'da ne var. eSKİşehir. Eskişehir'de ne var. Lületaşı PİPO var. Yılmaz BüyükERşen bile var (Mayor).

Bu sabah (2 Ekim) trthaber.com'a baktım. İzmir, GÜRçeşme'de OGÜN balcı (33) yönetimindeki (İZBAN) Banliyo treni, İslam Çelik'e (16) çarparak ölümüne sebep olmuş, belli ki dün. Berkant ak GÜR en'in öldüğü gün. OGÜN yani dün, ilk kez Konak'tan, 16.00 vapuru yerine, metro-izban yoluyla döndüm eve. Konak İskele'ye vardığımda, 15.40 dı saat. Hava da çok sıcak. İZBAN kliması hatırıma geldi. 60 yaş kartı. 16.00 ya kadar geçerli. 16.00 dan önce aktarma HALKApınar'da girebilirim İzbana, ve doğruca Nergize, düşüncesiyle. İslam'ın işaretiymiş meğer. İSLAM....

2 Ekim tarihli Sabah Gazetesinden: Denizli Lisesini yatılı bitirmiş 1956'da, Berkant. Biz de (Ben ve kardeşim) "yatılı" okuduk, Denizli Lisesi'nde. 2 yıl yatılı. Bir yıl ÜZerlik'ten TREN'le gelip giderek. ("bERKANt" da ER&KAN saklı). Berkant'ın ilk eşi Serpil Örümcer. Görümce'yi hatırlatıyor, soyadı (Fatoşcuğum). 1 Ekim'de vefat eden bir önemli kişi daha var: Eski (1981-84) TRT Genel Müdürü, Macit akMAN. MANisa doğumlu, 1922'de (yani yıl olarak 90 yaşında vefat), emekli Tümgeneral. (Her ikisinin de soyadları AK'la başlıyor: AKgürgen, AKman).

Ve  (Sabah Gazetesi hatırlattı) Tabi bir de "çok önemli" Yıldönümü vardı dün 1 Ekim 1949, "kızıl" Çin'in kuruluşu. 63.ncü Yıldönümü, Demir'in 63.cü Doğum gününden, 48 gün önce.

Ve, bugünkü (2 Ekim tarihli) Hürriyet'ten ilginç bir haber: AMANDA CLAYTON, geçen Cumartesi, Detroit-MİCHİGAN'daki evinde, "uyuşturucudan" ölü bulunmuş. Geçen yıl Michigan Lottery'den 1 milyon dolar kazanmış. Çekin fotoğrafı var: tarih 11 Eylül 2011, yani süper Terör'ün 10.cu Yıldönümü. 10 üzeri 5 eşittir 1 milyon.

*******************

(3 Ekim 2012   :) Dünya-Almanak -94'den: ***14 Haziran (1993) Kanada da Türkiye ile aynı gün parti kongresiyle başbakanını değiştirdi ve hanım bir başbakanı seçti...Kim Campbell Kanada'nın ilk kadın başbakanı oldu.***  Yani her iki ülkenin ilk kadın başbakanları aynı günde. Türkiye'de TANsu Çiller, Kanada'da KİM Campbell. Her iki ülkenin bayraklarındaki renkler de aynı, kırmızı ve beyaz. Salihli ilkokul, 1. yada 2.sınıftayken, ilk tiyatro ROL'üm TANju'ydu. Okul Tiyatrosunda. Ama oynadığımı hatırlamıyorum. Belki "oyun" sırasında hastaydım. Annem herzaman söylerdi. Rolümü ezberlemeye çalışırken, Demir benden önce ezberlermiş.

Dün, ölümü "şüpheli" diye, Turgut Özal'ın mezarı açıldı, ve dün Tansu Çiller "28 Şubat soruşturması" kapsamında, Ankara Savcılığına ifade verdi.

17 Nisan 1993'de, Süleyman Demirel'i aktif politikadan uzaklaştırıp, ülkeyi Tansu Çiller'e teslim etmek için, sözde öldü TURGUT Özal. Ve 16 Mayıs 1993'de Demirel Cumhurbaşkanı seçildi. Bir röportajda Demirel, Yener Süsoy'a, "Biliyormusun Yener, beni zorla Cumhurbaşkanı yaptılar" demişti. Bilseydi DEMİRel, Özal'ın ölümünün sahte olduğunu, bu mümkün olurmuydu. Yener Süsoy, vefat etti sonra, yılların birinde, yılın son gününde (31 Aralık'ta.) Bugünkü Hürriyet Gazetesinde de bir vefat ilanı var, süSOY SOYadıyla. 25 Haziran 1993'de kurulan 1.ci Tansu çİLLEr hükümeti, Türkiye'ni 50.ci hükümetiydi. ELLİ önemli sayı BELLİ. Tersten TANsu'nun SOYadında gizli.

*******************

(5 Ekim 2012   :)  Bugün, Zirve Fırın Dayağı'nın 4.cü Yıldönümü. Bugün, 007 James Bond filmlerinin ilkinin vizyona girişinin 50.ci yıldönümü.  Bugün Çeçenistan lideri Ramzan Kadirov'un 36.ncı yaşgünü. Bugün, Dünya Öğretmenler günü,(BM,1994 den beri). Bugün İzmir'de "8.ci BALKAN lılar Halk Dansları Festivali" Başladı (5-10 Ekim 2012). Saat 16'ya yaklaşırken, KONAK'ta gördüm Dans gösterilerinden birini. Konak'tan, bugün Bostanlı'ya gittim, gemiyle, çünkü Bugün, Migros Bostanlı'nın, "YenilENEN HALİyle" ilk günüydü. Bugün, Türkiye'de "Kentsel Dönüşüm" için, ilk etapta, 35 ilde 6500 konutun yıkımına, İstanbul, ESENler'de törenle başlandı, ("patlatma" yöntemiyle).

6 Ekim tarihli Hürriyet'te, Şule bESEN'in, 5 Ekim 2012'de vefatının ilanı var.

7 Ekim tarihli Hürriyet'te, ŞEN balkaner'in eşi AYŞE tuna balkaner'in, 5 Ekim 2012'de vefatının ilanı var. (İzmir'de Balkanlılar Dans Festivali'nin başladığı gün.)

5 Ekim 2012'de, "ZİRVE fırın olayı" ile bağıntılı 2 "kaza" haberi, trthaber.com'dan: 1) RİZE, atmeydanı mahallesi. İnşaatta, dış sıva (gazeteye göre boya) yaparken, İSKELE'nin halatı koptu. 3 işçi yere çakıldı. Hastaneye kaldırıldılar. İkisi, Fatih Mercan ve Ömer Öztürk öldü. İslam Aygün'ün hayati tehlikesi devam ediyor. KANITLAR: ZİRVE=RİZEv (vurgu ez), İSKELE=SİKELE ("Adam" SİKE.LE.SENİ demişti), MERCAN=WERCAN, ayGÜN=aynıGÜN (aYGün/YılmazGürol), ömER/mERcan, FATih=FATma-FA.    2) Manisa, Alaşehir, okul yolunda, Minibüs'ten düşüp başını KALDIRIM'a vuran, Lise son sınıf öğrencisi, FADİME AKDUMAN, 112 tarafından SALİHLİ Devlet hastanesine kaldırıldı, ama Beyin Kanaması dolayısıyla öldü. KANITLAR: Manisa deyince, Tımarhaneler (2 kez). SALİHLİ deyince, doğum yerim. Doğuranı, annemi de çağrıştırır. (Ben de "adama", beni si.erlerken anamı da si.tiler, demiştim.) FAdime (Gazete FAtma demiş.) Akduman/Karaduman. FAtihmercAN/FAdimeakdumAN = KAplAN/KAradumAN, KALDIrıM...

(6 Ekim, saat 14.13 girişli) trthaber.com haberi: SALİHLİ'de, Gümüşçayı durağındaki hemzemin geçitte, Mavi Tren Motosi.lete çarptı. Sürücü Mustafa Ali kURt öldü. 6 Ekim 1923, istanBUL'un kURt uluş günü yıldönümünde. 6 Ekim 1981, Enver Sedat'ın, (Müslüman kardeşler tarafından) "tören sırasında" sözde öldürülmesi. Ben, İstanbul'dan Ankaraya gitmekteydim o gün, Soma yakınlarında, Mototrende öğrendim. Ankara'da, amcamların evinde, TV'den izledik "haberi". Ertesi gün, Kırıkkale'ye Demir'lere gittim. "Politik" amaçlıydı gezim. Ve, bir "müslüman kardeş", Mısır Cumhurbaşkanı oldu, nihayet.

(6 Ekim, saat 22.50 girişli) trthaber.com haberi: ÇORLU'da, hızını alamıyan motosi.let KALDIrıM'a çarptı. Kasksız sürücü nURal YILMAZ olay yerinde öldü.

(6 Ekim, saat 15.23 girişli) trthaber.com haberi: (5 Ekim'de Rize'deki olayın benzeri.) Siirt'te. Bahçelievler Mahallesi. İnşaat. 2 Sıvacı. İSKELE HALATI'nın kopmasıyla yere düştüler. Selahattin NAS hastanede öldü. Beşir NAS tedavide.

Ve 6 Ekim 2012'de bir önemli olay da, İzmir Beydağı ilçesi Çomaklar köyü yakınlarında, KESTANE ağaçları arasına, 12.30 sıralarında BURNU üstüne çakılarak düşen Türk Hava Kurumu'na ait Eğitim uçağı. Öğretmen pilot, Hv.Kuvvetlerinden emekli Ahmet Can Damarsarar (Gazete Damarsardı diyor) öldü. Öğrenci Volkan Umudum yaralandı (Çenesi kırılmış.) Olayı gören köylüler, çıkarmışlar Volkan'ı enkazdan. İzmir Selçuk ilçesi Efes havaalanından kalkış. (DAMAR & KAN)

8 Ekim 2012 tarihli MİLLİYET'ten:"NURseli idiz, ROL aldığı HAREM dizisi yapımcısı GANİ MÜJDE'nin önceki gün kendisi için düzenlediği DOĞUM GÜNÜ partisiyle büyük mutluluk yaşadı. 52 yaşına basan İDİZ..." (Ben de mutluluk dilerim. Baktım İnternetten, evet 6 EKİM 1960, İstanbul doğumlu.) (GANİ GANİ=çok çok)

*******************

(8 Ekim 2012   :) MİT'le karşılıklı dolaylı mesajlaşma, Aralık 79'dan sonra başladı. Önce MİT'den. İnsanlar aracılığıyla, dolaylı söz ve davranışlarla. Sonra, gerektikçe, benden, dolaylı söz ve davranışlarımla. "iş" için banka soyacağım, uygunmudur, mesajıma karşılık, uygundur mesajı üzerine, 1983 Banka soygunu. Ama hapishaneler başladı, üstelik "ezme" ile. Mesaj MİT'den, "iş" için yapıyoruz, affet. Ve MİT'den Cumhurbaşkanı EVREN'e "Sayın  Cumhurbaşkanım, Manisa Valisinin adında AF ET var, Manisa'yı ziyaretinizde, "şöyle şöyle davranmanız, konuşmanız, Yılmaz'a AF ricamıza uygun olur". RAFET ÜÇELLİ. Soyadı ilginç, hatırmda kaldı, o ziyaretten sonra. Ama Çanakkale hapishanede 1986'da, "iş" için doğumdan seçildiğimi bulduktan sonra durum değişti. Benim "iş" için, doğumdan seçilmiş başka kişilerde vardı. Hatta, adları soyadları bile "iş" için seçilmişti. Onun için, ÜÇELLİ kelimesi önem kazandı. Acaba mesajı neydi. Çünkü, 1966-68 Hv.H.O'nda ben 1145, Mehmet TUNÇELLİ 1148'di, ve iki soyad arasında bağıntı vardı. Acaba mesajı neydi. Üç, bir sayı. TUNÇ'da da TU var ingilzce iki (two) demek. Aşklar zamanı, TOrlak TOpkaya ikilisine de uygundu. TO-TO/two-two. Yıl 1993 ve sonrası. İşyerinde patron TUNÇ yılmazer, Apartmanda komşu hüseyin TUNÇ. O iki soyaddan TUNÇelli öne çıkmıştı. Bu kez "elli" önem kazandı.  Elli (50) önemli sayı Belli. Acaba mesajı neydi. Bu gece 00.30 sıralarında, (yani bugün) uyku arasında Tuvalete kalkıp yatağa dönünce biraz daha düşündüm. Camilla, benden 100 gün önce doğmuş. Yüz, iki elli demek. Ama ben de Charles'dan bir yıl 50 gün önce doğmuşum. 2 elli ARTI 1 elli, eder 3 elli. Rafet Üçelli'ye uygun. Charles-Camilla evliliği, Demir-Gül evliliği'nin 1 gün eksiğiyle, 30.cu yıldönümünde. Otuz, üç on demek. elli/evli. TRT-1 sabah haberlerini, epeydir, TUNÇ TUNCel sunuyor, malum. Tabi, "yaşadıkça", gördüğüm önemli 50'ler... En önemlisi, Oba'da 50 aile olacağı. Kendimi essahtan Tanrı sanırken, 1987 sonunda ve ya 1988 başlarında, burda İzmir'de iken, kendim uygun görmüştüm, OBA'da 50 aileyi. Meğer, 200 yıl kadar önce, Misyon koyucu, uygun görmüş, önce. Bugün, 8 Ekim 2012, Milliyet 23456'ncı sayısını yayınlayacak. İnterneti kullanmaya başladım ya. 6 Ekim 2012 sabahı, Türk Dil Kurumu'na ikinci kez tekrar baktım. Önce SAKINDIRAK'la ilgili arama yaptım gene. Yoktu." Sonra, "KONDU" aradım. Var. Daha sonra da "öylesine" YILMAZ aradım. Anlamı için bildiğimizden başka bir şey yazmadı. Ama ekranı biraz "kurcalayınca", ilk kez bir yazı gördüm altta.  "26 Eylül 2006 tarihinden itibaren 77771235 kez söz arandı" yazıyor. Yılmaz'ı arama sayım buydu yani. dört tane yedi (seven/zieben) ardından sırayla 1,2,3,5  (1234'den 1 fazla.) 1234'lüyüde bir önce muhtemelen ben aramıştım yani "KONDU" ile (ANAKONDU dolayısıyla). Ve en önemlisi, 59.ncu Doğum günümden 1 gün sonra başla(tıl)mış "sayma" işi. Ve Yılmaz'da, o sayı. 77.771.235, Türkiye Nüfusu'na aşağı yukarı çok yakın sayı. İnternet'i kullanmaya başladım ya. 6 eKİM 2012 saat 23.37'de 4.7 şiddetindeki Deprem için, "yer" sadece Ege Denizi, denmişti. Acaba neresi diye, "Kandilli"ye baktım. Çoğunda yer yazmasına rağmen, bununkini "ege denizi" diye geçmiş. Enlem-Boylam var. Haritada baktım. Yaklaşık (galiba) LİMNİ adası yakınlarında. (4.7 Doğum yılım bağıntılı bir sayıdır.) rafETüÇELLİ/mehmETtunÇELLİ. 1148/1948 Bağıntı, Ç arls'ın doğum yılı. Üç elli ile Camilla ile Demir'lere bağıntı yapmışlar... MİLLİYET (Nationality)...

CAMİ duvarından atlarken eline DEMİR parmaklık saplandı, başlığıyla "ilginç" bir haber trthaber.com'da, 8 Ekim 2012'de saat 08.41'de girilmiş. Bülent GÜL, hamal, Bursa Orhangazi, Elmasbahçeler Merkez Camisi, gece Cami bahçesindeki banklarda uyumak amacıyla atlarken olmuş. Çığlık... İtfaiye demiri kesmiş. Sağ eline saplı Demir parçası ile hastaneye. Ameliyatla demir çıkarılmış.

23456 sayılı 8 eKİM 2012 tarihli Milliyet'te "Gani Müjde"den başka ne buldun Yılmaz?  MİLLİYET kimlik bilgisine bitişik, ve onunla aynı boyda bir haber, Neşet Ertaş'ın Sazı sevgilisinde çıktı, başlığıyla. Evine Hırsız girdi, iddiası yanlışmış. Son yıllarını birlikte yaşadığı SEYHAN büyükVARdar şöyle demiş: "Ertaş'ın vefatından (yani 65.nci doğum günüm 25 Eylül 2012'den) İKİ YAKLAŞIK AY önce (gazetede aynen böyle yazılı) herKESe bağlamalarından veriyorsun ama kendi evinde YOK dedim, o da al kıymetini bil, dedi. Muhtemelen, İKİ YAKLAŞIK AY sözleri aynen Seyhan'a ait. Vurgu: iki AŞK, herkese (dörtlü Aile).

8 eKİM 2012 tarih, saat 23.39 girişli trthaber.com'dan bir haber: TRABZON OF ilçesi KIYICIK beldesi. Yol kenarında arabasını taMİR eden BARIŞ BALA (27) bir otomoBİL'in çarpması sonucu (hastaneye kaldırıldıktan sonra) öldü. (BALA, çocok demek, BALABAN da Ayı yavrusu).

Burda, şimdi "onu" da yazmamda yarar var. Hapishanelerin ilerleyen zamanlarında, Bir yandan "ezme" bir yandan alay eder gibi "af" teranesi devam ederken, "yeni bir AFrodit heykeli bulundu" haberiyle bir vesile yaratılıp, Cumhurbaşkanı EVREN'e "Bu kaçıncı AF rodit" sözleri de söyletildi. Görünüşte, "hislerime tercüman" olarak sözde bana moral. DAYAN YILMAZ, dayanılmaz koşullara... -Yılmaz, Evren, o sözleri söylerken sana yönelik olduğunu bilmiyordu belki, ne dersin?  -Realite'ye uymaz derim. Şimdi, Tayyip Erdoğan'ın, Yılmaz'dan, Yılmaz ile ilgil işlerden, "iş"den haberdar olmadığı sonucu çıkar... (Yılmaz, MİT'in  elinde "esir", 1966 yılında 18 yaşında, MİT tarafından "iş" için seçilip, Hv.H.O'na "transfer" edilişinden beri...)

Dost'a uyarı: Yılmaz'ın düşmanını bil. Ona göre davran. Düşmanın oynadığı oyuna ortak olma...

*******************

(9 Ekim 2012   :) Buraya kadarki "son yazdıklarımın" çıktısını alıp DEMİR'lere göndermek üzere hazırlık yaptıktan sonra, trthaber.com'a baktım. "Ünlü Müzisyen Hayatını Kaybetti" haberi. Halil KARADUMAN. Kanuni sanatçısı. Almanya Konserinden dönerken, saz ekibiyle birlikte hava alanına dönerken, kalp krizi ile. 1959 URFA, BİRECİK doğumlu. ilk yorumu, 13.50'de ben yaptım, yilmazgurol1947 adıyla, "Sevenlerinin, hepimizin başı sağolsun..." sözlerimle. (Çıkıyorum 14.15)

9 Ekim 2012 tarih, 18.56 saat girişli, trthaber.com haberi: ORDU ili merkeze bağlı YARAŞLI köyü, YAŞLI çift, sAFET ve nURi koçak, yanan 2 katlı evlerinden çıkmayı başaramamışlar, hayatlarını kaybetmişler. (Annem, AFFET yerine AFET derdi.)

*******************

(10 Ekim 2012   :) ("Superman" CHRISTopher Reeve'nin vefat yıldönümü)13.00 Haberlerinden: 28.ci İSEDAK toplantısı başlamış, Başbakan konuşmuş.  Aralık 1983'te, Sultanahmet Cezaevi'nden Metris Cezaevi'ne nakledilmiştim. Hapishane uzmaktaydı, ezme koşullarında. Metris'te, Koğuşta Gardiyan (aşağılayıcı biçimde) "N'aber komutan" deyince, tepki olarak, yere kapanmış (secde benzeri) ve "yalvarıyorum" demiştim. Daha önce hiç yapmadığım bir tepki biçimi. Beni aşağılamasının şiddetini daha da arttırıcı bir tepki olarak, "Hıncımın belirtisi" olarak.  Ardından, 1.ci İSEDAK toplantısının Kapanış Konuşmasında Cumhurbaşkanı EVREN, "Kapatıyorum" yerine "Kapanıyorum" demiş ve de düzeltmemişti, bu (sözde) "dil sürçmesini". Hapishanenin uzamasını, ve ezmenin devamını engellemek için "yapmadığım şey" kalmadı. Çanakkale'de, herhalde 1985 içinde, (sözde) "Eve" aslında MİT'e yazdığım mektupların birinde, "kendimi yaptırdım" yazmıştım, homoseksüalite ile ilgili olarak. Niyetim, "mevcut şartlar" devam ederse, beni kullanamazsınız, oyunu bozarım mesajı, MİT'e. Ardından, Evren televizyona çıktı, aynen "yaptırınız efendim yaptırınız", dedi.... (La havle vela kuvvete...)

İnterneti kullanmaya başladım ya. Bugün de Menteş'leri aramaya geldi sıra. Buldum. Tekin, Barış, Yaban. Sevindim. Sevincimi onlara da bildirdim, gmail adreslerine, az önce. Şimdi saat 20.00.

*******************

(11 Ekim 2012   :) 08.15 şimdi. TRT-1'i Mahmut SAMUR Meteoroloji haberlerini sunarken, 07.40 da kapayttım. sonra trthaber.com'dan 2 haber: 1) Bugün 00.30 sıralarında (İstanbul) Samatya'da, kendisine ait motosikletiyle syir halinde iken, dengesini kaybederek sürüklenen, motorize Şahin ekiplerinde görevli Polis memuru K.M. olay yerinde hayatını kaybetmiş. 2) (Belli ki dün) (Ankara) Yenimahalle'de, bir markette, aralrında husumet bulunan MİT mensubu İSMET C.ye tabancasıyla 5 el ateş etmiş, polis memuru NAFİ İ. Hastanede hayatını kaybetmiş İsmet C.

Dün, 10 Ekim, Dünya Ruh Sağlığı günüydü (Duvar takviminden). Christopher Reeve'nin ("Superman" ın) da vefat Yıldönümüydü. 1984'de. 1 yıl 1 gün sonra da Sevgili Attila İlhan vefat etti. Bugün, onun vefatının 7.ci yıldönümü. Dün "andılar" sevenleri. Ama baktım internete, evet 11 Ekim 1995 vefat tarihi. (10/11 Ekim gecesi sabaha doğru vefat etmişti.) "Ben ne kadınlar sevdim, zaten yoktular", ""Kimi sevsem sensin", "Ben sana mecburum".

They love each other, Yılmaz!...... And the "tears" of a young father, upon hearing the first cry of his newly born child....... 

MENTEŞ, MENTON, MENTOR.... "Agnostic" (this way)....

Bugünkü Hürriyet'te, dün öldürülen "MİT mensubunun" soyadı da var: İsmet CESUR'muş. Bu durumda, dünkü gmail'imin bir bölümünü, burda şimdi paylaşmak zarureti zuhur etti: (Tekinciğim...Okudum biraz yazılarını. "Güçlü ve cesur Barış'ım la gurur duyuyorum" sözlerini de...). Bugünkü gazetelerden: Dün Hülya Avşar'ın 49.ncu yaş günüymüş. Baktım, internetten. Evet, 10 Ekim 1963 Balıkesir, Edremit doğumlu. Dün, Kerbela olayı'nın da yıldönümüydü. Miladi Takvim 10 Ekim 680, Muhammed'in torunu, Ali'nin oğlu Hüseyin'in ve beraberindekilerin, Kerbela'da Emevi ordusu tarafından öldürülmesi. Misyon koyucu, önemli 10 Ekim'leri, Kerbela dolayısıyla kararlaştırmış. 1983'te, Sultanahmet Cezaevi'nde tanımıştım, Hülya Avşar'ı. Güzellik kraliçeliği'nin iptali vesilesiyle. Demekki, o sırada 19 yaşındaymış. Kesin kararlıydım orda, onu alacaktım yanıma, "kral" olunca. Ama, tam o sıralarda, tutuklu hamal Kemal Elmacı "Sen daha çok beklersin" demişti. -Yanına almaktan kasıt neydi Yılmaz. -Kral'ın kastı ne olabilirse o. Duygu yoktu, yani. 3 yıl kadar sonra, Çanakkale Revir'de gördüm, Sibel Can'ın resmini, bir gazetede, "kaykay" yaparken. Geçenlerde 2 Ağustos 2012 tarihli Akşam gazetesi, "önceki gün" Sibel Can'ın doğum günüydü, diye yazmıştı. 31 Temmuz kabul etmiştim. Değilmiş. Baktım internetten. 1 Ağustos 1970 doğumlu (Yani Amputasyon, gün artı bir) Amputasyon günü hala 15 yaşındaymış yani. Gazete, annesinin doğum günü de aynı gün-ay diyordu. İnternetten ek bilgi, küçük yaşlarda oryantal... (demekki o gördüğüm fotoğraf kesin Sibel Can'a aitmiş). Baba Engin canGÜRe, anne Emine Gül Sezer canGÜRe.

Ve bugün, 13.00 haberlerinden: Diyarbakır Lice, SİKORSKY heliKOPTER, kalkış sırasında KUYRUK tellere takılmış, zorunlu iniş yapmaya çalışırken düşmüş, 1 asker şehit, 7 asker yaralı. İsimleri vermedi. Olay bugün. Asker sevkiyatı yapıyormuş.

Bugün (11 Ekim) Buraya kadarki yazıların tümünü, iki spiralli kitap haline getirtip, birini Demir'lere postaladım. (13 Ekim 2012 tarihli Hürriyet Gazetesinde, Emekli Hv.Plt.Kd.Bnb. Yücel BARAN'ın, 11 Ekim 2011'de vefatının ilanı var. İzmir, Mordoğan'da 13 Ekim 2012'de defnedileceğini yazıyor. "Devre arkadaşım" mıydı acaba ? Spiralli kitapları, öncekiler gibi, BARAN Kırtasiye'de yaptırdım, İzmir, Konak, Muciburrahman Caddesi'nde.) 

11 Ekim 2012 tarih, 18.11 saat girişli trthaber.com haberi: "YUNUSLAR kaza yaptı". İstanbul'da. 2 ayrı kaza. ikisinde de Motosikletin bir otomoBİL'e çarpmasıyla. 2+2=4 polis hastaneye kaldırıldı. Kazalardan biri BEYoğlu haSKöy caddesinde, biri üSKüdar BEYlerbeyi caddesinde. Attila İlhan gününde.  YUNUS=UYSUN. 2+2=4 (Dörtlü Aile). Birinci Tımarhane başlangıcı, İzmir (Bostanlı) Polisi'nin, beni Karşıyaka'da, (şimdiki) YUNUSLAR heykelinin bulunduğu yerde, (yani) "dışarda" yürürken, almasıyla başladı. 1989 Ekim Son günlerinde 30 veya 31.

*******************

(12 Ekim 2012   :) Bugünkü Sabah Gazetesinden, (1.ci) Haber: Dün 00.30 sıraları, Motosikletiyle hayatını kaybede Polis. İstanbul, ZeytinbURnu, sahil KENNEDY caddesi'nde (Kennedy=kendi) adı kuBİLay mete. arkasındaki arkadaşı kadın ağır yaralı, adı melek TEKİNbaş. Cenazesi, memleketi İZMİR'e gönderilmiş. (2.ci) Haber: Dün sabah, İstanbul, şİŞli'de olay. gül başER (57) 37 yıllık kocası Mustafa başER'i (63) uyurken bıçaklıyarak öldürdü. Sonra cinsel organını kesti. "Yukarıdan emir geldi, öldürdüm" demiş. Nevşehir'de mukimmişler. Kocası, bir hafta önce, psikolojik sorunları için, İstanbul'a Bakırköy Ruh hastalıkları hastanesine muayane için getirmiş. Üniversitede okuyan çocuklarının evinde kalıyorlarmış. Dün sabah, okuldaki oğluna, telefon açıp, babasını öldürdüğünü söylemiş. (Hürriyet gazetesi, "önceki gece kavga ettiler, bunu üzerine, bıçakladı, diyor. Yani 10/11 Ekim gecesi. 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı günüydü.) (3.cü) Haber: Diyarbakır, Lice ABALI köyü kırsalındaki Helikopter Kazasında şehit olan asker, J.uzm.Çvş. İLYAS GENEL'miş. trthaber.com, dün Bayram KUT diye vermişti, haberi.  Oysa, 10 Ekim 2012'de BOLU'da ki askeri aracın yaptığı trafik kazasında şehit olan askerdi Bayram KUT. Ogün, gene trthaber.com'dan öğrenmiştim.

Ve, bugünKÜ Hürriyet Gazetesi, aynen "12 Ekim 1974 doğumlu olan EbRugünDEŞ..." diyor. KUTLU OLSUN....  Bugünkü Hürriyet'ten bir haber daha: 10 Ekim 2012'de Mit mensubu ismail cesUR'u öldüren polis nAFi ispir, "bir yıldır eşimi TACİZ ediyordu" demiş. Karısı da aynı yönde ifade vermiş.

13 Ekim 2012 tarih, 06.52 saat girişli trthaber.com haberi: (Saat 23.00 sıraları, yani 12 Ekim 2012 günü, BURSA, Orhangazi, Hürriyet Mahallesi'ndeki, babalarından kalan BERBER dükkanını kimin işleteceği konusunda anlaşamayan 2 kardeşten, Ali ÖZ, ağabeyi Kenan ÖZ'ü bacağından vurarak yaralamış.)  13 Ekim 2012 tarih, 08.52 saat girişli, yilmazgurol1947 adıyla, yorumumu yaptım: "çÖZüm: berAber......."

******************* 

(14 Ekim 2012   :) Bu sabah CHARLES'ın doğum gününü kutladım, twitter'da: "Charlie, HAPPY birtday to you!...... REMEMBER I am your elder brother without MEMBER......."

Ardından, trthaber.com'a baktım: Trafik kazası haber(ler)i: 1) Bu sabah 6.26'da girilmiş: KARAbük, ESKİpazar ilçesi, MERMER mevkisi. 2 Kamyon çarpışmış. Sürücüleri Haşim ASLAN ve Hulusi KAVAK.  Ölenler Hulusi KAVAK ve Mustafa ASLAN. Yaralı Haşim Aslan. 2) Bu sabah 6.46'da girilmiş: ADIyaman. Adıyaman-ÇELİKHAN karayolunda PİRİN mevkisinde, kaza yerinde görev yapan POLİSlere başka bir otomobil çarpmış. Polis memuru Mustafa ALTAN kaldırıldığı hastanede ölmüş, ve ikisi polis 5 kişi yaralı. 3) Bu sabah 07.21'de girilmiş: BurSA, Osmangazi, Numan KALEli önünde, karşıdan karşıya geçmeye çalışan, MUTLU ASA, bir aracın çarpmasıyla ölmüş, Bugün (Today) saat 02.30'da.

İlk baktığımda birinci, ikinci baktığımda ikinci, üçüncü baktığımda üçüncü kaza haberi eklenmişti. Sondan başlayalım: HAPPY=MUTLU. "kaleli"=kırıkkaleli, Demir, the turkish brother. İki Türkü:1) "Şu derenin BÜKleri... ötüşür KEKLİKleri Bom bili bili bili Bom..."  2) "Şu derenin aluçu...USTAnda kimi di şeker oğlan, bugece de gelen kim idi vay vay..." Hulusi Kavak/Hulusi Çal. İyi USTAydı Hulusi dedemiz. ÇAL=ÇArLs. Epeydir sUSTANon iğnemi yaptıramıyorum. "Yok Yok" diyor, eczacı ARSLAN gölDELİ. Testosteron,erKEKLİK hormonu "iğnesi". iki mevki: MERMER=MEMBER (er er), PİRİN=PRİNCE Polis/Penis. iki mUSTAfa biri ASLAN biri ALTAN, LANTAN'ın simgesi neydi. ("member", The Perfumed Garden'dan 1980 başlarında okumuştum, ODTÜ, 3.ncü yurt 508 No.lu odada, UZUN BEKLEYİŞ'in başlangıç ayları.) İnternetten bir "seçtiğim": ROGER MOORE (007 James Bond'lardan biri) de 14 Ekim doğumlu (1927).

14.20'de tekrar baktım trthaber.com'a: 2 haber daha: 1) 09.51'de girilmiş: Ankara, ÇUBUK ilçesi. FATih KOÇ'un kullandığı Halk otobüsüne, kullandığı otomobille arkadan çarpan  EMİR HİLMİoğlu ölmüş. (EMİR=DEMİR, HİLMİ GÜROL amcamız, ÇUBUK=ÇABUK, "ilahi emir") 2) 10.27'de girilmiş. bURsa OSMANgazi'den (bugün ikinci) haber: Kaporta dükkanında çalışan,  Niyazi ŞENkal, dükkanı kapattıktan sonra (yani dün akşam), bu sabah ölü bulunmuş. İşyerindeki otomobilin kaloriferi açık. Egzos gazından çıkan Karbonmonoksit gazından zehirlendiği düşünülüyormuş. "İki gün sonra" doğumgünüymüş...

Bu akşam, CHARLES'a twitter'da şu yazıyı yolladım:(My web "yilmazgurol1947.com" written on Sep.14, birth Nov.14, on Oct.8 a wrong writing led to today's mistake. Sorry Charlie.) Ve ardından, 8 Ekim 2012'de ki yazılarımdan yanlış olan 6 cümleyi sildim. Bugünkü yazdıklarım böyle kalsın.

Roger Moore (14 Ekim 1927), Demi Moore (11 Kasım 1962), Kim Kardashian (21 Ekim 1980).

Bilgisayarı kapattım. Cep telefonunu açtım, herhangi bir şey var mı diye. Evet, varmış. TEKİN'den (Tekin, Barış, Yaban'dan), cevabi gmail. Okudum... Sevindim...   Bugün 13.58'de gelmiş. Şimdi 21.30.

*******************

(15 Ekim 2012   :) Dün'ün Muhasebesi: Ama önce, dünden seçtiğim iki yıldönümü: 1) ROMMEL'in intiharı (15 Ekim 1944), Sahte. 2)Türk Tugayı'nın KORE'ye varışı (15 Ekim 1950), Essah. Ve trthaber.com'dan 2 haber: 1) 14 Ekim, 14.58'de girilmiş: İZMİR, Balçova, Okul bahçesinde arkadaşlarıyla top oynayan Tolga DemirAYAK'a (11) pitBULl saldırısı. Kollarından karnından yaralı. (DÜN olmuş, belli.) 2) 15 Ekim, 07.11'de girilmiş: Eski Kamboçya KRAL ı Norodom SİhanouK, Pekin'de hastanede "90 yaşında" vefat etmiş. Yerel saatle 02.20'de. (Aslında 89, doğumu 31 Ekim 1922) Sürgünde iken Kuzey Kore'de, ve Tahtı oğluna bıraktıktan sonra'da önce Kuzey Kore'de sonra Çin (Pekin'de) yaşamış. (Çağrışım: Kızıl Kmerler, 1975-79 arası 2 milyon Kamboçyalının ölümü). (İstanbul-Pekin saat farkı 6 olduğuna göre, DÜN ölmüş, belli.)

Evet, bir Yanlış'tan sonuç çıkarmak oldu dün yaptıklarım. Ama, Misyon koyucu da o Yanlış'a göre hazırlamış, günün olaylarını, kesin belli. Yani Yanlış aslında (stella marifetiyle) Misyon koyucunun işi. Sonuç: "Dostlar", bu vesileyle, hakkımda ve misyon hakkında, bazı yeni şeyler de öğrendi. "Dostlar", misyonu benden öğrenmeselerdi, benim bir fonksiyonum kalmazdı. Misyon-koyucunun "ortamında", bugüne kadar benim (internet öncesi ve sonrası) yazdıklarımdan öğrendiler, misyonu. İstihbarat örgütleri "ortamında" bu bilinmiyor. Ve dün, istihbarat örgütleri ortamında, "doğrudan" gündeme geldi, yilmazgurol1947.com web sitem, (Benim, hata düzeltme mecburiyetmden), Yılmaz'la ilgili bilgilerin, istihbarat örgütlerince CHARLES'a iletilmesi konusunda. Bu "ARTI" bir olay.

Dün sabah, ben Charles'a o twit'i yazdıktan saatler sonra, Charles'ın Twitter sitesi'ne yazdığı, birinci twit şöyle:(FATHER's gone out to shoot some pheasants and reporters.) Ondan 4 saat sonra da (Sunday Dinner. Camilla just asked Kate if she's "tasted  William's homemade Spotted Dick". Embarrasing.) (From A.L.Dictionary: Dick (also means) (informally) Penis.  And  MEMBER (also means) Penis. Dün, Charles'tan sadece bu iki twit. (Thank you, Charlie!...... I hope Father Philip hadn't shoot PEASANTS instead of PHEASANTS.)

Bugünkü Sabah Gazetesinden: "Demir Leydi" lakaplı İngiltere'nin eski Başbakanı Margaret Thatcher, 87.nci Yaş gününü kutlamış. (Epeydir Alzaimer). Baktım internete, 13 Ekim 1925 doğumlu. İngilzce Neydi, dem-ir/ir-on: demon (yorum 1986'dan)....

6 cümleyi sildiğim yerden buraya kadarki bölümün 2 takım çıktısını aldım. Biri postayla Demir'lere....

EROL GÜNAYDIN (79), tiyatro sanatçısı (işi ROL), bu sabaha karşı (15 eKİM 2012'de) hastanede vefat etti. Eşi GÜNGÜNaydın 7 yıl önce vefat etmiş. İki kızı var: FATOŞ ve GÜNfer.

3 ilçe:1) AKÇAabat (Trabzon), ERol günaydın'ın doğum yeri.  2)AKÇAkale (ŞanlıURfa), Suriye'den top mermisi, 3 Ekim 2012, Ev, 4 ölü Anne ZEliha TİMUçin, kızları FATOŞ, Ayşegül, Zeynep ve komşu GÜLşah ÖZer. 3) AkçaKOCA (Düzce), 12 Kasım 1999 Düzce depreminde, Mesrure teyzemiz Akçaabat'taydı, FATOŞ'cuğum. Annen de "bizdeydi". (FATOŞ kimin iÇİN) (KesTİMonUÇİN). Cengiz Han'ın asıl adı Timuçin, Şaman koydu ona, Cengiz adını. Sonra yoluna engel çıkınca, öldürttü şamanı Cengiz Han, ama adı kaldı Cengiz. Güzel bir Adana türküsü: "Çekemedim AKÇA kızın göçünü..." (NİÇİN ?...)

*******************

(16 Ekim 2012   :) trthaber.com'dan: (bugün) 04.16'da 4.6 şiddetinde, KahramanMARAŞ PAZARCIK ilçesi ördekDEDE merkezli deprem.

"Bu gece", Tuvalete kalkıp dönünce, yatakta (yani uyku arasında) buldum: YABAN,  YABAŞKAN içinde saklı. YABAN'ın doğum günü 1 Mayıs 2011, o yıl yani 2011'de aylarca sırtımda taşıdığım büyük tabela'nın sağında solunda dikey yazılar YABAŞKAN-YATIMARH sözleri, orta bölümde başka açıklayıcı sözler vardı. Şimdi tam hatırlamıyorum, YABAN'ın doğumundan önce mi taktım, sonra mı taktım, sırtıma o tabelayı. YABAN'ın doğduğunu (yani Demir'in DEDE, Gül'ün NİNE olduğunu) 2012'ye girerken, Yeniyıl kutlama kartından öğrenmiştim.(Ben, YarıDEDE). "İzmirli", hala ((çekinmeden)) dolaylı TIMARH tehdidine devam ediyor. (fezınt/pezınt...) Yaban'ın 1.ci doğumgününde, yani 1 Mayıs 2012'de, İzmir'de, 17.48'de, merkezi İzmir körfezi olan 5.0 şiddetinde bir deprem olmuştu. Bir Türkü: "YABANdan gel yabandan ah güzel oğlan, kan damlıyor kamandan yandım şeker oğlan, böyle SEVDALUK olmaz ah güzel oğlan, beni iste babamdan yandım şeker oğlan..."

*******************

(17 Ekim 2012   :) trthaber.com'dan iki haber 1) Bugün saat 14.38 girişli, "düzenleme saati" 18.00: Erol GÜNaydın, İstanbul, Feriköy Mezarlığında toprağa verilmiş, ikindi namazından sonra. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul GÜNay da katılmış. (Kızları ve torunu da. Bir kızı da Ayşe. Torunu SOFİA MORO, kızı Ayşe'nin olsa gerek). 2) Bugün saat 16.32 girişli: Muğla, Bodrum, Yalıkavak beldesi. Kirli su tankı yanında, operatörsüz çalışmakta olan vinçi gören vatandaşların ihbarı üzerine, 2 işçinin Atık su tankı içinde cesetleri bulunmuş. İş kazası. İsimleri: Levent İyiGÜN , Hayri GÜNey. 

*******************

(19 Ekim 2012   :) Kendiminkinden başka bir kişinin Facebook sayfasına, ilk kez yazdım, son dört gündür. HALLE BERRY'nin sayfasına.  16 Ekim'de, kısaca ***In Turkish "HALLEY geldiğinden BERİ" means "Since Halley came"... (1986)***  17 Ekim'de, Dörtlü Aile ile ilgili "Tanrısal" işaretleri yazdım. 18 Ekim'de, Dörtlü Aile'yi yazdım. yilmazgurol.com'daki 15 Nisan 2012 tarihli "Family of Four" adlı yazımı ve "ekini" aynen aktardım. Uzun olduğu için, Sayfa numarası vererek, 3 Sayfada. Ve Bugun, 19 Ekim'de Şu yazıyı yazdım: ***The center steering the World Affairs now plans, instead of the United Nations, to establish a State of all the Nations. To realize this, it is I who was chosen by the Center. Indirect negotiations of what they want and what I want has been continuing, on the Road Map, and the kind of Social Order desired...***  Dünkü yazılarım ardından, Bruce Spiway'dan iki kelimelik "good Morning" mesajı geldi, Halle'nin sayfasına. Baktım, eski kayıtlara, 14 Ağustos 2012 (Halle'nin doğum günü) tarihine kadar. Bruce'un sık sık "GÜNaydın" dediğini gördüm. Ama bu sabah, Yeni yazımı yazmadan önce baktım, Bruce'un Günaydın'ı yok. Silmiş Halle. (Teşekkürler, Halle'ciğim). Böylece, Benim yazdıklarım topluca, peşpeşe. Bruce'un bir önceki "Günaydın" mesajı, 15 Ekim'de, duruyor, sayfada.

Sonra, bugün, 14.10'da CNN-int.'de International Desk'de "Anchor" HALA GORANI'ye şu tweet'i yolladım: ***Are you informed "center" steering int.affairs plans World State, for this chose me, STILL (in turkish HALA) waiting in misery?..*** Bu, Hala'ya ikinci Tweet. Birincisi 9 Ekim'de "greetings...yilmazgurol1947". O benim ilk tweet'imdi. Twitter Sayfamdaki, ilk görünen tweet, CNNturk.com'da, "yorum" dolayısıyla, onlar tarafından, Kenter Tiyatrosu'na, 16 Ağustos'ta. HALA'ya gönderdiğim tweetler, sayfasında görünmüyor.

"Son yazdıklarımın" da çıktısı... ve biri Demir'lere, bugün postayla.

Bu yıl içinde: 25 Mart: Samsung "cep", CarreFour'dan. Hemen ardından, Türkcell-Konak'ta, Facebook. (kullanamadım). 29 Mart: yilmazgurol.com web sitem, ve "Hakkımdaki Hakikat". Yazımı, Samsung'da gördüm. 30 Nisan: Casper "bilgisayar", Karşıyaka Çarşı'dan. 3 Mayıs: TTNET ve tivibu, aynı yerden. 9 Mayıs: Bilgisayarımdan ilk kez baktım, web sitem "yok". 11 Mayıs: Karşıyaka Teknonet'ten bilgisayarıma facebook, "facebook.com/talihliyilmazgurol" adıyla, ve ilk yazılarım, kendi sayfama. 15 Nisan: Mutlu Tönbekici münasebetiyle, Samsung'a, Carrefour'da gmail, yilmazgurol47ATgmail.com (AT=@) adıyla (e-posta adresim) ve ilk gmail'im, Mutlu "kıza". 15 Haziran: yilmazgurol1947.com web sitem. 20 Haziran'da yazmaya başladım. Yazma işlemi dolayısıyla, yilmazgurol.com sitemin de bilgisayarımda mevcut olduğunu gördüm. Sonradan sebebini de anladım, "görüntülenmesin" komutuyla girilmiş. 16 Ağustos: CNNturk'te, Müşfik Kenter'in vefatı dolayısıyla, yazdığım Başsağlığı "mesajı", benim adıma "tweet" olmuş. Bu vesileyle, twitter hesabı, Teknonet'ten. "twitter.com/yilmazgurol" adıyla. 9 Ekim: Tarafımdan ilk tweet, Halla Gorani'ye. 16 Ekim: Facebook'ta başkasının sayfasına ilk yazım, Halle Berry'ye. 20 Ekim: Samsung'da Facebook hesabı açtım, kendim. "yilmaz.gurol.5" adıyla açtı, "samsung". Sonra, "Talihliyilmazgurol" sayfasına girdim. Tüm yazdıklarıma, ve hatta Halle Berry'nin sayfasına yazdıklarıma da, ama onun sayfasından, ulaşılıyor. Sevindim. Ve bir deneme mesajı attım, kendi "talihli" sayfama. Ardından baktım Casper'e. Evet mesaj gitmiş. Facebook sayfama gelen "ilk" mesaj, yani. Bir türkü: "Kendim ettim, kendim buldum..." Ve BARIŞ MANÇO'nun bir şarkısı: "Nazo gelin ayağına takar HALHAL..."

*******************

(22 Ekim 2012   :) FATOŞ'cuğum, bugün aylık günüm, dün aylak günümdü. 885.84 tl. Bonus artık sadece Elektrik, su, Telefon, ttnet, ve taksitler (samsung, casper) bu ay 300.75 tl. ödedim. Soğuk başlayıp radyatörleri yakmazsam, gelecek ayda yaklaşık aynı olacak. Kredi borçları, yaklaşık aynı tarihte, ve aynı miktar, aynı vade ile, ama ödemeleri farklı, Ziraat 117.00 tl, Garanti 152.54 tl. toplam 269.54 tl. ödenecek. Aylıktan kalan, 315.55 tl. 30 gün için, market harcamaları ve harçlık. Şu an Banka ve cepte toplam yaklaşık 1500 tl. param var. İlk kez Lidyalılar kullanmış para'yı. SART. Salihli'yakınlarında. İlkokuldayken, okul götürmüştü, SART harabelerine. Para'yı son kullanan "biz" olacağız...

Dün, yapımı üçbuçuk yıl süren tünellerden, boğazın "temiz suyu", Haliç'e akmaya başlatııldı, törenle. Artık Haliç "masmavi". Bedrettin Dalan, İstanbul Belediye bAŞKanı iken, söylemişti aynen, HALiçiçin "Haliç, gözlerimin rengi gibi mavi olacak", diye. Hayali gerçek oldu. "İçi mizde" sadece senin gözlerin mavi, anneannemizinkiler gibi....... Şarkı: "içtim aşkın şarabını yudum yudum gizlice..."

Baktım, internetten: DALAN, bel ediye başkanı, 29 Mart 1984-29 Mart 1989. O sözlerini, Ruhi Eniştemizin evinde duyduğumu hatırlıyorum. Demekki, 1986 sonu veya 1987 içinde söylenmiş. Yakın zamanda da kuzen(imiz) Ahmet SARI'dan işi ile ilgili duymuştum, "Dalan Sabunları" kelimelerini. Ama Bedrettin Dalan'la bağıntı kurmamıştım. Galiba "Panasonic" vesilesiyle, İstanbul'a gittiğimde, 1993'te. Ve Fatoşcuğum, "bugün", Engin ALAN, "28 Şubat soruşturması" kapsamında da tutuklanmış. O sırada, Genel Kurmay, Özel Kuvvetler (Bordo Bereliler) Komutanıymış. Şimdi, hem BALYOZ, hem 28 Şubat'la ilgili tutuklu, Emekli general. MHP milletvekili. (ALAN/DALAN) (Alain Delon gibi oldu, yılmaz!...)

Ahmet'in işi deterJAN. JANdarma olarak yaptı askerliğini, ŞIRNAK'ta. (ŞIRNAK/KARŞIN/ŞARKIN=karın./aşkın.) SAR. 28 Temmuz 2012 (Tanrısal gün) de, İstanbul'da, bURçin ERen, otomobilinin Sİ.ECEKlerini KALDIRıp, buraya park etme diyen komşusu milli tekvandocu AHMET SARI'ya ve fitness antrenörü Emrah Kaygusuz'a kurşun yağdırdı, ikiside öldü. Biri hastaneye götürülürken, biri hastanede. 3 gün sonra 31 Temmuz 2012 (Amputasyon günü) nde, hİNDİsTAN'da elektrİK KESintisi. 670 milyon kişi elektrikSİZ KALDI. Hatırlarmısın Fatoşcuğum. Yıl galiba 1988. Sizin ev, MANOLYA apartmanı. Salonda sadece ikimiz varız. Televizyonda da, Hindistan konusunda bir belgesel. Hadım edilmiş erkekler de var belgeselde. Kadın sesiyle duyduk "Hidistan'da 500.000 YUNIK" olduğunu. YUNIK kelimesini kullanıyordu.(Lüksemburg'un nüfusu kadar. Acaba şimdi nekadar). I am not the UNIQUE EUNUCH on Earth, I mean.

FATOŞ'cuğum, önemli günmüş, 22 Ekim. 23 Ekim 2012 tarihli Sabah Gazetesi'nden: Mısır, Asvan kenti, Ebu Simbel tapınağı. Yılda iki kez Firavun 2.ci RAMSES'in Doğum günü olan 22 Ekim'de, ve Taç giyme günü olan 22 Şubat'ta 20 dakika boyunca, sabah Güneş Işığı alıyormuş, binlerce yıldan beri. 22 Ekim sabahı, olayı yaklaşık 1300 turist izlemiş.

22 Ekim 2012'nin olayları:Yurtta, YILDIRIM çarpması sonucu, 2 ölü. MUŞ, Arıköy köyü'nde Muhacir AYDEMİR(21), MARDİN, Alımlı köyünde Kemalettin GÜN. Yurtta, Sel sonucu 3 kişi öldü. Üçü de KIRKlareli, LÜLEburgaz ilçesi, büyükKARIŞTIRAN beldesinde. Zehra DEMİREL (93) evinde, Siyami ve Semih YENİ (baba ve oğul) sele kapılarak. EDİRNE, İpsala ilçesinde, 2 motosiklet çarpıştı. Sürücüleri öldü. Soyadları ÖZSOY ve GEÇTİ. İstanbul Bahçelievler'de, Bisikletiyle akşam sporuna Mehmet Arslanoğlu (24) bir aracın çarpması sonucu öldü. ZONGULDAK, Ayiçi Mahallesi, kÖMÜR ocağı, akşam saatleri, GÖçük. 2 işçi "mahsur". İSMETEsen kurtarıldı. (15 saat sonra) sonERKAN'ın cesedine ulaşıldı. Hollanda, Dronten kasabası yakınında, iki küçük uçak çarpıştı, düştü. Birinde 2 ölü, birinde 2 ağır yaralı. 

*******************

(23 Ekim 2012   :) VAN depremi, 1.ci Yıldönümü. 9 Kasım'daki ikncisiyle birlikte toplam ölü 644. Yeni konutlar,bugün hak sahiplerine teslim edildi, törenle.

FATOŞ'cuğum, bugün Salı, Basmane günü. Aylık ve Bayramlık saç traşımı da oldum, DOSTLAR berber dükkanında, herzamanki gibi. Sonra köşedeki ÖZtatKARDEŞLER tatlı dükkanında, bu kez kemalpaşa tatlısı yerine, 2 "çiye" BurMA BAKlava yedim. Yemeye başlarken BAKtım, önümden bisikletliler geçiyor. Sağımdan gelip önümden geçtiler, Basmane Garına doğru. Anafartalar Caddesinde. Çok. Onlarca bisikletli. Yabancı, kadın-erkek. Ben baklavayı bitirip çıkıncaya kadar. Konak'tan,17.00 GÖLCÜK adlı Vapurla Karşıyaka'ya dönerken, uzakta, suda, Alsancak iskelesi önlerinde topluca 7 PELİKAN gördüm. Epeydir, "çokça" görmeüyordum.

FATOŞ'cuğum, biliyorsun, 19 Aralık 2009'daki "7 Pelikan" olayını. Ama burda hatırlamakta yarar var: İhsan alYANAK adlı vapurda, ön açık güvertedeyim. Benden başka kimse yok. Karşıyaka iskelesine varmak üzere iken,  suyun biraz üzerinden, 7 peliKAN "birerlekol" düzeni içinde, önüm(üz)den geçerek körfEZ'e giriş yaptı. Çok muhteşemdi olay. (Zikirde fayda var, "stella" marifetiyle.) (Karton duvar takvimine not düşmüşüm, o gün ZEKİ ÖKTEN vefat etmiş. Pelikan/körfez bağıntılı. ZEKİÖKTEN=EZİKÖKTEN, hem EZ, hem EZİK, hem KÖKTEN mesajlı). O vapur daha sonra, (internette gördüm tarihi) 25 Temmuz 2011'de battı. Konak iskeleden kalkıştan az sonra, Mendirek'e çarpıp geri döndü, yolcuları boşalttıktan hemen sonra. (Çarpma olayı da, stella marifetiyle). (Baktım Ansiklopediye) İzmir Belediye Başkanları: İhsan ALYANAK 1973-80, Cahit Günay 1980-83, Ceyhan DEMİR 1983-84, Burhan ÖZFATURA 1984-89, Yüksel ÇAKMUR 1989-... Ben bURhan öz fatURa döneminde geldim istanbul'dan izmir'e. (FATurA/FATmA). cahit GÜN-AY'ın istifa edip yerine ceyhan DEMİR'in atandığı gün, 18 Nisan 1983 tarihinde, ben İstanbul'da DEMİRbank soygunu olayını yapmıştım.  

Bugünün iki olayı: 1) Diyarbakır Dicle ilçesi Uğrak köyü. Saat 16.20'de, Bir otomobili durdurup, içindekileri otomatik silahlarla öldürmüşler. Toplam 5 ölü. Ramazan-Latife BİLGE, Ramazan-Hacer-İbrahim(5 Yaşında) AKELMA. "Kız kaçırma meselesi sebebiyle". 2) Muğla Bodrum ilçesi. Saat 08.00 sıralarında, bacanağının damadı EMİN özkan'ı (50) av tüfeğiyle öldüren EMİN ömür (75) aynı av tüfeğiyle yaşamına son vermiş. Emin özKAN bulGARİSTAN göçmeniymiş.  Bir türkü: EMİNEMİN güğümleri kalaylı... Ve pardon, DÜRİYEMİN...

*******************

(24 Ekim 2012   :) Bugün, Birleşmiş Milletler Günü'ymüş. Yarın, Kurban Bayramı başlıyor. "Herkese" iyi bayramlar...

*******************

(25 Ekim 2012   :)  Perşembe. Kurban Bayramı, 1.ci Gün.   Bir Barış Manço Şarkısı: "Bugün Bayram, erken kalkın çocuklar..." Erken kalktım bugün, yazmak için. Düriye değil DURiye'ydi adı, bir önceki Merkez Bankası Başkanı DURmuş yılmaz'ın karısının adı. (dURdURun dünyayı inecek var: Bir tiyatro oyununun adı). Adları, ve hayatları, Yılmaz'ın işleri ile bağıntılı. uŞAK'lı, Durmuş Yılmaz, ve 1947 doğumlu, Yılmaz Gürol gibi. (iş AŞK ylmaz!) 18 Nisan 2006'da TCMB Başkanı oldu. Sevgi'nin 20.ci yaş gününde (ve de Suri'nin doğduğu gün.) 19 Nisan 2011'de erDEM BAŞçı'ya devretti, TCMB Başkanlığını. Bir Ajda Pekkan şarkısı: "Kimler geldi kimler geçti..." Durmuş'dan önce Süreyya Serdengeçti (2001-2006) Bir deyim:"Ser verip sır vermedi". Yılmaz ne verdi, ne vermedi. Süreyya Yurdakul, Ürolog, 31 Temmuz 1986, Çanakkale. (Merkez/ÇerKES/hERkes). Süreyya Ayhan-Yücel KOP, evlendiler bir Sevgililer Günü'nde, ALbuquERque'de. Barış-Tekin, evlendiler, 10 Temmuz 2007'de, Rabat'ta.

Birgün, (25 Ağustos 1993'müş) işyerinde önüme senetler arasında, üst üste iki senet geldi ("işim", senetleri bilgisayara işlemek) Ama ilginçti: Birinin soyadı ARGItekin ötekinin soyadı OĞULtekin. Üstelik her ikisi de İzmir Merkez Bankası'nda görevliydiler. Yani, beraber ÜMİT Ticaret'e gelip "mal" almışlardı, ve bu ilk alışlarıydı, yeni hesap açacaktım, her ikisine de. Olay, bu kadarla da kalmadı. Ertesi gün (26 Ağustos 1993, MALAZgirt günü) TCMB Başkanlığına  Bülent GÜLtekin getirildi. ÜÇLÜ'yü yorumlamıştım. GÜL, belli bizim GÜL (Gülendam) Barış'ın ve Sevgi'nin annesi. ARGI'da ARI var, BARIŞ. OĞUL da öyle kalmıştı. TEKİN'in işaretiymiş. Yanlış hatırlamıyorsam, Sabahleyin Radyo-1'den 07.30 Haber özetlerinden duymuştum. Rüşdü SARacoğlu yerine, Bülent Gültekin. (SAR-AÇ yorumu zaten kadim...). Yazmaya başlamadan önce, internete baktım,TCMB'ye. Ve sonra, ALMANak 94'e. 26 Ağustos 1993 müş Gültekin'in atanma tarihi. "Tesadüf" bu ya, 10.cu yıldönümünde 26 Ağustos 2003'de, o sayfaya not düşmüşüm, konuyla ilgili, ve de eklemişim, "Barış-Tekin tanışmamışlardı daha" diye.  (Saat şimdi 06.10, "kahvaltı" hazırlamak için kalkıyorum.)  GülTEKİN'den SONRA, BAŞKAN Yaman TÖRÜNer. YABAN TORUNner de doğdu, GÜL?...... (Saat şimdi 09.10, "bayram" için çıkıyorum.) Sadece şapkayı değiştirdim, Bayram kıyafeti olarak, önceki bayram gibi, Lacivert cowboy şapka ile. Attila İlhan sokağı yoluyla, Bostanlı'da EGEMEN kahve'de, Daily News ile, "kutladım" Kurban Bayramını.

"Sosyalizm için" girmiştim Hv.H.O.na. Sonuç olarak, Subay Psikolojisi (Türk Subayı psikolojisi) temel psikolojim oldu. Astın üste, mutlak itaatine dayalı disiplin esası. Üstlerime karşı disiplinliydim ve astlarımda bana ve üstlerine karşı disiplinli olmalıydılar. Görev yaptığım, Üvezli'de 1.ci Füze Filosu'nda, Bir nöbetçi subay, ve birkaç nöbetçi astsubay olurdu, mesai sonrası. Bir olay hatırımda. Nöbetçi Subayı iken, Kıdemli Nöbetçi Astsubay, Kd. Bş.Çvş. DURMUŞ gökTEKİN'e  sabahleyin beni zamanında uyandırmasını söylemiştim. (Emir.) Uyandırdı, sabahleyin. Uyandırıken, olması gerektiği gibi, "Esas DURUŞ"u hala gözümün önünde DURMUŞ başçavuşun. İki konu 1) Füze subaylığının, teknik tarafına, Hv.Savunma Okulu'nun başından beri ilgim, en alt düzeydeydi. Türk Subayı Psikolojisine uymaz. Sebebi, Harbiye'ye giriş amacımdan dolayı. Sosyalizm için girmiştim, Harbiye'ye. 2) Tutkum için, "Ordu"da bana imkan kalmadığını farkettikten sonra da, yeni imkanlar aramak için Ordu'dan ayrılma çabası içinde iken, Lançer Kıta Komutan Yardımcısı Odamın Kasasındaki NATO "top secret" belgelerinden, İstanbul'daki 8 Füze Filosunun yerlerinin haritalarını Pelür kağıda kopyalamam, ve bunları, Ordudan ayrıldıktan sonra, Doğu Almanya'ya giderken, yanımda "çeyiz" olarak götürmeyi planlamam da Türk Subayı Psikolojisiyle çelişiktir tabi, ama Tutku Psikolojisi gereğidir, ve buda Türk Subayı Psikolojisinin üzerindedir. (Not: Ben onları kopyalarken, Ütgm. ERhanÖRGE, benden 1 yıl kıdemli diğer Kıta Komutan Yardımcısı, bitişikteki Komutan odasındaydı. Yani biliyordu benim yaptığım işi. Yıllar sonra kavradım bunu tabi.) Ayrılmak için yaptığım "disiplinsizlikler" sadece, mesaiye gitmemek biçiminde oldu. ("Zararsız" disiplinsizliklerdi, yani.) Askeri Mahkemeye konu olmayacak biçimde, Oda hapisleri ile.  Son zamanda, Üs Komutanı Tuğg. NecATİ gülTEKİN beni çağırdı. Makamında, ben ve o, başka kimse yok. Ayrılmaya çalışma sebebini sordu... Ama hiç ilgisiz, bana şunu da söyledi: "BATUR paşaya güvenmiyor musunuz?" Yani ima etti apaçık, "solcusun, solcusunuz, biliyoruz hepinizi..." Buna rağmen, ben hiçbir zaman MİT'in takibindemiyim değilmiyim diye hiç düşünmedim, yaptığım onca işlere rağmen, ta ki Selimiye'de, Askeri hapishanede 1973 yılında, devre arkadaşlarım "devrimci" subayların MİT görevlisi olduklarını öğrenene kadar.

Tabi şimdi "tutku", Sosyalizm'in de üzerinde, "Sevgi Toplumu" tutkusu, Ve onunla ilgili psikoloji. En üstte o. Temelde Türk Subayı Psikolojisi ile. EGEMEN kahvede, gazetenin Bulmacasında iki kelimeyi yazdım sadece, "Among" için AMID, "False God" için IDOL. Ortak harfleri "I" yı boş bırakarak.  Bir de "Tanrısal Psikoloji" var tabi, tepede, "Tutku"yu gerçekleştirebilme aracı olarak. GOD is I. The BIGGEST LIE. WHY.... (Saat şimdi 12.30, bırakıyorum.)

Daily News'da Charles'ı görünce, aramızdaki yaş farkını, 1 yıl 50 gün farkını da yazdım. Ama, 8 Ekim 2012 tarihli yazımda, sonra silme yaparken biraz bilgi azalması oldu. Şu an ki yazıdan önce orada kısa bir ek yaptım. Şimdi burda konuyu "toparlamak" da yarar var: 5 tane Doğum Tarihi: 25 Eylül 1947 Yılmaz, 18 Kasım 1947 Demir, 18 Nisan 1986 Sevgi, 14 Kasım 1948 Charles, 17 Haziran 1947 Camilla. Yılmaz'ın Doğum tarihini, kararlaştırmışlar önce. Demişler ki Kardeşi Demir, ondan 2 yaş küçük olsun. Sevgi, 1986 ilk yarıda doğsun, ama babasının Hayat günü sayısının son iki rakamı 00 olduğu zaman. Ve buna bir faktör daha eklemişler. Yılmaz'la Demir'in doğum gün-ay'ları arasında, 46 veya 54 gün fark olsun. 1949 yılına, ve 1986 yılına birlikte bakmışlar, Demir ve Sevgi için o Doğum tarihlerini uygun bulmuşlar. Özellikle, eskilerden 18 Kasım 1601 Kanije Zaferi yıldönümü dolayısıyla, tabi bir de Leonid meteor yağmurlarının en yoğun olduğu gece, her yıl. Yılmaz'la gün farkı 54. Bundan 4 çıkar 50 kalsın, 14 Kasım 1948'e de Charles'ın Doğum tarihini koy. Yılmaz'ın Doğum tarihinden 100 gün öncesine de Camilla 'nın Doğum tarihini koy. 3 "elli"(=50) böyle kararlaştırılmış. Rafet Üçelli (Kenan Evren'in Cumhurbaşkanlığı sırasında, Manisa Valisi.) (Saat şimdi 19.40, bırakıyorum.)

Bayram 1.ci Gün OLAYLARI: 1) trthaber.com'dan, 21.23'de girilmiş. İZMİR, Bergama'dan Aliağa yönüne giden bir araç, YENİŞAKRAN girişinde virajı alamayarak, şarampole uçtu. Samiye GÜRLEK öldü, 3 yaralı. 2) Hürriyet Gazetesi'nden: İZMİR, Konak ilçesi, SABİT Bey Camisi önünde, saat 09.30 sıralarında, S.A.(56), Hacı Eyüp DENİZ'e (64) tabancayla ateş etmiş, ölmediğini görünce, kurbanının, kURban kesmek için elinde olan bıçağını kapıp boğazını keserek öldürmüş. 30 yıl önce (1982'de) kardeşi HAYDAR'ı öldürdüğü için. İntikam. S.A.nın Alanya'daki evinde bulunan mektupta, "Cinayeti onun işlediğinden şüphelendim. Şüphelerimin doğru olduğuna inandım. Kardeşimin katilini bugün öldürdüm. Bu benim bayramım" diye yazmış. Polis kayıtlarında, HAYDAR'ın "Türk İNTİKAM Tugayı" tarafından öldürüldüğü, ve faili meçhul olduğu yazılıymış. 3) Hürriyet Gazetesi'nden: MERSİN. MEVLANA mahallesi. NUR camisi. Camide gönüllü olarak "temizlik" yapan AbdülHALİM ÖZKAN, bayram namazını cemaatle kıldıktan, ve cemaat gittikten sonra, camide "kafası kesilmiş halde" bulunmuş. Cami imamı Hasan AYTEN, "kendi HALİnde kimsesiz bir kişiydi" demiş.

*******************

(26 Ekim 2012   :) Cuma, Kurban Bayramı 2.ci gün. Depremler: Saat 07.34'de, 4.0 şiddetinde. BURSA Gemlik açıklarında. Merkez Gemlik KörfEZi. Ve saat 12.40'da, 4.1 şiddetinde. Merkez Antalya KörfEZi.

ARİFE günü, 24 Ekim Çarşamba, 15.10 gemisi için, evden çıkmak üzere iken, çok fazla Gök Gürültüsü vardı, havanın güneşli olmasına rağmen. Yağmur yağacak belli. Şemsiyemi aldım çıktım. Bahçe kapısından çıkarken il çok iri taneli yağmur damlaları başladı. Şemsiyemi açtım. Karşıyaka Çarşı da yürürken, "Bardaktan boşanırcasına", Sağanak haline dönüşmüştü, hava rüzgarsız. Gemiye bindim. Körfez'in ortasında yağmur dindi. Pasaport'ta inince, baktım yerler ıslak değil. Konak İskeleye kadar öyle. Yağmammış yani o tarafa yağmur. Bu benim "bu mevsim" İzmir'de yaşadığım ilk yağmur oldu. 23 Ekim Salı günü, Konak'tan vapurla, Karşıyaka'ya döndüğümde, yerler ıslaktı, çok. Yani o gün de yağmur yağmış, Karşıyaka'ya, ben karşı tarafta iken. Aslında Karşıyakaya ilk yağmur o, ama ben Karşıyaka'da değilken. ARİFE günü gecesi ANTEP'te sel, URfa karayolu, HAYRAT karakolu mevkisi. Sele kapılan otobüs devrildi. 3 ölü: Firayet GÜL, Ayşe AKSOY, Halime ASLAN. Bayramın 1.ci günü gecesi, URfa Harran ilçesi, GÖKTAŞ köyü, otomobil sele kapıldı, içindeki 2 amca çocuğundan (kuzenlerden) Ahmet Çakır öldü. Bayramın 2.ci günü akşamı, URfa BOZova ilçesi Otomobil Sel sularında stop etti. Sürücü Mehmet Şükrü ASLAN. Eşi  Meliha ASLAN ve akrabaları Rahime ASLAN  otomobili itmek için indiler, ama sel sularına kapılıp öldüler. (HALİME/MELİHA/İLAHEM/HAMİLE  aynı harflerle) Mersin'de Bayram namazı ardından AbdulHALİM'in başına gelen... (Bir şarkı: "HALİME bak çal kemancı...")

1) Halime ASLAN'ın soyadı ARSLAN olarak da ifade edildi. 2) 26 Ekim 00.46 girişli trthaber.com haberinde, GÖKTAŞ köyü yazılıydı.  27 Ekim tarihli Takvim gazetesi, KARATAŞ köyü diyor.  Bayramın üçüncü günü, Manisa DEMİRci ilçesi'nde Hüseyin ÇELİK'in kullandığı kamyonet karşı yönden gelen 2 MOTOSİKLET'e birden çarptı. Sürücüleri Hasan SABANCI ve Ömer GÖKTAŞ öldüler. (Yani 25 Ekim'deki olayda, (doğru veya yanlış) köy adı olarak geçen GÖKTAŞ kelimesi, 27 Ekim'deki olayda Soyadı olarak geçti.) (Hatırlamakta yarar var: Doğum günümde 25 Eylül 2002'de, Sibirya Baykal gölü yakınına düşen GÖKTAŞI...) 3) BOZova ilçesi'nde, Atgüden köyünden nekli köyüne "kız istemeye" gidiyorlarmış.

*******************

(27 Ekim 2012   :) Cumartesi, Kurban Bayramı 3.ncü Gün: TRT-1 13.00 haberlerinde söyledi, Sabah Gazetesi,"Bayramın 3.ncü gününde Trafik kazalarında 8 kişi hayatını kaybetti" haberi içinde: MANİSA, DEMİRci ilçesi. Hüseyin Çelik'in kullandığı kamyonet karşı yönden gelen 2 MOTOSİKLET'e birden çarptı. Sürücüleri Hasan SABANCI ve Ömer GÖKTAŞ öldüler. Cengizhan TUNCER ve Samet KOÇ ağır yaralandılar. (Kamyonet sürücüsünün ad ve soyadının Bakan Hüseyin Çeli'le aynı olamasına dikkat) (KOÇ ve Kurban bağıntısı) 

*******************

(28 Ekim 2012   :) Pazar, Kurban Bayramı 4.cü Gün: Saat 03.04 UTC (herhalde GMT), Kanada, 7.7 şiddetinde deprem. Pasifik Okyanusunda, British Colombia'nın açıkları, Liman kenti Prince Rupert'in 198 km. güneybatısı. TSİ 05.04 olmalı. 06.00 saat girişiyle haber verdi trthaber.com. 5 saat sonra, Hawaii adalarında 1 metre yüksekliğinde TSUNAMİ. Hasar, zayiat yok. Belli ki Canada takvim ve saatiyle 27 Ekim'de.

29 Ekim 2017, saat 00.03 girişli, bir haber: İstanbul ESENLER. Çalıştığı otelin Asansör kapısına iş önlüğü sıkışan temizlik işçisi kadın GONCA GAFLI, asansör kapısı ile kabini arasında SIKIŞARAK öldü.(Bayramın son gününde).

Sabah Gazetesi'nin, Bayramın Son gününe ait, verdiği trafik kazalarından ikisi: İstanbul Sultanbeyli, hatalı sollama yapan Burhan Turnagöl karşıdan gelen Arif Köse'nin kullandığı otomobille çarpıştı. Hayriye KÖSE öldü, 5 kişi yaralı. Düzce Çamlısu köyü yakınları, idarsindeki otomobil ile yol kenarındaki fındık bahçesine yuvarlanan Hasan KÖSE öldü. (31 Temmuz 1986'da Çanakkale'de ben Tuvalete "gaipten gelen sağlam (!)" KES ve ÖL (KESÖL/KÖSEL/KÖSE) mesajıyla gittim, o günün "günceli" ile bağıntılı "mesaj yağmuru" ile. Babamın BULgaristan'daki köyünün adı karaKÖSE. Şimdi ÇERNOOK, ne Yok, ERYOK).

Sabah gazetesi'ne göre, 4 günlük Kurban Bayrmı Trafik bilançosu, 49 ölü. Bunlardan Benimle, misyonla, bağıntısı apaçık olan 5 tanesini yazdım şimdiye kadar. Bir tane daha yazayım 6 olsun: Bayramın Son günü. URFA İbrahim DEMİR 'in kullandığı otomobil devrildi, Nida DEMİR (10) öldü, 9 yaralı. Arife günü dahil, SEL dolayısıyla Bayramda ölenleri de yazdım onlarda toplam 6, ve hepsi trafik kazası biçiminde. Ve de Yılmaz'la (UR işleriyle,...) bağıtılı. (URFA/URAF/FUAR/RAUF denktaş...RAİF denktaş tRAFİk kurbanı... AF"trick". SAFTİRİK kelimesini sevgili ATTİLA İLHAN da kullanmıştı.) Bir türkü: "URFA'lıyam ezelden..."

Bayramda, yurtta 2 yaşlı kadın "yanarak" öldü. İkisi de 82 yaşında. Bayramın ikinci günü Muğla Fethiye Kemer beldesi Paşalı köyü, tek katlı müstakil evinde yalnız yaşayan ŞAHSENE KONUKÇU, AYAKlarını ısıtmak için kullandığı elektrikli battaniyenin alev almasıyla, çıkan yangında. Yarı felçli olduğu için kaçamadı. Ve (herhalde Bayramın üçüncü günü) Adapazarı'nda evinde et Pişiren Muhriban GÜRpınar, elbisesinin piknik tüpünden alev almasıyla. Koşan yakınları alevleri söndürdüler, ama yaşlı kadın öldü. (Annem, babamla birlikte, Örnekköy'de "yatmakta". Onların mezarına bitişik bir de soyadı GÜRpınar olan kişi yatmakta.) (GÜRol/GÜRpınar)

*******************

(29 Ekim 2012   :) CumhURiyet Bayramı: (89.cu Yıldönümü).

Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL, 29 Ekim 1950, Kayseri doğumlu. Cumhurbaşkanı yapılmak için, Cumhuriyet günü doğmuş. Yılmaz'ın, misyon'un, işleri ile bağıntılı olarak. Soyadı GÜL. GÜroL benzerliği. GÜL hem çiçek adı, hem de Gülmek'ten emir. Mutlu ol, anlamında da. Demir'in eşi'nin adı da GÜL.(Teyze kızımız, kuzen) Tam adı GÜLENDAM. Abdullah Gül önce Başbakan oldu, Demir'in Doğum gününde, 18 Kasım 2002'de. Soyadımız GÜL'lü. Ama, "ROL" de var içinde. Tanrı Rolü oynayacakmışım. 1988 ilkbaharında "buldum". GÜL'ün adında, İslam'ın Tanrı'sı ALLAH'ın (el LAH'ın) adı var Abdullah. Kayseri 38 no.lu ilimiz. 38 yaşımda kestim kuşu.(KAYSERİ, aynı harflerle KASİYER, KESYARİ ve KESİYAR=KES.İ-YAR..)

Akrabamız. Anneannelerimiz kardeş, Fatma ve Emine'nin torunlarıyız, biz ve ALİ KULİĞCAN. O da 29 Ekim doğumlu. Galiba benden 1 yaş büyük. Mehmet amca, ve Hatice Teyze'nin büyük oğlu. GÜRçeşme'de otururlardı. Ben Ortaokulda iken, Ruhi eniştemlerle giderdik ziyaretlerine. Ali'nin asıl mesleği KASA imalatçılığı. Yorumu da eski. KASA/KESE/KES, CumhURiyet bağıntılı. Soyadındaki CAN kelimesinin yorumu da eski (kadim). Ama "bu gece" bulabildim nihayet, KULİĞ ne demekmiş. Tanrı ve Kullar'ı çağrıştıran, "KUL" kelimesini çıkarırsak geriye, İĞ kalıyor. İĞDE'deki İĞ değil de İĞDİŞ'deki İĞ içinmiş, Alinin soyadındaki İĞ. (Ali, Doğum günün kutlu olsun, eğer hala hayattaysan. "Kanserim" demiştin, kaç yıl oldu?...)

Bugün "kışlık" giysi. Yeni Kaptan şapka, "Talihli" yazılı. Su geçirmez, kapişonlu yeşil Mont. Kalp'te Soru işareti, sırtta Web Adresi. (Yani, Şemsiye kullanmayacağım. Çok soğukta, kazak takviyesi.) Kışlık Kıyafetle, kutladım, Cumhuriyet Bayramını, HAMZA'nın Yeri, EGEMEN kahve'de, Daily News'la, herzamanki gibi. Bulmacasında iki kelime yazdım. AGORA ve AGES. Ortak harfleri G. Abdullag Gül, 62 oldu, belli. Herhalde Ali Kuliğcan da 66 oldu. Hürriyet gazetesi ilanından: Mehmet HABERAL'ın da doğum günüymüş, bugün. O, kaç oldu?... Ve ardından baktım internete: Joseph Goebbels de 29 Ekim (1897) doğumluymuş. Nazi Almanyası'nın "Propaganda" bakanı. Sözde intihar etmiş, 1 Mayıs 1945'te, Berlin'de. Önce 6 çocuğunu "zehirledikten" ardından karısını "kurşunladıktan" sonra. Yalan Tarih. Gerçek olan ne, İkinci Dünya savaşında 50 milyon kadar insanın öldüğü, öldürüldüğü....       Propaganda ne demek. Haber al, gerekirse üret, haber ver. Apaçık değil mi GÖBELS/HABERAL bağıntısı. Yani 29 Ekim 1923 de çok önceden kararlaştırılmış bir tarih(=date). Öğleden sonra, Günün Tarihi için, Yeni Çağ gazetesi de aldım. 1863 İsviçreli Henri DUMANt Kızıl haç'ı kurdu, diyor. Sanırım, Türkiye Cumhuriyetinin işareti o. 60 yıl sonra kurulsun demişler. 60 (atmış)/ Sixty. Bir tarih daha var: 1911 ünlü Amerikalı gazeteci JOSEPH pulitzer, Güney caROLina'da öldü, diyor. Haberal'da ne var: BAŞKENT üniversitesi'nin kurucu Rektörü.

29 Ekim 2012'de saat 17.30'da, Manisa Spil Dağında Orman Yangını. Şiddetli rüzgarın etkisiyle söndürme çalışmaları güçlükle yürütülürken, gün bitmeden, aniden başlayan yağmur sayesinde kontrol altına alınabildi. 30 Hektar orman kül oldu. 11 orman işçisi dumandan etkilenerek, biride ellerinde vebileklerinde yanıklar sebebiyle hastaneye kaldırıldı, durumları iyi. Haberi, trthaber.com 2 defada iki başlık altında verdi. Önce "Manisa Spil Dağı alev alev yanıyor", sonra "Spil Dağının imdadına Yağmur yetişti".

29 Ekim 1989'da (İzmir'de 1.ci dalga EZME içinde), Pasaport'ta, KANtarcı polis karakolu kapısına asılı büyük Bayrağı, polislere "mesaj" anlamında iki parmağımın arasında ovuşturarak tutmuştuım. Ezme'ye karşı, Kırmızı ile "kan" vurgulamak için. Polislerden biri, gülerek "beğenmedi" demişti. Amiri de "Buraya daha önce geldin mi hiç" diye sordu. "Buraya gelmedim, ama karşıdaki Pasaport kahve'ye çok geldim" demiştim. Pasaport Kahvede dışarda oturduğum sıralarda, İzmirli'nin dolaylı ezme fiillerine, Kantarcı polisleri de davranışlarla katılıyordu. İki gün sonra, 31 Ekim'de Bostanlı Polisi, beni "dışarda iken" aldı. (.....) 2 Kasım 1989'da Manisa'ya. 1.ci Tımarhane. O sıradaki politik bilincim, şimdikiyle aynıydı. Sadece Yol Haritası şimdikinden farklıydı, yani yanlıştı. (TANRI'nın harfleri de var, KANTARCI'da.).Manisa, Tımarhane, Spil Dağına karşı.

29 Ekim 2012, CumhURiyet günü vefat etmiş, AvuKAT Kamil KES. TURgutreis/Bodrum/Muğla'da 31 Ekim'de toprağa verilecekmiş. (31 Ekim tarihli Hürriyet'ten vefat ilanı.)

1 Kasım 2012'de ilave: KANTARCI durağı, İstanbul'da, Bağdat caddesinde, bizim eve giden yolda. İzmir, Pasaport'taki KANTAR Polis Karakolu.

*******************

(30 Ekim 2011   :) Saat şimdi 08.10, NewYork saati 02.10. Yazmaya başlamadan CNNint.i açtım. Evet, "beklenen" SANDY kasırgası, ABD'yi vurmaya başlamış. Ora tarihiyle, 29 Ekim 2012 günü biterken. Şimdilik 13 ölü. 6.5 milyon insan elektriksiz. Ben 11 Eylül 2001 terör olayına "Süper terör" adını vermiştim, hemen. Onlar da bu kasırgaya "Süper kasırga" (Super Storm) adını vermişler. Öldürmeye başladığı için de "Killer Super Storm" diyorlar, şu anda. Başkanlık seçimlerinden önce "Fırtına Sürprizi" de dendi, aynı TV'de, daha önce. Sürpriz değil "Yeni Meteoroloji" ürünü. Burda, Kurban Bayramı Arifesini yaşarken, Karayipler'de, Jamaica'da başlatildı, Karaiplerde toplam 67 can aldıktan sonra, ABD'ye yöneltildi. Ama nereye. En "merkeze". Newyork, ve Washington D.C.'nişn bulunduğu, Kuzeydoğu ABD'ye. 29 Ekim 2012-6 Kasım 2012. Başkanlık seçimlerinden "bir hafta" (tam sekiz gün) önce. Seçimleri "besbelli etkileyecek", OBAMA lehine, ROMNEY'de biliyor bunu. Her ikisi de Global Çete'nin oyununu oynamakta. "Yeni Meteoroloji" bilincim de kadimdir. "Kulaklarımla" duymuştum, VOA'dan, 1989 yılında, burda Nergiz'de ilk yılım içinde, Uzayda, mekik'ten astronotların, Lazer kullanarak, karayipler üzerinde oluşmakta olan bir kasırganın oluşumunu engellediklerini.... Tabi "Yeni Meteoroloji" de büyük Müjde de var, bana, bize, insanlığa. Artık Meteoroloji, Havanın "nasıl davranacağını" anlamak için değil, "nasıl davranması gerektiğini" belirtmek için, bir bilim dalı olacak, "Yeni Dünyada".

Bugün saat 02.12'de Kütahya, Simav'da 4.1 şiddetinde deprem. Merkez ŞENköy beldesi. Bugün saat 20.07 de, İzmir, MENDERES'te 3.6 şiddettinde deprem. Merkez Çataltepe köyü. MONDROS mütarekesi'nin yıldönümünde (30 Ekim 1918, 1.ci Dünya savaşından "yenik" çıkan Osmanlı Devleti. Ordusu dağıtılacak, İtilaf devletleri uygun gördükleri yerleri işgal edecekler.) Yunanistan'a da İzmir'i işgal etmek düştü, öncelikle. Deprem, MONDROS=MONDOROS/MENDERES bağıntısıyla, misyon koyucu tarafından, niye?...

Aynı gün, 30 Ekim, Çanakkale, Eceabat, Alçıtepe köyü. Koyunlarını otlatan çoban ŞEN er Gezmez'e yıldırım çarptı, öldü. Ve aynı gün, Çanakkale, EZine ilçesi Kızıltepe köyünde cemaat namaz kılarken, fırtınadan, caminin minaresinin KÜLAH kısmı düştü, yaralanan yok. (Çanakkale 1985/86...)

*******************

(31 Ekim 2012   :) Az önce, trthaber.com'a baktım: "ABD kasırgayı ucuz atlattı" haberi. Yapılan 3 yorumdan esinlenerek, bir yorum da ben yaptım, 08.10'da, yilmazgurol1947 adıyla: "1989'da VOA'dan dinlemiştim. Astronotlar, uzaydan, mekikten, lazerle, Karayipler'de oluşmakta olan bir Fırtına'yı önlemişlerdi. METEOROLOJİ, eskisi: Hava nasıl "davranacak", yenisi: nasıl "davranmalı". Obama'yamı, Romney'emi "yarayacak", seçimlere bir hafta kala, karayipler'den gelen "Süper Fırtına" (aynen yazdım SANDY yazmaya başladım, ardından noktayı koyacaktım. Yazmadı, baktım altta "0" yazılı, yer bitmiş yani, öylece bırakıp gönderdim.)". Sabah gezinti'sinden dönünce, baktım trthaber.com'a yayınlamış mı mesajımı diye. Ama o haberi kaldırmış, yerine "ölü sayısı 50 yi aştı" heberini koymuş. toplam 1 yorum var. Önceki yorumumu aynen yazıp gönderdim, 11.20'de. Bu kez sığdırdım "SANDY" ve "nokta"yı...

******************* 

(1 Kasım 2012   :) Dün sabah, 31 Ekim 2012'de, HÜRRİYET gazetesinin "Çift Baş Olmaz" manşet haberinin, ön sayfadaki tamamını, dikdörtgen kestim, Bloknota yapıştırdım. Dikdörtgen içinde, Başbakan'la ilgili karikatür'ün üzerine de kağıt yapıştırdım, ve üstüne 4 satır mavi kalemle aynen şunları yazdım: "ECEVİT, "kendi takımından" SEZER'i cumhurbaşkanı yapmıştı. Sonra SEZER, ECEVİT'e "kitap" fırlattı." Altına da 1 satır kırmızı kalemle aynen şunları yazdım: "BENZER DURUM". Ve bugünkü SABAH gazetesi'nde bir haber: "Eşini öldürüp intihar etti" haberi. Gaziantep'te, Özgürlük Mahallesindeki evlerinde, Dün sabah, 31 Ekim 2012'de, Sinan BENZER (35), çocuklarını komşuya gönderdikten sonra, pompalı tüfekle önce bir kurşunla eşi Şenal BENZER'i (34), sonra bir kurşunla da kendisini öldürmüş. (İki olay arasındaki Bağıntı'ya dikkat...)

Bağıntı'yı biraz "açmakta" yarar var. Esas kelime "Benzer" kelimesi. MisyonKoyucu'nun mesajı: "Yılmaz, sen, 'Benzer Durum' yazarken, o sıralarda, Sinan, eşini ve kendisini öldürüyor olacak". Ben, herzaman yazmıyorum, Tayyip'in işlerini. Ama bu kez yazmak ihtiyacını hissettim, o kadarını. Yazı benim. Ama yönlendirme, Stella marifetiyle, Misyon koyucunun. Tabi, Hürriyet de, benim o yazıyı yazabilmem için, Stella marifetiyle, o Manşet haberini koymuş. Aslında, ben bir gün önce, haberlerde bizzat Başbakan'ın sözlerini duyunca, hatırıma geldi SEZER olayı. Konuşması, "Gül yapmamıştır" ın ötesinde "Gül'ü eleştirmeye" dönüşmüştü.. Yazmak da hatırıma geldi ama, "boş ver Yılmaz" dedim. Ertesi gün, manşette görünce, "dayanamadım", kestim haberi, yazdım yazıyı. Ve tabi ertesi gün, Sabah gazetesine de Stella marifetiyle Gaziantep haberi kondu. Her gazetede yok. Ve Ben de SABAH aldım. Şu veya bu sebeple başka gazete alabilirdim. Ama SABAH almam gerekiyordu. Düzenleme Stella marifetiyle. Ve tabi, Sabah gazetesinde haberi okuyunca, birgün önce yazdıklarım içinde "Benzer" kelimesinin de var olduğunu hatırlamam şarttı. "Benzer" sıradan bir kelime, hatırımda kalmayabilirdi. Kalması "Stella marifetiyle". Böylece, Antep olayı'nın, benimle, misyonla bağıntılı olarak, aslında, misyonkoyucu tarafından gerçekleştirildiği kesin kanaat olarak ortaya çıkınca, Mesajı ne Sorusu: Hemen hatıra gelen, belli. "Global Çete üyelerinin sonları da BENZER DURUM". Onay mesajı, yani. Biraz daha dikkatli bakınca SEZER/BENZER benzerliği. EZER kim, kimi niye. Global Çete'nin, MİT'in, yıllardır, Yılmaz'ı EZmesi konusu. Düşman BENiEZER, DOST bunu iyi bilsin. Adlar da ilginç. Sİ-nan. (inan) ŞEN-al. (Al yılmaz bak senin için.) Kurban Bayramının, 4.cü son günü barışmışlar, ve kadın evine dönmüş. 3 gün sonra gene kavga sonucu cinayet ve intihar. Yaşları da aslında, birbirlerine çok uygun. Ama "geçimsizlik". ÖZGÜRlük mahallesi'ndeymiş evleri. ÖZGÜR deyince, Fatoş'un eski kocası. O da mesajın içinde. Dolaylı dayak tehdidi yapmadımı sana Yılmaz?. Yetm ez mi.....

Bayramın 4.cü son gününde, iki ayrı ilde, soyadları KÖSE olan iki ayrı kişi Trafik kazasında ölmüştü. 4 gün sonra, 1 Kasım 2012'de, İzmir Karabağlar'da saat 23.30 sıralarında, emekli astsubay, Balçova ilçesi, KONDOR taksi durağına bağlı 15 yıldır TAKSİCİLİK yapan Ethem KÖSE, bıçaklanarak yol kenarına bırakılmış, Taksisi gaspedilmiş. Vatandaşların görmesi üzerine, bırakıldığı yerde, kan kaybından öldüğü anlaşılmış. (Haber, trthaber.com'dan) (KÖSE/KESÖL) İntihardı aslında, amputasyon, Çanakkale'de 31 Temmuz 1986'da. Tuvalette birbuçuk saat kadar beklemiştim, kanın boşalıpta ölüm olayının gerçekleşmesi için. Arasırada zıplıyordum, bu amaçla. Sonra bayılmışım (....) Ruhi Eniştemiz, emekli astsubay, İstanbul Selamiçeşme TaXi durağında, taksicilik yaptı, Sonbahar 1997'ye kadar. 34 DT 077 plaka. DT=Demir Turgut, SIfır/Seven/Seven. Az mı çektim, İzmir'in Taksikicilerinen....

2 Kasım 2012 tarihli Hürriyet, "önceki akşam" diyor (yani 31 Ekim 2012'de) KIRIKkale, AHılı köyü, Coşkun Albayrak (45), bahçede alkol alan oğlu Emrah (21) ile tartışıp vurmaya başlayınca, Emrah'ın arkadaşları araya girmiş. Çıkan arbedede, Emrah'ın arkadaşı Abdullah Köksal, Coşkun Albayrak'ın salladığı bıçakla ağır yaralanmış,hastanede ölmüş. Abdullah Köksal, Eski İZMİR valisi (sonra Emniyet Genel Müdürü, şimdi de AKP Kırıkkale milletvekili) OĞUZ KAĞAN KÖKSAL'ın yeğeni.

Gazete hatırlattı: 1 Kasım, Sevgili Süleyman DEMİREL'in yaş günü. (Kutlu Olsun...) (1924 doğumlu, 88 yaşında şimdi). Yine Gazete'den bilgi, 1 Kasım 1912, Karşıyaka Spor Klübü'nün (KSK'nın) 100.cü kuruluş yıldönümüymüş. Yüz yaşını aşan, 5.ci klüp. BJK, GS, FB, AG, KSK.

*******************

(3 Kasım 2012   :) "Cinnet" sözüne baktım, TDK'dan, tek kelime ile "delilik" diyor. Dün akşam 2 cinnet olayı, yurtta: 1) İstanbul, Bağcılar, Barbaros Mahallesi Engin SARGIK (34), evde, karısını, 7 çocuğunu, kardeşi Bayram'ı (29), ve sonra kendisini silahla vurmuş. Kardeşi, 3 çocuğu hemen, 2 çocuğu hastanede ölmüş. Kendisi ağır yaralı. BATMAN'lıymış Aile.("batman" yara.s..adam'n aşkı).(Aile Reisi, tEKSTİl işinde VARdiyalı çalışıyormuş.) Önce sabah haberlerinde duydum, sonra trthaber.com'a baktım. 3 yorum yapılmış: AZİM TAŞ 01.21'de "kimbilir ne sorunu vardı" diyor ve devam ediyor. gEZegen42 aynen "cok yazık" demiş. IRMAK 02.24'de "kimbilir ne sıkıntısı vardı:(" diye yazmış aynen. İki kimbilir'den esinlenip, Ben de yazdım, 08.35'de: tek kelime "KİMBİLİR...." Sonra baktım, yayınlanmış mı diye, evet. Ama, benden önce iki kişinin daha yorumu var: fuAT: "normaldir.hiç acımam" demiş aynen (not: trthaber.com nasıl onay verdi bu acaip yoruma). yaHya:"Nasıl bu hale geldik" demiş aynen. 6.cı (ALTINcı) sırada çıkmışım yani. 2) Adıyaman, ALTINşehir mahallesi, Alper ATMACA, evde, annesi Gülay ATMACA'yı, başına mutfak tüpü vura vura öldürmüş, kendisi balkonda, elinde bıçak, boğazı kesik, bulunmuş. Hastaneye kaldırılmış, durumu "iyi". (AL per. -"Ben de Ful As". -"Bende de As dö per"!) (Yorum yapmadım, tabi buna. "No comment" yazabilirdin, Yılmaz!). Zikirde fayda var: Dün 2 Kasım 2012, Tımarhaneye "ilk" götürülüşümün, 23.ncü Yıldönümüydü.

4 Kasım 2012 gazetelerinden: Engin SARGIK, eşi ile aşk yaşadığından şüphe ettiği kardeşi Bayram'la ilgili yapmış katliamı, önce kardeşini öldürerek. Misyonumuzun özü ile bağlantılı değilmi!... (Öz kardeşler birbirine eş, dörtlü aile). (Uygulama ne zaman? Yeni Dünyada, çiçekkentlerde. Göç süresince, 25 yıl, Eski Dünyada, Klasik Türk Aile yapısına devam.) ("SARGardaşImKarımı" demiyeceğiz yani, Eski Dünya'da.) Ama Yılmaz, eğer doğruysa, ESKİMO'lar gelen erkek konuğa, eşlerini sunuyorlarmış, karşılıklı mutluluk için...Eski'den Yeni'ye geçiş, Transformasyon. Bir anda olmayacak tabi.

*******************

(4 Kasım 2012   :) Yeni Takvim, YILBAŞI kutlu olsun , 3 gün Barış günleri, ardından, 1 Ocak Pazartesi. Bugün, bu web sitemin en başına, 3 bölümden oluşan ÖZET/SUMMARY ekledim. Güzel oldu...

Günün iki olayı: 1) UŞAK. Tabancayla "ŞAKalaşan" İsmail ŞENTÜRK (18), arkadaşı İbrahim TINAS'ın (18) ölümüne sebep oldu.  2) HAKKARİ. Polis aracı Kobra'ya yönelik bombalı saldırı, Faris DEMİRcan'ın (11) ölümüne sebep oldu.

*******************

(5 Kasım 2012   :) Bugün, "ÖZET/SUMMARY" çıktısı. 2 takım Demir'lere, postayla.  Bugün, BEŞİKTAŞ, DİKİLİTAŞ'ta market işleten Kenan AKTAŞ, Boğaziçi Köprüsünden atlayarak intihar etmiş.

******************* 

(6 Kasım 2012   :) ABD'de Başkanlık Seçimi günü. Bu sabah, CNNint.'de "anchor" HALLA GORANI'nin Facebook sayfasına girdim, ilk kez. Ve "Summary" deki bilgileri yazdım. Ama, henüz sayfasına girmeden, ekranda, Hala Gorani altında, aynen şu yazı vardı: "Hi Hala. Since Sandy caused a lot of damage at the sea shore, there is a lot impregnated wood around. I hope people do not burn this type of wood since the ..." Alt yazının tamamı bu kadar. Anlaşılıyor, bir kişi sayfasına bunları yazmış. Sonra girdim sayfasına, ve gördüm, adı Jussi Kuortti. Ondan sonra Somesh R.Roddi 2 kez girmiş ve yazmış. Ve benim yazılarım onlardan sonraya denk geldi. 4 yazı peşpeşe.

Tabi, bu (igisiz) "burn" kelimesi dikkat çekti. Dün, gazetelerde "ilginç" bir haber vardı. Orda da dikkat çeken "burn" kelimesiydi. Kestim, bloknota yapıştırdım. Olayın, aslında Misyon koyucunun işi olduğunu sezinledim. Ama internet'e yazacak kadar, "işaret" yoktu. Dün ve bugün, peşpeşe (belli ki ikiside Misyon koyucudan gelen) "burn" kelimeleri, dünkü sezinleyişimi "kanaate" dönüştürdü. Şimdi o dünkü haberi yazayım: İngiltere. sURrey kenti. 4 yaşında çocuk. Adı Soyadı Ethan BURN. 4 aylıkken ailesi farketmiş. Bir eli ne yaparsa diğeri aynısını yapıyor. Yani bir eli "kopyacı". 2 yaşında teşhis konulmuş. Ama sebep yeni bulunabilmiş. Retinablastoma hastalığı. Sol gözünün arkasında kanserli tümörler bulunmuş. Hemen hastaneye yatırılıyor. Tedavi. Kemoterapi, lazer, kriyoterapi ardından geçen yıl Nisan ayında sağlığına kavuşmuş.

Çocuğa bu hastalığı, doğumdan Misyon Koyucu vermiş. Misyonla, benimle, UR işleriyle bağıntılı, ve de özellikle, Gözlerime katarakt Ameliyatı yaparken, Prof.Dr. Mahmut KAŞKALOĞLU'nun, bir gözümü, MİT'in talimatıyla, lazer'le yakmasıyla bağıntılı olarak. Çocuğun adı etHAN (Hani'yi çağrıştırır). Annesinin adı ORME başına bir harf eklemeyle, GORME="görme" yi çağrıştırır. Gözlerin işlevi: Görme. ORme/GORani bağıntısı da Hala'nın Facebook sayfasındaki "burn" kelimesinin, mesaj olduğunun işareti. GORAN, incelt: GÖREN varmı? GÖR-EN. Amerikan ingilizcesi seslerinde Ö ve Ü yoktur. GÖRDÜM diyemezsiniz, GORDUM diyeceksiniz mecburen. GORdunmu Hala GORani...

Ameliyat sırasında (İngilizce bildiğimi bildiği için, ben anlıyayım diye) asistanına,"BURN olayı oldu" demişti. "Börn" demedi aynen Kuşburnundaki BURN gibi söylemişti. O gözüm şimdi "enfraruj" (morötesi) ışık görünce şaşırıyor.  Elimde "enfraruj" ampulle kendisine gittiğimde "Bütün floresanlar aynı sistemle çalışıyor olsaydı, AYVA'yı yemiştin" demişti. 50 yaşımın başlangıcında. 1997 Sonbaharı. Kaşkaloğlu'nun verdiği esas mesaj şuydu: Bu olay gibi, Amputasyon olayını da biz yaptırdık sana, seni yanıltarak, "O ur. Kes at" komutu bizdendi. Sen "Tanrıdan" sandın. Ve ikinci mesajı: İşi kabul et, yoksa, daha başka şeyler de yapabiliriz, pişman olursun kabul etmediğine. Tehdit yani. Sağlığına dikkat et Kaşkaloğlu, sen bana lazımsın!....

Bir haber, trthaber.com'da: 15.28'de girilmiş. Herhalde Bugün oldu. KARS KAĞIZMAN ilçesi. KÖTEK köyü. 2 Çoban, arazide 800 koyun. Öndeki Koyun, sarp yamaçta, UÇURUM 'dan atlayınca, ötekiler de peşinden atlamış. Atlayanlardan 200 tanesi telef olmuş. (Misyon Koyucu / Koyuncu / Oyuncu / Oyunlu) (Koyunlar, koyun koyuna) (Bir Rumeli türküsü: "Gel yanıma gir koynuma, ayletme beni...")

Bugün, Dünya Şehircilik Günü'ymüş. Çok eski kısa bir yazımı tekrarlıyorum "One hundred thousands flower-cities all over the world. One language, one race. Families of two men, two women, two boys, two girls, together with the elderly. Home for everybody. Food for everybody. Love for everybody. Let there be no more killings, no more exploitations, no more humiliations. Let there be PEACE and LOVE."

*******************

(7 Kasım 2012   :) Yeni Takvim: 1 Ocak (pazartesi). Rusya'da Sosyalist Devrim'in 95.ci yıldönümü (1917). Uğur Eniştemin (Fatma'nın babasının) vefatının 8.ci yıldönümü (2004).

Obama'nın yeniden başkan seçildiğinin kesinleştiği saatten, yaklaşık 1 saat kadar sonra, bugün 07.02 (GMT) de İran TEBRİZ'de 4.4 şiddetinde deprem. Misyon koyucunun TEBRİkederiZ mesajı böyle. Ve 10 saat kadar sonra da Guatemala açıklarında, PASİFİK'te,  16.35 (GMT) de, 7.4 şiddetinde deprem. O ne için Yılmaz?  İran'daki Tebriz kentinin 50 km. kuzeyi, deprem merkezi. Guatemala'daki Liman kenti Champerico'nun 24 km. açığı. Şimdi (8 Kasım sabahı) itibariyle, Guatemala'dakinde en az 39 ölü, çok sayıda kişi enkaz altında. İran'daki ile ilgili Hasar Zayiat haberi gelmedi, anlaşılan yok. İran'daki 4.4. şiddet (USGS'ye göre) Obama'nın 4'lerina uygun. Guatemala'daki (USGS'ye göre) 7.4 (her ne kadar TRT 7.5 dediyse de). 7.4 şiddet Babamın vefatının 4.cü yıldönümünde Gölcük Depremi'nin şiddetiyle aynı. Yani Guatemala Depremi aslında Fatma'nın Babası'nın vefatının 8.ci yıldönümü münasebetiyle. 4x2=8. Ben ve Fatma.

Obama'nın ilk kez başkan seçildiğinde, 2008'de medyada yer almıştı. Sanırım Obama da konuşmuştu o konuda. Obama'ya 4 lerin uğuru. (Misyon koyucudan, Dörtlü aile ile bağıntılı oluşmuş Obama'nın 4'leri.) Bugün okudum, trthaber.com'daki Obama'nın hayatını: 4 Ağustos 1961 Hawaii Honolulu doğumlu 4 Kasım 2008 seçimlerinde ABD'ni 44.ncü Başkanı oldu. Babası Kenya'lı. Hawaii'de yabancı öğrenci iken annesiyle tanışmış, evlenmişler. Sonra boşanıyorlar. Babası Kenya'da tekrar evlendikten sonra trafik kazasında 1982'de vefat ediyor. Annesi gene Yabancı öğrenci olarak gelen bir Endonezyalıyla evleniyor. Obama ilkokulu Endonezya'da okuyor. Liseyi anneannesinin ve dedesinin yanında Honolulu'da. Annesi Endonezyalıdan da boşanıp Hawaii'ye dönüyor. 1995'de vefat ediyor. Obamanın anne tarafından 1, baba tarafından 7 üvey kardeşi varmış. Üç üniversiteye gidiyor, ikisinden mezun. Siyasal bilgiler ve Hukuk. Avukat oluyor. Kendisi gibi avukat Michele ile  3 Ekim 1992'de evleniyor. 2 Çocukları var. Babası ve Üvey Babası Müslüman. Obama annesi gibi "hristiyan". Önce Senatör. Sonra Başkan (ABD'nin ilk siyahi başkanı), Ve şimdi 2.ci kez gene başkan. Demokrat. BARACK (=BARAK) Anadolu "Barak" havası...(BARAK/TARAK vesaire...) endonEZya/AFrica... OBAMA, söyleme BOBAMA... (Babasını bir kez görmüş OBAMA 1971'de, ABD'ye ziyarete geldiğinde.)

*******************

(8 Kasım 2012   :) Fatoş'cuğum: 6 Kasım'da HALA'nı facebook sayfasına ben yazdıktan, sonra ilk yazı yaklaşık 12 saat sonra, aynı gün, "P Ou ST" den "Sorry for all that.. Halie!!" diye aynen bir yazı. Sonraki yazı TAMMAM İSSA 'dan. ("Tamam İsa" der gibi). Sonra gene "P Ou ST" 12 yazı, aynı gün içinde, yazılar birer harften ibaret (N-O-G-C-F-O-R-P-O-U-S-T). Sonraki üç yazı, Jonathan Spencer, Alireza ZAMANi ve ZORAN JAKOVCEV tarafından, dün baktığımda hepsi bu kadardı. Bu sabah gene baktım, yenileri eklenmiş, ilgilenmedim. Sadece "P Ou ST" aradım. Buldum aşağılarda iki tane, 20 Eylül'de girilmiş peşpeşe. Birincisi: "I'm sorry Halie (those tweets)". İkincisi "Je vous prie d'accepter mes excuses".  Ve ardından, bu sabah, Hala'ya şu tweet'i attım: "For GOD's sake delete those entries of 1+12 (on Nov.6th) and 2 (on Sep.20th) of "P Ou ST" on your Facebook-page. Greetings......." Yazım bitince baktım 7 boşluk kalmış, noktalarla doldurdum.

Bu sabah, trthaber.com'dan yeni deprem haberi. KANADA 6.3 şiddet. USGS'den baktım: Pasifik'te Port Alice bölgesinin 137 km güneybatısı'nda, saat GMT 02.01'de (yerel, 7 Kasım 18.01'de).

*******************

(10 Kasım 2012   :) Atatürk'ün vefatının Yıldönümü. (10 Kasım 1938, saat 09.05). Bugün Askeri heliKOPTER dağa çarparak düştü, içindekiler toplam 17 Asker şehit oldu. 13'ü Jandarma Özel Harekat askerler, 4'ü mürettebat. Operasyona giderken. Helikopter korskiy, s yüzünden, irt, Pervari ilçesi HEREKOL bölgesi, Hasantepe yakınlarında, Köprüçay köyünün güneyinde. TRT 13.00 haberlerinde saati söylemedi, trthaber.com'da da yoktu. Aradım, TGRT'nin internet sayfasında buldum. "07.25" diyor. Yani 09.05 den tam 100 ( yüz ) dakika önce. YÜZ,YAZ,YILMAZ... (Yüz, benim sayım yani.) Sonra bugünkü, Hürriyet'te, Emrehan Halıcı'nın, Bulmaca'sını hatırladım. "ilginç an" başlığı, ve "...Atatürkü...anıyoruz" açıklamasıyla, soru şu: "Bugün saat 8'i 9 geçe ilginç bir özelliğe sahip. Acaba ne?" Bu soru da, Helikopter Kazasının Stella (artı yeni meteoroloji) marifetiyle gerçekleştirildiğinin kanıtı oldu. Henüz şehitlerin kimlikleri açıklanmadı. Şimdi, saat 15.15.

17 şehitten, 4 tanesinin (soyadları değil) adları, ER'le başlıyor: ER san, ER kan, ER dal, ER en. 10 Kasım, yeni Takvim'de 4 ocak OlaCAK, Yeni Aile karı-koca toplam 4 olacak. Eski isimleri neydi ARALIKOCAK = KOCAKARALI= KOCAKARILA= KOCAlarKARILAr.

"10 Kasım Konuşmasında", Cumhurbaşkanı GÜL: aynen, "TERÖR VASITASIYLA, MİLLETİmizi devletimizi HİZAYA GETİReceklerini zannedenler..." dedi. Kulaklarımla duydum, ama kulaklarıma inanamadım. "Hizaya geeeel!..."

17 şehitten en kıdemlisi, Mürettebat'tan, Kr.Plt.Yzb. ANIL BARIŞ ÇETİN. Ertesi gün, 11 Kasım 2012 Pazar, İstanbul'da 34.ncü Avrasya Maratonu'nda bir kişi, 15 kilometre koşusunda, Gülhane PARK ı PARK ur unda, bir anda yere yığıldı öldü, KALP krizi. 34 yaşında, ODTÜ mezunu, Akbank Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu'nda görevli, ALİ FERDA ANIL. (Atatürk ANIL ırken helikopter kazası) 17 şehit içinde memleketi aynı vilayet olan sadece iki kişi var: Kayseri'den. Onlardan biri Uzm.Çvş. On ur Karasung ur. KAYSERİ, 38 no.lu ilimiz. (KASİYER/KES.İYAR.. yılmaz, 38 yaşında, Çanakkale'de). Atatürk, 38 (2x19) yaşında Samsuna çıktı. 57 (3x19) yaşında 19 38 yılnda öldü. Subay sicil numaram 1968/1 38 (Çanakkale il No: 17).

*******************

(13 Kasım 2012   :) Dün akşam, CNNint.den Güneş tutulacağını öğrendim, bu sabah, internet'ten daha fazla bilgi: "On Nov.14th, Australia and Southern Pacific Ocean will witness a total solar eclipse..." Charles-Camilla düğünü 8 Nisan 2005 olarak kararlaştırılmıştı. (2005'in iki güneş tutulma olayının ilkinin tarihinde.) Ama Papa 2.ci jean Paul "ölünce" bir gün ertelemek durumu ortaya çıkmıştı, 9 Nisan 2005'e, yani Demir-Gül evliliğinin 30.ncu yıldönümünün Arife'sine (bir gün öncesine). Düzenleme'nin Misyon koyucu'nun eseri olduğu kanaati(kesin olarak) o zamandan beri var olduğu için, şimdi öğrenince, yarın ki Güneş tutulma olayını, yarın Charles'ın (64.ncü) Doğum günü de olduğundan, Charles'ın Doğum yılını 1948 olarak kararlaştırdıktan sonra, Doğum Gün-ay'ını da Yarınki (2012'ninki) Güneş tutulmasından almışlar, besbelli. Charles-Camilla da 3 Kasım'dan beri, 13 günlük "Pasifik" turundalar... Ve az önce, Charles'ın twitter sayfasına, şu tweet'i attım: "they decided birth from tomorr's eclipse.you deci.wed from Apr.8 ecl.they put pope.so,eve,Apr.10,Demir's wed,30th ann.HAPPY BD." (şimdi, saat 09.30 çıkıyorum...)

Song: "The total eclipse of the heart..."

-Beşar Esad'ın suçu ne, Yılmaz?...    -"Öldürüleceğimi" biliyor olması!...

*******************

(14 Kasım 2012   :) Az önce, Demir'i buldum, internette. Fotoğrafından tanıyıp girdim. Facebook Sayfasına.... Zincirleme reaksiyon oldu. Gül'ün, ve sonra Fatoş'un da Facebook sayfalarına ordan. Çıktım, bu kez adresinden f/demir.gurol.7'den girdim, "mesaj" için, "God is I..." dedim. (Fatoş'cuğum, Sonra FATOS KAPLAN olarak seni aradım, ama bulamadım, sonra tekrar ararım... Herhalde, Demir'in sayfasından bulabileceğim, sadece, anlaşılan... Ayıp olmaz mı Demir'in sayfasına tekrar girmek, seni bulmak için...) 09.30 şimdi. Çıkıyorum...

18.05 girişli bir trthaber.com haberi, "Denizli'de Koç Vahşeti" başlığı altında: Denizli, ÇAL ilçesi, Bayıralan köyü. Halasının oğlu Ömer DEDA'nın (75) yanında yaşayan Fatma ÇITAK (76), otlattığı koyun sürüsünü eve getirdiği sırada, Sürüdeki BOYNUZSUZ koç'un saldırısına uğramış. Kuzeni Ömer, kurtarmaya çalışınca ona da saldırmış. "Darbelerle" diyor, yere yıkmış, ağır yaralamış her ikisini de, her ikisi de hastanelerde hayatlarını kaybetmişler. "Darbe" kelimesini kullanmış, daha doğrusu "TOS", değil mi FATOŞ'cuğum. ÇAL, Hulusi DEDE'mizin memleketi. "Boynuzsuz Koç" olurmu hiç. DEDA/DEDE. Seyfi DEDA, Lise-1, Denizli, 4-L "dörtle" sınıfı. Matematik Öğretmenimdi. Demir'in Facebook sayfasından, sonunda senin facebook sayfana ulaşmıştım. Çıkınca, "Orda" geçen adınla, yani FATOS KAPLAN olarak, aradım. Çok fazla Fatoş Kaplan var, bulamadım onların arasında seni... (Bayıralan'da ne var? Bayılan var, bir... Yalan var, iki... Bay/Bayan var, üç...) I am tired and sick of TOSSing off myself. Madonna,54, sahnede Masturbasyon yapmış, bugünkü gazetede, HabertURk'da, vardı. ("fake" değilse. ROL'dür yani, Orgazm olduğunu sanmıyorum.) 12 yaşındaki oğlu da seyirciler arasındaymış... (Boynuzsuz koçun resmi de vardı. Başı kanlı, toslayıp yaraladıklarının kanları. İki yaşlı kuzen.) Arnavutluk Cumhurbaşkanı FATOS NANO, havanın durumuna bakıp, MOSTAR'daki, Balkan Ülkeleri Zirvesine gitmemişti, 26 Şubat 2004'te... ÇITAK'ta ne var, TAK tiki TAK TAK, tiki tiki TAK TAK... Boynuzu Tak, Ren Geyiklerininki uygundur... Bugünkü, Hürriyet'te İspanya, Medinaceli kasabasındaki, "yüzyıllardır" devam eden, "Boğa Festivali" de vardı: Boğanın boynuzlrı arasına, kimyasal karışımlı odun. Tutuşturuluyor. Boğa bitkinlikten, düşünce, kesilip yeniliyor, afiyetle. Boğaça almaya girerken, Zirve Fırına (5 Ekim 2008, Pazar günü), Adam, "Boğarım seni" dedi, yumrukladı, BOĞAzımı sıktı. Boğmaya çalışırken, birtaz sıkıntı çektim...

Bugün, Türk Milli Futbol Takımının, 89 yıllık tarihinde 500.cü maçı, Türkiye-Danimarka. Tesadüf değil. Charles'ın doğum gününde, Demir'i internette bulduğum gün. İkisiyle de bağıntılı. Football'un (Ayaktopu'nun) memleketi, İngiltere. Match. A good match, He and She. Fatma ÇITAK. Fatma KAÇTI,Yılmaz. Korkuttun kızı. Kocaya mı kaçtı. Hayır "dağa" kaçtı... Maç, 1-1 BERABER e bitmiş... GOLler: Dakika 69 MEVLÜT (Fatoşun eski kayınpederi), Dakika 65 BENdtNER (BEN şimdi 65, Bentderesi'ne gittiğim zamanlar 17-18) "dt" nerde yılmaz? 34 DT 077'de... What was "our GOAL"?......

Bugün, (gün başlarken) 01.55 Maraş, PAZARCIK ilçesi, çöçELLİ köyü merkezli, 4.7 şiddetinde deprem. çöÇELLİ/üÇELLİ/ikiELLİ bağıntısından Camilla-Charles'a bağıntı. Camilla benden iki elli yani yüz gün büyük. "Kahrolsun Machiavelli". Charles, bugün kendi doğum gününü kutladı twitter'da, Dört Mısralık, bir dörtlüklü şiir oldu yazdıkları: 3.ncü Mısra: Happy Birthday His Royal Highness, ötekiler aynı, Happy Birthday to one. Charlie is Humourous, I found it out from his tweets...

Bugün, akşam eve dönerken, gaRANTI banka uğramak için, Bahriye üçok'a sapınca, gördüm, Et ve Balık Kurumu'nu, "ne var" diye girdim. Bir tabak, Tavuk Ciğeri ile çıktım.(....) Pişirdim 2 KAŞIK (ciğer yürek KARIŞIK) zeytinyağı ile. Dörtte birini yedim, Yıllardır ilk kez... Ötekiler 3 tabak, dolaba. Bundan böyle, bir süre, Akşam yemekleri, Sarımsaklı (karımsaklı) yoğurtlu Ispanak (az) devam ama, ikinci yemek, çift günler, "tavuk ciğeri" olsun ("Kurumdan", tek günler ""tavuk salamı" (KESKİNoğlu'ndan)...

What a day, it was!......

15 Kasım 2012 tarihli YENİ ASIR Gazetesi'nin manşeti "ÇAL CANAVARI" (sadece onu görünce gazeteler arasında, SAİM'den  Hürriyet'e ek ikinci gazete olarak onu aldım). (Yeni Asır, Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet ÇALık) Ek bilgi, gazeteden: Olay önceki gün olmuş. Fatma Çıtak, önceki gece yarısı, Ömer Deda, dün yani 14 Kasım'da ölmüş. Bir önemli bilgi daha, gazete aynen şöyle diyor: "Olay, 1985 yılında yine ÇAL ilçesinde, intikam için aynı aileden 9 kişiyi öldürdüğü için adı "ÇAL CANAVARI"na çıkan Nurettin Akşit'in başına gelenleri hatırlattı." Seyfi DEDA matematik öğretmenimdi, Denizli Lisesinde. İlhan AKŞİT de Fizik öğretmenim. İlhan Akşit, Ben ve Demir, yatılı olarak başlarken "Belletmen" sıfatıyla, bizi Okul pansiyonuna da yerleştiren kişiydi. Gazeteden başka bir haber "Dün" (olsa gerek) DSP'nin 27.nci yaş günü kutlanmış. Genel Başkan Masum Türker. yani 14 Kasım 1985. O günlerde Kasım sonu, veya Aralık başı, Çanakkale'de "kıçıma parmak" (....) (MASUM TÜRKLER = ÖNCÜ ULUS OLMANIN BEDELİ. Bendeli, inanmazsan İzmirli'ye sor...) Gazetede, şu da var:"TZOB Genel Başkanı, Şemsi Bayraktar, Et ve Balık Kurumu 'nun Et ve Süt Kurumuna dönüşmesinin... yararlı olacağını" söylemiş, belli ki, dün.

16 Kasım 2012, TRT-1 13.00 haberlerinden:"Dün Akşam" dedi olay için, (yani ben Masum Türker ve ilgili devamını yazdıktan sonra, 24 saat dolmadan) Adını söylemedi, ama trthaber.com yazmıştı, TÜRKER K. (27) Ankara, Kızılay Yenişehir Tren istasyonuna yakın yerde, Tren yoluna girmiş, Eskişehir'den Yozgat'a Kömür taşıyan Yük Treninin altında kalarak ölmüş, Bedeni ortadan ikiye ayrılmış. Makinist görünce durumunu "şoka" girmiş. 04.00 sıraları diye yazmıştı, trthaber.com. (önce "yazdırdı" bana "Türker", Sonra yaptı "olayı") (Bir Masum Türk'ün ölümü...) TRAIN=TANRI (e SKİ şehir, Y o Z gat "God is I", 66. k ÖMÜR  ESKİ şehir /  YENİ şehir )

17 Kasım tarih, 06.15 saat girişli trthaber.com haberi: Adana, Seyhan ilçesi, Yeşilevler Kontrollü  hemzemin geçide Bariyerin kapanmasından sonra ters şeritten geçmeye çalışan alkollü sürücü YILMAZ Aslan'ın kullandığı otomobile, Adana-Ankara Seferini yapan Mavi Tren çarpıp 300 metre sürüklemiş. YILMAZ'ı sıkıştığı yerden Cankur ekipleri çıkarmış. (Anlaşılan yaralı değil.)

17 Kasım tarih, 06.37 saat girişli trthaber.com haberi: Adana, Kozan ilçesi, VarSAKLAR mahallesi, Tufanlı köyü yolu kavşağında, Nadir BOZkurt'un (23) kullandığı Motosiklet ile Doğan YILMAZ 'ın (54) kullandığı kamyonet çarpışmış. BOZKURT ağır yaralı.

17 Kasım tarih, 20.07 saat girişli trthaber.com haberi: ANKARA, PurSAKLAR 'da, yol kenarında adres soran minibüse beton MİXER 'i çarptı. Mikser'de 1 ölü, toplam 12 yaralı. BESTEM ve YARIKAN aileleri, düğün dönüşü, ERZurUM'a giderlerken.

*******************

(15 Kasım 2012   :) Takvim yaprağiından, Bugün Hicri Yılbaşı'ymış. 1 Muharrem 1434. (Yani Hicri Yılbaşı, bu defa, 15 Kasım 2012'ye denk gelmiş, her zaman farklı...) Hicri Takvim Başlangıcı da, yani 1 Muharrem 1, Miladi 16 Temmuz 622.

15 Kasım 1933'de Aydın'ın DEMİRcidere köyünde GÜL HANIM, Türkiye'nin il kadın muhtarı olmuş. (Türkü: "Yenge yenge kezban yenge, muhtarm'oldun kezban yenge...")

Takvim yaprağı "Hicri Yıllarda da artıklı gün var" dediği için, Annemin Gerçek Doğum tarihi için, İnternet'e baktım: Nüfusa göre Doğum tarihi: 14 Ocak 1927. 3 Nisan 1927 = 30 Ramazan 1345, 22 Mart 1928 = 30 Ramazan 1346, 12 Mart 1929 = 30 Ramazan 1347 diyor. Annemin Gerçek doğum tarihi, bu üç tarihten biri, eğer internetteki hesap yanlış değilse, bu kesin, ama hangisi? Galiba 22 Mart 1928, annemin gerçek doğum günü.  (ilgili yazımda da düzeltme yaptım.)

******************* 

(17 Kasım 2012   :) Yarın Demir'in Doğum günü. Baktım İnternet'ten, onun 23011.nci, Sevgi'nin 9711.nci günü. (23000.nci, ve 9700.ncü günlerini, 8 Kasım 2012'de yaşamışlar.) 1996'dan önce, Ümit Ticaret'te, kendi yaptığım programcık'tan bakmış, ve görmüştüm, "arasıra", son rakamlarının toplam 5 tane SIFIR olduğunu.

Benim seçtiğim "gebzekocilkogretim.com/kgun" dü. Basit, güzel, tek sayfada küçük bir program. Öğrenciler yapmış, besbelli. Yılmaz amcaları 17 Kasım 2012'de bakacak diye, Kasym yazmışlar, Mayis, Aralik yazdıkları gibi Kasim değil yani.

Sadece bir kere de son rakamlarının toplamı 6 tane sıfır olmuş. (20000/6700). İki kere daha olacak (30000/16700 ve 40000/26700, bu sonuncusu, Demir 109 yaşında iken.) Çiçekkentlerde, 125 "artı/eksi 2" yıl yaşayacağımıza göre. "Uzun Ömür Geni Bulundu" diyor, bugünkü SABAH gazetesi: Alman Profesör BOŞ (Bosch) açıklamış, birkaç milimetre uzunluğundaki su canlısı HYDRA'nın ölümsüzlüğü'nün sırrı'nı bulmuş, onun başkanlığındaki ekip. Bir Gen dolayısıyla. Fox0 geni. (Fox SIR yani)

18.40'da, TRThaber, altyazılardan iki Haber: MıSIR 'da kritik görüşme: Başbakan Erdoğan Mısır'da, Mısır Cumhurbaşkanı Mursi ile Gazze ve Suriye'yi konuştu. MıSIR 'da feci kaza: Tren ile otobüs çarpıştı, çoğu çocuk 50 kişi öldü. (Erdoğan, bugün gitti, Mısır'a, herhalde bugün döner. Kaza, bu sabah olmuş, MENFALUT kenti yakınlarında. 4-6 yaş grubu ana okul öğrencilerini taşıyan otobüs, trenin yaklaşmasına rağmen bariyerin kapanmamasından dolayı. Ayrıntıyı, trthaber.com'dan öğrendim. Bugünkü Takvim yaprağı yazıyor: Süveyş Kanalı, bugün (1869'da) açılmış. SUEZ CANAL.

FATOŞcuğum, trthaber.com'dan, 17.26 saat girişli bir haber de şöyle: Ekrem Adlı yönetiminde, Tarım işçilerini taşıyan Minibüs, iş dönüşü, Antalya'da SERİK istikametine giderken, YUKARIKOCAYATAK kavşağında lastiği patlamış, takla atıp ters dönmüş. 2 Ölü: Selvi Adlı, Yıldız Akgöz, ve 6 yaralı, onlar da kadın.

*******************

(18 Kasım 2012   :) Demir'in Doğumgünü. KUTLU OLSUN.......

Onun facebook sayfasından "mesajla" da kutladım, doğum gününü, sabah erken, "HAPPY BD......." diyerek, aynen.

FATOŞcuğum, "Fırsattan istifade", Demir'in sayfasından, ilk seferki gibi "zincirleme reaksiyonla", senin sayfana ulaştım, Facebook adresin için. "fatos.kaplan" olarak bulabildim. Ama Google'dan bu adresle seni bulamadım. Search Results...'dan Fotoğrafından bulabildim, girdim sayfana, ama "Mesaj gönder" yok, "Arkadaşını ekle" var. Tekrar, Demir vasıtasıyla girdim sayfana, orda da aynı. Demir'de "mesaj" yeri var, seninkinde yok. Sana yazmayı tasarladığım mesajı gönderme imkanı bulamadım, yani. Ve mecburen, "Arkadaşını ekle +1" bölümünü tıkladım. "+1 Arkadaşlık isteği gönderildi" yazdı. Oysa, "Senin de doğumgününü kutlamak için sabırsızlıka bekliyorum" diye yazacaktım.......

"Bugün", FATOŞ'tan, Facebook sayfama, ilk GÖNDERİ(ler) geldi. Önce bir Video, MARTILARLA SEYeHAT, Goldstein-Hessen yakınlarında, "bugün" çekilmiş."Danke meine Fatosch......." hemen ardında,(yani altında), MARTINA JÜRGES, onunla "arkadaş" olmuş, Fatoş, bugün, MARTILARIN çekimi dakikalarında. "Arkadaş", Facebook tabiri, öğrendim. Biz de Fatoş'la, "bugün" ARKADAŞ olduk, Allaha Şükür....... MARTINA NAVRATILOVA, işi tenis 'di. ARTIN AVRAT O LOV....... Dean Martin de Şarkısında, "... you're in love sinyoröö..." demişti. Daha da altta, daha fazla "gönderiler".... Ve ben de "konularla ilgili" 2 yazı gönderdim, FATOŞ karıma, onun "Zaman Tüneli" nden, "bugün". (Aleme ilan olunur: Karımın doğum tarihi, 18 Mayıs 1964'müş.) Yani, sandığımdan da daha yaşlıymış. Olsun ben de yaşlıyım, zaten.

Bugün Demir'in Doğumgünü "münasebetiyle", yurtta olan olaylardan üçü: 1) Amasya, Amasya-Erzincan Karayolu 45.ci km. DUTLUK köyü mevkii, saat 02.00 sıraları. İki otomobil kafa kafaya çarpışmış, birinde iki KADİR, Kadir ALAN (33) sürücü, ve Kadir ÜN ölmüş, ötekinde 2 yaralı, Mahmut ERDOĞAN (34) sürücü ve Şefika COŞKUN (2+2=4 yani). (AMASYA 05 No.lu ilimiz, B ).  2) Sabah saatlerinde olsa gerek: HAKKARİ, Şemdinli ilçesi, SİLO yaylası, PKK saldırısı, 5 Asker Şehit, J.Ütgm. Gökhan KORKUT,  J.Astsb.çvş. Nihat GÜN, J.Uzm.Çvş.lar Bilal AKGÜN, Bekir ÇAVUŞ, Mehmet BOSTANCI. 3) TU NCELİ, Pülümür ilçesi, Dağyolu köyü merkezli Deprem, 4.0 şiddetinde, 17.44'te. (Öğleden sonra, B 44'de.)

*******************

(19 Kasım 2012   :) Sabah erken, baktım Facebook sayfama,Fatoşcuğum, yüklemiş gene, Çok fazla gönderi. Bazılarına, "ben de beğendim" komutu vermek istedim, ama, henüz "bilmiyorum" nasıl yapılacağinı, "fucking" güzeldi, beğendim. Demirciğim, Gül'ün Zeytinağacı altındaki fotoğrafı da güzeldi, "ben de beğendim". Ama, türküyü yanlış yazmışsın, doğrusu: "Bir finduğun içini yar sensiz ayrı yemem..." olacak.

FATOŞ'cuğum, başa "yilmazgurol.com"(...) da eklenince, hacmi artıp, yenilenen, "yilmazgurol1947.com" web sayfamın tamamının  3 takım çıktısını alıp, spiralli ciltli olarak, biri bana, ve APS ile biri Demir'lere, biri de sana. Biraz sonra, bu iş için çıkacağım. Şimdi saat yaklaşık 13.15. Annenin bendeki mevcut adresine göndereceğim, mecburen. "Frankenallee 152, 62306 Frankfurt".

Yılın geri kalan süresi içinde, Dört Tarih seçiyorum: 1) 12 Aralık (12/12/12 diye) 2) 21 Aralık (Maya Takvimi'nin sonu, "Kıyamet") 3) 22 Aralık (KIŞ/YAZ başlangıcı 4) 25 Aralık (İSA'nın kabul edilen Doğum Günü).

Good Luck, for all of us! 

*******************

(20 Kasım 2012   :) Hindistan, Bihar eyaleti'nin başkenti Patna'da, "kutsal" Ganj nehri kıyısında, Güneş Tanrısı için yapılan Chhath Festivalinde'de toplanan yüzlerce Hindu'nun "ani elektrik kesintisi" sebebiyle panikleyip koşuşturmaya başlamalarıyla yaşanan panikte, 6 sı çocuk 14 kişi ölmüş, yaralılardan 20 kişinin durumu ağırmış. 06.41 saat girişli, trthaber.com haberi. Belli ki bu sabah, erken, karanlıkta, olmuş olay. Yorum yapan yok, henüz. Ben yaptım, 08.15'de, "yilmazgurol1947" adımla, "1 milyar Hindu. Hinduizm çok tanrılı. Brahma, Şiva, Vişnu en büyükler. Vişnu, arasıra, insan kılığında yeryüzüne iner, insanlara "iyilik" yapmak için.

Bugünkü tarihli, HABERTURK gazetesinde de vardı, haber. Anlaşılan "dün" olmuş olay.

*******************

(21 Kasım 2012   :) Bu Sabah, Sevgi 'ye "arkadaşlık" teklifi  amacıyla, SAMSUNG telefonumda açtığım, "yilmaz.gurol.5" facebook hesabıma "bir türlü" giriş yapamadım. Ve yeni bir hesap açtım, orda. "yilmaz.gurol.39" adıyla açtı. ilk yazım "yeni başlangıç" oldu. Sonra, (öğrendim ya, usulünü) Demir-Gül "zincirinden" Sevgi'ye ulaştım, ilk kez. Onun facebook sayfasına. Ve yaptım teklifimi... (Sevgiciğim, fazla bakamadım, sayfana. Sonra tekrar bakacağım...) Şimdi saat 10.30. Çıkıyorum, Bugün BOSTANLI günü...

Sonra, "gurol.5" de aktif hale geldi. Açınca "gurol.39" devreye giriyor. Her ikisinde de "aynı muhteva görüntüleniyor".(birinde, ilaveten, yazdığım,"yeni baslangıc") Ordan, Sevgi'ye ulasmak için, Gül'ün sayfasından da geçmiştim. Dönüşte, Biraz baktım, Gül'ün sayfasına, ve bir de Şarkı dinledim, Mehsem Özşimşir'den, ve mesajla söyledim, bunu Gül'e (22 Kasım Sabahı.)

22 Kasım sabahı, yazmaya devam ediyorum: Dün, 20 Kasım 2012'de bir Gazze Hikayesi  daha bitti, 150 kadar filistinli, ve 5 israilli'nin ölümüyle. 21.00'de Ateşkes. 8 gündür. CHARLES'ın doğum yıldönümünde 14 Kasım'da başlamıştı. Bir Tünel Hikayesi yaşanmıştı, 25 Eylül 1996'da Doğum günümde başlamış 3 gün sürmüştü. İsrail'in Mescid-i Aksa altına Tünel açma girişimi. Filistinli ve İsrailli toplam 80 kadar kişi ölmüştü.

Dün, 20 Kasım 2012'de, AFYON, Sandıklı ilçesi, AKİN köyü yakınları, "akşam" vakti, Demiryollarında Ray ve Travers taşlarının altına döşenen Balas Taşı üreten bir TAŞ OCAĞI şantiyesinde, Araç içinde taş yükleme sırasını bekleyen kamyon sürücüsü HELİM KÜÇÜK, oluşan GÖÇÜK altında kalıp ölmüş. (Bir trthaber.com haberi). (Ateşkes/Cease-Fire).

Ve, TAŞ OCAĞI haberini yazdıktan sonra, Sabah gezintisi dönüşü, Alaybey TANSAŞ. Ben kasada iken, Kasiyer kızın "arkadaşı" başka bir kız, 2 tane Afrika Meyvası getirdi, önce kasiyer kıza söyledi satmasını, sonra bana teklif etti. AVAKADO'ymuş, meyvaların adı. Görüyordum, ve Avakado adını da görüyor okuyordum. Ama, meyvanın kendisiyle birleştirmemiştim adını henüz. Sunuş nedeni, "anında" belliydi. İki "Koç Yumurtası" nın simgesi olarak. "Duruma uyar" diye düşünerek kabul ettim, teklifi. Kız, iri olanını verdi. "Nasıl yiyeceğimi" de tarif etti. "Kabuğunu soyacakmıyım" diye sordum, ben bu arada sadece. Tabi, düzenleme,MİT marifetiyle. Ama, dipte, Misyon-koyucu'nun, TAŞOCAGI olayı ile kurduğu bağıntı var. Bugünlerde, ikinci gazetem Haberturk. Ama, girdiğimde Tansaş'a, o gazete yoktu. Sabah alayım dedim, o da yoktu. AKŞAM seçtim rastgele. Manşetini gördüm alırken, "Evlendiler". (Ev'de, tamamını gördüm: üç noktadan sonra,"... ve evlendiler" miş tamamı.) Manşet altı haber ön sayfa: "Beni sevmediğim adamla evlendiremezsiniz, mücadelesinde bozgun... ÖZGE aile baskısına yenildi... Ve evlenme akdi'nin fotoğrafından bir bölüm. Okunanlar: Kadın ÖZGE AVCI 1994 (=doğum) Erkek TAŞKIN (=Adı.Soyadı okunmuyor) 1984 (=doğum).  Yani TAŞOCAĞI bağıntılı TAŞKIN "buldum" gazetede. TAŞKIN=AŞKIN. Zaten, TANSAŞ yorumu, çok eskidir. Ağustos-Ekim 1986, Çanakkale Hastane Günlerinde, doğmuştur, "TANRISAL AŞK" kavramı, Ayla ile ilgili olarak. Sonra, 1987 Sonbaharında, İstanbul'dan İzmir'e "transfer" edilişimden sonra, İzmir'deki TANSAŞ, Tanrısal Aşk'ın kısaltılmış simgesi olarak çıktı karşıma. Daha sonra öğrendim. TANSAŞ'ın, 1985'de (veya 1986'da) İzmir  B.Şehir Belediyesi tarafından kurulduğunu. (Şimdi Migros'a bağlı). Ve Ben İzmir'e geldiğimde, Belediye Başkanı Burhan Özfatura'ydı. Tansaşı kuran o, yani. Adı soyadı UR'lu. Ama Soyadında ÖZ vurgusu da var. Hem misyonun ÖZ kardeşlerin eş olmasıyla ilgili. Hem benim öz yakınımın bana eş olacağıyla ilgili. Çünkü FATurA'da FAtMA gizli. İzmir B.Şehir Belediye Başkanları: 1984-1989: Burhan Özfatura. 1989-1994 Yüksel Çakmur.1994-1998: Burhan Özfatura. 1998-2004: Ahmet Piriştina. 28 Mart 2004 seçimlerinde tekrar Ahmet Piriştina. Ama 15 Haziran 2004'de "KALP krizinden" vefat. (Not: Onun vefat ettiği saatlerde, İran'da Deprem. Merkez BELEDE köyü. 10 kadar ölü. BELEDE/BELEDİYE). Yerine Aziz Kocaoğlu, 2009'a kadar. Ve 2009 seçimlerinde, tekrar Aziz Kocaoğlu, halen devam. Çakmur da UR'lu. Yüksel harflerinde "kes" var. Ahmet Piriştina,Arnavut. (Arnavutluk eski Cumhurbaşkanı FATOS NANO'nun "ilgili" anısı.FATOŞ/FATOS). Fatoşcuğum, KOCAoğlu'nda da "KOCA O" yazılı, ona göre...

Ve evde, trthaber.com'dan bir haber: (14.36 saat,22 Kasım tarih'li girişle): SAMSUN, Tekkeköy ilçesi. Özel bir Bakır işletmesi. AMONYAK tankının, 300 tonluk kapağı, işçilerin üzerine düştü. 5 ölü, biri ağır, 11 yaralı. Ölen işçiler: FATih açıkEL, Hüsamettin TOYsümer, Hüseyin bayRAK, Güven demirEL, Sadık kURuçay.

Ve akşamleyin,(22 Kasım'da), İnternettten baktım, FATOŞ'un doğum gününde (18 Mayıs'ta) başka kimler doğmuş. Üçü dikkatimi çekti: Bertrand Russell (1872): 20 yaş civarında okumuştum, "Din ile Bilim" adlı kitabını. Pope Jean Paul II.(1920). Onunla da ilgili "anılar" var, önemli. (Essahtan dindar olsaydı, kendisini kurşunlatırmıydı, "bizim" Ağca'ya. Ağca, essahtan "mesih" olsaydı, kurşunlarmıydı, Papayı.) En son anısı da, öyle bir zamanda öldü ki, 8 Nisan 2005 (Güneş tutulma günü) planlanan Charles-Camilla düğünü, birgün ertelenmek zorunda kalındı. Demir-Gül evliliğinin 30.ncu yıldönümü ARİFE'sine, 9 Nisan 2005'e ertelendi. Ve üçüncüsü, aynen şöyle yazılı: FAT,Chow Yun(1955). Kimmiş diye baktım ayrıca. Chow Yun-FAT olarak yazılı: Hongkong'lu aktör. Bu üçüncüsünü, ve filmlerinden üçünü (A better tomorrow, The killer, Pirates of the Caribbean) seçerek, Fatoş'un zaman tüneline "yükledim". Bilahare, "Fatoş mesajı beğendi" haberi geldi, bilgisayardan. Danke...

Ve gene akşamleyin, CNN'de görmüştüm, ABD'deki "Thanksgiving day" kutlama haberini. 23 Kasım sabahı, trthaber.com'dan öğrendim, 400 yıldır kutlanıyormuş, ABD'de, "Şükran günü", her yıl Kasım ayının "son perşembesi" yazmış, ama, 4.cü perşembesi olacak doğrusu. Bu yıl 22 Kasım'a denk geldi. Yani Fatoşcuğum, 22 Kasım 2012, "Thanksgiving" günüymüş. (Şimdi, saat 10.00, 23 Kasım. Az sonra çıkacağı, sabah gezintisi...)

Fatoşcuğum, Bugünün gazetelerinden öğrendim,: 8 haftadır devreden, Süper Loto, dün (22 Kasım, perşembe akşamı) 9.ncu hafta çekilişinde, 6 bilen, 1 Talihli. Kuponu, KAYSERİ-KOCASİNAN ilçesinden yatırmış. ("Kocasıyla" diyor Tanrısal Mesaj.......)

Dün sabah, ABD, TEXAS, Houston kenti yakınları, Karayolu. "Şükran Günü" tatili dolayısıyla yoğun trafik, ve yoğun sis, sebebiyle en az 140 araç, zincirleme kaza, 2 ölü, 8 i ağır, 80'den fazla yaralı.

*******************

(23 Kasım 2012   :) Saat 20.00 ye geliyor. Samsung telefonumdan, her iki facebook sayfam kayboldu. Gene, "giriş" yap diyor. Vazgeçtim, ordan Facebook işinden. Casper bilgisayarımdan, Demir'in Facebook sayfasına girebiliyorum. Ordan, Gül'ün, Sevgi'nin sayfalarına ulaşabiliyorum. "facebook arkadaş listelerinden" diğer akrabalarıma, tanıdıklarıma ulaşma imkanım da var. Demir'e, Gül'e gerekirse, "mesaj" gönderebilirim. Mesaj bölümleri açık. Benim mesaj bölümü'de açık. (Samsung'dan deneme mesajı gönderdiğimden beri biliyorum) Yani, gerekirse onlar da bana mesaj gönderebilirler. Yani, bu kadarla yetineceğim.( Çok bile, Yılmaz! Facebook denizinde kaybolmayasın!) "Facebook arkadaşı" olarak, şimdilik "Bir tane", FATOŞcuğum, yeterli. Sevgi'nin sayfasından, kendi "Zaman Tünelime", Sevginin, annesiyle, yemek masasındaki güzel fotoğrafı aktardım. Sonra, baktım, onunla birlikte toplam 6 fotoğraf gelmiş, Demir ve Gül'e ait. 

"Bugün", Larry HAGMAN öldü (21 Eylül 1931-23 Kasım 2012). 1978-1991 de yayınlanan DALLAS dizisinin JR Ewing'i. Bu yıl tekrar yayınlanmaya başlandığında da gene dizide rol aldı. 23 Kasım 2012'de İstanbul, ESENLER'de, bir apartmanın çatı katında çıkan yangında, Mehmet-Bedia TOKA çifti, 7 aylık bebeklerini alevlerden kurtarabildiler, ama öteki çocukları, Melisa Nur TOKA için "zaman yetmedi". İtfaiye, küçük kızın cansız bedenine ulaştı. 23 Kasım 2012, 5.ci doğumgünüymüş, onu kutlamaya hazırlanırken... (İki olay bağıntılı: JR-JR CEYAR CEYAR / "CAYIR CAYIR") 25 Kasım 2012, Pazar sabahı, TRThaber, haberlerinde, bir haberle, Misyon koyucu, hem o olayı hatırlattı, hem de dedi ki "Yılmaz, o olayın tarihini de 23 Kasım 2012'den aldık": 23 Kasım 1992'de Almanya'nın MÖLLN kentinde, "neonazilerin yaktığı türk evinde, ARSLAN ailesinden, ölen 2 Türk kadını, ve konukları Ayşe YILMAZ, ölümlerinin 20.ci yıldönümünde" anılmışlar. Tımarhaneler sonrası, yaklaşık 3 yıl süren, Misyon bilinci yitikliği, 1992 sonlarında bitmiişti. Yani 20 yıldır kesintisiz, sürmekte Misyon bilincim, temelde, aynı olarak. Bir yıl sonra da SOLİNGEN olayı var: 29 Mayıs 1993 (İstanbul'un Fethinin Yıldönümünde) GENÇ ailesi'nin evi yakılmış, Aileden 5 kişi ölmüştü. (Yanarak). Bir Hafta sonra, 5 Haziran 1993'de Azarbaycan, GENCE isyanı, 50 kadar ölü. (Solingen Makasları, ünlüydü. Mesrure Teyzemizin makası Solingen'di)

*******************

(24 Kasım 2012   :) Bu sabah, Fatoş'un Facebook sayfasından, ona bir mesaj yazdım, şöyle: "Fatoşcuğum, Samsung telefon facebook sayfalarım "gitmişti", bugün baktım, "gelmişler". Kurcalarken, Gül'ün Facebook arkadaşlarından, anneni buldum, Huriser teyzemi, ve ona "selam, sevgi" mesajı yolladım. Yeni durumda, Ne Demir'de, ne Gül'de, facebook arkadaşı olarak olarak "küçük yeğen Sevgi" yok. Facebook arkadaşlığı teklif etmiştim, sayfasından, bekliyordum. Anlaşılan"silmişler". Sevgi biraz beklesin, diyorlar yani. Uygundur.......

Evet, Bugün Öğretmenler Günü, 1928'de bugün, Meclis'in Atatürk'e "Başöğretmenlik" ünvanı vermesi dolayısıyla. Ve bugüne denk geldi, bu yıl Hicri Takvim'de 10 Muharrem. Aşure Günü. (Kerbela olayı'nın, hicri Takvime göre yıldönümü) Çok önemli İslam'da Şıi/Sünni ikiliği. Ve bugüne denk geldi, gazete STAR 5000.ci sayı. Takvim yaprağında bir önemli yıldönümü daha var: 1859'da bugün. Darwin'in Evrim Teorisini anlattığı "Türlerin Kökeni" kitabını yayınlanışı.

Kanaatimce, 1859'da, Misyonla, ve benimle ilgili temel bilgiler, ve tarihler kararlaştırılmıştı. Bu bakımdan, Türlerin Kökeni'nin yayınlanış, tarihinin, "Ahir zamandaki", 2012'deki Aşure Günü tarihinden alındı. Tabi ötekiler de. Atatürk'e "Başöğretmenlik", ve STAR'ın yayına başlaması. YILMAZ=YILDIZ/STAR/ZVEZDA/STERN/STELLA.

Bugünün bir olayı (TRT haberi): Bugün, saat 01.30 sıraları. İstanbul, Kartal, E-5 Karayolu. Mesut YILMAZ yönetimindeki otomobil aşırı hız nedeniyle, YAYA üst geçidi giriş MERDİVEN lerine çarptı. Mesut YILMAZ ve Sinan SÖNMEZ öldüler, Semih İBİŞ ağır yaralı. (Eski Başbakan Mesut Yılmaz, FLORANSA'daydı, 18 Nisan 2002'de, Sevgi'nin 16.ncı yaş gününde, Türkiye'nin AB üyeliği için "propaganda" gezisinde.)

FATOŞcuğum, 5000.ci STAR'da Halle BERRY var, aynen aktarıyorum: "İlk eşinden şiddet gördüğü için ayrılan ünlü aktris Halle Berry'nin eski sevgilisi ve nişanlısı kavgaya tutuştu. Berry'nin kızının babası ve eski sevgilisi Gabriel Aubry ile nişanlısı Olivier Martinez, Şükran Gününü kutlamaya hazırlandıkları sırada birbirine girdi. Gabriel Aubry, kızı Nahla'yı almak için, Halle Berry ile Olivier Martinez'in birlikte yaşadığı California'daki eve gitti. İçerde başlayan tartışma kısa sürede kavgaya dönüştü. Olayın ardından Gabriel Aubry önce hastaneye götürüldü, sonra gözaltına alındı. Olivier Martinez de hastanede tedavi edildi." (Ve üçünün fotğrafları) Altta da şu yazı: "Gabriel Aubry'den 2010'da ayrılan Halle Berry, Fransız aktör Olivier Martinez'le nişanlandı."

24 Kasım 2012'de yurtta "iki" deprem: VAN, merkeze bağlı akÇİFT köyü merkezli, saat 18.04'te, 4.5 şiddetinde, ve MUĞLA, Marmaris ilçesi, BOZbURun beldesi açıklarında tam 5 (b) saat sonra, 23.04'te, 4.4 şiddetinde. (Çift eş vurgusu)

26 Kasım 2012, Pazartesi sabahı öğrendim: 23 Kasım akşamı BORSA 71004' den kapanmış. 4, çift sıfırla vurgulanmış yani. Bir gün sonra, Yurtta, 4.4 ve üstü şiddetinde olacak depremlerin işareti. İki ayrı yerde oldu, ve ve oluş dakikaları 04.

24 Kasım 2012'de ("Saturday night" dedi CNNint.) BANGLADEŞ, Dakka, Tekstil Fabrikası, Yangın. 120 işçi (yanarak) öldü. ("Men Dakka Dukka"/Muciburrahman caddesi,Konak-İzmir).

24 Kasım 2012, 5 000 sayılı, STAR gazetesinde, bir haber daha: VATAN BİLGİSAYAR, 30.ncu kuruluş yıldönümü dolayısıyla, 24-25 Kasım, Cumartesi-Pazar, "indirimli" Satışlar, haberi. Yıldönümü tam 24 Kasım olmayabilir. Verdiği mesaj, 30.ncu yıllarla ilgili: Birincisi, 10 Nisan 1975'de Demir-Gül evlendikten sonra, 30 Mayıs 1975'de Doğu Berlin Havaalanına indik, Ben-Demir-Gül. Berlin'in kurtuluşu'nun, (Sovyet Ordusu tarafından ele geçirilişinin 30.yıldönümü kutlamaları, varmış. Bizi kabul etmeyip, Batı Berlin'e yollamışlardı. 30 Mayıs diyorum. Ama Belki 29 Mayıs. Artı-Eksi bir gün hatam olabilir. Kutlama günü değilde birgün öncesi, yani arifesi olabilir. İkincisi, Demir-Gül evliliğinin 30:ncu yıldönümü arifesinde, 9 Nisan 2005'de, Charles-Camilla evliliği oldu.

*******************

(25 Kasım 2012   :)  Demir'in, Facebook hesabına, CASPER'den (bilgisayardan) girince, Sevgi "çıkıyor", onun Facebook hesabına girebiliyorum. Bugün, TURGUT'un ve ALEV'in fotoğraflarını yükledim, onların facebook sayfalarından, kebdi facebook sayfama. Bu arada, Tülay'ın Doğum gününün, 10 Şubat değil de 7 Şubat olduğunu öğrendim. Dolayısıyla, ifadem artık şu şekilde: "Ben Fatoş'un, benim Karım olduğunu, Tülay'ın doğum günü vesilesiyle, Tülay'ın doğum gününden 3 gün sonra, buldum".

Bugün, trthaber.com'da yer alan, "trafik haberlerinden" birini seçtim: 10.44'te girilmiş. SAKARYA, ERENLER ilçesi, D-100 karayolu. Otomobil, kırmızı ışıkta bekleyen YAĞ TANKERİ'ne çarpmış. Sürücü Erhan DEMİRkıran, olay yerinde, arkadaşı Yavuz DEMİRalay hastanede ölmüşler.

26 Kasım tarihli Hürriyet'ten bir haber: Hürriyet Yurtdışı Yayınlar Servisi Çalışanı, Fikret DEMİR (47) 25 Kasım'da toprağa verilmiş. 24 Kasım'da, İstanbul Sarıyer'de, Lisede okuyan kızının "veli toplantısına" katıldıktan sonra, eve dönüşünde, KALP krizi sonucu, evde vefat.

*******************

(26 Kasım 2012   :) Bu sabah, Yaban'ın "açtığı" kendi Facebook sayfasından, babasının sırtında olduğu fotoğrafını, kendi facebook sayfama aktardım.

"Demirel'den Özal yorumu" başlığıyla, bir trthaber.com haberi, 15.42'de girilmiş. Süleyman Demirel, Güniz Sokaktaki Çalışma Ofisinde gazetecilerin sorularını cevaplamış. "Turgut Özal'ın başkaları tarafından öldürüldüğü iddialarının hiç birine katılmıyorum", demiş. 4 yorum yapılmış, 4.cüsü 17.00'da. Ben de bir yorum yaptım, 18.32'de, yilmazgurol1947 adımla:

"Sevgili Demirel, bir iddia daha var. Özal ölmedi aslında, 17 Nisan 1993'de. Sizi aktif politikadan uzaklaştırmak için sahte ölüm. Buna ne dersiniz. Rahmetli Yener Süsoy'a, 'Yener, biliyormusun, beni zorla Cumhurbaşkanı yaptılar' demiştiniz. Saygılar..."

  Sonra baktım, 2 yorum daha eklenmiş. 6.cısı, "Gezgin" adıyla, 17.50'de yapılmış. Şöyle: "Aktif politikadan çekilmiş olmasına rağmen, hala konuşmaları fazla politik. Özal konusunda da zaten farklı bir şey söyleyeceği beklenemezdi." 20.45'de tekrar baktım. Evet, 8.ci sırada yayınlanmış, yorumum. (teşekkürlerimle).

19.35'de, (gene) Muğla, MAR MAR is, Bozburun açıkları, deprem. 4.8 Şiddetinde.

"Bugün", Almanya'nın güneyinde, Scwarzwald (KARADUVAR) bölgesinde, Titisee-NEUSTADT (YENİKENT) kentinde, engellilerin ahşap işletmeciliği yaptığı bir atelyede, bodrum katında patlama ardından çıkan yangın (FEUER) da 14 kişi (yanarak) öldü, 7 yaralı. (FEUER!...)

Bugün, New York'ta, Kentin Polis Teşkilatının kurulduğu 1845 yılından beri, ilk kez kimse öldürülmemmiş. CNNint. "murder-free Monday" tabirini kullandı. Acaba niye. Stella'nın kitlesel kullanımının bir başka uygulaması olduğu kanaatindeyim, "bu durumda". 26 Kasım'da ne var?

Göremedin mi Yılmaz? Bak yukarda, daha önce yazmışsın: NEUSTADT(YENİKENT) diye. Onunla bağıntılı NEWYORK (YENİKENT)...

*******************

(27 Kasım 2012   :) Bir trthaber.com haberi, bugün 05.11'de girilmiş. Olay fotoğrafı "gece" görüntülü. Yani bu sabah, erken saatlerde olmuş: Kütahya, Tavşanlı ilçesi, Moymul mahallesi, kontrolsuz hemzemin geçit. Kütahya AYVAlı köyünden, Eskişehir'e hasta ziyaretine giden otomobile, Tavşanlı-TUNÇbilek beldesi seferini yapan Yük Treni çarpmış. İçindekilerden sürücü, AYVALI köyü eski Muhtarı İsmail TUNÇ hastanede ölmüş. Eşi Hafize TUNÇ (67), akrabaları Emine Özer, ve onun oğlu İbrahim Özer, ağır yaralı,hastanedeler.

"AYVAyı yemiştin" demişti, Prof.Dr.Mahmut Kaşkaloğlu (1997'de).

"Kerata..." demişti, Apartmandan Hüseyin TUNÇ,babama beni kastederek (1996'dan önce.) "Ağzını burnunu kırarım senin" demişti, işyerinde TUNÇ yılmazer, Sitare'ye, dolaylı olarak bana. (1996'dan sonra).

TU-TU (Two-Two) ÖZ-ÖZ (Toplam Dört) (Dörtlü Aile)

Bu sabah, evde, Samsung'la iki fotoğrafımı çektim. Karşıyaka-Çarşı-Türkcell yardımıyla, onları, Samsungdaki Facebook sayfama aktardım. Ardından evde, o iki fotoğrafımı, Samsung'dan Casper bilgisayarımdaki Facebook sayfama aktardım. Sonra, Karşıyaka-Teknonet, benim bilgisayarımdan, fotoğraflarımdan birini, "Profil fotoğrafı" yaptı. Seçtiğim, Fatoş'un bir fotoğrafını da "Kapak Fotoğrafı". Güzel oldu. (Ve, Fatoş'dan da "beğendi" bildirimleri...)

"PROFİL resmim", FATOŞ Karım'ın Kolları Altında...

Bugün, Salı Basmane günü. Ve "aylık" saç traşımı oldum, Basmane'deki berberimde. Dönüşte, akşam karanlığında, 17.30 vapurunda, Konak ve Gökteki Dolunay'ı fotoğrafladım. (Yarın tam Dolunay). Ve evde, Samsung'daki mevcut fotoğraflardan ikisini, annemin fotoğrafını, ve benim bir fotoğrafımı, son olarak da Vapurda çektiğim fotoğrafı Bilgisayar facebook sayfama aktardım.

Bugün, Yulia Tymoshenko'nun, doğum günüymüş (27 Kasım 1960). 28 Kasım sabahı trthaber.com "münasebetiyle" öğrendim. 2007-2010 arasında UKRAYNA başbakanı oldu diye, şimdi "Hapishanede". Hapishane yetkilileri, Doğum gününde, kızı Yevgenia ile görüşmesine "izin" vermişler. AF ERİM...

bugÜN SALI (27 kasım). ÜNSALLI köyü Jandarma Karakolu, Mardin. Sabah saatleri. PKK saldırısı. İlk ateşte, bir şehit. J.AstSb.Üsçvş. İLKER DÜZOVA şehit.  Ve çatışmada,2 PKK'lı ölü.) Şehit Astsubayın memleketi HATAY İSKENDERUN.

HATAYDI yılmaz, erkeklik organını kesmen!

Misyon-koyucu'nun, Misyoner'e (Misyonu gerçekleştirecek kişiye) AMPUTASYON "koyması", biraz "aşırı" değil mi? Şu bakımdan, değil. Adam zaten, Ahir Zaman'a kadar, "kadınsız" yaşayacak bazı temel konularda "yoksunluk" içinde yaşayacak, ve hatta "ezilerek" yaşayacak. Bu durumda, 38 yaşından başlayarak HADIM yaşaması da "Aşırı" sayılmaz, çünkü ARTI'sı "büyük". Aşk ve Sevgi Toplumunu kuracak kişinin, AŞK'ı, başkalarından dinleyerek, yada başkalarında görerek "öğrenmesi" yerine, bizzat yaşaması, üstelik bunu hadımken yaşaması, ona AŞK'ı herkesten daha doğru kavramasını sağlayacak.

Bu bağlamda (in this context), çocukluğunda ona, onun kişiliğine, oluşacak libidosuna, "bir miktar" homoseksüalite koymak da, Homoseksüalite işlerini, (kısmen de olsa), bizzat yaşayarak, iyice bilmesi, o konuda "en doğru" değerlendirmeleri yapabilmesi, yanlışa düşmemesi içindir, birinci öncelikle. Ergenlikten çok önce kardeşi Demir'le, ona yönelik "Oral Sex" le başlaması, ve bunun 16 yaşına kadar devam etmesi, sonucu yaşayacağı "suçluluk duygusu", onu Süblimasyona yöneltecek, Suçu topluma atarak, Politikleşmesine "katkı" sağlayacak. Bu da ikinci öncelik. Dolayısıyla, Demir'in de, çocukluktan başlayarak, kişiliğinde "homoseksüalite" olması kaçınILMAZ. "Hangi derecede", "Ne zamana kadar", bilemem. Zaten, bu konuda, Demir'den (yada Demir'le ilgili başkasından) bir haber, bir işaret almış değilim. Bir istisna şu: Çok eski bir zamanda, konuşma sırasında, Demir,ilgisiz bir biçimde "Fikrat Hakan İBN éymiş" demişti. Sanırım, o işaret ("sign")dı.

Yazdım, çok. İkinci kişi, kuzen ALEV.ÇALEVİ, dedemlerin evi, ben "KARATAŞ" ortaokulunda 1. yada 2.sınıf. Yaşım:12-13, Alev'in yaşı 3-4. Bir süre ona da benden "oral sex". (İlginç olan şu, o yaşta, o muamelede, "ereksiyon") Yani, Alevciğim'in de kişiliğinde "homoseksüalite"nin varlığı kaçınILMAZ, Yılmaz Abi'si sayesinde.

FATOŞ'cuğum, ben şimdi bunları niye tekrarladım? Şunun için: "Dün" (26 Kasım) ilk kez "yeni" bir tesbit yaptım. Bir İşaret (sign) daha gördüm. Eşrefpaşa, Tatar Mahallesi'ndeki, 384 Sokak'taki evimiz. Annen (=Huriser teyzem), benim annemle (=Arife teyzenle), kavgalı bir şekilde tartıştı. Öfkeli. O tartışmadan hatırımda kalan, "en çarpıcı" tek konu şu: Ali'nin babası, Mehmet amca için, evet öfkeyle, parmaklarıyla da "O" işareti yaparak, homoseksüalite suçlaması yapmış olması. Bu bana işaretmiş anlaşılan. Olayın 1966 ve sonrasında olmuş olması gerekiyor. Bana işaret olabilmesi için. Çünkü, MİT beni 1966'da "seçti", vo e tarihte, büyük yakınlarımla ilişki kurdu, ve onlara, benim "ahir zamanda" başkan yapılacağımı söyledi. Yani, Huriser Teyzem, Alev'in "homoseksüel" tarafının farkına varmış, ve ondan öğrenmiş müsebbipimin, ben olduğunu. Ama 1966'dan sonra. Önce olsaydı, Huriser teyzemin bana karşı tutumu değişirdi. Benim "seçilmiş" kişi olduğumu öğrendikten sonra, öğrenmiş Alev'in durumunu. Ve 384 sokak'taki, o "işaret" de, MİT yönlendirmesiyle. Annemin son yıllarında, Ali ile buluştuk tekrar. Bir sözü çok önemli: Bu zamana kadar, "Bekar Kalmam" konusunda, kullandığı kelime, "Oğlan kalmak" olmuştu. Homoseksüaliteyi çağrıştırır. (Türkçede, "Oğlancı" diye bir kelime de vardır). Yani 384 sokak işaretinin devamı. Hem, Mehmet amca dolayısıyla, Alev'le, hem de asıl benimle bağıntılı "Aleko-Aliki işleri". Alev-Tülay evliliği (24 Temmuz 1996) sonrası, bize geldiklerinde, Tülay'ın bana söylediği sözlerden biri önemli: "Size geçirsinler" demişti, aynen, söz arasında. MİT marifetiyle, görünüşteki anlamı şu: "Anneni ve Seni ezsinler". Öyle biliyordu, Tülay. Yani konu ezilme,neden, düşün, falan... Tabi 1996'da, benim-nesil yakınlarım, seçildiğimi falan bilmiyorlardı. Ama, Misyon-koyucunun, "o sözler" dolayısıyla, arkada gizlediği konu, "geçirmekten" dolayı, "homoseksüalite". O konuda düşün, Yılmaz. Düşündüm, Tülay'ın, Alev'in "realitesini" bilmeden evlenmesinin mümkün olmadığını gördüm. Ve Alev'in, "bizim evde", evlilikle ilgili konuşurken, "erkeklik bitti" kelimelerini aynen kullanması da önemli. İlk çağrışım, Yılmaz'ın amputasyonu, hadımlığı. (Çanakkale dönüşü, İstanbul'da, kiralık evimizin, giriş katına bitişik, KAPORTACI'de, "askerlik bitti mi" demişti, ilk görüşünde beni. Sözde kastedilen, cezaevi, dolaylı kasıt "erkeklik") "Erkeklik bitti", sözü ikinci olarak Homoseksüalite bağıntılı. Sonuç olarak, Alev Tülay'ı seçti. Tülay da Alev'e evet dedi. ("Mutluluklar" Alev'ciğim, Tülay'cığım) (Tolgahan ve Batuhan'a da sağlık,mutluluk, uzun ömür dileklerimle).

"We were so GAY, down in the Mexico BAY..." Şarkısı söylendiği yıllarda, Homoseksüeller, henüz "GAY" (=neşeli) değillerdi. Sonradan "neşelendiler". Hatta şimdi, yasal olarak "evlilik" bile yapıyorlar. Almanya Dışişleri Bakanı, WESTERWELLE erkek, resmi nikahlı eşi de erkek.

"Kahrolsun Machiavelli","Yaşasın Westerwelle".

FATOŞ'cuğum, Libidom "aktifken", negatif unsurlarıyla aktif. (Aleko-Aliki)... Libido'nun "pasif" olduğu durumlar: Koşullar gereği bilinçle, doygunluk sebebiyle, hastalık sebebiyle, yaşlılık sebebiyle...

FATOŞ'cuğum, 28 Kasım tarihli HaberTurk Gazetesinden: 1) Mardin, Ünsallı karakoluna saldırıda, 27 Kasım'da şehit olan Astsubay İLKER DÜZOVA'nın, "bir gün öncesi" (26 Kasım), doğum günüymüş. Saldırıda yaralanan öteki askerin kimliği de şu: Ütgm. ALPER FERDİ TANRITANIR. 2) Gününü yazmış, "perşembe" (yani Thanksgiving day), Kavga Olayı. Halle Berry'nin yeni ve eski sevgilileri arasında. Sebep: Wahla'nın babası, eski sevgili. Velayet Baba ve Ana üzerinde ortak. Halle, Olivier'le Fransa'ya taşınabilmek için, Baba'nın velayetten vazgeçmesini istiyor. Ama Baba Gabriel bunu kabul etmiyor. Gazetede, Halle Berry'nin evlilikleri de yazılı David Justice (1992-1997), Eric Benét (2001-2005).

FATOŞ'cuğum, 27 Kasım 2012 Salı akşamı, BORSA 71 999 'dan kapanmış. Vurgu: "Bir"-"Eksibir"-"Bireksik".......

*******************

(28 Kasım 2012   :) Bugün, Hürriyet'te, Emrehan HALIcı'nın 3333 .ncü "Akıl Oyunu". Onun için, sorusu da, "4 tane 3 kullanarak, nasıl 100 yapabilirsiniz?"  Geçen yıl sonu, 31 Aralık 2011'e 3000.nci Akıl oyunu denk gelince, kendisi de "şaşırmıştı". Demek ki, bugün yılın 333.ncü günü. Tam bir ay sonra, 27 Aralık 2012'de, 3363 .ncü akıl oyunu'nu koyacak Emrehan. Ama o gün, Westerwelle'nin doğumgünü. (Baktım, internet'ten.) 27 Aralık 1961'de doğmuş. Yani şimdi ELLİ, o gün 51 olacak. Annemin vefatının 2.ci yıldönümü 28 Ocak 2009 'dan beri, ANGELA MERKEL'in 2.ci kabinesinde Dışişleri Bakanı. "Hayat Arkadaşı" Michael Mronz ile birlikteliğini, resmi evlilik olarak tescilletti, 17 Eylül 2010'da. (19 Aralık 2012 ilave: 28 Kasım 2012'den tam bir ay sonrası 28 Kasım 2012. Düzeltiyorum.Başka yazdıklarımı da değiştirmiyorum. Yazdıklarım geçersiz hale gelmez.)(28 Aralık 2012 ilave: 28 Ocak 2009'dan beri, değil 28 October 2009'dan beriymiş. Stella marifetiyle, OCtober'i OCak olarak algılamışım, düzeltiyorum.)

"Since 1 August 2001, GERMANY has allowed registered partnerships (Eingetranege Lebenspartnerschaft) for same-sex couples. As of 22 October 2009, the Constituitional Court of Germany has ruled that all the right and obligations of MARRIAGE be extended to same-sex registered partners."

1 Ağustos 2001, Amputasyon'un 15.ci yıldönümü (Gün Artı Bir). O gün, İzmir, Konak merkezli bir "Tufan" yaşadı. Ben o sırada, o "beş dakika kadarlık" tufan sırasında, orda, Konak'taydım. (Anlattım daha önce) 2 kişi öldü.

Çanakkale'de, 18 Mart 1986 ve izleyen günlerde, peşpeşe, Gizli Dünya Devleti'ni, İş'in Dünya Sosyalist Devleti'ni kurmak olduğunu, ve bu iş için Doğumdan Seçildiğimi buldum. Bir ay sonra, 18 Nisan 'da, yaptığım Banka Soygunu'nun 3.cü yıldönümünde, küçük yeğenim SEVGİ doğdu. (Annem babam her hafta geliyorlar görüş gününde, onlardan öğrendim). GÜL'ün hamileliği sırasında, onunla yapılan bir röportajı, hapishanede,TV'de izlemiştim. O zaman Türkiye'de tek TV kanalı vardı, TRT. İlk çocukları BARIŞ kız, Talesami'li doğmuştu, 1 Eylül 1976'da. Her 15 günde bir kan alarak yaşamaktaydı. Bu yüzden anne Babası, yeni bir çocuk yapmaktan kaçınmışlardı, on yıl kadar. Ama, Bilim (Tıp), Talesamisiz bebek doğurma imkanını sununca, ikinci çocuğa karar vermişlerdi.

Mademki, doğumdan seçildim, tabiatiyle soracaktım: Hani bana eş, aşk, çocuklar, aile. Çünkü 38 yaşıma gelmiştim. "Buldum" 28 Nisan 'da. AYLA benim karımmış. (Ve, benden habersiz, benim spermlerimden, bana, "bize", 2 çocuk da yapmış. Bekliyor (lar)mış beni, "yıllardır", AŞK'la, sevgiyle. Bu bilinç karşılığı, AYLA'ya "deli gibi aşk", Ve anlamlı hatırlatmalarda, Gözyaşları, AŞK için. Hapishanede ilk göz yaşları, AŞK için. Sonra, BARIŞ kız'ın "öldüğünü" de buldum. Ve ona da gözyaşı. Annem Görüş Günü'nde, "Biliyorsun değil mi", deyince konuşmasının bir yerinde, "Evet" dedim, ve başladım ağlamaya. "Ağla ağla açılırsın" dedi, annem. Daha sonra, verilen "işaretlerden", BARIŞ'ın kaç gün yaşadığını da hesapladım: 3363 gün. Sonra 28 Temmuz 'da mesajlar "gaipten gelen" biçimine dönüştü. "Erkeklik organını Kes ve Öl, Aksi takdirde, yaşadığın ezilme öylesine artacak ki, intihar etmediğine pişman olacaksın". Tehditli, yani. Ve de Teşvikli'ydi. BARIŞ seni çağırıyor: "Amcaaaa, ben senin için öldüm. Sen de öl gel, buraya, orada işin bitti." Ve kararlılıkla gittim tuvalete, 31 Temmuz 'da, ölmek için. Ama ölmedim. Hastanede, bunu "Tanrısal Oyun" olarak yorumladım. Hastaneye gelen annem ve babamın konuşmalarından da Barış'ın ölmediğini de farkettim. O da "Tanrısal oyun" muş, diye yorumladım.

Evet, bugün Emrehan 3333.ncü Akıl Oyunu'nu sordu. Ve Bugün, 27 Kasım 2012 trthaber.com'da 22.11 saat girişli bir haber: "Yaşlı Çift Soba Kurbanı": Manisa. Merkeze bağlı SİYEKLİ köyü. Musa (85)-Kerime(84) BARUT çiftinin evine akşam saatlerinde gelen gelini, onları "baygın" bulmuş. Eve gelen 112 Acil servis ekibi, yaşlı erkeği ölü olarak tesbit etmiş, yaşlı kadın da, müdahalelere rağmen, olay yerinde ölmüş. Olayın, bugün, 27 Mart'ta, gündüz vakti, olduğu belli.

Bu akşam, yatmadan önce, Duvar'da T-37 eğitim uçağı içindeki fotoğrafımın üzerine ekli, "Ben, Huriser teyzem, ve Fatoş" fotoğrafının, "fotoğrafını" çektim, Samsung'la. Ve Facebook "Zaman Tünelime" aktardım. 1968 yılı girerken. Ben Huriser teyzemle, Harbiye Resmi elbisemle DANS ediyorum, (kutlama gecesinde). Başka dans edenlerde var belli ama belirgin değil. Teyzem gülerek objektife bakıyor. Ama en önde FATOŞ, o da objektife bakıyor. Ben de "gülümseyerek" FATOŞ'a bakıyorum.

29 Kasım sabahı baktım, Facebook'a, "Yılmaz abi, bu ne güzel bir resim böyle" diye yazmış Fatoş, ve kendi Zaman Tüneline de aktarmış. "Neyin kanıtı acaba bu 'güzel' resim, Fatoşcuğum?" diye cevapladım.

28 Kasım 2012, Çarşamba, ABD'de önceki 16 çekilişte çıkmayıp, birikerek, "tarihin ikinci büyük loto ikramiyesi" olan, Powerball çekilişinde, 2 talihli: Arizona ve Missouri eyaletlerinde.

 Internet'ten: (30 Kasım akşamı itibariyle) (Powerball: Çarşamba/Cumartesi - MegaMillions: Salı/Cuma). Powerball: 28 Nov.2012 (çarşamba) ARİZONA pending, annuity $587.500.000,00 cash $384.747.857,92  MİSSOURİ pending, annuity $587.500.000,00 cash $384.747.857,92. 15 Aug.2012 (çarşamba) MİCHİGAN Donald Lawson, annuity $337.000.000,00 cash $224.655.690,17. Megamillions: 30 Mar.2012 (Cuma) MARYLAND The three Amigos, KANSAS "anonymous", ILLINOIS Merle and Patricia Butler. (Her üçü içinde: annuity $656.000.000 cash $473.646.209,--)

Böylece, 1 Eylül 2012 olarak bildiğim ve yazdığımı 15 Ağustos 2012 olarak, ve 31 Mart 2012 olarak bildiğim ve yazdığımı da 30 Mart 2012 olarak düzeltmiş oluyorum , internet Powerball sayfası bilgilerinden.

30 Mart 2012 çekilişi, Tarihin en büyük Piyangosu, 3'e bölünmüştü. BUTLER çifti ikramiyelerini, Sevgi'nin Doğum Günü'nde, 18 Nisan 2012'de almışlardı. Bu açıkça belliydi. Çek'in büyütülmüş resmi, gazetelerde yer almıştı. hem 18 Nisan 2012 görünüyordu, hem miktar: $218.666.667 Dolar.

15 Ağustos 2012 çekilişi, Tarihin en büyük üçüncü Piyangosu, 1 kişiye çıkmıştı. Ben, bunu 2 Eylül 2012 tarihli Hürriyet gazetesinden öğrendim: "dün, bir talihliye" diye yazdığı için, çekilişi 1 Eylül olarak anladım. Ama açıkça "1 Eylül çekilişi" demediği için, Internet'ten Powerball'a baktım. Bu web sayfamın, "günlük" bölümünde, 1 Eylül 2012 tarih başlığı altına şunları yazmışım: "Michigan Power Ball'a baktım. Evet tarih doğru" Yani görmüşüm orda 1 Eylül 2012 tarihini. O çekiliş tarihi olmadığına göre belli ki Çek üzerinde yazılan tarih. Ama Çek üzerindeki Dolar miktarını tam olarak herhalde ekranda görememişim ki, talihli'nin, Donald Lawson'un, kendi sözlerini de yazmışım: "I won 337 millions and 4 Dollars". Yani Çek miktarı $337.000.004 Dolar. Özetle, Donald Lawson, ikramiyesini (annesiyle birlikte giderek), Barış'ın Doğum Günü'nde, 1 Eylül 2012'de almıştı.

İki yeğenimin 2012'deki doğumgünlerinde, İki büyük Lotto olayı. Üstelik Dolar miktarı olarak, her ikisinde de peşpeşe aynı rakamlar, ve de aynı yerlerde. Birinde 66666 ötekinde 00000. Bu da başka bir önemli kanıt, o lottoların, yeğenlerimle, (benimle) bağıntılı olduğuna dair.

E peki, yılın üçüncü önemli Lotto olayı, "bugün" 28 Kasım 2012 çekilişli, Tarihin en büyük ikinci ikramiyesi, ne ile bağıntılı. Herşeyden önce, Emrehan Halıcı'nın, 3333.ncü Akıl Oyunu ile bağıntılı. İki eyalete çıktı. Henüz kişiler, ve alacakları ikramiyelerin Çeklerindeki miktarları belli değil. Ariz ona ve Miss ouri. Fatoş Zaman Tüneli'ne yazmıştı: " I am missing the summer time" diye, ben de cevaplamıştım: "Who is missing on the Love-Train" diye. Baktım: "Çarşamba" günü yazmışız, bunları. Yani, 28 kasım LOTTO çekiliş günü. ABD ile Avrupa saat farkı 6-7 saati de düşünürsek, aynı günde ama çekiliş "yapılmadan", önce. FATOŞ'un, "missing" li ifadesi, Lotto ile "missouri" ile bağıntılı (Stella marifetiyle). Our "mission" is LOVE, meine Fatosch!...

1 Aralık'ta öğrendim, gazetelerden: Talihlilerden biri belli olmuş. MARK & CINDY HILL çifti. Çek Resmi büyük. İkisi adına, 28 Kasım tarihli $293.750.000 yazıyor. Asıl çekin fotoğrafı değilde onu temsil eden bir "belge" olduğunu düşünüyorum. Kazananlar listesindeki rakamları değiştirmedi, Powerball. Sadece Pending yaerine Çiftin adını yazdı. Aynı satırda, tutarlar öncesindeki "pending" duruyor. Ordaki bilgilerden: "A Dearborn couple" diyor. Cindy (51) worked Office-manager, now jobless. Mark (52)  a mechanic for Hillshire Brands. The couple adopted a daughter from China, five years ago. (28 Aralık 2012'de ilave: Internet'ten öğrendim, öteki talihli, Matthew Good da ikramiyesini almış, ne zaman,"bilmiyorum".)

4 Aralık sabahı erken, bilgisayarı açınca, önce Powerball'a baktım. "ikinci talihli" merakı. Sayfasında, "birinci" ile lilgili yazı yerine yeni yazı koymuş. 28 Kasım Çekilişinde $10.000,-- Dolar kazanan kişi (lerden), NEW MEXICO, Santa Fe'den, Marcellus Davis. "Just a few hours before the drawing,... put family birthdates on his ticket... He MATCHed the five winning numbers 5,16,22,23,and 6 (29 haricinde yani). The following Morning...comimg...to claim his ...prize" yazıyor. Çek, HILL çiftininkine benzer, ama tarih, 11-29-2012. Bu şu demek oluyor. HILL çifti, çekiliş günü almışlar ikramiyelerini. Bu tesbit için sevindim. Baktım altta bi tane daha var, 10.000 dolarlık, 28 Kasım çekilişi talihlisi, O da NEW MEXICO ve Albuquerque'den. Albuquerque'nin anı'sı var: Süreyya AYHAN "kız", orda oldu KOP, bir sevgililer gününde. Talihli'nin adı Gary Shuckahosee. (Şaka gibi yani) (HOSE/TRUNK/TWISTER). Ama bir altta, bir üçüncü NEW MEXICO talihlisi, $10.000 Dolarlık. Aztec'ten. 28 Kasım çekilişinden diye yazmamış. Ama, Çekte, tarih 11-27-12 yazılı. Yani "bir gün önce". ABD'de, Farklı saat bölgeleri olduğunu düşünerek, Başvuru yaptığında, orda gün hala 27 Kasım olduğu kanaatine vardım. Talihli'nin adı: Michael Jaramillo.  Üç tane 10.000 Dolarlık ikramiye, NEW MEXICO. Mesajı Ne?. MEKSİKA 1986'dan beri, "EKSİK"li yorumludur.  Bu ne diyor, "Yeni Meksika". Üstelik, 28 Kasım'dan 3 gün sonra, AYŞE'nin Doğum gününde, 1 ARALIK 2012'de, Meksika'da, Başkan değişti. Yeni Başkan Enrique  PENA NİETO  Yemin ederek göreve başladı. (Hepsi de birbiriyle bağıntılı) (ERKOÇ).  O üç talihli'den son ikisinde, "Hikaye yok. Sadece adları ve nereli oldukları yazılı.Onlarında altında,28 Kasım çekilişinde $2.000.000 dolar kazanan 1 kişi, onun da altında, aynı çekilişte,bir başlık altında 3 adet $1.000.000 Dolar ikramiye ile ilgil haber var. Onun altında, Cumartesi çekilişi ile ilgili bir açıklama, onun altında da HILL çiftinin haberi var, orijinal şekliyle. Demek istediğim. 10.000 Dolarlıklar 3 tane, ve hepsi New Mexico'dan. Önümüzdeki günlerde, New Mexico veya başka eyaletlerden, yeni 10.000 Dolarlıklar eklenebilr, veya eklenmez. Bugünkü Mesajı etkilemezler. Facebook'u karııştırırken, Tülay'ın kızlık soyadının da KOÇ olduğunu öğrendim. (KOÇLAR/ERKOÇLAR).

5 Aralık sabahı, önce Powerball'a baktım. Bilgi eklenmiş en başa. Hepsi de 28 Kasım çekilişi ile ilgili. 6 talihli daha, 5 tanesi 1'er milyon dolar kazananlar. Bir tanesi de, 5.ci sıradaki (yeni bir) 10.000 Dolar kazanan. İşin ilginci, O da NEW MEXİCO'dan (Las Vegas). Ernesto MARTINEZ. Ve işin daha da ilginci, o da "played family birthdays". Çek 30 Aralık tarihli. New Mexico'lar, 10.000 dolarlıklar oldu toplam 4 kişi. HILL çiftinden önce girilmiş bilgilere bakmamıştım. Mavi başlık, kişiler değilde, çekilişlerle ilgili. Hill çifti haberi altına baktım, Mavi Başlık, "Winners in AZ and MO" yazısına kadar. toplam 8 talihil var, 1'er veya 2'şer milyon dolar kazananlar 6 tane. Ve ilginç bir başlık altında 10.000 dolar kazanan iki kişi. Beni "ilgilendiren" onlar. Başlık şöyle: "Two of Six $10.000 tickets claimed". (Yani, anlaşılan, 10.000 dolarlık ikramiyeler toplam 6 taneymiş. SİX.ALTI.) Ve hikayeleri: Burlington'lu bir çift Connie & Randy LEAL çifti, "drove from Burligton to TOPEKA to have lunch. in Topeka, for the very first time, played Powerball. And won $10.000 Dollars. İkinci Talihli'de TOPEKA'da oynamış lotosunu, ikramiyesini almış,ama adının açıklanmamasını istememiş. Yani, 2 talihli de TOPEKA'dan. Vurgu: TO/TO. TOPEKA hangi eyalette,(baktım ATLAS'tan). KANSAS eyaletinde. (4 New Mexico, 2 Topeka... Misyon-koyucu'ya merci.)

*******************

(29 Kasım 2012   :)

"Ayakkabı Kavgası: 1 Ölü" başlığıyla, trt.haber.com'dan bir haber. Bugün, 17.30 sıraları olmuş. İstanbul, Küçükçekmece. Üst kat, ev sahibi Döndü BOZKURT, ve gelini Sevda BOZKURT. Alt kat kiracılarına, Efrahim KIZILTAN (65) eşi ve kızına, "binanın temiz kalması gerekçesiyle", ayakkapları apartman girişinde çıkarmaları yönünde uyarısıyla başlayan tartışma sonucu, Efrahim KIZILTAN, Kalp Krizinden ölmüş.

Bugün, "Filistin Günü". BM'de 138 "evet" oyuyla kabul edilmiş, Filistin'in Gözlemci Devlet Statüsü. trthaber.com'daki ilgili habere ben de bir yorum ekledim, yilmazgurol1947 adımla. (30 Kasım sabahı, 08.44'de) "29 Kasım 1947, BM Filistin'in bölünmesini, ve bir İsrail devletinin kurulmasını kararlaştırdı. 29 Kasım 2012, BM Filistin'i gözlemci Devlet olarak kabul etti. Toplam 2 Gözlemci Devlet: Filistin ve Vatikan." 7.ci sırada çıkmış yorumum.

29 Kasım, anlaşılan, NARİN ailesi'nin (bazı fertleri için), "hayata veda" günüymüş. 30 Kasım tarihli Hürriyet'te bir Anma İlanı: "Aramızdan ayrılışlarının yıldönümlerinde kendilerini saygı, rahmet ve hasretle anıyoruz. 29.11.2012" diyorlar. Üç fotoğraf ve altlarında yazılar, isimler ve tarihler: Nurullah NARİN (1903-1977), Pakize NARİN (GERMİRLİ) (1906-1995), İnci NARİN (YERLİCİ) (1957-1991). Bir türkü: "Söğüdün yaprağı narindir, narin. İçerim yanıyor dışarım serin.... Arife gününde...zeynebim zeynebim..." (Zeynep'li bu türküyü, babam söylerdi, kısmen... "Arife" kelimesinin farkındamıydı, bilmem.)

*******************

(30 Kasım 2012   :) Bu sabah, 04.32'de, 4.2 şiddetinde Deprem, "merkezi", Muğla merkeze bağlı ÇAKMAK köyü yakınları.

Bu sabah, Yatak odamda, Duvar aynasındaki Fotoğraf'ın, Uğur eniştem, Huriser teyzem ve Ben Masada, Fatoş ayakta eğilmiş babasına dogru, benim arkamda yanımda olduğu bir "düğün fotoğrafının" fotoğrafını çektim, Samsung'la, ve "Zaman Tünelime" yükledim. Fatoş'tan cevap: "Nerden buluyorsun böyle resimleri", "Saklamıştım bugünler için, Fatoşcuğum", dedim. 

2 Aralık 2012 tarihli Milliyet'ten: İki haber: 1) "Cuma erken saatlerde" (Yani 30 kasım'da) ABD New Jersey eyaleti. Bir yük treni. Kimyasal malzeme taşıyan vagondan sızıntı. Zehirli Gaz. Sızıntıdan etkilenenler. Hastanedekilerden en az 8 kişinin durumu ağır. Yakın çevre boşaltılmış. 2)   "Cuma sabahı" ABD Wyoming eyaleti, CASPER üniversitesi. Bir saldırgan. Sınıfa girerek, bir eğitmen ve bir öğrenciyi hedef alarak ateş ediyor, sonra intihar ateşi. 3 ölü.

*******************

(1 Aralık 2012   :) Bu sabah, 05.51'de, 4.1 şiddetinde Deprem, "merkezi", Adıyaman Samsat ilçesi KIZILÖZ köyü.

Ve, 20.56 saat girişli, başka bir trthaber.com haberi: KURSAK çayı aşırı yağış sebebiyle taştı, mahsur kalanlar oldu. Çanakkale Bayramiç ilçesi ZEYTİNLİ köyünden Cengiz KOÇ ise kayboldu.

Bugün, MEKSİKA'ya, "yeni başkan". Enrique Pena Nieto. Yemin ederek göreve başladı.

Bu akşam, Facebook'ta, Metin ERKOÇ'un "facebook arkadaşlığı" isteğiyle karşılaştım. Hemen "O.K" ledim, ve onun sayfasına girerek, zaman tüneline yazdım, kısaca iyi dileklerimi ERKOÇ ailesine.

Ve bu akşam, Facebook'ta, kendi zaman tünelime, "yilmazgurol1947.com" un başında yer alan ÖZET/SUMMARY'in 3.cü bölümünü, (yani MİT'den, ve dolayısıyla arkasındaki Gizli Dünya Devleti'nden taleplerimi), önce Türkçesini, sonra ingilizcesini aktardım.

1 Aralık, Ayşe'nin Doğumgünüymüş, 2 Aralık sabahı, öğrendim Fatoş'tan. Ben de kutladım.

*******************

(2 Aralık 2012   :) Günlerden Pazar. Bu güne ait, trthaber.com'dan iki trafik haberi: ikisi de Aşırı yağış, kayganlaşan yollar, aşırı hız sebebiyle. Biri Bursa'da, saat 02.00 sıraları, otomobil Refüje çarpıyor. Sürücü BERNA ZEHİR. Otomobilde sıkışan TUFAN KIZILSU öldü. Öteki İstanbul'da, saat 02.30 sıraları, otomobil Beton Bariyere çarpıyor. Sürücü ÖMÜR DOĞANAY öldü. Hamile eşi SEZEN DOĞANAY'ın durumu "iyi".

Bu akşam, SEVGİ'nin facebook sayfasından, bir fotoğraf aktardım, kendi facebook sayfama. "BARIŞ ve kucağında 14 günlük bebeği YABAN" (Biyoloji/Hacettepe Üniversitesi Biyoloji mezunu Barış kız.)

Bugün, 21.33 saat girişli bir trthaber.com haberi: "Balık tutarken elektrik akımına kapıldı" başlığıyla: HATAY-İSKENDERUN. Tren yolu kenarı, Deniz kıyısı, HASAN GÖKMEYDAN, oltası 5 buçuk metre yükseklikte, yüksek gerilim hattına temas ediyor. Patlama sesi. Yakındaki AKÇAY kışlasındaki askerleri harekete geçiriyor. Cansız bedeni bulunuyor. Bir türkü:"Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar, aşrı aşrı memlekete kız vermesinler...ben annemi özledim, hem annemi hem..." (Çözüm Dörtlü Aile). 3 Aralık tarihli Haberturk, "raylarda yürürken" diyor, ama patlamayı da söylüyor.

Barış ve bebeği'nin fotoğrafı, Barış'ın evinde çekilmiş, anlaşılıyor. Ve duvardaki Kayık tablosunun altında, siyah beyaz bizim resim de var. Salihli'de iken, Ben-Demir-Babamız-Annemiz. Yani kendimi de gördüm, Barış'ı ve Yaban'ı gördükten sonra, Barış'ın odasında, Sevgi'nin facebook sayfasındaki fotoğrafta. Aktarırken, kendi sayfama, "ve kayığın altındaki" diye de not düştüm. Sonra sayfamda, o fotoğrafa tekrar bakınca, "bir isim yaz" komutu gene çıkınca, "Yılmaz-Demir" yazdım. Cevap olarak "onay bekliyor" yazdı facebook. Daha sonra tekrar bakınca, "onaylanmıştı" ve imleç Barış'ın üzerine gelince, yazdığım yazı çıkıyor. (Galiba, Facebook tabiri, ile "etiketleme" işi). Onayı kim verdi. Kimin Facebook sayfasından aldıysam, o. Yani SEVGİ. Dolaylı olarak, SEVGİ'den,"bir işaret" aldım yani. Good! (Bu paragrafı 4 Aralık, saat 21.45'de tamamladım). 

******************* 

(3 Aralık 2012   :) Sabah TV haberleri, "Putin Geliyor" haberi üzerine önce, Internet'te Putin'e baktım. Sonra, trthaber.com'a girerek, haberi "beğendim" facebook tabiriyle. Yani kendi Facebook sayfama aktardım (Bu, bu tür işlemimin ilki). Sonra Facebook sayfama, "internet bilgileri" çerçevesinde yorum yaptım. Ardından, tekrar trthaber.com, ve yorum ekledim, "yilmazgurol1947" adımla, "Hoşgeldin, Putin 'Yoldaş' ", diye 09.26'da. (Benden önce 3 yorum yapılmıştı.) VlaDİMİR PUTİN. Tanrısal Gün'de evlenmiş, Lyudmila ile, 28 Temmuz 1983'te.

Samsung Telefonumdaki Facebook adresim farklı. Ordan baktım, asıl Facebook sayfama. PUTİN fotoğtafı var, ama, yazdığım yorum görüntülenemiyor. Dolayısıyla, Casper'deki, asıl facebook sayfamın Zaman Tüneli'ne aktardım, yorumumu. Buraya da aktarmayı uygun buluyorum:

VlaDİMİR Putin, LENİNgrad born, on Oct.7th,1952 (Age now 60=Sixty). Formerly a KGB officer (Lieutenant Colonel). Acting President, on the LAST DAY of the 20th Century, when Yeltsin resigned unexpectedly. Currently President of RUSSIA. A member of the Global Gang (=The Secret World State) Married KALİNİNgrad born Lyudmila on the "Divine Day" of 1983 (July 28th) On its 3rd anniversary, I found that "God was I". Two Children: Mariya, born April 28th,1985. On its first anniversary I found that "AYLA was my wife". YeKATarina, born August 31st,1986 just one month after my CUTting of my genitals, on July 31st,1986. Her birthday is also the 18th anniversary of my becoming Officer.    WİLLKOMMEN İN DER TURKEİ, HERR PUTİN...  Bir türkü: "KALENİN bedenleri... Hoppa şina şinanay şinanay..."

"Bugün" akşam, Facebook sayfama, "Demir + Gül" fotoğrafı koymak istedim. Onların sayfalarında, beğenmiş olduğum fotoğraf aklımda. Evet, Putin gününe denk geldiği için, yazacağım yazıyı da hazırlayıp, girdim Demir'in sayfasına, ama ulaşamıyorum, o fotoğrafa. Gül'ün sayfası tamamen "ulaşılmaz" vaziyette. Demir'in Sayfası, çok kısıtlı. Sevgi'nin sayfasına girebiliyorum ama, Gül'e ulaşmak imkansız. Diğer "facebook arkadaşlarından" denedim. Nafile. Internet yönetimi, "Yasak" getirmiş yani. Önce "kızdım", (çok sonra "sevindim"), Demir-Gül Fotoğrafı için, Demir'in "Kapak Fotoğrafını" çalmaktan başka çarem kalmadı. Güzel oldu ama, sakın benim Kapak fotoğrafımı çalan olmasın,çok kızarım. Profil fotoğrafımı kullanabilirler, arzu eden facebook'çular...  Fatoşcuğum, Teknonet'deki "kız", resimleri Facebook sayfama eklerken, ön sayfaya da soldakiler büyüklüğünde, sağ tarafa da koymuş, fotoğrafları, alt alta. üstte ben, altta sen. Açınca bilgisayarı, tabi, onlar da çıkıyor. O da güzel oldu.

4 Aralık Sabahı, trthaber.com'u açınca, PUTİN'in günübirlik Türkiye (İstanbul) ziyareti kapsamında, İstanbul'da bulunan Rusya Dışişleri bakanı Sergey LAVROV'un "bileğin kırdı" haberini görünce  ona da sevindim. (Stella marifetiyle, Misyon koyucudan, günün armağanı). Otelinde düşerek, kırmış bileğini (BİLek). MERDİVEN lerden yuvarlanmış. Saat 18.00 sıralarında, Taxim Hastanesine gelmiş makam aracıyla. Röntgen, ve Alçıya alınmış "SOL" bileği. Ordan, Putin haberini yaptığım gibi, Lavrov haberini de yükledim, Facebook sayfama. Ve trthaber.com'dan, 7.ci sırada "yilmazgurol1947" adımla, "KIRIK kalpler LAV..." yorumumu ekledim. Birinci yorum, EMRE'den, aynen: "Hahaha:D"

3 Aralık'a ait (Putin İstanbul'da iken) bir haber de İngiltere'den geldi, William'ın eşi Kate'in hamile olduğu, William tarafından "resmen" açıklandı. Ben haberi, "akşamleyin", CNNint.den "breaking news" olarak duydum. Kate, hamilelikle ilgili "morning sickness" sebebiyle, hastanede haberiyle birlikte. 4 Aralık tarihli Haberturk gazetesinde de var bu haber. Ve buna ek olarak, "Her Majesty, Queen Elizabeth II" kitabından da sözediyor. Kitaptan, bazı önemli tarihleri aktarıyorum:

Doğum: 21 Nisan 1926. Prens Philip'le Evlilik: 20 Kasım 1947. Tahta çıkış: (Babası Kral 6.cı George'nin vefatı ardından) 6 Şubat 1952. Taç giymesi: 2 Haziran 1953. Çocukları: Prens Charles, Galler Prensi) (14 Kasım 1948), Prenses Anne (15 Ağustos 1950), Prens Andrew (York dükü) (19 Şubat 1960), Prens Edward (10 Mart 1964). Her Çocuğundan 2'şer olmak üzere toplam 8 torunu var. (Charles, Anne ve Andrew boşandılar.) 2002'de hem annesini hem de kızkardeşi Prenses Margareth'i kaybetti. Diana'nın 1997'de (31 Ağustos'ta), Paris'te Dodi el Fayed'le "trafik kazasında ölmesi"...

3 Aralık, Putin'in Türkiye ziyareti'nde, Putin'in Bel Ağrısı ön plana çıktı. 3 Aralık'dan başlayarak, Hürriyet Gazetesi de Bel Ağrısı konusunu işlemeye başladı. İşin ilginç yanı, hiç yazmadım, yazmıyacaktım da, ama ben de, Kurban Bayramı günlerinden beri, yani bir aydan fazla süredir, "Bel Ağrısı" sorunu yaşıyorum, "çok kötü". Özellikle sabaha doğru, ve sabah kalkışlarda. Son bir iki gündür, biraz daha iyiyim. Gül'ün de "Bel Ağrısı" olmuştu, o da hatırımda. (şimdi 4 Aralık, saat 21.50)

"Bir 3 Aralık Olayı": İstanbul, Bağcılar, amcasına ait  BOZANLAR Gömlek imalathanesi ve Mağazasında ağabeyleriyle birlikte çalışan 18 yaşındaki Üzeyir Aziz BOZAN, aynı yerde çalışan 13 yaşındaki Gülistan TOSUN'a aşık oldu. Küçük kız da bu aşka karşılık verdi. Bozan ailesi 3 ay önce kızı ailesinden istedi. Van Depremi ardından gelip İstanbul'a yerleşen kızın ailesi de razı oldu, ama yaş küçüklüğü nedeniyle "biraz beklemelerini" istedi. Bir süre sonra, tartışma sonucu Üzeyir, Gülistan'a tokat atınca, kız evlenmekten vazgeçti. Üzeyir'in ailesi de, "sakinleşmesi" için Üzeyir'i, bir süreliğine Adıyaman'a gönderdi. Gizlice geri dönen Üzeyir, saat 11.00'de elinde  tabancayla, işyerine geldi. Kız, "Artık seni istemiyorum" deyince, tabancayla ateş ederek kızı kovalamaya başladı. Araya giren ağabeylerine de kurşun yağdırdı, sonunda kızı vurdu, ardından da kendisini. 5 yaralı hemen hastaneye. Burada, Gülistan, Üzeyir, ve ağabeyleri Abdullah ve Mehmet öldüler. Ağabey Şehmuz ağır yaralı. Haberturk gazetesi, "AŞK için 3 kişiyi öldürdü ve canına kıydı" diye yazmış.

*******************

(4 Aralık 2012   :) Dünyanın en yaşlı insanı, ABD, Georgia eyaleti, MONROE kentinde yaşayan,116 yaşındaki kadın Besse COOPER öldü. Haberi, 5 Aralık'ta, trthaber.com'dan öğrendim (saat 08.43'de girilmiş.) "Dün öğleden sonra" diyor, oğlu Sidney Cooper tarafından açıklanmış. Açıkça tarih yazmadığı için, internet'ten araştırdım. Önce "tuesday afternoon" buldum. Doğum tarihini 26 Ağustos 1896 olarak buldum, ve son olarak da "Guinness" sayfasından, "artı 100 gün" yaşadığını öğrendim. (Ordaki yazıyı, ordan kendi facebook sayfama aktardım.) 26 Ağustos, zaten ilginçti. 26 Ağustos 1071 MALAZGİRT. (Türkler Anadolu'ya). Bir anlamda benim sayım olan 100 ile ilginçliği daha da arttı. TENESSEE doğumlu, BESSE/TENESSEE benzerliği. Soyadı Cooper(=Bakır). "Doğumdan" almış, "bugüne kadar yaşatmış" yani Misyon koyucu. Yeterince işaret var. Yeni Dünya'da, sağlıklı yaşayıp, 5.ci nesili de gördükten sonra, 115 (artı,eksi bir-iki) yaşında, zincir ailenin en yaşlı "Dörtlü" sünün, topluca hayata veda etmesi, yenilere yer açabilmek için, Kendi nesillerinden sonraki aile nesillerine olan sevgilerinden dolayı, yeni nesillere "yer açmak" için....

6 Aralık'ta konu ile ilgili İLAVE: "Yüz" benim sayım. Camilla, benden tam 100 gün büyük. Böylece, 2 tane "Yüz gün" oldu önemli. Ve, Guinnies'te kayıtlı değildi ama, elindeki belgelere göre, "Dünyanın en yaşlı kadını" Türkistan'lı  GaışhıKAAN SıhıKAAN 121 yaşında,(hem benim doğum yerim) Salihli'de, (hem de 64.ncü Doğum günüm'den 1 gün sonra) 26 Eylül 2011'de vefat etmişti. Apaçık benimle bağıntılı misyon koyucunun becerdiği, bir büyük işti.

(Devam:) BESSE ile "YÜZ" vurgusu şunun için: Türkçe'de ikinci anlamı "Face". Türkiye'de ilk "Yüz nakli", LENİN'in 21 Ocak 1924'de vefatının 88.(SEKSENSEKİZ inci) yıldönümünde, Antalya'da yapıldı. Prof.Dr.Ömer ÖZkan, eşi Doç.Dr.ÖZlenen ÖZkan (LENİN/LENEN) ve ekibi tarafından UŞAK (ŞAK/AŞK) 'ta beyin ölümü gerçekleşen AHMET KAYA (türkücü AHMET KAYA ile adaş, soyadaş: "Saza niye gelmedin") 'nın yüzü, UĞUR ACAR' nakledildi. (UR). Başarılı da oldu. SORU: Uğur ACAR (ve akrabaları), başkasının yüzüyle yaşamayı kabullenip alışabildimi. Evet. Ve eğer, UĞUR'un tek yumurta ikizi bir kardeşi olsaydı, ve kazada ölen o olsaydı, onun yüzü, UĞUR'a nakledilseydi, kabullenme daha kolay olmazmıydı. Evet, daha kolay olurdu. Ve hatta gerekmez ama gerekirse, UĞUR'a yüz nakli yapıldığı, "toplumdan" gizlenerek, kazada ölenin UĞUR olduğu söylenebilir miydi. Evet.

(Devam:) Bunları şunun için yazdım: Misyon Koyucu, 200 yıl kadar önce, Talihli için Amputasyon koyunca, Telafisini de hazırladı. Ölüden yada diriden organ nakli. Ama Deneyler, vücudun yeni organı reddettiği için, bir üst aşama, Talihli'nin Organını, "takılacağı" zamana kadar, "makinaya bağlayıp" canlı tutmak aşamasına geçildi. Daha sonra, Vücudun yeni organı reddetmesini önleme imkanları çıkınca, tekrar, yabancı bedenden organ nakli çaresine dönüldü. Ama, Bilimciler, kök hücreden istenilen organı üretme imkanını sununca, misyon koyucuya, eski yöntemler "obscelete" oldu. (organ üretme imkanı, şimdilik kamu oyuna, çok sınırlı bir biçimde yansıtılmış durumda.). Ve sonra, bilimin başka bir dalında beklenmedik bir başarıya daha ulaşıldı. STELLA aleti bulunmuştu. Bir kişinin, beyin faaliyetleri, ondan gizli olarak izlenebiliyor, ve hatta yönlendirilebiliyordu. İnsan beyninin yayınladığı elektromanyetik dalgalar sayesinde, yönlendirme de "feedback" yoluyla. (Stella da şimdilik kamuoyuna, çok sınırlı bir biçimde yansıtılmış durumda). Sonra ne oldu, "RUH NAKLİ" nin yapılabilmesi imkanı çıktı, Stella ile ilgili "bilimin" ulaştığı en son aşamada. Bu durumda, Talihli'ye, Amputasyon'un telafisi için, mevcut "organ üretme" işi dahi "obscelete" oldu.

(Devam:) Ben, 1988'den başlayarak, Telafi'nin "makinaya bağlı" kendi organımla yapılacağı kanaatiyle yaşadım yıllarca. Organ üretme imkanına ulaştıklarını farkettikten sonra ona, Ve üçüncü olarak da, "Ruh Nakli"ni gerçekleştirdiklerini farkettikten sonra da ona döndüm. Bu üçüncü aşama ne zaman oldu? Annemin vefatından (28 Ocak 2007'den) sonraki dönem içinde. Annemin Vefatından sonra, evde de yazmaya başladığımda, Bloknotlarda, anlattım, Ruh naklini, "kanıtlarıyla", Nasıl bulduğumu, vesaire. Tarihi hatırımda tutmak için "çaba harcamadığımdan" tam olarak bilmiyorum, hangi tarihte "Ruh Nakli" telafi yolunu gördüğmü. Bloknotlarda var. (Bilgi için yazayım: 2011 yılının Bloknotlarını, Yalı'da, Attila İlhan'ın heykelinin yanına götürebilmek için, bir Pazar Arabası almıştım. İyice dolmuştu. Daha önceki yıllarda da benzer durum). Bu konuyu, bu web sayfama çok kısaca yazmıştım, 75 kelime kadarlık bir açıklama ile 28 Temmuz 2012 tarihi altındaki yazım içinde. O açıklamam aynen yürürlükte, ama bugün, bir saptama daha yaptım.

(Devam:) Ruh nakli, direkt, insandan insana mı. Hayır. Arada Makina var. "RUH" önce Makinaya, Makinadan da yeni bedene naklediliyor, mecburen. Yani kişinin, hergün güncellenen Beyin bilgileri, Nakil anında, bilgisayardan, "boşaltılmış" yeni beyine yükleniyor. Bu ne demek. Benim Beyin bilgilerim hergün güncellenip, bilgisayarda mevcut olduğuna göre, beklenmedik bir "ani" ölüm ardından da "Ruh naklim" mümkün.

(Devam:) Yılmaz, sen ve yakın akrabaların kabullenebilecekmisiniz, "yeni bedende" yaşamayı. EVET. "İşimizin" bilinciyle.

4 Aralık 2012'de Türkiye'de, İstanbul Şile açıklarında, FIRTINA'dan kuru yük gemisi battı, saat 10.30 sıraları. 11'i ukraynalı 1'i Rus 12 mürettebattan 4'ü kurtarıldı. (Ötekiler, ölü veya kayıp). Kurtarma çalışmalarına katılmak üzere, bir "Kıyı Emniyet Botu" daha Şile'den ayrıldı, ama  Limandan çıkmak üzere iken, şiddetli dalga  yüzünden mendirekteki kayalıklara çarptı. 4 Personel'den  Ahmet KATARACI kurtarılabildi. Ötekiler öldüler: Bot Kaptanı Cemil ÖZBEN, ve Turgay SARIBOĞA, Mehmet GENÇ.

6 Aralık tarihli gazetelerden: 1) Botun nöbetçi kaptanı Rıfkı ÇIRTLIK'mış. "Bu havada açılmam" deyince, İzinli kaptan Cemil ÖZBEN ile ekibi çağrılmış. 2)  Balıkçı Mümin AKGÜN, kayalıklarda Cemil ÖZBEN'i kurtarmaya çalışırken kendisi de dalgalarda kaybolmuş.

4 Aralık 2012'de ABD'de TEXAS, Richmond kentinde 63 yıldır "kesintisiz" Belediye Başkanlığı yapan Hilmar MOORE, görevi başında vefat etmiş. 10.000 nüfuslu kent. Haberi, 6 Aralık akşamı, trthaber.com'dan gördüm. Vefat tarihini yazmadığı için, araştırdım, buldum. Besse Cooper'ın vefat ettiği gün. Daha fazla bilgi de buldum. Doğumu, "Tanrısal günde" 28 Temmuz'da (1920). 22 Eylül 1949'dan beri Belediye Başkanı. Demir doğmadan, 57 gün önce. Demir'in Facebook sayfasında da, Doğum tarihi (Nüfusa uygun olarak) 8 Kasım 1949 olarak yazılı. Ama aslı 18 Kasım 1949. Annem ve ben hep öyle bildik. Hatta Demir'de söylemişti, "Ben de öyle biliyordum, ama nüfusta böyle yazılı". Demi MOORE'a da baktım tekrar şimdi. Doğumu 11 Kasım1962. Demir'in Doğum günay'ndan 1 hafta önce, Demi'ninki. Zikirde fayda var: 4 kişi de birbiriyle bağıntılı: Demir, Demi, Hilmar, Besse.

*******************

(6 Aralık 2012   :) Dün akşam geç saatlerde, FATOŞ'un, Facebook sayfasına, dolayısıyla da benim Facebook sayfama, "Frankfurt by Night" yazarak eklediği Frankfurt'un gece görünüşü fotoğrafını, ondan 2 saat kadar sonra, ("good" night) yazarak, kendi zaman tünelime aktardım. Bu sabah, erken, Bilgisayarı açınca, önce Powerball'a baktım. Yeni bilgileri not ettim. (Daha sonra da, 28 Kasım tarihi altındaki yazılarıma ekledim.) Powerball'dan sonra, trthaber.com'a baktım. Saat 05.37 girişli bir haber: "Dünyayı hiç böyle görmemiştiniz" başlığı altında. Gece karanlığında yeryüzünün bulutsuz ve en berrak görüntüleri elde edildi, diyor. Kentlerdeki ışıklar ışıl ışıl, tüm dünyada. NASA'nın Suomi uydusu elde etmiş görüntüleri.Tabi çok ilginç. İkinci ilginçliği, Dün akşam ki, Frankfurt fotoğrafıyla, ve o fotoğrafla ilgili Fatoş'un ve beni yazdığımla bağıntılı olması. Hemen, haberi, kendi facebook zaman tünelime aktardım. Ve de bir yorum yazdım trthaber.com'a ("Bir" dünya... "Tüm" insanlara...) diye, yilmazgurol1947 adımla. Saat 09.49'da. 3.ncü sırada yayınlandı. 1. ÖMER  aynen "masallah" yazmış, 2. Anıl Erdoğan "Tebrikler" yazmış. 4. ADEM yazısı onay almamış. 5. GOOD MAN bir uzun yazı yazmış. 6. HAMELE-İ KUR'AN "etkileyici" demiş. 7. RİZE53 "Sanki yıldızlar yeryüzüne inmiş" demiş. Bu akşam 19.00'da baktım tekrar, başka yorum yapılmamaıştı. 7'de kalmıştı, yani. Saat 12.00 sıraları Facebook'a tekrar baktım. FATOŞ'un bir yazısı: "Alles liebe zum Nikolaus!". Bing'le tercümesine baktım "Noel Babayı seviyorum" diye yazdı. Hernekadar, "ALLES liebe"nin "Herkes Sever" olabileceğini düşünmeme rağmen, hemen, cevap yazdım, "I love Santa Claus!" diye. FATOŞ da anında cevapladı, "beğendi" işaretiyle. Ona da sevindim, ve bende anında, "Danke meine Fatoş" diye yazdım. FATOŞ'cuğum, bugünkü Takvim Yaprağında, Geçmişte Bugün, başlığı altındakilerden biri şöyle: (Yıl) 343:Tüm Dünyada Noel Baba olarak bilinen, Antalya'nın DEMRE beldesinde yaşamış Hristiyan din adamı olan Aya Nikola öldü. Bugün öğle yemeğinden sonra, 4 Aralık tarihi altında, dün BESSE COOPER'la ilgili yazdıklarımın altına "uzun bir ilave" yaptım. Ve Bugün akşam, gene 4 Aralık tarihi altına Hilmar MOORE yazısını ekledim. Şimdi saat 21.30, ve son olarak Facebook sayfama bakıp, bilgisayarımı kapatacağım.

*******************

(7 Aralık 2012   :) Japonya, deprem, 7.3 Şiddet, Saat (earthquake.usgs'den:) Yerel 18.18'de, GMT 08.18'de. KAMAİSHİ açıklarında. Ölen, yaralanan yok. Japonya'nın Pearl Harbor'u bombalamasının yıldönümünde (1941).

Bugün, HAMAS'ın 25.nci kuruluş yıldönümünde ("45 yıl aradan sonra") HAMAS lideri Halit MEŞAL, Gazze'ye geldi. "1956 da doğdum. 1997'de Suikastten kurtuldum, ikinci doğumumdu. Bugün üçüncü doğumum. Filistin Devletinin kuruluşu dördüncü doğumum olacak" demiş. 25 Eylül 1997'de Ürdün'de İsrail ajanlarının şırınga ile vücuduna zehir ejekte etmeleri, ve sonra da İsrail'in Panzehir'i göndererek ölümden kurtarması sahte olayı, aslında, Misyon koyucunun, Yılmaz'a (bana), Aralık 1979'a kadar yaklaşık 5 yıl "zehirlenme korkusu" ile yaşatılan Yılmaz'a, 50. (ELLİ) nci Doğumgünü armağanıydı. Yeni Takvimde çağlar 25'er yıl. OBA'de 25x2=50 Aile, 10 Apartmanda.

Bugün, Güney Koreli BM Genel Sekreteri BAN Kİ MOON Türkiye'ye geldi. Fatoş'cuğum, BABAN, BAN Kİ MOON'a benziyor, epeyce. (Facebook'a koyduğum fotoğrafa, tekrar bak). UĞUR eniştem. UR işlerinden dolayı Kore Bağıntısı. Annenin, HURİSER teyzemin adı da UR'ludur. Mesrure teyzemizin de. 1988'de, Erkeklik organımın "canlı ve makinaya bağlı" olduğunu bulduğumda, "sevinçten", zamana bir işaret olarak adında UR olduğu için "URCU" Turgut'a Bereket Tanrısı kartpostalı göndermiştim zarf içinde. Çalıştığı yere, KOPAŞ'a. Arkadaşlarının yanında açınca zarfı, "çok kızmış", annemden öğrenmiştim sonra. Aynı tarihte, Kırıkkale'ye, Demir'e de bir telgraf çekmiştim. "Palandöken'de buluşalım" diye. Hâlâ bekliyorum...

Hey Brother, Be a good sport-spoil. I have still been waiting!...

7 Aralık 2012'de 2 intihar olayı: 1) Kate'ın kaldığı hastanede hemşiresi, Kate taburcu olduktan bir gün sonra, ölü bulunmuş."İntihar" ettiği düşünülüyor. Kraliçe'nin ve Charles'ın sesleri taklit edilerek, Avustralyalı radyocular tarafından "işletilmişti". Adı: JacintHA SaldanHA. 2) İzmir, Balçova ilçesi, İncirALTI semtinde, otomobilinde tabancayla intihar etmiş, UĞUR MENEMENLİOĞLU. "Bu hayattan bunaldım beni affedin" notuyla. ALTINdağ'da TEKStil atölyesi varmış, ve de piyasaya çok borcu. Kimlik bilgilerinden, Doğumgününde intihar ettiği anlaşılmş. 8 Aralık tarihli Haberturk gazetesi, "dün doğum günü" diyor.

*******************

(8 Aralık 2012   :)  13.00 haberlerinden: VAN BAŞKALE ilçesinde askeri araç devrildi, 6 asker yaralı. (anlaşılan bu sabah olmuş olay). 4 Aralık 2012 sabahı da VAN BAŞKALE ilçesinde askeri araç devrilmiş, 7 asker yaralanmıştı. Aralık ayında, yurtta toplam 2 askeri araç devrilmesi sonucu yaralanmalar. İkisi de BAŞKALE'de. Mesajı açık. "Aşk" ile. Dörtlü Aile. 4 ve 8 Aralık'ta. 4+4=8. Ayrıca, ASKER= ASK ER= AŞK ERkeklik.... (Bunları, Facebook'ta, FATOŞ'un yüklediği "YASAK ELMA" beğeni'sine de yazdım.)

Haber, 13.40'da trthaber.com'da da yayınlanmış. "8 yaralı" diyor. 16.48'de ben de bir yorum yazdım, yilmazgurol1947 adımla "Aralık'ta, yurtta askeri araç devrilmesiyle yaralanma olayları toplam iki. İkisi de Başkale ilçesinde. Önce 4 Aralık, 7 asker yaralı. 4 gün sonra 8 Aralık, 8 asker yaralı." 4.cü sırada çıkmışım. Benden öncekiler: ozgur arslan, bila.l mersin, tayfun. Yorumu yazarken trthaber.com'a, "aralık" ve "yaralı" kelimelerinin benzerliğini (ve dolayısıyla mesajını) farkettim: ARALIKOCAK. "amaçlı". (Hakuna Matata ½)

9 Aralık tarihli Takvim gazetesi ve 9 Aralık saat 15.28 girişli trthaber.com haberi: (Anlaşılan) 8 Aralık 2012'de, Frankfurt  yakınlarında, 2 küçük uçak havada çarpışmış, 3'ü çocuk 8 ölü. 10 Aralık tarihli Haberturk gazetesi, uçakların inmek üzere alçaldıklarını, kazanın teknik problemlerden kaynaklandığı düşünülüyormuş. Pilotlardan birinin "güneş nedeniyle" diğerini göremediği ihtimali üzerinde de duruluyormuş. 8 Aralık günü olduğu kesin.

9 Aralık günü, (CNNint "Sunday" dedi) bir küçük uçak da MEKSİKA'da düştü. Monterrey'den Toluca'ya giderken. 2 pilot, 5 yolcu. yolculardan biri BANDA müziğinin Diva'sı Meksika asıllı Jenni Rivera (42 yaşında July 2,1969-Dec.9,2012) Aynı gün uçağın enkazına ulaşıldı. Kurtulan yok.

Yerel saat, 01.53 11 Aralık (GMT.16.53 10 Aralık- TSİ 18.53 10 Aralık), Endonezya, BANDA denizinde TANIMBAR adalarının 134 mil açığında, 7.1 şiddetinde deprem. (Şimdi TSİ saat 21.30)

Apaçık değilmi, "bağıntılar"..... "BANDA denizinde deprem" ve "BANDA müziğinin divası" sözleri internet'ten. (Türkiye 8 Aralık / Almanya 8 Aralık / Meksika 9 Aralık / Endonezya 11 Aralık). Dört olay.

******************

(9 Aralık 2012   :) MuSEVİ'lerin Hanuka bayramı. İbrani takvimine göre, bu yıl bugün. 8 gün sürecek.

Bugün, Pazar. Yarından itibaren bir süre, akşam yemeklerim sadece yoğurtlu sarımsaklı ıspanak yemeği olsun. Öncesinde 1 portakal, 1 elma. Sonrasında "KARMEN" çikolata kaplı Hindistan Cevizi (küçük). Öğle yemeklerim, Marul,Maydonoz,Havuç karışımı salata'ya, Domates ve soğan'a, yemek ardından Tarçın'lı güllaç'a devam, Pt.-Pe.: Polonez Sucuk, Sa.-Cu.: Keskinoğlu Salam, Ça.-Ct.: Ton Balık, Pa. Patates yemeği olsun. Pazar hariç hergün (az) Fasulyeli(veya Nohutlu) Pirinç Pilavı olsun. (Tabi haftalık pişirilecek). Kahvaltılar, 2 yerine 1 yumurtalı Menemen (sadece Domates ve Biberli) olsun, diğerleri devam:(az) Hıyar ve Peynir, zeytin, Çay. En önce Çorba'ya devam: Pt.Pe.: Mercimek, Sa.-Cu.:Mantar, Ça.-Ct.:Domates, Pa.:Tarhana. Afiyet Olsun...

"Bugün, saat 16.00 sıraları, İzmir Çeşme açıkları. Balıkçı gemisi alabora. Kaptan Selami BAĞCI, kendi imkanlarıyla (4 saat yüzerek) kurtulmuş. Ömer CİNSTAŞ'ın (58) cesedine ulaşılmış. Her hafta düzenli "balığa çıkarmış", İzmir Gıda Çarşısı, Esnaf Derneği Başkanı. Üçüncü kişi Bülent TUTAL kayıp.

Salı, Salam. "Şalom from Jarusalem"

*******************

(10 Aralık 2012   :) Bu sabah, FATOŞ'un kendi Facebook Zaman Tüneli'ne, 9 Eylül 2009 tarihinde koyduğu 3 Albümü, kendi Zaman Tünelime aktardım. Güney Afrika Albümüne, "09.09.09 Ayamama Deresi, İstanbul, Sel, 34 ölü" yazarak, Brezilya Albümüne, "09.09.09 İzmir'in (87.nci) KURtuluş günü" yazarak, ve Hindistan Albümüne, "09.09.09 sırtımda 09.09.09 yazısıyla dolaştım İzmir'de" yazarak.

Bugün, "İnsan Hakları Günü".  10 Aralık 1948, "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi"nin BM tarfından kabul edilişinin yıldönümü.

Right and Duty, Right or Wrong, Right to left.

*******************

(11 Aralık 2012    :) 8 Aralık'ta, trthaber.com'a BAŞKALE olayı ile ilgili yorum yazarken farkettiğim konu, aslında bildiğim konu: FATOŞ da "biraz" karıştırıldı, geçmişte "ezme" işlerine. "Yılmaz için caydırıcı olsun, daha kötü işler yapmasın" aldatmacasıyla, Dolaylı dayak tehdidi, Hapishaneleri, Tımarhaneleri, ... hatırlatmak yoluyla. Hadımlığımla ilgili "ezme" ye de karıştırılması, "Alışsın" aldatmacasıyla. "El gibi" duygusuzca kötülük yapmadı bana FATOŞ. Üstelik, ben Fatoş'un bana yönelik tutumundan herhangi bir acı da yaşamadım. Ama FATOŞ, realiteyi benden öğrendikten sonra, bana yönelik, o davranış ve sözlerden dolayı acı hissetti. "Keşke olmasaydı", dedi. "Elzem" di Fatoşcuğum, "biraz" bu çerçevede "ezme" ye dolaylı katılman. TANRI'nın TANRIÇA'sı olabilmen için. "Bütünleşebilmemiz" için. Onun için şarkının dediği gibi "Don't worry, be happy".

BAŞKALE, ve FRANKFURT yakınındaki iki "küçük" uçak olayı. Asıl mesajın "bu" konu olduğunu, Meksika ve Endonezya olaylarıyla, BANDA anahtar kelimesiyle, onayladı, Misyon koyucu. BANDA ilk anda, "BANADA BANADA" özlemini çağrıştırır, ama sesli harfleri inceltince "BENDE endonEZya" mesajı anlaşılır.

Bu sabah, önce trthaber.com'a baktım, "konu" ile ilgili bir trafik haberi: Bugün saat 02.00 sıralarında olmuş. İstanbul, SARIYER, BALABANDERE Caddesi, ESENLİK sokak'ta, Mehmet Murat OĞUZ, lüx arabasıyla, site otoparkından, bilinmeyen bir sebepten dolayı, 15 metre aşağıdaki sokağa uçmuş, ve ölmüş. (Bu arada, dünkü Haberturk gazetesi, "HESSEN eyaleti" diyor. Frankfurt'un içinde olduğu eyalet olsa gerek).

Her yılbaşı yaklaşırken, annem "bi yarım bilet al" derdi. İki tam alırdım. çıkmazdı. Annemin anısıyla, bugün, bir yarım bilet aldım. (9561556). Kemeraltı, Kestelli caddesi, köşede BOZA içtikten sonra, tam karşıdaki, Müzik-shop'tan. (Salim Turan/İstanbul-Bahçekapı bileti).

Bogün, MHP Grup Başkan Vekili Oktay VURAL'ın, GATA'da tedavi görmekte olan annesi HARBİYE VURAL vefat etmiş. (19.17 saat girişli trthaber.com haberi).

*******************

(12 Aralık 2012   :)  12.12.12   Şekerköy depreminin tarih ve saatine bakmak için, bu sabah, "Kandilli" sayfasına girdim. Ve önce, bugünkü depremi gördüm. Osmaniye, Düziçi, Çerçioğlu merkezli, 4.0 şiddetinde, saat 03.18'de. Sonra, 9 Aralık, Ankara, Şereflikoçhisar, Şekerköy depremi, 3.5 şiddetinde, saat 19.59'da. Arada, 3.5 şiddeti aşan varmı diye de baktım. Evet var, 10 Aralık, Aydın, Kuşadası, Yeniköy merkezli, 3.8 şiddetinde saat 11.48'de. 

Saat şimdi 09.30, Konu: FATOŞ. Alev-Tülay evliliğinde (24 Temmuz 1996'da), Fatoş da vardı herhalde, ama ben hatırlamıyorum. Ondan sonra da, FATOŞ'u hiç görmedim. İzmir'de, 2.ci dalga ezme, Alev-Tülay evliliğini izleyen günlerde "belirginleştiğine" göre, 2.ci, 3.ncü ve yaklaşık 13 yıldır süregelen 4.cü dalga diezme  sırasında Fatoş yoktu yani. İzmir'e, 1987 sonbaharında geldiğimde, İzmir'de 1.ci dalga ezme başladı (İstanbul'dakinin devamı olarak). Çok yoğun. 1989 başında, ikinci tımarhane çıkışında, ben "misyon bilincimi" yitirene kadar. Bu süre içinde Fatoş İzmir'deydi. Anlattığım "koşul ve çerçevede", "Ezme" olaylarına katılmış olabilir, bir ikisini hatırlıyorum. Ama bende herhangi bir acı bırakmamıştı. Misyon bilincimin yitik olduğu 1990 başı ile 1992 sonu arasında da Fatoş, İzmir'deydi. Gene devam etmiş, ettirilmiş olabilir, Ezme işine katılması. Ama, Misyon bilincim kapalı olduğu için benim, dolaylı ezme fiillerini farketme imkanım yoktu. Dolayısıyla, yaptıysa bile farketmedim. Farketmem mümkün değildi. Bir önemli olay var. Bu web sayfamda da anlattım ayrıntılarıyla. Tekrarlamıyacağım hepsini. GABRİEL'e kitap verdiğim gece. Özgür-Fatma Kavgası. Özgür'ün, "Ağzını burnunu kıracağım onun" demesi. Tarih, 1992 sonu veya 1993 başı. Misyon bilincim geri gelmişti. Çünkü, aynı Gün Salihli, Yılmazköy kavşağında olan Trafik kazasını "yorumlayabilmiştim". Büyük olaydı, Kitap vermemle bağıntılı. Ama, Özgür-Fatma kavgasının sahte olduğu, ve aslında bana yönelik, dolaylı "caydırma" (dayak işlerini hatırlatarak, caydırma) eylemi olduğunu farkedememiştim. Kavga MİT marifetiyle, Kaza Stella marifetiyle. Farkedememiştim, çünkü genelde "ezme" yaşamıyordum, o sırada. Yani Kavga'dan, kendim olumsuz etkilenmemiştim. 2.ci dalga ezme başladıktan sonra, farkettim, Kavga bana yönelikmiş. Farkettikten sonra da, Fatoş'a yönelik bir olumsuz duygu hissetmedim. Özgür'ü, 2.ci dalga ezme başladıktan sonra, zaten "düşman" listesinin başına koymuştum, eski yaptıklarını da hatırlayarak. Yani İzmirli'nin bana yaptıklarını yaptığı için, yakın akrabam olduğundan dolayı, onlara "kalkan" pozisyonuna girdiği için. (Saat 10.00, sonra devam). BOSS TAN*I günü bugün.

Bugün Bostanlı Turu'nu, Fatoş ve Özgür'ün "ilk" evlerinin sokağından yaptım. Cemal GÜRsel Caddesinden 6347 sokağa girişte soldan birinci 1 No.lu apartmandaydı, daireleri. Münevver Hanım apartmanı. Şimdi,Giriş katı, Kapının solunda HSBC ve sağında Helen Boron, Çocuklara ingilizce kursu var. ÖZGÜR/GÜROL.

Yılmaz, "Dayak" hatırlatmakla, "Caydırma" nasıl mümkün? Şöyle: Tımarhane'de, "Ben Allahım" diyen genç adamı, müstahdem "eşek sudan gelinceye kadar" dövüyordu, sık sık. Ve ben de Tımarhaneler sonrası, "süt dökmüş kedi gibi" olmuştum. Eski halim gitmiş, "uslanmıştım". Nasıl? Besbelli, Tımarhanede yaşadıklarımdan ötürü. Ama, gene kıpırdanmaya başlamış, kitap filan vermeye kalkışmıştım. Hatırlatmak gerekti, dayakla bağıntılı konuları. Yani çağrışımla, Özgür'ün o sözleri, beni Tımarhaneyi hatırlamamı da sağlayacaktı. MİT marifetiyle yapılan buydu. Ve bunu Özgür de (Fatoş da) biliyordu. Misyonkoyucu, benim bundan etkilenmiyeceğimi biliyordu tabi. Özgür'ün, Ürkmez'de Metin'e "Damat" yerine "Damyat" demesi de aynı amaçla. Türküde var "Dam" ın ne olduğu: "Bizim için yapılmış şu Muğla'nın damları..."

Şimdi, Kardeşim Demir, Kuzenim Turgut ve öteki Kuzenlerimin, "en baştan beri" beni hangi gözle gördüklerine bakalım: 1966 yılında, MİT beni "iş için" seçip, Hv.H.O'na transfer ettikten sonraki zaman içinde, MİT onlarla temasa geçerek, "Yılmaz, kendi kafasına göre davranıyor, bize uymaya niyeti yok, uysa onu da alacağız aramıza, ama mümkün değil. Dolayısıyla, onu "kötü işler" yapmaması için, ondan habersiz, onu yönlendirmek durumundayız. Siz de bu konuda yardım edeceksiniz bize. Ve tabi, bunu belli etmeyeceksiniz ona." Başlangıç böyle. Yoğunluk Demir'de. Turgut da sonra eklenerek ikinci durumda. Diğer kuzenlerim de yeterince aynı doğrultuda bilgilendirildi. 1975'de, Almanya'da, Alev'e "bilgisi olsun" diye, durumumu anlattığımda, "Çetenin eline düşmüşsün" demişti. Sonradan belli oldu ki, MİT'in tavsiyesi bir yorum. "Caydırıcı" nitelik taşıyor. Alev o zaman 18 yaşındaydı. Zaman geldi, "Banka Soygunu" işine. MİT, Demir-Turgut başta, onlara, "Yılmaz'a iyi bir ders vermek zorundayız. Onu hapishaneye çekeceğiz" dedi. Ve Amputasyon ardından (31 Temmuz 1986), MİT onlara, "Eyvah, Yılmaz cinnet geçirdi, erkeklik organını kökten kesti. Zor kurtardık hayatını" dedi. Bu Onlar için, bir "dönüm noktası" oldu. Yılmaz, artık cinnet geçirmiş bir kişi. Delilik var artık. Üstelik, Hapishane sonrası, İstanbul'da, ben, Demir ve Turgut'a, "Tanrılığımı müjdeleme" çabasına da girişince, "Deliliğim", onların katında, ve bilgilendirme yoluyla öteki kuzenlerimin katında da kesinleşmiş oldu. FATOŞ'a da ulaştı yani, "kendimi Tanrı sandığım". Yılmaz'ın işi "bitik" ti artık. İzmir'de, İlk Tımarhane öncesi, Demir başta onlara, "başka çare yok, Tımarhaneye alacağız" dediler. Bu süreçte, normaldi artık, Tımarhanelik olmam. Tımarhane öncesi, Kuzen Asım gelmişti. "Yılmaz Abi, sana her ay 100 mark göndereceğim, Tütünbank vasıtasıyla" demişti. Bekledim, soruşturdum yeterince. Gelmedi 100 Marklar. Sonra Asım'ın kendisinden duydum. "Gönderme, paraları atıyor" dediler, o yüzden göndermedim, dedi. Paraları atma konusu şöyle, Tımarhaneler öncesi, 1.ci dalga ezme. Misyon bilncim var. Ben de yazıyorum, şuna buna, gönderiyorum mesaj "ilgili" gördüklerime, Ayla Semra başta olmak üzere, Demir'lere ve Hatta Charles'lara. Bazı müjdeli haberlerimi de Kağıt para üzerine yazarak "postalıyordum" . Gümüşpala'ya Alev'in geliş var. "Çek arabayı, Dere sokağa" demiştim. Yarı yoldan döndü. Niyetim kötüydü belli. Tımarhaneler sonrası, dikkat çekici biçimde "uslanmıştım". Eski Yılmaz yoktu artık. Belli ki Tımarhane koşulları korkutmuş, ve onu değişmeye zorlamıştı. Ama Deli etiketi (Şizofren kişiliği) devam. Yani Tımarhaneler sonrası Onların (Demir, Turgut ve öteki kuzenlerimin) bana bakışları artık "iyileşmiş deli" biçimindeydi. Ve tabi, gene de MİT'in takibinde, güdümünde olmam gerekiyordu. Onlar da ona göre davrandılar. Yeri geldikçe, bana yönelik, MİT'in kendilerinden yapmalarını istediği işleri yaptılar. Yaptıklarının, Bana uygulanan geniş çapta bir ezme olayının parçası olduğunu bilmeden. Yani, İzmir'de 1.ci dalga, 2.ci dalga, 3.cü dalga 4.cü dalga filan bunlardan habersiz. 2000 yılına kadar.

31 Mart 2000'de, İzmir'de 4.cü Dalga ezme başlatılırken, MİT, Demir'e şöyle dedi: "Müjde, abine piyango çıktı. Dünya Sosyalist Devleti'ni kurmak zamanı geldi. Önder olarak, en uygun o. Artık "deliliği de yok". Ama "bizi" ve seni, Gül'ü öteki kuzenlerini, akrabalarını AFFETMESİ gerek önce. Affedince onu Başkan yapacağız, Dünya'ya. Hadımlığı için de çare var. Tak tiki Tak Tak, Tiki Tiki Tak Tak. (Canıma Tak, dedi. Çalevi'ndeyken, 1987-88'de, İnönü caddesinde, TAKTAKOĞLU dükkanının varlığından beri). Bu sevinçle, Demir Telefonda bana müjdeyi dolaylı sözlerle vermeye çalıştı. Aynı  Sevinç ve Heyecan, O yaz, "bize" geldiklerinde de vardı. Ve Birader, s.k tuttu. Acı vermiyecek miydi, İzmirli'nin bunca yıldır s.k tutmasının ardından. Verdi tabi. Ben Demir ve Gül'e doğrudan bir işaret vermedim. Zaten başlamıştım gene yazmaya. Yazılarımla verdim cevabımı. "Kazın ayağı öyle değil böyle" dercesine. Ve yazılarımdan, (yavaş yavaş) öğrendiler işin aslını, benden, başta kardeşim olmak üzere Turgut ve diğer kuzenlerim... FATOŞ'a da ulaştı tabi bilgi. "Yılmaz abi, doğumdan seçilmiş, tanrı rolü oynayacakmış, Aşk ve Sevgi Toplumunu kuracakmış, yeryüzünde" diye. Demir başta, kuzenlerimin, bana bakış açıları değişti. Ve geçmişi yeniden değerlendirdiler. Bana yönelik yapmış oldukları işleri, sözleri ve davranışları için acı hissettiler, "keşke yapmasaydık" dediler. Never mind. "Yılmaz Ruhu için" elzemdi. Lokman Ruhu Eter, Yılmaz Ruhu Yeter. (Saat 15.30. Sonra devam) Nergiz'den Metro ile Naldöken'e gideceğim. Ordan, "yalı", çarşı yoluyla eve döneceğim. Son günlerde, bu güzergahı da kullanıyorum, sık sık.

Şekerköy depremini duymuştum, ama pas geçmiştim. Sonra, Endonezya BANDA denizi depreminden sonra, "bağıntıyı" gördüm. Misyon koyucu, Ankara'dakini (Demir'i) unutma, aynı bağlamda, diyordu. Evet biliyordum, aynı bağlamda olduğunu, ama onu da yazmam gerekiyordu, yazdım o sebeple. ŞE KERKÖY'de ER var, "Biraz Şeker koy, Yılmaz". ŞE REFLİKOÇHİSAR. Saat de ilginç: 20.00'den bir dakika "eksik".

Tabi, Demir ve kuzenlerim, yavaş yavaş, misyonu benden öğrenirlerken, benim doğumdan seçilmiş olduğumu, ve tüm hayatımın aslında misyon koyucunun yönlendirmesiyle oluştuğunu görürlerken, kendilerinin de, misyonla, Yılmaz'ın hayatıyla bağıntılı bir şekilde, doğumdan seçildiklerini, vede hayatlarının aslında Misyon koyucunun yönlendirmesiyle oluştuğunu da kavradılar. Fatoş'da kavradı, tabi. Ve, 10 Şubat 2007 geldi, Fatoş'un, bana eş olarak doğumdan seçilmişliğini de buldum. Tabi, yazılarımla, bilgi "yeterince" Fatoş'a da ulaştı. Tıpkı, nasıl ben Fatoş'u "bulunca" sevindiğim gibi, Fatoş da "öğrenince" bana eş olarak seçildiğini o da sevindi. (Nerden bilyorsun Yılmaz, yanındamıydın?) 1975 yılı Mayıs ayı başından itibaren, 3 ay kadar, Fatoş'un yanındaydım. Frankfurt, Hanau, Erlensee'de. Huriser Teyzem, Alev, Fatoş, ve ben. Uğur eniştem ve Asım yoktu. Demekki o sırada, 11 yaşına yeni girmiş Fatoş. Ben 27 yaşımda iken. Kavga ederdik Fatoş'la, "Televizyon" yüzünden. Almancası için değilde, Dünya'da neler oluyor, "uzak kalmıyayım" diye haber saatinde, haberleri açardım. Başka kanalda "spielfilm" (dizi film) var. Fatoş izleyemiyor, kızardı bana. Küçük dişi kuzendi benim için Fatoş. Duygum ve ilgim ona göre. Onun ötesinde hiç bir şey yok. Ben de onun için Büyük erkek kuzendim. Duygu ve ilgi ona göreydi, diyemiyeceğim. Çünkü, Fatoş ergenlik dönemine tam da geçiş sırasındaydı. Tuvalette bir gün, küvetin içinde donunu da görmüştüm, bir damla "kanlı". Belli ki yeni başlıyordu, "adet" görmeye. Çıkarıp atmış, küvete, yıkansın diye. Kanaatimce, ergenliğe geçiş sırasında benim aynı evde olmam dolayısıyla, bana "aşk" duygusuyla bağlandı. İlk aşkı, çocukluk aşkı. Çünkü yanındaydım, o dişi ben erkek. Alev abisi de erkek, ama sağlam bilinçle biliyorki o "yasaklı". Ben değildim. O sırada benim yaşça ondan çok büyük olmam da engellemedi, bana olan bu duygunun oluşmasına. Açıkça hiç belli etmedi bana bunu. Ama bir olay oldu, sanırım Aşkının kanıtıydı o olay. Bir akşam televizyon seyrediyoruz. Alev varmıydı, hatırlamıyorum. Huriser teyzem, Fatoş ve ben. Film'de adam, duş alıyor. Tabi erkeklik organı görüntüde yok. Çekim yandan yapılmış, Sol bacağını kaldırınca, baldırın altından adamın aş.kları göründü. Sadece o kadarı. Huriser teyzem, yorum yapmak ihtiyacını hidssetti anında, ve " bu da erkek seksi" dedi yani hep "kadın seksi" olacak değildi ya. Ama olay anında, Fatoş, utanarak, bana baktı, başını sola çevirerek. İngilizce deyişle, "if she didn't care for me, she wouldn't have looked at me". Bakışı hâlâ hatırımda. Düzenleme, tabi ki misyonkoyucunun işi. FATOŞ'un bana olan o AŞK'ının işaretini, o filmdeki adamın AŞ.Klarına koymuş. Sonra ben gittim, Frankfurt'tan. Belli ki, Fatoş da yaş faktörünü de daha doğru değerlendirerek, akıl yoluyla, uygun durum değil dedi, ve baskıladı duygusunu, ve o "Aşk" ı sonlandırdı. Tabi, o "yaşantı", anı olarak hep kaldı belleğinde. Ve de kanaatimce, o aşkı sonlandırdığı için, yani kalbi bir kere dolmuş olduğu için, daha sonra, o kalbe başkasının girmesi de mümkün olmadı. Yani Aşk duygusuyla başka birine bağlanmadı, bağlanamadı. Özgür'le evliliği dahil. Aşk olsaydı Özgür'e, "boşanma" olmazdı. Ve gün gelip de, Yılmaz abisinden, Yılmaz abisinin karısı olarak seçilmiş olduğunu öğrenince,kanaatimce tıpkı benim Çanakkale'de, Ayla'nın benim karım olduğunu bulduğumda yaşadığım durumu yaşadı. 1969'da Ayla, bizim evde kalmak istemişti. Babam razı olmadı. Kalmasını çok istemiştim, ona yönelik filizlenen aşk duygusuyla. Necip'le evlendi sonra. Tabi bende de herhangi bir AŞK duygusu da kalmadı tabiatiyle. Zaten, kendisini, daha sonra da hiç görmedim, Çanakkale'de onu "karım" olarak bulana kadar. Bulunca, filizlenip te küllenmiş olan aşkım, yeniden canlandı. Sanırım Fatoş'da da aynısı oldu. Bastırmış olduğu çocukluk aşkı, yeniden canlandı. Hadım oluşum dabuna engel olmadı. Çünkü AŞK cinsellikten kaynaklanan ama onu aşan bir Sevgi türü. Ne diyordu reklamda, hosteslerinin arasında SKY havayollarının Kaptan pilotu. "Mutluluktan uçuyoruz". Şimdi  saat 21.00'e gelmek üzere, FATOŞ'un facebook sayfasından, "mutluluktan uçtuğu" fotoğraflarından birini, kendi facebook sayfama aktarayım.

Evet, aktardım o fotoğraflardan birini, "mutluluktan uçuyoruz..."  sözlerimle.

Bugün 12.12.12, öğle yemeğinden önce açınca trthaber.com'u, gördüğm, Türkiye'de, bugün ilk doğan bebek haberini, facebook sayfama aktardım (Beğeniler arasında yer alıyor, o tür aktarmalar, öğrendim) Adıyaman'lı  NURSEL ve BİLAL EKİNCİ çiftinin bebeği. Doğum sancıları başlayınca, hastaneye ve hemen doğumhaneye. 00.04'te doğmuş, adını YAREN koymuşlar. (Hoş geldin, YAREN bebek. Çok yaşa, sağlıklı yaşa, mutlu yaşa...) Ardından, "Bugün Dev Göktaşı Dünyanın yakınından geçecek" haberini de aktardım, facebook sayfama. "Denk geldi, 12.12.12'ye diyerek, göksel tehlikelerin önemi dolayısıyla. 5 km uzunluğunda, 2.5 km genişliğinde göktaşı (asteroid). 7 milyon km uzaktan geçecekmiş. 4 yılda tamamlıyormuş, Güneş etrafındaki turunu, ve dünyamızın yakınından geçiyormuş, tabi 4 yılda bir. Sonra, tekrar düşündüm, bu yılki geçişinin 12.12.12'de "tesadüf" olmadığı kanaatine vardım. "Ben yazayım diye" yapmışlar. (Bu tür uzay tehlikelerini savuşturabilecek bilimsel, teknolojik imkanlarımız var, mesajıyla.) Öğleden sonra da bağıntılı bir haber daha çıktı, trthaber.com'da: Dün gece 11/12 Aralık gecesi,(ama tarih vermemiş), ORDU ili Perşembe ilçesi açıklarına denize Göktaşı düşmüş. Çevre aydınlanmış. Gürültü ve Sarsıntı olmuş. Düşme anını MOBESE kameraları kaydetmiş. İnsanları korkutmuş. Onu da aktardım, Facebook sayfama, ve uzaktan geçecek Göktaşı hakkındaki kanaatimin doğru olduğunun "işareti" olarak yorumladım, "Perşembe" göktaşını. (19 Aralık 2012 ilave: Bugünkü Hürriyet, "11 Aralık gecesi" diyor, Perşembe Göktaşı için.)

12.12.12 çok özel bir sıralanış. Tek haneli sıralanışlar, mesela 1.1.1 aynı yıl içinde çok 4+3=7 kez tekrarlanıyor, ama farklı yıl içinde sıralanışı, 10 yıl sonra. Ama çift haneli sıralanışlar, mesela 01.01.01 aynı yıl içinde sadece bir kez. Farklı yıl içinde sıralanışı ise 100 yıl sonra. Ve 12 yıl peşpeşe, her yıl mutlaka bir tane çift haneli sıralanış var. Ama, 12.12.12 den sonraki ilk çift haneli sıralanış, son 01.01.01 sıralanışından 100 yıl sonra. Böylece, bugünkü Hürriyet Gazetesindeki, Emrehan Halıcı'nın "Akıl Oyunları" sorusunu da cevaplamış olduk. Bundan sonraki 12.12.12 sıralanışı, tam 100 yıl sonra.

09.09.09 sıralanışı için, Meteorolojik bir olay koymuşlardı. İstanbul'da sel, 34 ölü. 12.12.12 sıralanışı için de Astronomik bir olay koydular. 5 km uzunluğundaki bir Göktaşı'nın, Dünya'nın yakınından geçmesini. 07.07.07 sıralanışında 7 olay seçmiştim. Şimdi hatırlamıyorum, nelerdi. Bloknotlarda yazılı. Bloknotlar da yanımda değil, "Arşivde".

NASANASANASANASANA..  oniki/oniki/oniki  onunki/onunki/onunki  ONİKS

15 Aralık sabahı, POWERball'a baktım.  12/12/12 çarşamba  günü çekilişi. önceki çekilişte bilen yoktu. 2.ci devir haftası ("historic 12/12/12" de) bir bilen. Sayılar:08-10-25-36-48-28. MASSACHUSETTS eyaletinde. Waltham yakınlarında (who are coworkers at Costco), ROSA DeLEON of Arlington, ve REGINALD LeBLANC of Lexington ,(prize from one of the jointly purchased two tickets.) ROSA (52) (evli 5 çocuk annesi), herzaman iki bilet alırmış, ve arkalarına REGINALD'ın (54) (Bekar,erkek) adını yazar, fotokopilerini çektirip, Reginald'a verirmiş. Prize $50.000.000 Dolar. Birlikte fotoğrafları var, ellerinde $50.000.000 dolar'lık temsili çeklerle. Bir defada almayı seçmişler. $33.003.300, Vergiler düşünce $23.102.310 Dolar. They plan to split the winnigs evenly. (Hesapladım:$11.551.155, herbirine net. Dört tane 1, Dört tane 5 var, üstelik çift çift dizilişli 11551155) Herşeyiyle "Dörtlü Aile" mesajı, beş-beş,eş-eş. Bu çok özel günde. Merci....

*******************

(13 Aralık 2012   :) BALIKESİR'de ER, İZMİR'e gelmiş izinli. M.O.Y. (22), otomobiliyle, yol verme meselesi yüzünden, KARŞIYAKA, 1738 sokak'ta, saat 23.30 sıralarında, DOĞUKAN BOZKUŞ'un (20) kullandığı otomobille çarpışma tehlikesi atlatmış. Ardından tartışma sonucu, DOĞUKAN'ı, ve yanındaki SEMİH KÜLEKÇİOĞLU'nu (21), bıçaklamış. DOĞUKAN hastanede ölmüş. SEMİH'in durumu ağır. Kovalamaca sonucu, M.O.Y. polis tarafından yakalanmış. Haber, trthaber.com'dan.

DOĞUKAN-BATIKAN, BARIŞ MANÇO'nun iki oğlunun adları.

14 Aralık 2012 tarihli Hürriyet Gazetesinden bir haber: "Aniden yola yığılan genç öldü" başlığıyla: İZMİR, KARŞIYAKA, ŞEMİKLER'de 13 Aralık saat 01.00 sıralarında DOĞUŞ EKİN ŞENKAL (18) bir yakını ile yürürken aniden fenalaşarak yere yığılmış, Karşıyaka devlet hastanesinde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamamış.

DOĞUKAN/DOĞUŞ 13 Aralık, İzmir, Karşıyaka.  Ve, DOĞUkanbozkuŞ.

*******************

(14 Aralık 2013   :) 07.07 girişli bir trthaber.com haberi: "TİTAN'da, NİL'e benzeyen bir nehir bulundu". İlk yorumu ben yaptım, yilmazgurol1947 adımla,08.30'da: Uzayın derinliklerini görebilme imkanımız ne kadar artarsa artsın, trilyonda birini görebildik, diyebilirmiyiz. Hayır. Evrensel Nihai Realite'yi asla bilemiyeceğiz. Dünya, Güneş'ten koptu, eminiz. Bu bizi "big bang" e götürüyor. Öncesi, gene meçhul. Ama hep, bilmeye çalışacağız "herşeyi", bilim yoluyla." Haberi, facebook sayfama da aktardım.

Felsefemiz: BİLİNEMEZCİ (Agnostic), ama "bizim tanımladığımız" biçimde. Herşeyin üstünde Felsefe, onun altında Bilim.

Saat 19.00'da tekrar baktım, başka yorum var mı, diye. Evet var. 3 tane daha üçüde benimle ilgili: 1) 09.58'de Erdal Baggal,"Yılmaz sen ne söylediğinin farkındamısın" diye başlıyor.  2) 13.13'de Yılmaz, "Adaş sen harbiden saçmalamışsın" diye başlıyor. 3) 13.35'de Selçuk, Erdal bey, her fikre saygı duyulması gerkiyorsa Yılmaz beyinkine de duyulması lazım" diye başlıyor. İsimlerini yazarak, "Yorumumla ilgili yorumlara teşekkür ediyorum" yazacaktım. Vazgeçtim. Uymayacak duruma.

Facebook sayfamdan da baktım. Yorumlar orda da mevcut. "Yakındaki beğeniler" bölümünden eski "beğeniler" kalkıyor. Ama tarih sırasında aşağılarda yer alıyor. Bu tür "ilk" beğenim "Putin Geliyor" yok. Ama hareketler'de var. Metni ve yorumlarıyla. Demek ki onu "paylaş" komutuyla, aktarmamışım.

19.50'de CNNint.i açtım, "breaking news". Hep o haber, bir saat sonra kapattığımda da. Okulda Katliam. CONNECTICUT eyaleti (New York eyaletine komşu), NEWTOWN kenti.  "SANDY HOOK elementary school". Kesin resmi rakam verilmedi. 20 kadar ölü. yarısı çocuk. Saldırgan 20 yaşında, ve ölü. 2 tabanca bulunmuş. 100 kadar mermi sıkılmış. Yerel saat 09.30 sıraları. (TSİ 16.30) (Dikkatimi çeken, Okulun adı, SANDY... Bir ay önceki SANDY kasırgası ardından) ( Ve türkçe kullandığım kelime "bağıntı", ingilizcesi CONNECTION. Eyaletin adıyla ne kadar benzer değilmi. Ortak harfleri çıkarırsak CUT ve ON artıyor). (CUT özellikle dikkat çekiyor. "dick cut") ABD'den bir haber de bu sabah trthaber.com'da vardı. DEPREM. Internet USGS'den baktım şimdi: 6.3 Şiddetinde, BAJA California açıkları (250 km. kadar açıkta) yerel saat 02.36 da (ABD'de Doğu saati, Batı Saati var.)

15 Aralık sabahı, trthaber.com "Okulda katliam" haberiyle ilgili, 20'si çocuk (5-10 yaşlar arasında) öğrenci, toplam 28 ölü" diyor. Ölenler arasında, saldırganın okulda öğretmenlik yapan annesi de var. Saldırgan'nın çocuğu da aynı okulda öğrenci. Okul Müdürün hedef aldığı söyleniyor. Rasgele ateş açmış. Güvenlik güçlerince öldürülmüş.

16 Aralık günü, Gazetelerden, ve TV'den, "Okulda katliam" la ilgili bilgiler: Adamın adı ADAM. Soyadı LANZA. Otistik olduğu söyleniyor. Ailesi zengin. Baba ve anne ayrılmışlar. Baba PETER, General Electric'te Başkan Yardımcısı. Anne NANCY, o okulda öğretmen. Abisi RYAN, başka yerde mukim, epeydir kardeşiyle konuşmuyormuş. ADAM, önce evde annesini öldürüyor. Sonra, okula gidiyor katliam yapmak üzere. Sonunda intihar ediyor. Kendisiyle birlikte 27 kişiyi öldürerek. 20 si (küçük) çocuk, öğrenci. Okulda önce Müdüre DAWN (=şafak) HOCHSPRUNG'u ardından psikolog kadın MARCH (=Mart,Marş) SHERLACH'ı öldürüyor. Kullandığı silahlar, annesi üzerine kayıtlı. İki isim: Silah seslerini duyan öğretmen, 1.ci sınıf öğretmeni VİCTORİA SOTO, öğrencilerini sınıfta bir köşeye toplayıp, onlara siper olarak can veriyor. Müzik öğretmeni MARY KRİSTOPİK, 20 çocuğu tuvalete kilitleyerek kurtarmış. (Müzik, Musiki, Tuvalet, KriStopİK,Krist, Christ). 27.000 nüfuslu NEWtown, NEWyork'a 100 km. mesafede. (LANZA, RANZA'nın LAN'lısı. Çanakkale, 1985 Ranza'da "ha ha ha" diye tempo tutan...) (ADAM=Adem...)

(15 Aralık 2012   :)

15 Aralık sabahı, önce Powerball'a baktım, vardı yeni haber. 12 Aralık 2012 tarihi altına ekledim.

15 Aralık sabahı, trthaber.com'a baktıktan sonra, üçüncü olarak Facebook sayfama baktım. Fatoş'tan bildirim: "beğenmiş" benim "YAŞı 11miş KIZın" diye  onun koyduğu Fotoğrafa yeni ilavemi de. Danke, meine Fatosch...

Şimdi, Facebook'a tekrar girip, TİTAN haberine yaptığım yorumu, ön sayfaya da tekrarlıyacağım. (Saat şimdi 10.10, sonra sabah gezintisi, bugün Cumartesi, BOSTANLI günü.)

ÖFKELİ de bir yorum yapmış, dün 22.41'de: "BİLİM ile DİN tarihler boyunca hep BİLİM ADAMLARI tarafından TABİRİ CAİZSE DÜŞMAN olarak gösterilmiştir." sözleriyle başlayan. (Şimdi saat 10.30).

*******************

(16 Aralık 2012   :) Bugün, FATOŞ'un Facebook'a katılışının, 4.cü yıldönümü. "Kutladım". 4 Aralık 2008'de katılmış, ve aynı gün Hicran Yasmin ile "Facebook arkadaşı" olmuş.

Bu sabah, TV haberlerinde, İran Genel Kurmay Başkanı'nın o sözlerini duyunca, trthaber.com'da, öncelikle o haberi aradım. "Firuzabadi'nin 'Dünya Savaşı planları' sözleri doğrudur. Niyet 'Gizli Dünya Devleti' yerine, Dünya'da 'aleni' Tek bir devlet" yorumunu yaptım, "yilmazgurol1947" adımla. Ardından, "beğeni" yoluyla facebook sayfama aktardım. Aynı yorumu, orda ön sayfama da aktardım. 08.30'da 16.cı sırada çıkmış yorumum. İlginç "tesadüf": iki gün önceki TİTAN yorumum da 08.30 saatiyle çıkmıştı. 12.30'da baktığımda, benden sonra iki yorum daha yapılmıştı: Adanali, ve Turkiye adlarıyla. Turkiye'ninkinde "bu iranlı dogru soyluyor" sözleri de var.

Saat 14.33 girişiyle, trthaber.com'da bir haber: Çin uydusunun Asteorit'in fotoğraflarını çektiğine dair. Hemen yorum yazdım: "Asteorit'in 12/12/12 tarihinde dünyanın en yakınından geçeceği açıklanmıştı. Çin uydusu, ertesi gün Asteorit'in en yakınından geçmiş. Bu tür asteoritlerin yörüngelerini değiştirmek mümkün. Birkaç küçük roket ekleyip kumanda ederek." Ve "beğeni" komutuyla, facebook sayfama aktardım, haberi. Orda ön sayfaya da yazdım, aynı yorumu. Yorumum 14.33 saatiyle, 1.ci yorum. 21.30'da tekrar baktım. Toplam 5 yorum daha yapılmış. ilk üçünde "benziyor" kelimesi kullanılmış.

Yani son üç günde üç habere üç yorum, farklı konularda. Sırayla, 1. Felsefi (Titan), 2. Siyasi (İran), 3. Bilimsel (Göktaşı). Misyonkoyucunun, Göktaşının geçişini 12/12/12'ye "koymasının" ardından bir gün sonra, Çin uydusunu göktaşının yakınından geçirmesi, o bilimsel yorumu yapmamı kolaylaştırdı (ve teşvik etti).

*******************

(17 Aralık 2012   :)  MEVLANA'nın vefatının yıldönümü (1273). Demişler ki, Talihli'nin annesinin vefat yılı, MEVLANA'nın 800.cü doğum yılı içinde (2007'de) olsun...

Bugün, trthaber.com'dan, Kamçatka'da, 36 yıl aradan sonra ilk kez tekrar "LAV" püskürtmeye başlayan volkan haberini, internetten ek bilgiyle, facebook sayfama aktardım.

*******************

(18 Aralık 2012   :) Bugün, Facebook sayfamda, Metin Erkoç'un beğenilerinden ikisini, "yazı" da ekleyerek, Facebook sayfama aktardım. Biri, Funda Avcı fotoğrafı, Metin'in bir "gösteri" deki görüntüsü. FATOŞ'un, bugün çokça koyduğu "beğenilerden" bir kaçına, ben de "yorum" ekledim. Birine, "Fatoooş!..."

Bugün Facebook sayfama son olarak şunu yazdım:

 "Bugün 12.00'de açamadım bilgisayarımı. Virüs girmiş. Deli Dana virüsü, ay pardon yanlış oldu, TRUVA virüsü. Neyseki, temizledi, servisteki arkadaş bilgisayarımı,"çabukça". 16.00'da getirdim eve. Bilgisayarı eve bıraktım hemen çıktım. Bugün Salı, Basmane günü. 18.30'da döndüm eve.

Gizli Dünya Devleti Merkezi'nin (Misyonkoyucu niteliği ile), Gizli Dünya Devleti ("Global Çete") üyeleri arasına soktuğu TRUVA ATI pozisyonondayım, aslında"

*******************

(19 Aralık 2012   :) Bugün, Hürriyet Gazetesi 23333 .ncü sayısını yayınladı. Bugün, 7 Pelikan olayının 3 .ncü yıldönümü. İHSANALYANAK gemisi, ben ön güvertede tek başıma. Karşıyaka iskelesine yaklaşırken, önüm(üz)den "birerle kolda", suyun az üzaerinden uçarak körfeze giriş yapan YEDİ (Seven/Zieben) PELİKAN. O gemi sonra MENDİREK'e çarptı, döndü, yolcuları boşalttı, ve hemen ardından battı, Konak iskelesinde. Bu yılın 333 .ncü günü, Hürriyette, 3333 .ncü Akıl oyunları günü, 28 Kasım 2012'de ne olmuştu?. ABD'de tarihin ikinci büyük loto çekilişinde 2 talihli kazanmıştı, büyük ikramiyeyi. ARİZONA ve MİSSOURİ'den. Biri, Mark & Cindy çifti, ikramiyesini aldı. Biri hala almadı.

Bu sabah, saat 09.00 sıraları, Facebook sayfamda mevcut, FATOŞ'un ve 14.000 küsur kişinin "beğendi" komutuyla, önemsediği bir fotoğrafa, yazı ekleyerek, "paylaş" komutuyla, kendi Zaman tünelime aktardım. Fotoğraf, ABD'deki okul katliamı ile ilgili. Yükleyen kişi (ler): Elizabeth Berry Cockrell & Celina MJ Davilo. Yazdığım yazı şu:

"SANDY HOOK elementary school, Dec.14th,2012-local time 09.30 aproximately. Afterwards, Secretary of State Hillary CLINTON had a concussion, and fainted, probably on the same day, about 4 hours later than the "massacre". Her Brain activities are watched, and if necessary guided, by means of the "instrument" Stella. (The concussion, injury to the brain, by remote control)"

14.00 şimdi saat. Azönce son olarak, Facebook'u açtım. ilkhaber, FATOŞ'tan. Tek kelime yazmış: "KRANK", ve altında, "2 dakika önce" yazılı. Anlamını biliyorum. Hangi amaçla yazdığını bilmememe rağmen hemen cevapladım "Krankenhaus" kelimesiyle. Ve daha fazla oyalanmadan, hemen çıktım, ve web sayfamı açtım, "yazacaklarım" vardı:

FATOŞ'cuğum, "bu" gece bir rüya. Sonunda, bir ses: "KALFA" tek kelime, bunu rüyamda senin adınla bütünleştirerek "KALFATMA" dedim, ve (çiş/gaz) için uyandım. Saat 02.00 sıraları. Daha önce bu kelimeyle bu tür "işlem" yapmadığım için, Rüyanın Misyonkoyucu'dan Stella marifetiyle yüklendiğinden emin, ama niye diye düşünmeden, tekrar yattım ve uyudum. Gene bir rüya. Sonları şöyle: uzakta 3 kişi gidiyor arkaları görünüyor. Sağdaki, bana yakın olan kişilerin aradıkları adam. Farkedince, tabancalarla ateşe başlıyorlar, ve o üç kişide dönüp tabancalarla karşılık veriyorlar. Bu sırada, bir "kadın sesi" duydum. o "sağdaki" kişiye seslendi. ilk cümlesi iki kelime, birincisini unuttum, ikicisi "ölürsün". Sonraki cümle "sonra da mutlu olursun", ve ardından gene (çiş/gaz) için uyandım. Saat 04.00 sıraları. E tabi bu da Misyonkoyucu'dandı, ne demek istemişti acaba, yatınca uyumadan, ilk hatırıma gelen "sağlık sorunlarım" oldu."HASTA"(=Krank) yım belli, ama idare ediyorum. Özetle söyleyeyim. Ötedenberi devam eden, barsak problemi, dışkılama ve gaz çıkarma zorluğu, Tuvalet işi adeta işkence."Parmaklama". Mecburen aşırı "ıkınma", bunun Beyine olan olumsuz etkisini biliyorum. Ve buna ek olarak, Kurban Bayramı sırasında başlayan bel ağrısı. İlk bel ağrısı 1975'de. Bunun kaynağı da o, ama Barsak sorunuyla da karşılıklı bağıntılı. Kesin olarak şimdi nasıl başladı hatırlamıyorum. Sabaha doğru artıyor. Gündüz zorluk vermiyor. Rahatça yürüyebiliyorum. Ama zafiyet de yaşadım, bağıntılı. Metro'nun merdivenlerini çıkamıyacak kadar. Dizlerimin bağı çözüldü, derler ya, aynen öyle. Daha önce hiç olmayan yeni durum, sol bacağımda uyuşukluk. Sabah Zor, sonra etkisi geçiyor. Ama Kurban Bayramı öncesi gibi, 250 mekik çekme imkanım, mecalim yok, şu sıralar. Yürüyüşlerle idare ediyorum, "hareket ihtiyacımı". Gaz problemi, Besin programımla da ilgili tabi. Ama değiştirmeye de yanaşmıyorum. Tabi, Stella marifetiyle, sağlık durumumu biliyor, Misyon koyucu. Ve bu son rüya da onunla ilgili. "Yeniden doğmak" (rebirth) 'ü işaret etti, dedim. Sonra hatırma Hillary Clinton geldi. CNNint. "Breaking News" olarak "Okul katliamı" haberi devam ederken, bir alt yazı, gene "Breaking News", Clinton'un, "Beyin sarsıntısı" geçirip bayıldığına dair haber. Önemsemedim, "pas geçtim". Ama bu gece önemli olduğunu farkettim. Beyin faaliyetleri izlenip yönlendirilmiyormuydu. Evet gerektikçe yönlendiriliyordu. Bağıntı vardı, Katliam'la ilgili. Ama tam hatırlayamadım, Cuma akşamı mıydı, Cumartesi akşamımıydı. Peki mesajı neydi, Beyin sarsıntısı. Türkücü Kamil SÖNMEZ'i hatırladım, Beyin kanaması ardından "felç", hastanede yoğun bakımda. İnternetten öğrendim tarihini 4 Aralık. Ve 17 Aralık akşamı TALABANİ'nin benzer durumu. Bütün bunları, "Yılmaz, bedeninin durumu, beynine fazla zorlama yapıyor" mesajı olarak algıladım. "Beden eskidi..." mesajı kısaca. Hillary Clinton'un hangi gün Beyin Sarsıntısı geçirdiğini ararken, Doğum tarihini buldum: 26 Ekim 1947. İşyerinde, TUNÇ YILMAZER'inkiyle aynı. Bu da çok özel bir dolaylı kanıt bana. 27 Ekim 1998'de, İzmir'de, 3.ncü dalga ezme başlamıştı, işyeri ağırlıklı. Dün, Duvar takvimine yazdıklarıma bakarken, 31 Mart 2012'de, 4.cü dalga'nın 12.ci yıldönümünde, Hillary Cilinton'un, Suriye konusuyla ilgili, İSTANBUL'a gelmiş olduğunu da görmüştüm. Zaten, Hillary Clinton adı (daha önce anlattığım gibi) Edmund Hillary ile de bağıntılı. 1453+500= 1953, 29 Mayıs, EVEREST'in fethi.

"Yeniden Doğuş" u, Apandisit ameliyatına giriyormuşum gibi, tercih ederim. Evet, idare edebiliyorum şu andaki "sağlık sorunlarımla", ve beklemeye, misyonun şu anda benden beklediklerini yapmaya devam ederek. Bir söz var: "Yarın ölecekmiş gibi ibadet et, hiç ölmeyecekmiş gibi işine devam et. İbadet'e ve iş'e devam, yani Fatoş'cuğum. "KRANK" kelimesine ne dersin. Gülüyorum, şu an yazarken. Saat 15.00 oldu.

Saat şimdi 21.00. Hâlâ gülüyormusun Yılmaz? Evet, ama bu sefer, acaba benden başka bir kişi daha çıkabilirmi, "krank" kelimesiyle FATOŞ'un "hastayım" demek istediğini anlamayan. 19.00 sıralarında tekrar açınca, anladım hasta olduğunu, görerek "geçmiş olsun" dileklerini. Ve ben de hemen "Geçmiş olsun Fatoşcuğum" dedim. Benim "Krankenhaus" yazışıma, hemen cevap vermiş: "Hastanede değil evde hasta yatıyorum" demiş ama, ben web sayfama geçtiğimden okuyamadım tabi. Saat 20.00'ye yaklaşırken, 17.ci sıra itibariyle, bir yazı daha yazdım: "... Hastalık konusunda web sayfama yazmaya başlamadan önce, facebook'ta tek kelime 'krank' görünce, üstelik 2 dakika önce girilmiş, düşünmeden hemen 'krankenhaus' yazdım ve web sayfama geçtim. Düşüncesizlik ettim yani... Stella'yı vurgulamayı, 'Fatoş ne demek istedi' konusunun önüne aldım, yani... Sorry!..."

Fatoş'cuğum,burda tekrar "Geçmiş olsun" diyorum sana öncelikle. Bugün, Sustanon iğnemi oldum. 6 ay önce, Basmane'deki GÖLDELİ eczanesi, 2 tane vermişti, onlardan sonra, ne iğne, ne hap "testesteron" almam mümkün olmamıştı. Malum, beden "hiç" testesteron ürretmiyor. Testesteron erkek için, sadece cinsellikle ilgili değil. Yokluğu, başka genel sağlık sorunlarına yol açıyor, mesela "ateş basması" gibi. Hem yaşadığım için hem de okuduklarımdan hatırmda kaldığı için biliyorum. Eczanelerde, hiç aramadım, Sustanon var mı diye. MİT'in güdümünde, "Yok" dediklerini bildiğim için. Birkaç yıl önce, Karşıyaka Çarşı'da, Ferah eczanesininin önünden geçerken, Kapının önünde oturan eczacıya, "Sustanon 250 var mı" dedim, "yok" dedi. Ardından "Ecopirin 100" dedim. Ona da "yok" dedi. Kanı sulandırıcı aspirin türü. Ona da "yok" demesiyle,MİT'in güdümünde "Yok" demiş olduğu kanıtlandı, anında. Yürüdüm, tepkisiz. Bir süre sonra, ordan geçerken, bir ses, "İlacın geldi, gel al". Başımı arkaya doğru çevirip bağırdım. "Geleceğim, sonra", dedim yetmedi hemen ekledim "Canını almaya". Dün, Basmane dönüşü, Kemeraltı Polis karakolu'nu geçince Sıhhat eczanesi. Sorayım şuraya dedim. Sordum. "Yok" dedi,"Muadili iğne veya hap varmı" dedim. Gene "Yok" dedi, ama  "Hap da var, iğne de var, yazayım isimlerini, doktoruna danış" dedi. "Kalsın, doktora danışma imkanım yok" dedim çıktım. GÖLDELİ eczanesi, bir ara hap vermişti, onla idare etmiştim, bir süre. Bugün, onun kutusunu götürdüm, Sıhhat eczanesine, "Sustanon yerine bu varmı" dedim. "O yok ama, Sustanon var" dedi."Dün yoktu, yeni mi geldi" dedim. "Dün de vardı, ama vermedik" dedi. Yani, Karaborsa iması yaptı. "Kaç tane" diye sordu "Çok" dedim. "Çok olmaz" deyince,"5 tane", dedim 6 tane verdi. Ve hemen Bostanlı'da Tayfun Kent'e yaptırdım ilk iğnemi, bu akşam.

*******************

(20 Aralık 2012   :) Bu sabah, öncelikle, FATOŞ'un Facebook sayfasında, onun dün " KRANK:-((( " yazısıyla açtığı bölüme, dünkü 17.ci sıradaki yazımın altına 18.ci olarak şunları yazdım:

" I hope you are better today, Fatoş! One of the shields of the mission-maker to "protect" me from the people for some of my doings (and writings) is the word "sick" (mentally sick). I am used to hearing it, directly or indirectly, from the people during the oppression. So, I first thought "Krank" was for me. But I instantaneously STOPPED the thinking, not to be negatively affected. I wrote "Krankenhous" to show I know this german word. And I passed to my web-site, to write "yes I am sick, but this way", and to show that while  I intend to write about my sickness, your writing of "Krank" was done by STELLA. My laughter was for it. In short, my not understanding the real meaning of your word "Krank" is because I CARE for you, Fatoş! " 

Sonra Powerball'a baktım: Dünkü (Çarşamba) çekilişinde, 1 kişi tam bilmiş, KANSAS eyaleti'nden. Kim henüz belli değil. Ardından, trthaber.com'a baktım. "Son Dakika" yazısıyla, KAMİL SÖNMEZ'in hastanede vefat ettiğine dair haber. 09.05 saat girişli. Anlaşılan, bugün vefat etmiş. Ve iki haber daha ordan: 1) MANİSA'da yalnız yaşayan ERTAN ÇETİNKAYA 'nın işe gelmemesi üzerine, MUTLU mahallesindeki evine gidildiğinde, boğazı kesilmiş olarak ölü bulunmuş. 00.27 saat girişli. Belli,dün olmuş olay. 2) VAN BAŞKALE ERENLER köyü, amca çocukları arasında silahlı kavga. 3 ölü. Kadir DELİ olay yerinde, Abdülkerim DELİ ve Cengiz DELİ hastanede ölmüşler. Jandarma köyde önlem almış. 21.05 saat girişli. Belli, dün olmuş olay. Bu haberlere bakarken, sağda "kaymakta olan" yorumlardan, birine ama sadece birine gözüm ilişti. YILMAZ DEMİR adıyla girmiş "Genel af istiyoruz. Biz artık islah olduk" yazılı. Bekledim, tekrar çıkmasını, çıkınca tıkladım. "Mahkumlara eş ve Hastalık izni" haberi altında, 04.44 saatte, 18.ci sırada yapılmış son yorum. Sonra, Dünkü Haberturk gazetesindeki haberi, "bulup" getirdim. Kesmişim, işlem yapmadan bırakmışım, iyiki kıvırıp çöpe atmamışım. Haber özetle şöyle: "Öldükleri 3 gün sonra ortaya çıktı" başlığı altında. BURSA, Osmangazi ilçesi, soba zehirlenmesi. ÇETİNKAYA ailesi. CEMİL (60)-CEVRİYE(49) çifti, ve Çocukları İBRAHİM (11), Cuma gecesi, Sobanın yandığı odada uykuya daldılar. 3 gün sonra Cevriye Çetinkaya'nın kardeşleri Osman ve Metin BOSTAN tarafından bulundu cesetleri. Ailenin büyük oğlu NEDİM, Cuma akşamı geç gelince, eve girmeyip, terastaki odada yatmış, ve de Cumartesi Pazar eve gelmemiş. Ölüm haberlerini, Pazartesi akşam iş çıkışında öğrenmiş. ("işe gitti kurtuldu" diyor onun için, gazete.)

20 Aralık 2012'de KAMİL SÖNMEZ saat 02.30'da hastanede vefat etti. TRT'nin hatırlattığı, onun söylediği türkülerden biri: "...dikkat eyleyin dikkat Hasan geleyi Hasan..." 1947, ORDU, Perşembe doğumlu. (Internet'ten baktım, Doğum tarihi olarak sadece 1947 var. Yaşıtım yani. Benden küçük mü büyük mü?)

*******************

(21 Aralık 2012   :) MAYA TAKVİMİ 'ne göre, Dünya'nın Sonu. 1300 yıllık tabletin sonunda "Ve o gökyüzünden inecek" cümlesi ile. KIYAMET / DOOMSDAY / APOCALYPSE. Bazı kişilerin, Bazı toplulukların güne ait yorumları, beklentileri, korkuları, eylemleri, büyük ölçüde Gizli Dünya Devleti Merkezi'nin eseri, İstihbarat örgütleri marifetiyle, ve hatta (misyonkoyucu niteliği ile) Stella marifetiyle. Maya Tabletlerinde yazmıyordu (tabiatiyle) Fransa'nın BUGARACH köyü ve İZMİR'in ŞİRİNCE köyü. Ama bu iki köy, "Gün" ile bağıntılandı, "merkez" tarafından, yıllar yaklaşırken, MAYA GÜNÜ'ne. Özellikle de İZMİR önemli. İzmir ve Kıyamet. ŞİRİNCE'ye de iki kez gitmiş olmam, bu "bağlamda". Birincisi, 1995 öncesi, (1969 Hava Subayı, 256 Sanıklı THKP davasında yer alan, HAKKI GÜMÜŞTAŞ'ın düzenlediği TUR'a katılarak, Ümit Ticaret'te çalışırken. İkincisi, 1999'da, Annem, Mesrure Teyzem, ve belkide Huriser Teyzemle birlikte, AKADEMİK TUR'un katıldğımız turlarının birinde, Ümit Ticaret'i ikinci kez terkettikten sonra.

MARLON BRANDO'nun APOCALYPSE NOW filmini ben de seyretmiştim. Bir Boğayı kılıçla tam ortasından ikiye ayırma sahnesi, hâlâ hatırımda. Çevrilme tarihine baktım: 1979. Herhalde, Ankara'da iken (2.ci ODTÜ'nün son zamanında) seyrettim. Marlon BRANDO (3 Nisan 1924-1 Temmuz 2004) 80 (Seks en) yaşında vefat etmiş.  Kıyamet Biranda. Mesaj saklı Filmin adında, ve Asıl oyuncunun Soyadında. Hem onunla, hem "bizim" Mehmet Ali BİRAND' la, "Biranda" yorumum kadimdir. (BİRAND'a da baktım, doğumu 9 Aralık 1941). BİRAND deyince "32.ci Gün" programları. Onu da bugün yorumladım "The day which doesn't exist". 

31 Temmuz 1986, ve öncesi toplam üç günde "mesaj yağmuru" arasında, "S.k kopunca Kıyamet de kopacak" mesajı da vardı. Amputasyon ardından, kıyamet kopmadı. O mesaj hatırıma bile gelmedi, Tuvalette, amputasyon ardından. Ama, "intihar" sonucu ölmeyişim de durum farklıydı. Ölmeyişimde suç bende değildi. Ben, benden istenileni yapmıştım. O bakımdan rahattım. Zaten, hastanede hemen yorumladım olayı. Tanrısal Oyun'muş. Dünya'da geri kalan hayatımı hadım olarak yaşayacakmışım. (DİVİNA KOMEDİYA, Dante).

Bu sabah, Ebegömeci pişirdim. Dün, gemiye binmeye giderken, BİM önünde görmüş almıştım. 9 defalık oldu. 2 defalık da Ispanak var. Akşam yemekleri için. Ebegömecini pişirdikten sonra, internet, trhaber.com ve face.book. Fatoş'un yeni yüklediği 3 resime ve eskilerden bazılarına yorum yaptım. Sonra web sayfama yazmaya başladım. Yazım 10.15'de bitti. Kaydet komutunu verdim. Başarısız. Bağlı olduğum YURDUM YAZILIM'daki arıza dolayısıyla. Arıza giderilince de, son yazdıklarımın gitmiş olduğu açıkça belli oldu. Yeni yazı yazmadım, bu akşam, 20.30 sıralarında, telefon vasıtasıyla, BARIŞ arkadaş, bilgisayarıma, mevcut web muhtevamın kopyasını (back-up'ını) yükleyinceye kadar. Back-up'tan sonra, yazdım, Kamil Sönmez'in vefatını, ve 21 Aralık tarihli, bu yazımı. (Şimdi saat 22.30).

*******************

(22 Aralık 2012   :) Kuzey'de KIŞ, Güney'de YAZ başlangıcı. Kutlu Olsun. (Kuzey'de Kış, fiilen çoktan başladı, ve sert)

Bu sabah, önce Powerball. 19 Aralık (Çarşamba) 7 peliKAN olayının 3.cü günü, 1 bilen olmuştu, KANsas eyaleti'nden. Anlaşılan dün almış(lar) çekini.(yani 21 Aralık, Maya gününde). Çünkü dün akşam yoktu, haber, powerball'da. Talihliler, yaşlı çift, ikisi de emekli, torun sahibi, adlarının gizli tutulmasını istemişler. JOHNson kentinde mukimler. $50.000.000 dolar ikramiyeyi peşin almak istemişler, Vergiler de düşüldükten sonra, net $22.875.816 Dolar.

Dün, CNNint'de duymuştum, JOHN Kerry'nin Vietnam'da savaştığını. Onun için, bu sabah ikinci olarak, biyografisine baktım, internetten. Ve ardından, Facebook'ta Zaman Tünelime şu yazıyı yazdım:

" On Dec.21, 2012 the day of "the end of the time' (Apocalypse), according to MAYAN calender, John KERRY was nominated as the new Secretary of State, who had served in the US Navy (1966-1970) and participated in Vietnam War, for the rescue operations in "Swift Boat Duties", with many medals. Marlon BRANDO had played the role of an American officer in the Vietnam War, in his 1979-made film 'Apocalypse Now". Kerry was born on Dec.11, 1943 in AURORA, Colorado. His first wife Julia THORNE (=throne) wrote in her book, titled 'A Change of Heart', 'After 14 years as a political wife, I associated politics only with anger, fear and lonliness.' From Julia, John has two daughters, Alexandra (Sep.5, 1973)(=1922, Salihli's liberation), and Vanessa (Dec.31,1976). Kerry's second wife Teresa has three sons from her previous marriage, John 4th, André, CHRISTopher (HEINZ, all). Christopher married Alexandra Lewis (=sevil) on Feb.10th 2007, the date when I found Fatoş was my wife. "

Dün, 21 Aralık. AYDIN Menderes'in ölümünün 1.ci yıldönümü. Doğum yeri AYDIN'ın Çakırbeyli köyünde, lokma dağıtılarak anıldı. Ve dün, AYDIN'ın Koçarlı ilçesi, Akmescit köyünde, 6.cı sınıf öğrencisi Sabahattin Şimşek (12), "Bugün 21 Aralık, kıyamet kopacakmış, öleceksem sizlerle birlikte, annemin kucağında öleyim" diyerek okula gitmek istememiş. Ve annesinin israrına rağmen okula gitmemiş. Baba Mehmet Şimşek, hayalini kurduğu ve bir gün önce aldığı traktörle oğlu Sabahattin'i geziye çıkarmış. Ama, 50 metre ilerde, direksiyon hakimiyetini kaybedmiş, ve traktör komşularının bahçesine yuvarlanmış. Baba olay yerinde ölmüş, çocuk yaralı çıkarılmış, annesinin kucağında Sağlık ocağına götürüldüğünde ölmüş olduğu görülmüş. (Bu haber, bugünkü Hürriyet'ten.) Bugünkü Hürriyet'te başka bir haber: "Klon insan 50 yıl sonra" başlığı ile, İngiliz bilimcisi JOHN gurdon'un açıklaması. (Soru: Yılmaz'ın Klonları kaç tane şu anda?) (İlave: Aydın Menderes'in vefat tarihi, galiba 21 Aralık 2011'den farklı, muhtemelen 1 gün sonra.)

Yemekten sonra, haberyedi.com'da bir haber:"Akıl okuyan bir cihaz geliştirildi", ilk yorumu ben yaptım, 13.47'de, yilmazgurol1947 adımla. Yorumum şöyle: "Stella'yı 1986'da bulmuştum. 'Kafama elektrot yerleştirmişler, beyin dalgalarımı bilgisayarda yorumlayarak, beyin faaliyetlerimi izliyorlar, hatta feedback yoluyla yönlendiriyorlar' kanaatiyle. Bulmamı istemeselerdi, asla bulamazdım." Ve "beğeni" komutuyla, Facebook sayfama aktardım, haberi. Ve 19.30'da baktım, 2 yorum daha yapılmış. İlki benim yorumumla ilgili.

21.30 dolayında, SEVGİ'nin facebook sayfasına girdim, epey gün oldu girmeyeli. "8 saat önce" kapak fotoğrafını değiştirmiş, kendi fotoğrafını koymuş. "Çaldım", kendi facebook zaman tünelime aktardım, "SEVGİ'nin en sevdiği sayı, 7" diye yazarak. 21.45 şimdi.

*******************

(23 Aralık 2012   :) Pazar. Sabah. Önce Powerball. (28 Kasım, "büyük çekiliş" te 2.ci talihli, henüz çıkmadı. Onun için izlemekteyim, Powerball'u şu sıralarda sürekli.) Sonra, trthaber.com. 2 haber seçtim: 1) Dün akşam olmuş: Ankara, Elvankent istasyonu. Market alışverişinden dönen Ahmet TİRE 'ye, rayların üzerinden karşıya geçmek isterken, Eskişehir yönünden gelen Hızlı TİRE N  çarpmış, ölümüne neden olmuş. Tek güvenli geçiş yeri "alt geçit", suyla doluymuş. (Türkü: ELVAN çiçekleri takma başına...) 2) Bu sabah olmuş: 03.00 sıraları. İstanbul, Ümraniye, Esenevler, Yan yol. Otomobil aydınlatma direğine çarpmış. İçindekiler'den  ERHA N Soğukbulak ölmüş, F ERHA T Güçtimur (sürücü) ve BARIŞ Sarımaden yaralı, hastaneye. (Türkü: Serin sulu BULAKlardan...) Ve en sonra, Facebook'a, Fatoş'un ve Metin'in yüklediği birer fotoğrafa yorum yaparak, kendi zaman tünelime aktardım. (Fatoş'cuğum, Sevgi'nin fotoğrafına yaptığım, "yeni" yorumu beğenmişsin, sevindim. "yedi".) Ve ardından, Fatoş'un Zaman Tüneli'ndeki "KRANK" başlığı altındaki yorumlara, bir yenisin ekledim, şöyle:

" It was, in deed, for me. Wasn't it, 'hönig'! If I am wrong (I know) you won't be negatively affected. If I am right, I will not be negatively affected. Confirmation by you whether "right or wrong" won't lead me to a solid conviction "now" (you know). "

*******************

(24 Aralık 2012   :) Bir haber, trthaber.com'dan: 3 çocuk annesi DEVLET AKBAN, ADIYAMAN, sakarya caddesinde 3 katlı evin 3.ncü kat balkonunda HALI SİLKELERKEN düşüp ölmüş, dün (23 Aralık, pazar günü) saat 19.30 sıralarında. Bir haber daha: Gürcistan DEVLET Başkanı SAAKAŞVİLİ'nin dereye düşmesi ile ilgili. 22.45'de girilmiş. 08.44 saatle, ve "yilmazgurol1947" adımla, yorum, (ilk yorum benden). "Ve, DEPREM, gurcistan açıkları, Karadeniz'de, 5.3 şiddetinde, saat 15.31'de, 23 Aralık 2012'de" diye. Sonra, haberi Facebook sayfama aktardım. Orda da, yorumumu tekrarlıyarak, ve "Anlaşılıyor, SAAKAŞVİLİ'nin dereye düştüğü gün. Hv.H.O., Ben 1145. ERTAN TEZGÖR 1101. Sonra duydum, ordudan ayrılmış, GURcistan'a Türkiye'nin Büyükelçisi olmuş. 'Sosyalizm için' girmiştim Hv.H.O.'na, ve onu bulmuştum ilk önce, 'örgütlenme için'. Meğer beni aralarına almışlar bir grup arkadaşlar, MİT'in güdümünde. Sonra 256 sanıklı THKP davasında yer aldılar, toplam 30 kadar 1968 devresi hava subayları. ERTAN yer almadı aralarında." sözlerimi ekleyerek, kendi Zaman Tüneli'me aktardım, "paylaş" komutuyla.

Dün, Funda Avcı'dan, "Maya günü Kutlu Olsun" yazıma, "beğeni" gelmişti. Sayfasına girdim. Son kayıt, ve onun sözlerinden "kandırıyorlar" kelimesini seçerek, altına ekledim "yorum" olarak, "kandırırlar .... hyUNDAi .... kutlaMAYA .... teşekkürler ...." sözlerimi. Biraz da baktım sayfasına "neler var" diye. Ardından Metin'in sayfasına girip, Funda'ya teşekkür ettiğimi yazmıştım. Bu sabah, Funda'dan, "Beğeni" geldiğini gördüm sayfamda, dün yazdığımla ilgili. VeMetin'in sayfasına girdim. Onun seçtiği fotoğraf altında, FUNDA'nın "abicim" hitabıyla, Noel akşamı için çağrısı'nın altına, "METİN'de toyota CORONA, YILMAZ'da MAZDA. YILMAZ'a CORONAtion. 'ALL' invited. (Merry X-mas)." yazdım. (FUNDA kim, Yılmaz? Bilmiyorum ama, METİN'in kızkardeşi olduğu kanaatindeyim.)

FATOŞ'umun "PUSSY" fotoğrafıyla, "Merry Cristmas" dileğine de, "Sana da 'Merry X-mas' Fatoşcuğum. Miaoooow Miaoooow" diyerek karşılık verdim. (Saat 10.15 oldu, çıkıyorum.)

AKŞAM gazetesi'nin Yeniyıl takvimini kaçırmayayım diye, bugünden itibaren, ikinci gazetem AKŞAM olsun kararıyla bugün, AKŞAM aldım. Manşetinde, "DEVLET" vardı: "Uludere Devletle Barıştı". Arka sayfanın manşeti de "AŞK OLSUN". Öğle yemeğinden sonra yazmaya başlamadan önce, trthaber.com'dan iki haber: 1) Cizre, Polis aracı şarampole. Polislerden Ali BEKTAŞ olay yerinde şehit, MURAT yel, MURAT tuma, BATUHAN GÖZ yaralılar, hastanede.  Anlaşılıyor, bu sabah olmuş kaza.(Cizre Kaymakamı Şenol KOCA). 2) 13.36 girişli haber, Antalya Lara-Kundu arasına 2 kişilik ilaçlama uçağı düşmüş. Başka ayrıntı yok, henüz. Ve, "647 günün korkunç bilançosu" başlığıyla Suriye ile ilgili bir haber. Yorum yapmadan, facebook sayfama aktardım. Orada da "Beşar Esad'ın "suçu" ne Yılmaz?  "Öldürüleceğimi" biliyor olması!" yazarak, Zaman tünelime aktardım.

AKŞAM gazetesinde bir haber: Uzun süreli Jimnastiğin, Testesteron hormonunu düşürüp "kas kayıplarına" yo açabileceğine dair. Son Kurban Bayramına kadar, yaklaşık Birbuçuk yıl, Pazar hariç hergün, 25 dakika kadar,Mekik yaptım (250 adet. 50x5 olarak, yaklaşık bir saat sabah yürüyüşü ile "ısınmanın" hemen ardından. Ve bu süre içinde, yavaş yavaş kilo vererek 72 kilodan 65 kiloya düştüm. Kilo vermemde, çok yememe rağmen, elden geldiğince, kilo yapıcı besinleri az alarak. Yeterince Protini ihmal etmeden. Yani "Sağlıklı" bir zayıflama oldu. Kendimi daha iyi hissetmekteydim. Testesteron'un sporla ilgisini de biliyordum. Okumuştum. Ve, Bedenimin hiç Testesteron üretmediği koşullarda, ve Eczanelerin aylarca SUSTANON için "yok" dediği koşullarda, yapabileceğim bir şey yoktu. Mekiği bırakmak aklımdan bile geçmedi. Dolayısıyla, gazetenin deyimiyle "kasların içerisindeki karbonhidrat ve proteinlerin tırtıklanması" ile devam etmiş, besbelli, zayıflamam. Vapurda, arkama yaslanırken, Omurga kemiklerimin batıp acı verdiğini hissettiğimde, bunu da sağlıklı zayıflama kabul etmiştim. Değilmiş. Kurban Bayramı başında, zaafiyet başladı. Bayram münasebetiyle Mekiğe ara verip, biraz dinleneyim dedim. Ama Bayram sonrası, tekrar başlayamadım. Zaafiyet arttı. Ve üstelik Bel ağrısı eklendi. Belli bir hareketim ardından değil. Yavaş yavaş ortaya çıktı. Anlaşılan, bir yandan Omurga çevresindeki kaslarda "kayıp" nedeniyle, bir yandan tuvaletlerde aşırı ıkınma nedeniyle. Tuvalet sorunu epeydir, devam. İki yıl önce, Özel klinik'te çekilen Kolonoskopi'de, sadece iç hemoroidler gösterilmişti sorun olarak. Onların etkisiyle, yolu kapatıp, daraltması sebebiyle, zorluk var dışkılamada ve gaz çıkarmada. Gaz ve şişkinlik'te, uyguladığım beslenme programının da etkisi var. Ama değiştirebilecek durumum yok. Sonuç: Zaafiyet devam ediyor. Bel ağrısı, özellikle sabahları kalkarken. Bağlı olarak sol bacakta uyuşma. (Misyon gereği) Gazetelerde bilgisayarda fazla çalışmak zorunda oluşum da etkiledi, vücut zaafiyetini. Ellerim hafiften titrek durumda. Sağlığım kötü yani. Ama, mevcut şartlarda, misyonun benden beklediklerini yapmaya çalışmam ön planda. (Saat 15.30 oldu. Bırakıyorum. Nergiz İzban(=metro ile) Naldöken'e gidip, alaybey, yalı yoluyla, Çarşı içinden eve dönüş, için. Yürüyüş de var, ama "mesai" aslında, mevcut kıyafetimle, ve gerektiğinde, yapabildiğim ölçüde, ezme "söz ve davranışlarına", tepki vererek "ezen" İzmirli'ye mesaj.)

Saat 18.45 şimdi. Yaşadığım ezilme "yoğun" ama yazmıyorum epeydir ayrıntıları. 8 Aralık'ta, "Çay ve Bisküvi" saatinde, Bloknot'a "Çay ve Kuru Pasta" yazmak zorunda kalınca, altına da şunları yazmıştım. Bloknottan aynen aktarıyorum: "ARMAĞAN, 'çok yaşlı kadın', seslendi yukardan 'kardeş kardeş' diye, Cemal Gürsel Caddesi, Alaybey tarafı. Akşam İzban'dan Naldöken'de inip, eve yürürken. 'kıyamadım atmaya, yermisin içinde börek var", dedi ATTI, poşet içinde. Evde açtım Tansaş tabaka içinde Kuru pastalar... Dün sabah Tansaş GİRNE, kasada iken, adam 'sopa yiyecek' deyince, öfkeyle bağırdım, 'ATTI ğınız sopalar yetmedi mi' diye. Adam tekrarladı sözünü, ben de gene tekrarladım bağırarak sözümü." Bu kadar yazmışım. Biraz daha açıklığa kavuşturayım. Kasiyer kız, ve diğer hazır birkaç müşteri önceden tembihli, adam o sözleri bir vesile ile söyleyecek, aslında bana yönelik dolaylı söz, dolaylı tehdit. Tepki verirsem nasıl davranacakları da tembihli. Yani orda, ufak çapta bir "kitlesel" ezme (dayak tehdidi) hazır, ben girmeden önce. Adamın ağzından çıkan son iki kelime aynen yazdığım gibi. Ama bu bana da imkan, tepki verebilmem için. Ne yaptım, aynen yazdığım gibi. Yüksek sesle, çınlattım ortalığı. Adam ne yaptı. "Kardeşim, ne üzerine alınıyorsun, sana söylemedim ki" bile demedi, ne yaptı. Aynen tekrarladı o iki kelimeyi. Ben ne yaptım, ben de aynen tekrarladım sözlerimi, aynı şiddetli sesle. Sonra ne oldu. Adam sustu. Ben de sustum. Hiçbir şey olmamış gibi, kasada işimi bitirip, çıktım. Bu karşılıklı "davranışlarla" ne belli oldu. O sözlerin bana yönelik olduğu ispatlandı. Ve benim de beni ezenlere karşı ne kadar öfkeli ve kinli olduğum belli oldu. Yani, orda "duymazlıktan gelip" rahat yolu seçmek olmaz. Çünkü rahat yol değil o. Rahat yol, böyle "uygun tepki" verip, karşı-mesajı, sokmak ilgili kişilere. Zikirde fayda var, sabahleyin, "Attığınız sopalar", sözü ile Akşamleyin, üst kattan "Atılan" kuru pasta paketi, bağıntılı.

Bu sabah, eve dönerken, (ötedenberi ezme uygulayan ADLİYE taksi önünden geçerken, NERGİZ taksi'nin bir taksisi yanımdan, Bahriye Üçok Caddesini geçmeye yöneldi, Benim de gideceğim, Berin Taşan sokağa doğru. Ama  Caddenin ortasında durdu, trafik düzenlemesi, MİT tarafından ona göre yani. Ama, bu da bana tepki için imkan verdi. Zaten yakınındayı Taksinin. Bir iki adım daha atıp iyice yaklaştım ve öfkeli tavrımla, Şoföre parmak salladım, sol işaret parmağımı. Nasıl davranacağını bilemedi. Hareket edene kadar devam ettim, parmağımı sallamaya. Girdi sonra, o sokağa ben de arkasından. İlerde durup ta, "sen bana niye parmak salladın" demedi. Nergiz taksi, Zirve Fırın'ın yanında. 5 Ekim 2008 Zirve Fırın dayağını "hatırlatmak için" arasıra, çıkarıyor karşıma, Misyon koyucu, MiT marifetiyle. Bugünkü olayın, asıl sebebi de, sözde ADLİYE taksicilerine "moral" vermek için. Dayak tehdidi, yani. Tabi, Adliye Taksiciler de gördüler durumu. Yani benden de karşı-mesaj. Suriye "cephesinden", dünün çarpıcı haberi, Suriye Jetinin, Muhaliflerin ele geçirdiği HAMA'ya bağlı Halfaya'da, Fırında ekmek kuyruğunda bekleyen sivilleri bombalayıp (son rakam) 105 kişiyi öldürmesiydi. Nergiz Taksi'nin bu sabah karşıma çıkarılması Halfaya olayıyla bağıntılı yani. Zirve Fırın dayağından sonra, Türk Bayrağı büyük bir kartondan yaptığım Uçak maketi elimde gitmiştim bir süre devamlı Zirve Fırına, verdiğim mesaj da apaçıktı. Şimdi o Uçak, salonda masamda.

 Bu akşam, eve dönerken, Latife Hanım Sokak, kaldırım. Karşıdan geliyor bana doğru, iki Polis, biri erkek biri dişi. Genelde, bıraktım, polislere "tepkiyi" epeydir. Ama, burda uymaz, dirsek teması yanyana geçeceğiz. "Dostça mı, Düşmanca mı", dedim tam yanıma geldiklerinde. Dişi olanı (hazırlıklı) "Ha" dedi, sadece, "Ne demek istiyorsun, ifadesiyle", HADIM kelimesinin ilk hecesidir, birinci anlamı, HA'nın. İlave tepki vermeden yürüdüm. İki polis, biri erkek biridişi, bir yandan Zirve Fırın dayağında yer alan sivil giyimli bisikletli biri erkek biri dişi iki polisle bağıntılı, bir yandan da, bugün Şırnak Cizre'de trafikte "şehit" olan ve yaralanan polislerle bağıntılı. İkisinin adı MURAT "UR"lu yani, HAdım işleriyle ilgili. (Şimdi saat 19.45)

Saat 20.45 şimdi. Misyon koyucu, MİT marifetiyle beni, İzmirli'ye ezdirirken, özetle "Havuç-Sopa politikası" uygulamakta. Af edip, işe evet dersen, Hadımlığına da çare var, Aksi takdirde tekrar tımarhane. Ezen İzmirli biliyor bunu, ona göre davranıyor. "Hadımlığa çare", ağır cinsel taciz, aslında. Tımarhane tehdidi, çok ağır bir tehdit. Biliyor bunu, dolaylı söz ve davranışlarla yapan İzmirli. Nasıl kabulleniyor. Şöyle, "Adam diyor ki İzmir'i yakacağım, yakmaktan vazgeçene kadar, tımarhane tehdidine devam" açıklamasıyla. Ezme'nin merkezi "ev". 4.cü dalga ezme 31 Mart 2000'de, Apartmandan Ali Kundakçı'nın, S.Kini tutup, "ne olacak bu", demesiyle başlatıldı. Daha sonra, Ali "Döverim seni" de demiştir. Her ikisi de görünüşte, benle ilgili değilmiş gibi, ama dolaylı olarak bana yapılmış söylenmiş, ve bunun benim tarafımdan bana mesaj olduğunun bilinmesi istenilmiş işler. Apartman ve yakın çevresi mahalle. Apartman'da, öteden beri oturmakta olanlar, kimler kaldıysa, biliyorlar, bana öteden beri yapılanları, yaptıklarını. Yeni taşınanlar da, "Eski" nin devamı olduklarını, ona göre davranacaklarını biliyorlar. Ev'de ezme, Kent genelinde, ben dışarda iken uygulanan ezme fiillerinin, davranışlarla, seslerle, sözlerle hatırlatılması biçiminde genellikle. Yoğunluk, şurdan kaynaklanmakta. Evde iken tam bir gözetim altındayım. Mutfakta, tuvalette, yatak odasında kısaca evin her yerinde, yapmam gereken rutin işlerde, belli bir hareketi yaptığım sırada, gelen "uyarı", ses, söz, davranış. Üst kattan, Pencerenin dışından, Yoldan vesaire. Hepsi de, "havuç-sopa" ikiliğine uygun biçimde. Apartman, ve yakın çevresi kişilerine, artık "tepki" göstermiyorum. Son tepkim, apartman kapısından içeri girmek üzere iken olmuştu. Bağırmıştım öfkeyle, "Dolaylı tımarhane tehdidi çok ağırdır, bir kere daha ağzımdan çıkmış olsun" demiştim. Belki 2012'nin başlarında, belkide geçen yıl. Yani, tepki yok artık Apartmancılara. "Dövseler" bile. En az zararla yaşamaya çalışıyorum aralarında. Mecburi ilişkilerim de ona göre, en kolay nasıl yapabilirsem öyle. Etkilenmiyorum muyum. Etkileniyorum, ama artık etkilenmmemiş gibi davranmaya çalışıyorum. Biliyorum daha da arttırabilirler. Ama yapabileceğim bir şey yok artık onlara. Evdeki rutin yaşantımı, ilgisizmiş gibi görünen eylemlerle, ama bana yönelik yapıldığını bilmemi isteyerek, daha da zorlaştırabilrler. Bozarlar, ev aletlerini, camı taşlayıp kırarlar vesaire. Zorlaştırırlar yaşayışımı iyice, beni "pes ettirmek" için. Biliyorum bunları. Onların bildiği, güvendiği bazı durumlar var. Tımarhaneler dönüşü, "süt dökmüş kedi gibi" olmuştum. Bu bir. İkincisi, 1996'da "tepki" olarak işyerini terketmiştim. Ama, 9 ay sonra, "tükürdüğümü yalayıp" aynı işyerine geri dönmüştüm. Dolayısıyla, şimdi de "Pes edinceye kadar" ezme şiddetini arttırma imkanları var, apartmancıların. MİT'in emrindeler, bana karşı. (Saat 21.30 oldu.)

*******************

(25 Aralık 2012   :) NOEL / CHRISTmas  İSA'nın "kabul edilen" Doğum Günü. KUTLU OLSUN...

TESTESTERON, erkeklik hormonu. Erkeklerde, testislerde üretilir. Cüz'i miktarda da Böbreküstü bezlerde. Erkeğin, cinsellik dahil, genel sağlık durumu için gereklidir. Viagra ilacı gibi değildir. Libido, herşeyden önce, BEYİN'e bağlıdır. İnançlı gerçek bir katolik rahipte Libido yoktur. Kapatmıştır, beyni, cinselliğe o erkeği. Aseksüel'dir, tam erkek olmasına, vücudunun normal testesteron üretmesine rağmen. Aynı şekilde, şu veya bu nedenle, bir erkek, hayatının geri kalan kısmında artık "orgazm" olamıyacağı kesin kanaatine varırsa, beyni kendiliğinden cinselliğe kapatır o erkeği. Aseksüeldir artık o. Örneği ben. 31 Temmuz 1986 Çanakkale amputasyonu ardından 3 ay kadar sonra, hastaneden, İstanbul'a "eve" döndüğümde, "Masturbasyon" yapabilecekmiyim, diye denedim. Yapamadım. Demekki olmayacak artık, kanaati. Bu kanaatle beynim kapattı beni cinselliğe, "kendiliğinden" Erkeklik organımı "kaybetmiş" erkektim ama, artık aseksüeldim. Sıfır libido. Cinsellikle ilgil en etkili uyarıcı bile etkisizdi artık. Semra'nın tuttuğu elimi, (giysi üzerinden) cinsel organı üzerine bastırması bile etkisizdi. Elini tutmak etkiliydi, AŞK'ın cinsellik dışında kalan Duygu tarafı açısından.

Meğer, ben, erkeklik organım olmadan da orgazm olabilirmişim. Amputasyon'dan 5 yıl kadar sonra, burda İzmir'de, 1991 yılında herhalde, evde gece televizyon kanallarını karıştırırken, RTL veya SAT1'de, porno programına rastladım. İlgim yok ama, "bi bakayım ne yapıyorlar" dedim. Bakarken, (5 yıl aradan sonra, ilk cinsel uyarıyı aldım. Elimi orama götürdüm, biraz "ovalama" ile orgazm oldum. Tıpkı, amputasyon öncesi gibi, atışlarla, ve meni akışıyla. Tabi, meni de sperm hücreleri yok. Genellikle prostatik sıvı. Koku "eskisine benzer". Tabi şaşkınlık, sürpriz. Ve tekrar başladı "seksli" hayat. Masturbasyonlarla, Libidom aynen geri geldi, seks'e olan açlığım kalmış olduğu yerden, pozitif negatif unsurlarıyla aynen. 1991 yılında, misyon bilincim yitikti, (Tımarhaneler sonrası,1990-1992 üç yıl kadar). 1991 ilk yarı, CANECE'de çalışırken, Testesteron eksikliğinin sağlığa olumsuz etkilerini okuyunca, Ege Üniversitesi, Endokrinoloji'ye başvurdum. Prof. TAYLAN KABALAK, Aylık Sustanon iğnesi verdi, ömür boyu kullanmak üzere, ayrıca günlük hap da verdi. hapları kullanmadım. zor. İğne ile devam ettim. Şimdi şu soru: Libidomun tekrar başlaması ile, Testesteron almaya başlamam kesin hatırlamıyorum ama birbirne yakın tarihlerde. Hangisi önce onu bile hatırlamıyorum. Testesteron alma sayesinde mi başladı libido. Hayır. O akşam ki "tesadüfi" (!) olay olmasaydı, öyle devam ederdi durumum. Bir de şu konu var, 1991 sonrası zaman içerisinde, eczanelerin Sustanon için peşpeşe uzun aylar boyunca "yok" dedikleri durumlar da oldu. Belki 7-8 ay Sustanon almadığım zamanlar da oldu. Ama benim Libidom, ve masturbasyonlar devam etti, o sırada da. Genel Sağlık durumum iyiydi, Testesteron eksikliği libidomu olumsuz etkilemedi yani. (Saat 09.30 oldu,çıkıyorum.)

Libidosuz "rahat" hayat bitmiş, Libidolu "zor" hayat başlamıştı. Masturbasyonlar için sadece "hayalgücü" yetmeyince, İzmir'in yarı-porno film gösteren "sinemalarına" muhtaç olmuştum, Kemer'deki, İkiçeşmelik'teki. Haftada bir. Kolayca orgazm, yakınımda oturanlara "belli etmemeye çalışarak". 31 Mart 2000'de, İzmir'de 4.cü dalga ezme başlatıldı. Ev'de üst katta da yeni evli bir çift. BURAK-BURCU (Duyduklarımdan bööyle, UR'lu isimler. Asıl isimleri olmayabilir.) Geceyarısı, ben yatak odamda, bir üst kat odada, "seks". Erkeğinin sesini hiç duymadım dişisinin sesi. Ben sekse aç. Durum Dayanılmaz. Dişisinin seks yaparken, söyleyeceği sözleri, yada çıkaracağı sesleri duyabilmek için, kulak duvara, bekle dakikalarca. Hiç aldırmadan, rezilliğime. Ve yukardan gelen "sesler" ardından sonunda masturbasyon, uykudan önce. Gelen seslerden en önemlisi, yüksek sesle tekrar tekrar, "VURDUM S.KİNİ AMA". Mesajı anında belli, "Yılmaz urdu s.kin onun için kestin ama.", Ama kim aldırır mesaja filan. Hatta, 4.cü kattan gelen KANNİYE YILDIRIM'ın sesi: "KAFANI DUVARA VURURSUN SONRA" Hem Ur-Ur'lu hem AF'lı hem Tehditli mesaj da anında belli, ama kim aldırır mesaja filan. 2000 yılının ilk yarısında, bunlar. (Daha önceki zamanda, "Onu MİT'e dövdürteceğim" de demiştir, anneme, KANNİYE, bir "başka" (!) kişi için.) Sonra, epeydir gazete standlarında görmekte olduğum, poşet içinde satılan "erotik" dergiler. Belki sansürsüzdür diye aldım birini. Eve gelince, hemen kendi odama geçtim. Acele ile açtım. AAAA, sansürsüzmüş. Soyunmaya imkan kalmadan, Derginin tamamına bakmaya imkan kalmadan, hemen ayakta masturbasyon, orgazm. Sonra, dergilerde adresler, İstanbul'da. Porno Kasetler. 1 Mayıs 2000'de, Bitpazarından bir Kaset çalar aldım (SANYO), ve İstanbul'a siparişler. Geldi bir kaç kez, ARAS cargo ile, Yurtiçi Kargo ile. Yeni bir aşamaya girmiştim. Porno kasetlerden "Tatmin". Daha sonra, zamanını tam hatırlamıyorum, CD aşamasına geçtim. Önce, 1775/3 sokaktaki TV'ciden CD-player, uzun süre o. Görüntü bozuk. Sonra Bitpazarından, SUNNY CD-player, görüntü güzel. Ve gene Bitpazarından bir iki farklı yerden Porno CD'ler, epey uzun süre devam etti. Bir hayli para verdim, en son "Mehmet Bey" e, müteaddit defalarda. Sonra, ne olduysa, yasa çıktı galiba, CD temin imkanı kalmadı. Hep yenileriyle değiştirdiğim CD'leri değiştirme imkanı kalmadı. Elimdeki mevcut CD'ler kaldı bana sadece. Tabi bir  miktar  da kaset de var. Uzunca bir süre onlarla idare ettim. (Saat 13.00 oldu.)

Sonra, "doygunluk". Libido aktif ama, eskisi kadar değil. İşte bu kısmen doygunluk sırasında, üst kattaki yeni "çiftin" sesli seks yapamaları, sözlü değil sesli, hem erkekten hem kadından. Cinsel uyarı almadım hiç. Cinsellik karışmayınca, işin ezme tarafı açığa çıktı. Bir gece dayanamadım. Zirve Fırın dayağı ardından, oraya elimde uçak maketi ile gitme döneminden önce bir süre "sopa" ile (Balkon süpürgesinin uzun sapı) ile gitmiştim. Onu alıp geldim. Tavanı sopaladım. Balkon kapısını açtım. "Yasemin Yasemin" diye bağırdım. Gece herhalde saat 02.00 falan.  Karşı Çobanoğlu Apartmanında Yasemin'in annesi, daha önceki eski bir zamanda, gecenin saat 03.00'ünde kahkaha atmıştı, onunla ilgili. Olayın zamanını hatırlamıyorum şimdi. Bloknota dakika dakika yazmıştım. Belki 2011, belki 2010. Bu olay nedeniyle, o çift, bir süre sonra taşındı. Giderlerken, bana, "gazeteleri alacak kadın geldi" izlenimi vererek, kapı zilini çaldılar. Açınca ben kapıyı, kadın önde adam arkada (genç ikiside), kadın "O bendim" dedi, o kadar. Daha önce görmemiştim ikisini de ama anlaşıldı, "üst kattakiler".

2012 yılına, sekste kısmen doygunluk şartlarında girdim. Ama libido eskisi gibi olmasa da aktif. Fakat yeni bir durum hissettim. Ezme'nin merkezi "Ev" de, Apartmandakilerin, ve çok yakın çevresindekilerin, Ezme fiillerine tepki  vermemek ve de etkilenmemeye çalışmak safhasındaydım, ama "Taks.ki" fiilerinin ağırlığı dolayısıyla, onların gözlemi altındayken, Masturbasyon yapmak canım istemedi, eskiden bu konuya aldırmadığım halde. Ağır geldi yani.  Ne yaptım? Zaten azalmış olan libidomun aktifleşme belirtisi hissettiğimde bastırdım. İttim gelen cinsel uyarıyı. Artık burda böyle Yılmaz. O.Ç.lere oyuncak olduğun yeter düşüncesiyle. 2012 yılını hemen hemen böyle yaşadım. "Aseksüel" diyebilirim. Kısmen doygunluk, ve ardından gelen onlar gözlerken, izlerken, ve davranışlarıma göre beni taciz ederlerken, masturbasyon isteksizliği dolayısıyla "aseksüel". Buna birde Kurban Bayramı ile başlayan Zaafiyet, ve Bel ağrısı eklenince, libido "pratikte" sıfırlandı.

Askeplius, Eros'un önüne geçmiş durumda, şimdilik, Fatoşcuğum. Anneme söylerdim: "Sarımsağı insanlara Askeplius armağan etmiş" diye. "Allah ondan razı olsun" derdi.... (Saat 19.45 oldu.)

2000 yılı BURCU-BURAK olayının bir benzerini, ondan 25 yıl önce, 1975'de, İstanbul'da, ERENKÖY, ERALP sokak ALP apartmanındaki evimizde (dairemizde) yaşadım. Ordada genç çift, üst katta, gece yarısı. Erkeğinin sesini hiç duymadım. Dişisinden de sadece belli cümleler, onun dışında konuşma duymadım. O cümleler aynen şöyle 1)  "Ağzın burnun bül.ğün" Bugünlerin "Ağzını Burnunu Kırarım Senin" sözleriyle bağlantılı. Tabi, geleceğe mesaj olarak, UR mesajı asıl. "Bül.ğün Ur yılmaz, zaman gelecek keseceksin." 2) "Boklar kurumuş" Geleceğe mesajı: Tuvalette keseceksin uru, boklanacak, tuvalet deliğinde. 3) "Ama ben de senin g.tüne parmağımı sokacağım" Geleceğe mesaj: Hapishanede Kıçına parmak atacaklar yılmaz. 4) "Bak Tabak gibi". Geleceğe mesaj: "Tak tiki tak tak" işleri var gelecekte. Kadın, ayrıca duyurmuştu bana, "Daire" kelimesi kullanarak, çalıştıkları yer hakkında, yani MİT'çiyiz, mesajı için.

Good night, meine liebe (21.10 oldu.) 21.00'de "Akşam Sefası" başlıyacaktı, TRT-Müzik'te (Canlı), biraz onu izleyeyim....

*******************

(26 ARALIK 2012   :) Bu sabah, önce Powerball, ardından trthaber.com. Ve ordan "Nurdağı'nda kaza, 2 ölü" haberini yorum yapmadan, facebook sayfama aktardım. Ve facebook sayfama geçtim. En başta bir fotoğraf, 4 kişi, biri GÜL. Dün Fatoş ve Metin'in "beğeni" komutlarıyla, benim sayfamda da çıkmış. Tabi, görünce "aaaa" dedim, sevindim. Sevincimi, Fotoğrafa "AAAA ben de çok beğendim. Demir'in GÜL'ü, benim GÜL'cüğüm de orda." yazarak, Zaman Tünelime aktardım. Sonra gene aynı yerde, "Nurdağı" haberine de, "25 ARALIK'ta olanlar: 1) NURdağı ilçesi, otomobil kamyona çarptı. Sürücü Mustafa ŞAŞ (76) ve ikinci evlilikten karısı SONGÜL (37) öldüler. Yusuf Mert Şimşek (8) Gaziantep'te "25 ARALIK Devlet Hastanesi" ne kaldırıldı. 2-3-4-5-6-7) trthaber.com'un bu sayfası içinde mevcut" yazarak, onu da zaman tünelime aktardım. Sonra, Zaman tünelime girerek, şu iki yazıyı yazdım:

"25 Aralık 2012'de olanlar: 1) NURdağı kazası, 2) Diyarbakır milletvekili Şerafettin ELÇİ (73), hastanede vefat. "...resulullah" (resul=elçi). İSA'nın "kabul edilen" doğumgününde, NOEL'de. İSA, müslümanlara göre peygamber=elçi dir. Hristiyanlara göre, TANRI'nın kendisi (oğlu da diyorlar, biraz karışık.) 3) İsmet İNÖNÜ anıldı, 39.cu vefat yıldönümü. İSMETİN ÖNÜ. Çok geçtim, İZMİR'de doğduğu evinönü' nden. 4) MAO'nun doğum gününde, en uzun hızlı tren. 5) Kazakistan, Askeri uçak düştü, 27 ölü. Çimkent yakınlarında. (100.000 çiçekkent). 6) Ukrayna, heliKOPtER düştü, 5 ölü. 7) Antalya, FİNİKE, Gülşen KURŞUNoğlu (69), taXi çarpması sonucu öldü. Ve, CHARLIE CHAPLIN'in vefat yıldönümü (1977)."

"26 Aralık 2012 tarihinde trthaber.com'dan: Karadeniz'de, GÜRcistan açıklarında, "aynı bölgede" 2 deprem: 00.44'te 5.5 şiddetinde, 00.55'de 4.4 şiddetinde. (Dakikalardaki, ve şiddetlerdeki rakamlar arasındaki bağıntıya dikkat. Dörtlü Aile, iki eş mesajı.) Hangi gün? Üç önemlii depremin yıldönümünde: 1) TÜRKİYE, Erzincan, 25/26 Aralık (tarih değişimi sırasında) 1939, 40.000 ölü. (TC'nin en büyük can kaybı olan depremi.) 2) İRAN, Bam kenti, 26 Aralık 2003, 50.000 ölü. 3) ENDONezYA, Sumatra açıkları, (TSUNami ile birlikte), çok ülkede toplam 250.000 ölü.

Bugün, buraya kadar yazdıklarıma "kaydet" komutu verince, "web sayfası görüntülenemiyor" mesajı verdi, ve yazdıklarım silindi. Tekrar yazdım aynısını, 40 dakika sürdü. Şimdi, gene kaydet komutu vereceğim. İn..şallah kaydeder, sonra çıkacağım, bugün BOSTANLI günü, çarşamba, saat 11.40 oldu.

 Birikerek, 2012'nin en büyük ikramiyesi haline dönüşen, Süper Loto'nun, 9.ncu devir çekilişi, 266.nı çekiliş, 22 Kasım 2012'de yapıldı. 6 bilen 1 talihli. Sayılar: 5-22-28-38-46-48. Kupon Kayseri, KOCASİNAN ilçesinde, Naci EMEL'in bayisinden yatırıldı. Talihli, 25 Aralık 2012 NOEL günü, kuponunu Milli Piyango İdaresine ibraz etti. İkramiyesini 22 milyon (21.763.311 TL, 50 Kuruş), ertesi gün (yani "bugün") aldı. Kimliğinin açıklanmasını istemedi. Kayserili, ama İstanbul'da yaşıyor. Bir gezi sırasında, Kayseri'de oynamış süper lotoyu. Kayseri=38, KOCASİNAN="kocasıynan"=kocasıyla, 22 KASIM=22 KARIM, 22 Milyon. NOEL=LEON (Jean Reno/"matilda")

*******************

(27 ARALIK 2012   :) Bu sabah, trthaber.com'dan, "2012'de kaybettiğimiz ünlüler, 34 sanatçı" haberini, facebook sayfama, ordanda "Sevenlerinin başı sağolsun... İnsanlar Fani, Misyona Mani, Aslında Cani, Oldunmu Kani..." yorumuyla", Zaman tünelime aktardım. 

Kendisi erkek, resmi nikahlı eşi erkek, Almanya Dışişleri Bakanı Guido WESTERWELLE'nin, bugün doğum günü, 51 yaşına girdi. "Kutlu Olsun...."

"Bugün", UŞAK-İZMİR treni, MANİSA'da, BARBAROS mahallesinde, yayalara kapalı alanda, bir kişiye çarpmış. 50 yaşlarında bir erkek. Ölmüş.

*******************

(28 Aralık 2012   :) Bu sabah, "yoksa kaçırdım mı" diye, Powerball'un başka sayfasına baktım. Evet, orda yazıyor: 28 Kasım 2012 Çekilişi, 2 talihli, Arizona ve Missouri'den. Missouri'deki Cindy and Mark HILL çifti almışlardı ikramiyelerini. Arizona talihlisi de almış, (ne zaman, bilmiyorum), adı Mattheew Good. 28 Kasım 2012 yılın 333.ncü günü, Hürriyet'te Emrehan HALICI'nın 3333.ncü akıl Oyunu günü. Dolayısıyla, Bugün 3363.ncü akıl oyununu soracak, Emrehan.

2012'de Piyango tarihinde en büyük 3 çekiliş yapıldı: 1) 30 Mart 2012, "Mega Millions", $656.000.000 annuity, 3 talihli paylaştı: "The three Amigos" (MARYLAND), Anonymous (KANSAS), Merle and Patricia BUTLER çifti (ILLINOIS). (BUTLER çifti ikramiyelerini, SEVGİ'nin doğum gününde 18 Nisan'da aldılar.) 2) 28 Kasım 2012, "Powerball", $587.500.000 annuity, 2 talihli paylaştı: Cindy and Mark HILL çifti (MISSOURI) (Aynı gün ikramiyelerini aldılar), Matthew Good (ARIZONA). 3) 15 Ağustos 2012, "Powerball", $337.000.000 annuity, 1 talihli: Donald LAWSON. (İkramiyesini, BARIŞ'ın doğum gününde, 1 Eylül'de aldı).

Baktım, her iki listenin, tamamına, başka büyük ikramiye var mı diye 2012 yılı için. Evet var, "Mega Millions" ta, 11 Şubat 2012 çekilişi, $336.400.000 annuity, 1 Talihli: Louise WHITE & Sherbert TRUST (RHODE ISLAND). Tarihin 4.cü büyük ikramiyesi değilse bile, 2012'nin 4.cü büyük ikramiyesi. Hangi gün çekilmiş? Fatoş'cuğum, seni karım olarak buluşumun, 5.ci yıldönümünden 1 gün sonra. (Türkü: "...şerbet eyle ver beri)

31 Mart 2012, İzmir'de 4.cü Dalga ezme'nin başlamasınını, 12.ci yıldönümüydü. 15 Ağustos 2012'de, PKK'nın "Silahlı Mücadeleye" (Teröre) başlamasının 28.nci yıldönümüydü (Abdullah ÖCALAN).

Bu sabah sonra, Facebook'a baktım: Fatoş'un ve Metin'in bazı "beğenilerine" yorum yaptım. Gül'ü başka bir fotoğraf içinde de görünce, kontrol ettim. Önceki 5 fotoğraflık grup 15 fotoğrafa çıkarılmış. Zaman Tünelimdeki'de çıkarıldı mı diye baktım. Evet çıkarılmış. Ama, ilk fotoğraf 4 kişi, Gül en solda, şimdi sadece sağdaki üç kişi görünüyor, zaman tüneli sayfasında. Zararı yok. Fotoğrafı tıklayınca, tüm fotoğraflar tam olarak var. Nehir GÜCÜYENER fotoğrafları.

Saat 10.00 oldu. Çıkıyorum.

*******************

(29 Aralık 2012   :) Önceki gün ve dün, Körfez'de Pelikan fotğtafı çekebilmek için, SAMSUNG'u yanıma aldım. Her iki günde de deniz sakin ama hava bulutlu. Her iki günde de çektim uzaklardaki bir iki pelikanın fotğraflarını çokça, gemiden. Ama, fotoğraflarda adeta hiç belli değiller. Sildim onları. İki olay çok önemli: Önceki gün, gemi pasaport iskelesine yanaştı, Fenerlerin arasından giriş için dönmeye başlamadan az önce, son kez baktım sağa sola pelikan yok, telefonumu kapattım. Birkaç saniye sonra, geminin önünden, önüme yüzerek bir pelikan çıktı, geminin sağındayım ben,küçük gemi. 5 metre kadar yakınımda suda pelikan, 5 metre kadar ötesinde fener. Ama telefonum kapalı. Açılması çok uzun sürüyor. O kadar üzüldüm ki. Kaçırdım Pelikan'ımın verdiği güzel pozu. Üzüntüm bir hayli sürdü. Lotoda bir sayıyla büyük ikramiyeyi kaçıran kişi gibi. Ve dün, gene küçük gemi, Pasaport gemisi. İskeleden binerken gemiye, niyetim önce yukarı çıkıp biraz oturmak, kalkıştan sonra ordan aşağı inip, geminin "kıç" tarafından, sağı solu kolaçan edip, pelikan aramak. Telefonumu da otororken açarım dedim. Herzamanki yerime tam oturmak üzere iken ne göreyim. Gemininkıç tarafında sağda suda 10 metre kadar açıkta bir pelikan. "Eyvah" dedim, telefon elde koştum geminin sağ arka köşesine, telefonumu açarak. Ama Pelikan yüzerek uzklaşmaya başladı. Gidiyor, telefonum bir türlü açılmıyor. Gemi de kalkmak üzere. Sonra Pelikan başladı uçmaya, uçarak uzaklaşmaya. Telefonum nihayet açıldı, bastım peşpeşe çokça aceleyle,"çek" butonuna, o sırada gemi de hareket etti. Akşam, evde, baktım, bir poz yakalayabilmişim, "yakalarsan çekersin" diyen pelikanımdan. Güzeldi. Belli oluyor, iki de Martı, "biz de varız" demişler. 

Sonra, "Körfezde bir Pelikan..." yazısıyla, onu facebook Zaman Tünelime aktardım (Aktarırken, daha önceki fotğraflar da aktarılmış, ki onların bazıları zaten vardı, zaman tünelimde, olmayan iki tanesinin yazıları da "Smyrna'da 25 yıl, 1987-2012".) Sonra, facebook sayfamda, Fatoş'un ve Metin'in yüklediği çokça fotoğraflara baktım, "yorum" ekledim, ve Fatoş'un "One day..." diye başlayan fotoğrafına yorum yapıp, zaman tünelime aktarmak için beklerken, "uyarı" geldi, "Metin, pelikanı beğendi" diye, sevindim. Uzun süre bekledim, günün anlam ve önemine uygun, bir şey bulamadım yazacak. Sonunda, "Song: Let's forget about tomorrow, Let's forget about tomorrow, for tomorrow never comes..." yazdım ve aktardım.

Bu sabah, önce trthaber, "İzmir'de motosiklet kazası", "cok sıkıldım dun ızmırde" yazısıyla, zaman tünelime aktardım. Sonra baktım facebook sayfama. Fatoşum "kediciği" ile "HUG" istiyor, ödünç. "Fatoş'umun kediciği..." yazısıyla onu da aktardım zaman tünelime. Bildirimler de çıkmamıştı, Fatoş'un Pelikan fotoğrafımı beğendiği. Ama, Pelikan fotoğrafımın altında, "Fatoş ve Metin, Pelikanı beğendiler" yazısını görünce sevindim. Ve altına yazdım "...neyseki Fatoş'um ve Metin'ciğim beğenmişler Pelikan fotoğrafımı" yazdım. Fatoş, "One day..." yazısına, yazdığım yazıyı de "beğenmiş", Niyetim ana sayfadan aynısını tekrar, değişik yazıyla, zaman tünelime aktarmaktı, ama aradım, orda yok. Dolayısıyla, ben de, "yorum" olarak ekledim altına: "Song: Let's forget about yesterday, let's forget about yesterday, for yesterday never goes..." I am about to go out, It's now 09.30 and today is Bostanlı-day, Saturday. Bulmacalar, bugünlerde AKŞAM'dan. Asexuality engel değil, değil mi Fatoşcuğum!...

Öğle yemeği, ve "puzzle & coffee" sonrası, önce trthaber.com, ardından Facebook. En başta, Fatoş'un yazısı: "Liebe dich so, wie du bist!" (Seni olduğun gibi seviyorum, ya sen!) Kendi zaman tüneline yazıp göndermiş. Fotoğraf filan yok. "Sade ve net", ben açmadan 1 saat kadar önce. Ve bir yorum yapılmış, Tina Tsakiri tarafından: "Ich dich auch!", (Ben de!) diyor, Fatoş'a, benim yerime. Ama olmaz, kendim söylemeliyim. Söyledim aynen, Tina'nın sözleriyle, kendi zaman tünelime aktarırken yazıyı. Sonra baktım Fatoş'un zaman tüneline. Orda çıkmamış, "Ben de!" deyişim. Ve oraya da yazdım: "Ich dich auch!". Gitmeden Fatoş'un zaman tüneline, ikinci sırada seçmiş olduğu "Kafasına göre takılanlar"dan "KARINca duası"na "Allah'ım bugün inşallah kimse üstüme basmaz. Amin." diyen karınca için ben de "Amiiiin...." dedim. Fatoş'cuğum, Bulmaca'da bir kare boş kaldı, öteki bulduğum kelimelerde, bir tane K var altında İ, "Akil" kelimesi yukarıdan aşağıya. Kİ ordan. Sadece iki tane S var. Onları da, uysun diye, yukarıdan aşağıya olan kelimelerle yazayım: PUSU-ARASTA (Arasta, çarşılarda aynı işi yapan esnafın olduğu bölüm'müş.) KİSS tamamlandı. PUSU, pussy'yi çağrıştırıyor, Y var zaten, iki tane. ARASTA da kuru pasta'yı çağrıştırsın, Hani çok yaşlı kadının, "kardeş kardeş" diye seslenerek, bana, Naldöken dönüşü, üst kattan attığı, "armağan" kuru pasta. Öperek... (Saat 14.45 şimdi.)

Saat 21.30 şimdi. Bu akşam bilgisayarım "korkuttu" beni. Banyo ve yemekten sonra, açarken "bozuldu", saat 19.00 yaklaşırken. Telefon açtım, "inşallah kapatmamışlardır" diye, ÇÖZÜM bilgisayar'a. Suat arkadaş ordaymış. Götürdüm bilgisayarı apar topar. Ama orada "çalıştı". 19.30 sıraları döndüm eve. Teamüle uygun, önce trthaber.com. Bir haber, 19.28 de girilmiş. Antalya Kazım Karabekir Caddesi. Freni boşalan kamyon, bisikletli Baba-kız'a çarpmış. Beyza Kavçakar, kamyon altında kalarak ölmüş. Baba ağır yaralı. Sonra Facebook. 2 bildirim var. Önceki, Fatoş'un "ich dich auch" yazıma, "beğendi" bildirimi, benden az sonra yapmış. Ve benden 1 saat sonra da Hatice Ökmen de bir yorum eklemiş. (Fatoş ile arkadaş, diyor facebook). Aynen şöyle: "Fatoşum ben de seni olduğun gibi seviyor ve özlüyorum", Fatoş'un sayfasında, benim yazımın altında, "yorum" olarak. Bu kez Hatice'nin sözleriyle "yetindim", tekrarlamadım. Yorum da eklemedim. Ama, bir üste, zaman tüneline, "Türkü: 'Bugün gördüm ..rimi öldüğüme gam yemem ...'" yazdım. Kendi sayfamda, kendi zaman tünelime de, "sufficient", yazmıştım. CNNint, ve biraz E2 ("Conan") dan sonra, tekrar Fatoş'un sayfasındayken, Fatoş'tan bildirim geldi, "Türkümü beğendiğine" dair. 

*******************

(30 Aralık 2012   :) Sabah erken, Facebook'ta bir bildirim. Baktım. "Miriam Sant'Ana (Fatos Kaplan ile arkadaş) de kendi fotoğrafına yorum yaptı", yazıyor. Baktım. Cuma günü, benim "Three Amigos,..." yorumu yaptığım Noel babalar fotoğrafı. Tümü de "5 saat once" karşılıklı yapılmış 4 yorum, önce Miriam Sonra Dario, ve gene Miriam ve sonra Dario. Çevirilerine baktım. Tam anlayamadım, ama "arkadaşınız" kelimesi de var. Benim yazımla ilgili sanıyorum. Sonra, "8 saat önce" Fatoş'un " PARTY! :-)) " yazısı yazarak, yüklediği (tek) fotoğrafa "yorum" olarak " Song: 'Is everybody happy ... Yeaaah ...' " yazdım.

Bugün, Metin'in beğenisi ile, benim sayfamda da çıkan, Vicdan'ın 4 fotoğraflık albümünü, "Hellos to Yellows" yazımla zaman tünelime aktardım.

Ve bugün, son olarak, Yılbaşı için aldığım "YARIM" milli piyango biletinin fotoğrafını çekip, "7 Milyar'da 1 şans. 'Lucky' Luciano" yazısıyla, zaman tünelime aktardım.

Bugün, saat 11.11'de, ADANA, KOZAN, KIZILLAR merkezli, 4.0 şiddetinde deprem.

*******************

(31 Aralık 2012   :)

18 Kasım 2012 ardından, web sayfamın tamamının 4 çıktısından, birini Demir'lere, birini de Fatoş'a göndermiştim. Sonraki yazdıklarımın, 2012 sonu itibariyle de çıktılarını alıp, ek olarak, gene birini Demir'lere, birini de Fatoşa göndereceğim, öncelikle.

======= 2012'de Olanlar =======

"Tarihin en büyük ikramiyesi, ABD'de loto çekilişi, 30 Mart 2012'de, $656 milyon Dolar. 3'e bölündü. Talihlilerden biri, Butler çifti, ikramiyesini Küçük yeğenim SEVGİ'nin, 26.cı doğum gününde, 18 Nisan 2012'de aldı. Temsili çek üzerinde, tarih yazılıydı, medyadakifotoğraflarda.

SEVGİ'nin 26.cı doğum gününde, 18 Nisan 2012'de, Türkiye, Türkiye Gazetesinini deyimiyle "kâbusu yaşadı". Yurtta fırtına dolayısıyla 5 ölü. Vatan gazetesinde CANATAKlı, "İstanbul'da Tufan... 7-8 dakika... Orta anadoluya kadar" diye yazdı.

Büyük yeğenim BARIŞ'ın oğlu YABAN'ın, 1.ci doğum gününde, 1 Mayıs 2012'de, İZMİR'de deprem. Saat 17.48'de, İzmir Körfezi merkezli, 5.0 şiddetinde.

Benim 65.nci doğum günümde, 25 Eylül 2012'de, İZMİR'de vefat etti Neşet ERTAŞ. Türküsü: "Sevda olmasaydı, gönüle dolmasaydı, Dünya neye yarardı, Seveni olmasaydı..."

2012'de TSK'ya ait 2 SİKORSKY helikopteri düştü. İkisininde içindekilerin hepsi şehit oldu. Biri AFganistan'da, KABİL'de, 16 Mart 2012'de, 12 asker. Diğeri SİİRT'te, 10 Kasım 2012'de, saat 07.25'de. Atatürk'ün ölüm yıldönümünde, vefat saati 09.05'den tam 100 dakika önce. Yani Atatürk ANIL ırken. Şehit 17 askerin en kıdemlisi, Kara pilot Yzb. ANIL Barış Çetin. Ertesi gün, Pazar, İstanbul'da Avrasya Maratonunda, 1 ölü, Kalp Krizi, 15 km. koşusu içinde, Gülhane Parkı Parkurunda. Ali Ferda ANIL, 34 yaşında, Akbank Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulunda görevli.

17 Ağustos 2012'de (Babamın vefatının 17.ci yıldönümünde), VAN'da polis Abdurrahman DOĞAN şehit oldu (Terör saldırısı.)

28 Ocak 2012'de (Annemin vefatının 5.ci yıldönümünde), Türkiye'nin ilk Dünya güzeli Keriman Halis Ece Tamer, 99 yaşında vefat etti. 31 Temmuz 1932'de seçilmiş, "Dünya Güzeli".

31 Temmuz 2012'de, (Amputasyon'un 26.cı yıldönümünde), elektrik kesintisi dolayısıyla Hindistan'ın yarısı karanlığa gömüldü. 670 milyon kişi elektriksiz kaldı.

28 Temmuz 2012'de (Tanrısal Gün'ün 26.cı yıldönümünde), İstanbul'da Tekvando Milli takım antrenörü Ahmet SARI, ve fitness antrenörü Emrah KAYGUSUZ, BURÇİN EREN (erkek) tarafından kurşun yağmuru ile öldürüldüler. Ahmet Sarı'nın sahibi olduğu Spor salonu önüne, üst kat komşusu Burçin'in  park ettiği otomobilinin "SİLECEKLERİNİ KALDIRDI" diye çıkan tartışma ardından. 1993'de, Ümit Ticaret, beni Panasonic Semineri için İstanbul'a göndermişti. Seminer sonunda verilen Fotoğraf makinasını, Mesrure teyzemlerin evinde, Turgut'a armağan etmiştim. Turgut, "Ama kutusunda Kamera yazıyor" dedi. "İngilizcede Fotoğraf makinasına da Kamera derler" deyince ben, Ahmet (SARI) kahkahayı patlatmıştı.

5 Eylül 2012'de (Salihi'nin kurtuluşu'nun 90.cı yldönümünde) AFyon'da mühimmat deposu patladı, 25 asker şehit.

13 Mayıs 2012, Pazar.Bu yıl "Türkçe günü" ile "Anneler günü" çakıştı.

24 Kasım 2012, (STAR gazetesi 5000.ci sayısını yayınladığı gün) Türkiye'de "Öğretmenler günü" ile Hicri Takvim'in "10 Muharrem" i  (Kerbala olayının, hicri takvime göre yıldönümü, Aşure günü) çakıştı.

5 Ocak 2012 (AKŞAM gazetesinin 5555.nci sayısını yayınladığı gün), (1965'de MİT adını alan, Milli Emniyet Teşkilatı, MAH'ın kuruluşunun 85.ci yıldönümünde), İZMİR, SASALI Doğal yaşam parkında, yavru fil İZMİR doğdu.

21 Ocak 2012'de (Hürriyet Gazetesinin 23000.nci sayısını yayınladığı gün), (LENİN'in vefatının 88.ci yıldönümünde), Türkiye'de ilk "yüz" nakli. Uşak'lı Ahmet KAYA (38)'nın yüzü, UĞUR ACAR (18)'a. Antalya'da. Prof. Dr. Ömer ÖZKAN, eşi Doç.Dr. özLENEN ÖZKAN ve ekibi tarafından. ("Başarılı").

6 Şubat 2011'de, (6.cı George'un vefatının ve büyük kızı Elizabeth'in, 2.ci Elizabeth ünvanıyla tahta çıkışının, 60.ncı yıldönmümünde), 1) FİLİPİNLER'de gündüz vakti deprem, 50 kadar ölü. 2) İZMİR'de, BURAK kanDEMİR evinin bahçesinde, URLA'da, kendisini zeytin ağacına asarak intihar etti. (Şizofren, malulen emekli Yüzbaşı). 3)ANKARA, Kızılcık köyü. Hacı YILMAZ karısı Fatma YILMAZ'ı pompalı tüfekle öldürdü. 4) Ford OTosan Genel Müdürü NURİ OTay (55) Kalp krizinden öldü.

9 Nisan 2012 (Charles-Camilla evliliğinin 7.nci yıldönümünde) ELAZIĞ, Maden ilçesinde İnşaat şantiyesinde HORTUM. Konteyner'i uçurdu. İçindeki 6 işçi öldü. (ÇERKEZ Akyürek, SIKBATULLAH oğuz, ALTAN DEMİRkıran, Abdullah TEKİN, Emrah BUĞRAN.) (Camilla, benden tam 100 gün büyük). Bir gün sonra, DEMİR-GÜL evliliğinin 37.nci yıldönümü.

ABD'de 60 kadar can alan SANDY kasırgasından, 1 ay kadar sonra, 14 Aralık 2012'de, CONNECTİcut eyaleti NEWtown kentinde, SANDY Hook ilköğretim okulunda, katliam yaptı, ADAM LANZA. 20'si çocuk 26 kişi. Sonra da intihar etti. Katliama gitmeden önce, evde annessini de öldürmüş.

12 Aralık 2012'de (12/12/12'de), 5 metre boyunda bir Göktaşı Dünya'nın yakınından geçti. Yaklaşık 4 yılda bir tamamlıyormuş, Güneş etrafındaki turunu.

21 Aralık 2012, MAYA takvimine göre "Dünyanın Sonu". Apocalypse, "kıyamet". AYDIN, KOÇARLI ilçesi AKMESCİT köyünde, 6.cı sınıf öğrencisi Sabahattin ŞİMŞEK, annesinin israrına rağmen, "Bugün kıyamet kopacakmış, öleceksem sizlerle birlikte öleyim, annemin kucağında öleyim" diyerek okula gitmemiş. Ve aynı gün, babası Mehmet, bir gün önce satın aldığı Traktörle Sabahattin'i gezintiye çıkarmış, ama evden 50 metre ötede, komşularının bahçesine yuvarlanmış traktör. Baba olay yerinde ölmüş. Sabahattin annesinin kucağında yaralı sğlık ocağına götürüldüğünde onun da öldüğü anlaşılmış.

25 Aralık 2012. NOEL. Milletvekil Şerafettin ELÇİ (73) vefat etti. İSA'nın kabul edilen doğum gününde. İSA, hristiyanlara göre, TANRI'nın kendisi. RESUL=ELÇİ değil. İnsan kılığında yeryüzüne inmiş. Tanrı'nın oğlu da diyorlar, biraz karışık.

10 Şubat 2012'de (FATOŞ'u "karım"olarak buluşumun 5.nci yıldönümünde), ANKARA ALTINDAğ'da, Cuma namazına giden TAMer DEMİR (40),Sahibi olduğu Bakkal Dükkanını eşi Ayşe Demir'e (30) bırakmış. "KUŞÇU" lakaplı, akli dengesi bozuk Ahmet ÖZEL (52), Bakkala gelip haraç istemiş. Vermeyince kadını bıçaklamış. Kafasını kesip bir poşete koyup kaçmış. Gece, Dışkapı köprüsü ALTINDA, yanında taşıdığı kafatası ile birlikte, yakalanmış.

1 Ağustos 2012'de (FATOŞ'u "karım" olarak buluşumun 2000.ci gününde),( ALASKA'nın satılışının 145.ci yıldönümünde) ATATÜRK'ün manevi kızı ÜLKÜ ADATEPE, Sakarya Akyazı Kuzuluk'ta, trafik kazasında, 80 yaşında öldü.

14 Kasım 2012'de (CHARLES'ın 64.cü doğum gününde), Tam Güneş Tutulması oldu. Avustralya ve çevresinden gözlendi.

18 Kasım 2012'de (DEMİR'in 63.cü doğum gününde), TUNCELİ'de deprem. Pülümür ilçesi, Dağyolu köyü merkezli, 4.0 şiddetinde, saat 17.44'de.

İnternet'te, "bizden" kişiler var mı merakıyla TEKİN MENTEŞ'i aradım önce, ve buldum. BLOG'unu. (10 Ekim 2012 "Superman Günü" ne denk geldi. CHRISTopher reeve, doğumu 25 Eylül 195x, Vefatı 10 Ekim 2004.) Buluncada, gmail adreslerine hemen "selam" gönderdim, Menteş'lere. Cevabı da geldi. 14 Kasım 2012'de Charles'ın doğum gününü kutladım, onun twitter sayfasından. Ve aynı gün, DEMİR varmı internet'te merakı ile aradım, ve buldum. Ama nasıl? Facebook ana sayfa, Çok fazla Demir Gürol arasında, Demir'in fotoğrafını görüp tıklayarak. Fotoğraf olmasaydı (!?!?) büyük ihtimalle bulamıyacaktım. Facebook'ta Demir'i. Girdim sayfasına. Mesaj yeri var ordan bir selam onlara. Sonra DEMİR'in sayfasından GÜL'ün sayfasına, ordanda FATOŞ'un sayfasına ulaştım. (FATOŞ'u aramıştım daha önce çok, bulmak mümkün değil). Facebook işlerini tam bilmediğim için, böylece FATOŞ'u bulmam, benim için bir sürpriz oldu. Ama, Demir'inki gibi "mesaj" bölümü yoktu. Mesaj gönderemedim. Çıkınca da, tekrar Demir'in sayfasına girmedim. 4 gün sonra, Doğum gününü bekledim. Özetle, FAtoş'u FAcebook'ta, Tam Güneş Tutulması gününde buldum. Şarkı: "Total Eclipse of the Heart". 18 Kasım 2012'de, Demir'in sayfası. Doğumgününü kutladım. Sonra, Fatoş'un sayfası'na geçtim. Facebook "arkadaşlık teklif et" diyor. Ettim. Aynı gün, "Hem kabul edildi" bildirimi geldi, hem de Fatoş'tan, benim sayfama, ilk gönderi. Video. MARTILAR. Çok sevindim tabi. Böylece, FATOŞ'la "facebook arkadaşlığı" başladı. Mesaj bölümü de açıldı. İlk yazılarımı onun zaman tüneline yazdım, Halle Berry'nin ve Hala Gorani'ninkilere yazmış olduğumdan dolayı, o konuya alışığım. Ve, (şimdi hesapladım) 41 gün sonra, 29 Aralık 2012'de (2012 yılı biterken), FATOŞ'un kendi zaman tüneli'ne yazdığı, ve benim sayfama da yansıyan yazısı:  "Liebe dich so, wie du bist!" (Seni olduğun gibi seviyorum, ya sen nasıl!). Cevapladım hemen: "Ich dich Auch!" (Ben de seni, öyle!). Ve ayrıca, aynı gün onun zaman tüneline yazdım: "Türkü: Bugün gördüm ..rimi öldüğüme gam yemem ..."  "Beğeni" bidirimi de geldi, türküme FATOŞ karımdan, FATOŞ'umdan.

===============================

Bu sabah, erken, önce trthaber.com'dan Hillary Clinton'un hastaneye kaldırıldığına dair haberi, Facebook sayfama aktardım. Orda, "Benden 31 gün küçük, Tuç Yılmazer gibi" yazarak, zaman tünelime aktarmak üzere. Sonra "103 yaşında ölen, İtalyan Biyolog kadın" haberini de. Ona da "Biology" yazmak, ve zaman tünelime aktarmak üzere, ve son olarak "Libermann" haberini de. Ona da "İch LIEBE dich" yazarak, zaman tünelime. En üstte Liberman olacaktı, zaman tünelimde, Ve onun da üstüne, Yeni yıl kutlayışım. Fatoş'un Hindistan gezisi Albümünden seçeceğim bir fotoğrafla. (Fatoşcuğum, bugüne kadar "kismet" olmamıştı, o üç albüme bakmak. İlk "fırsatta" ötekilere de bakacağım, Brezilya ve Güney Afrika albümlerine. Hindistan'a birlikte gittiğin arkadaşın KUMRU KUŞ anlaşılan. Burdan çıkınca, bakacağım "facebook arkadaşlarının" resimlerinden, doğrulamak için. KUMRU kuştur, güzel bir kuş. DOVE/LOVE, "gu guuuk guk" diye öter. annem "gu guuuk cuk" derdi. Son şampuanı da DOVE'ydi. Benimki Hacı Şakir.) Sonra, Facebook sayfama, ama üçünü de "zaman tünelime aktarmak mümkün değil. Sadece sonuncusu. İyi de oldu. Ardından Tac Mahal resimlerinden "100 numara" yı seçtim, zaman tünelime aktardım, "yeni yıl için" yazımla:

------------------------------------------------------------------------

Fatoş'umun 112 fotoğraflı "Hindistan" albümünden, 100 Numara.

YENİ YIL KUTLU OLSUN

"Hepimize", Herkese ....

------------------------------------------------------------------------

"Şimdi yıkarık seni şuraya!" (31 Ekim 1989, "İzmir" Polisi. İzmir İl Emniyet Müdürlüğünde.)

"Ağzını burnunu kırarım senin!" (30 Haziran 2006, "İzmir" Polisi. Kemeraltı'nda.)

- Yılmaz, Beşar Esad'ın suçu ne?

-"Öldürüleceğimi" biliyor olması!

*******************

(1 Ocak 2013   :)

Dün postaladım, çıktıları Demir'lere, ve Fatoş'a. Haber de verdim. "mesajla", önce Demir'e "Hey brother todAy suPPlement bY aps before the NEW YEAR ...." yazarak, ayrıca, telefonla da, ev telefonuna mesaj "Feysbukta mesaj var" diye. Biliyorum, telesekreter okuyor, telefonu açtıklarında. Sonra Fatoş'a da "Supplement postada Fatoşcuğum ...." mesajı. Ona telesekreter kullanmak gerekmiyor.

Bu sabah, Samsung telefonum, Tekin'le gmail haberleşmelerimizi görütüleyemedi, sürekli, "yükleniyor" pozisyonunda kaldı. Gmail adresini tekrar alabilmek için, BLOG'una girdim. Aldım. Ama girerken öteki adreslerini de gördüğümden, bu kez, twitter'da yazmayı tercih ettim. Tekin'in twitter sayfasına, "YABAN'a özel, ilaveten, MENTEŞ'lere MUTLU YILLAR ..." yazdım. Sonra CHARLES'ın twitter sayfasına girdim, Doğum gününü kutladığımdan sonra ilk kez, ve "Happy Ney Year, also to all of you, Charlie !..." yazdım. Ama Charles "muzip", dün yazdığı bir tweet'i, not aldım, aynen şöyle yazmış:

Royal New Year's Resolutions: 1) Become King (if Mother allows) 2) Order gin in bulk to save money  3)Sell France.

Benim Facebook sayfama, Fatoş'un da beğenisiyle, yıllarla ilgili bir "resolutions" gelmişti. Niyetim, oraya yazmaktı. Ama, aradım o çıkmadı. Daha iyi oldu. Fatoş'un en son yüklediği fotoğrafa yazıp kendi zaman tünelime aktardım.

Sonra Demir'in Facebook sayfasına girdim. Sevgi'ye ulaşmak için. Yok. Başka yerlerde gene yok. Kendi facebook sayfamdaki Kapak resmi de yok. Azönce tekrar baktım. "Yeğenin yeğeni" diye zaman tünelime aktardığım 'Barış ve Bebeği' resmi de yok. "Hareketler listesinde" bile yok. Anlaşılan tüm uzantılarıyla, Facebook'tan ayrılmış galiba Sevgi, diye düşündüm. Mecburen, Demir'in Facebook sayfasına girip, mesajımı yazdım: "Sevgiye mesaj: Sevgi, hâlâ "küs" müyüz? Confirmation of whether "Yes or No" is required !..." diye. Tabi, telesekretere de "Feysbukta Sevgi'ye mesaj var" diye tembih ederek.

Sonra, Yılbaşı sabahı gezintisi, Saim'den, ilaveten "Daily News" alıp, Belediyenin otobüsüyle, Bostanlı'ya. Egemen'de, çayla "kutlama". Ardından evde gene çay, bisküvi, ve gazeteler. Hürriyet'te bir haber: Daily News'da köşe yazarlığı yapan ÜMİT ENGİNSOY (50) dün akşam, evinde banyoda düşerek kafasını çarpması sonucu vefat etmiş. Daily News'da yoktu haber. Herhalde, gazete basıldıktan sonra. (2012 yılının "son günü" olayı). Ayrıca, Hürriyet gazetesi Hillary Clinton haberinde de, bendeki eksik bilgiyi tamamlamış, bugün. 13 Aralık'ta bayılarak "başını vurarak beyin sarsıntısı geçirdiğini" söylüyor. Kan pıhtısı dolayısyla tekrar hastanede.

2012'nın Bloknotlarını, "arşivlenmek üzere", Nergiz İzban-Naldöken güzergahını seçtim. Az sonra çıkacağım. Saat 15.30'a geliyor.

Tersanede, bekleyenleri görünce, saate baktım, 16.00'ya birkaç dakika var. Hızlıca yakındaki parka gidip, bıraktım poşetleri, ve geri döndüm. Hemen geldi Carre four /KARFUR/ minibüsü. Carrefour'a gittim yani, ani bir kararla. Çoktandır gitmemiştim. 6 USKUMRU konserve alıp döndüm. Çarşamba günleri Uskumru olsun. TON cumartesi.

Afrika, Fildişi Sahili, Başkent ABİcan. Yılbaşı kutlamaları. Stadyum. Havai Fişek gösterileri. Yerel saat 02.00 sıraları (1 Ocak). İzdiham. 60 ölü, çoğu çocuk. 250 yaralı. (Bu haberi Facebook sayfama da aktardım)

2 Ocak sabahı, TRT-1 haberlerinden: 1) İstanbul zeytin BURNU ŞofBEN'den doğal gaz zehirlenmesi, (Yılbaşı gecesi olduğu sanılıyor.) 5 AFgan uyruklu kişi ölü. (Bu haberi, facebook sayfama da aktardım) (İlave: Gazeteden bilgi: Akrabası Kerim Yunus "saat 00.00'a kadar bizim yanımızdaydılar" demiş. Yani, olay 1 Ocak'ta.) 2) İzmir, Bornova, MevlANA mahallesi, Yılbaşı gecesi, teras'ta Havai Fişek gösterisi izleyen çocuk ARİF dallı (11) ya "maganda kurşunu", durumu ağır. Hastanede. (İlave: Gazeteden bilgi: "saat 00.10 sıralarında". Yani, 1 Ocak'ta.) 3) İzmir, "Tünel inşaatında" GÖçük. işçi Vahdettin Cengiz öldü. "2012'nin son saatlerinde". 4) MARAŞ. Otomobil önce elektrik direğine çarptı, sonra şarampole. 2 Ölü: Mustafa KAPLAN, İbrahim taşDEMİR.  5) ADANAYÜREĞİr'de, otomobil önce aydınlatma direğine çarptı, sonra su kanalına uçtu. İçindekilerden biri kurtuldu, 3 ölü. (adlarını söyledi.)

2 Ocak tarihli Hürriyet gazetesinden bir haber: "Almanya'nı Stuttgart kentinde yılın ilk günü... parkta yürüyüşe çıkan 53 yaşındaki bir kişi, başına Model Uçak çarpması sonucu yaşamını yitirdi..."

*******************

(2 Ocak 2013   :) Google, bugün, Barış Manço'lu. Doğum günüymüş Bugün. 2 Ocak 1943. Ben Ölüm gününü hatırlıyorum 1 Şubat. Yılı hatırımda kalmıyor genellikle. 1 Şubat deyince, 2 şey gelir hatırıma: 1) Barış Manço'nun ölümü 2) İkinci ve son Uzay Mekiği Faciası. COLUMBİA. Onun da yılı hatırımda kalmaz. Baktım her ikisine de. Barış 1999, Columbia ( Barış'ın 4.cü yıldönümünde) 2003.

*******************

(3 Ocak 2013   :) Aralık ayındaki, bilgisayar problemi ardından, telefonla BARIŞ arkadaşla, "kopya" aldıktan sonra, Yılbaşında da tekrarlıyalım, dedim ve 2 Ocak tarihini verdim. Dün akşam yaptık gene kopyalamayı, telefonla. İşin ilginci, dün Barış Manço'nun 70.nci doğum günüymüş, Ve ben de sadece bu konuda yazmışım, ve de son cümlemde de "BARIŞ" var. Bu "raslantı" yı telefon'da Barış'a da söyledim. "tanrısal" (raslantı ile aynı harfler, anagram, bulmacacı deyimiyle) demedim, tabi.

Bu sabah önce, trthaber.com'dan, İstanbul Fatih'teki ikinci Doğalgaz zehirlenmesi, 3 libyalı polis olayını, Facebook sayfama aktardım. Sabah gazetesi, Yılbaşı gecesi olduğu sanılıyor, yazmış. Polis/Paris/Penis çağrışımı kadimdir. kAROLENj, fransız tarihinden. POLARİS zamanımızdan. Stella Solaris = Güneş. Yani, Apaçık Zeytinburnu-Fatih bağıntısı. 

Sonra, Facebook'ta, Metin'in yüklediği bir gönderi'ye bakarken, Funda Avcı'dan, "facebook arkadaşlığı" önerisi geldi. Hemen "evet" dedim. Böylece Facebook arkadaşlarım üç oldu. Türkü: "yenge kızı üç oldu, biri bana güç oldu" (aaaa şu an fark ettim. "güç"=destek). (Dört olup Dert olmasın sakın! DORTmund olabilir.)

Öldürülmeyeceğimi "kavrayan", benimle !...

*******************

(4 Ocak 2013   :) Bugün, İsrail Başbakanı Ariel Şaron'un, beyin kanaması ardından, komaya (bitkisel hayata) girişinin 7.nci yıldönümü. (Hâlâ öyle.) Birkaç gün önce, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da, "hâlâ" demişti, onun bitkisel hayatı hakkında. Bugün, internet'i karıştırıken, farkettim. Doğum günleri (günayları) aynı. Şaron 26 Subat 1928, Erdoğan 26 Şubat 1954.

Annem, Buca Seyfi DEMİRsoy Hastanesi'ne 31 Aralık 2005'te yatırıldıktan, 4 (=Dört) gün sonra Beyin kanaması geçirdi, ve komaya girdi Şaron. "Dörtlü Aile" mesajı. 4 OCAK= DÖRT OlaCAK. Eşler, 2 erkek 2 kadın.

ARİ EL   ŞA RO N

ARİ FE   GÜ RO L

Bugünkü bu yazımı, saat 14.00 sıralarında yazdım. Şimdi saat 18.15 yaklaşık. Bugün bu kadarla yetinecektim. Ama ben yazıları asıl "sizin" için yazıyorum. Bu kadarla bırakmak eksik olurdu "size".

Sabahleyin erken baktım, Şaron'un sayfasına, "Beyin kanaması" bilgimi teyid için. Doğum tarihini de görünce, Erdoğan'ın kiyle çakıştığını farkettim. Ben Erdoğan'ın doğum günayını  50.ci doğum günü dolayısıyla olan "olaylar bütünü" ile öğrenmiştim. Şaron'un sayfasına da, Bilgisayar (ve internet) kullanmaya (bu yıl) başladıktan sonra bakmıştım. O zaman doğum tarihini de mutlaka gördüm. Ama Erdoğan'ınkiyle çakıştığını bugün gördüm. Sabahleyin Facebook'ta fazla oyalandığım için, web sayfama Şaron konusunu yazmadan çıktım, sabah gezintisine. İkinci gazete olarak Haberturk aldım bugün. 12.00 sıralarında, Çay-Bisküvi ile gazeteler, herzamanki gibi. Hürriyet'te, İç sayfalarda alt alta iki haber. Üstteki haberin başlığı: "Charles'tan iki gün sonra" diye. Diana'nın Charles'la nişanlandıklarının açıklanmasından 2 gün sonra, 26 Şubat 1981'de çekilmiş bir fotoğrafı "adı bilinmeyen bir erkeğin dizine uzanmış halde". Daily Mirror  bu fotoğrafı o zaman ele geçirmiş, ama vaziyete uymaz diye yayınlamamış. Şimdi açık artırma ile satışa çıkarılacakmış Fotoğraf.  Özetle bugün, bir 26 Şubat daha bulmuştum. Ama alttaki haberin başlığıda şöyle "Aynı gün doğum" Bunu hemen bağıtılamadım Şaron-Erdoğan ikilisiyle. Okudum haberi. ABD OHIO eyaletinde, tek yumurta ikizleri Aimee & Ashlee NELSON (19)'lar aynı dönemde hamile kaldıklarından, aynı günde doğum yapmışlar. Pazartesi günü diyor. Yani 31 Aralık, yılı SON günü. Haberin okuduktan sonra farkettim "bağıntıyı" Ve iki haberi birlikte kesip, Şaron-Erdoğan "çakışmasını da yazarak, bloknota yapıştırdım. Şaştım mı. Hayır. Alışığım. Misyon koyucu onay verdi, Şaron-Erdoğan Çakışmasının kendi eseri olduğuna dair. Dolayısyla sevindim, sadece.

Daha ayrıntılı bakalım. Şaron-Erdoğan çakışmasını yapmış. 26 Şubat 1928/1954. Sonra Diana'nı o fotoğrafını "koymuş"sürece.  Sonra, annemin 31 Aralık 2005'te Buca Seyfi DEMİRsoy hastanesi olayını koymuş. Ve 4 gün sonra, Şaron'a "Beyin kanaması". Koma, Bitkisel hayat. Ama ölmesin, 7.ci yıldönümüne kadar, garantiye almış. Ve 4 Ocak 2012'de sunmuş Gazetede, bana, Sürecin sonunda, o iki haberi "alt alta". (Bak annemin hastaneye yattığı tarih ile İkizlerin doğum yaptıları tarih de ay-gün olarak çakışıyor. Yılın SON günü. NelSON kardeşlerin doğum yaptıkları gün. Yani onlar da sürece dahil. OHİO eyaletinden, "SON", "OH"lu diyor.

Ve bütün bunların sonunda nihai mesaj, "Yılmaz'ın beyin faaliyetleri" de sürekli Stella tarafından izlenmekte, ve gerektikçe yönlendirilmekte. Canlı Robot, yani Yılmaz. Ben alışığım, 1986'dan beri. 

Hürriyet'ten bir haber daha kesip yapıştırmıştım, bloknota. Başlığı şöyle: "Sasha'nın iki annesi". Haber şu, Fransa'da 2013'ün ilk bebeği, lezbiyen bir çiftin Maude & Delphine çiftinin çocukları olmuş . Saat 00.01'de dünyaya gelmiş Sasha doğmuş Maude'den. Belçika'dan Sperm Bankasından "yapay döllenme" yoluyla. "Çok Yasha" yazdım, ayrıca. "Herkese iki anne, iki baba" yazdım, ve kesip yapıştırdım.

Haberturk'dan da 2 haber kesip yapıştırdım bloknota, yazı eklemeden. Birinin başlığı: "3 talihli ikramiyesini aldı". Yılbaşı 45 milyo TL büyük ikramiye. Dörde bölünmüştü. İstanbul, İzmir, Muğla, Adana. İzmir hariç ötekiler, ikramiyelerini almışlar. ikisinin adları açıklanmıyor. ADANA'dakinin açıklandı Şahin özDEMİR, Güvenlik görevlisi. Genç. Evli. Öteki haber, "Dünya'nın en şişman adamı" ünvanının eski sahibi ingiliz postacı Paul MaSON (51)'un iki yılda, (midesine keleğçe takılması yoluyla) 444.5 kilodan 159.5 kiloya inmesi haberi. Özellikle 444.5 kilo iken, çekilmiş çıplak fotoğrafı için. (Bak şimdi gördüm. 444 buçuk kilo. Dört Dört Dört. Onun da soyadı "SON"lu.)  (Saat 19.30 oldu.)

18.15'de yazmaya başlamadan önce, trthaber.com'a bakmıştım. Ordan, "Almanya'da otobüs yasağı kalktı" haberini Facebook sayfama aktarmıştım. Saat 20.00'ye birkaç dakika kala, CNNint için, Tivibu'yu açtım. TRT-müzik kanalı çıktı. Orda kalmış son olarak. Ve bir alt yazı: "Şenay Yüzbaşıoğlu hayatını kaybetti. Müzik dünyasının başı sağ olsun." Ve ŞENAY şarkısını söylüyor, "Sev Kardeşim". Dinledim. Sonra geçtim, CNNint'e. 20.30'da CNNint'den çıktım. Vardır haber, diye trthaber.com'a. Evet var. TRT-müzik'te dinlediğim şarkıyı da Video yapmış. "62 yaşında, Gümüşsuyu'ndaki aylardır hiç çıkmadığı, ağabeyi ile yaşadığı evde vefat etti" diyor. Facebook sayfama aktardım. Yorum yaz, deyince, "4 Ocak ..." yazdım sadece.

26 Şubat "çakıştırmaları" sürecinin son halkası ŞENAY. "Gel kardeşim, elini ver bana ..."

Dün TRT-Müzik'ten duymuştum, bugünün, Muzaffer Sarısözen'in vefat yıldönümü olduğunu. Son olarak ona baktım internetten. Evet 50.ci Vefat Yıldönümü. Raslantı mı? Hayır. "Çakıştırma süreci" içinde. 50 (elli/belli). Yıl olarak 64, ama herhalde gerçekte 63 yaşında vefat. Doğumu 1899, Sivas. Vefatı 4 Ocak 1963, Ankara. Türkiye Radyolarında, "Yurttan Sesler Korosu" nu kuran, Türk Halk Müziği'nin büyük sanatçısı, derlemecisi, emektarı...

4 OCAK = DÖRT OlaCAK

ALASKA açıkları CRAIG kentinini 102 km. batısı. 7.5 şiddetinde deprem. Ardından zararsız  Tsunami. Yerel Saatle, 4 Ocak 2013 bitmeden, 2 dakika önce 23.58'de. (GMT, 5 Ocak, 08.58'de). ALASKA=ALÂKA: ikieksik, iki: ŞARON/ERDOĞAN.

******************* 

(5 Ocak 2013   :) (Cumartesi, Sabah, 08.30) Önce Facebook. Sayfamda en başta FATOŞ'umun, 8 saat önce, "hahaha" yazarak yüklediği Karikatür. "GÜNAYDINım, Nar Çiçeğim, Sevdiğim ..." yazarak, Zaman tünelime aktardım. Ardından, aşağılarda FUNDA'nın, 8 saat önce yüklediği, ÖZlem ÖZdil'in söylediği, "Yollarına Kar mı Yağdı Gelmedin" Videosunu izledim. 18.ci kişi olarak "beğendim". 1.ci beğenen BÜLENT ballı, 17.ci beğenen SANİYE tatlı.

Dün akşam yatınca yatakta, "uyarı" dan değil de "sıhhi konu" başta olmak üzere, "yapmam gerekir" düşüncesiyle, "hayalî" Erotica'ya bağlanarak, Masturbasyona yöneldim. Ve aylardan sonra ilk kez, "normale yakın" Orgazm. (Tabi biraz da spermsiz, meni) 4 Ocak 2013'te yani. Kutlu olsun Yılmaz. Erotica'da ne vardı?

Milli Piyango Büyük ikramiye, biri İzmir diye açıklanan, aslında AYDIN'da satılan bir bilete çıkmış. Aydın'lı  seyyar bayi Muhammet SOYmaç'ın İzmir'den alıp, Aydın'da sattığı biletlerden birine. Dün açıklandı gazetelerde. Dün'ün konusu "26 Şubat çakışması" ile şurdan bağıntılı: SOYmaç/demirSOY. Dört talihliden birinin adANA'den olması, üstelik adının açıklanması, ve dahası soyadının özDEMİR olması, "apaçık" misyon koyucunun marifeti, "Kardeşim" DEMİR bağıntılı.

ŞENAY'ın 2 önemli ünlü şarkısı: "Sev Kardeşim", ve "Hayat Bayram olsa".

"İnsanlar birlik olsa, elele tutuşsa, hayat bayram olsa.... İnsanlar buna bir inansa, bir inansa, uzansak sonsuza...."

Özellikle "inanmak" vurgusu, misyon koyucudan. İnanacaklar, Şenay. Tanrı'nın insan kılığında yeryüzüne inmiş olduğuna, Dörtlü Aile'ye dayalı, "en güzel dünya" düzenini kurmak için...

Soyadı YÜZBAŞIOĞLU'ymuş ŞENAY'ın. Hv.H.O. 1966-68, 2 yıl. Sınıfta (=1.ci Kısım'da) 48 öğrenci arasında iki tane MELİH vardı. 1111 Melih BEKÇİoğlu, 1144 Melih YÜZBAŞIoğlu. Ben 1145. Melih Yüzbaşıoğlu, 2 yıl boyunca davranışlarıyla hep rahatsız etmiştir beni. Görünüşe göre politik kişi değil, kendi kişilik yapısından dolayı beni rahatsız ediyor, kanaati. Sadece bir örnek vereyim. Koğuşta gece bitişiğimdeki yatağına giderken, benim yatağımı sallaması. Bilerek salladığı kanaatiyle rahatsız oluyorum. Harbiye İzmir'deyken, davranışlarından ötürü, kavga etmek, yumruklaşmak için, birlikte çıkmış Deniz kenarına gitmiştik. "Kavgacı" olmadığımdan, son anda vazgeçip dönmüştüm. Neymiş bana yönelik "rahatsız edici" davranışlarının sebebi? "Yılmaz, sana büyük ezme var, bekle..." Yani, MİT marifetiyle, öyle davranmış Melih Yüzbaşıoğlu bana (ÜZ/ÜZERLİK/ÜVEZLİ). Numarası da 1144 (44'lü Dört Dört'lü yani). Öteki Melih'in de 1111. Vurgu "Bir" dolaylı vurgu gene "dört". BEKÇİ=bekle. (Saat 09.30 oldu.)

SAMSUNG telefon'da "twitter" haberiyle, Tekin'lere, yılbaşı günü yazdığımın yazının karşılığı gelmiş, yeni haberim oldu. Sevindim. Twitter'da göremiyordum. Açtım, CASPER bilgisayar'dan Twitter'i, evet var, 1 Ocak günü gelmiş cevap. Ama görebilmem için, "AÇ" komutu vermem gerekiyormuş. FATOŞ'um da, 2 saat önce "beğenmiş", "GÜNAYDINım..." mesajımı. Ona da sevindim. (Saat 14.45 şimdi.)

*******************

(7 Ocak 2003   :)

Tarihi yazdıktan sonra, "Kaydet" komutunu tıkladım. Kaydetti çıktım. Tekrar girdim. Bir pragraf açıklama yazısı yazdım. "Kaydet" komutunu tıkladım, gene. Ve çıkıp tekrar girdim, baktım tarih'ten sonraki yok. "Geçmişten Yükle" dim. baktım gene yok. Şimdi tekrar "kaydet" komutunu tıklıyorum. (...) Dün oldu ilk kez. YURDUM YAZILIM'a duYURDUM, durumu. ""kaydet" i tıklıyorum. (...) Şimdi 10 defa aynı şey. "kaydet".

*******************

F

A

S

I

L

A

*******************

(23 Ekim 2013   :)

 Dünya, Almanak 2000'de, Sayfa 362:
"1986 yılında Çernobil ... Aynı yıl Japonya'da denizde deprem... tsunami...
35 metreye yükselen dev dalgalarda 28.000 kişi kayboldu" yazılı.
Sonra, bir yerde dikkatimi çekti, "17 Ağustos 1986 Tsunami" sözleri.
Japon Tsunamisi'nin gün-ay'ı buymuş kanaatiyle, yazdım, her iki web siteme bu bilgiyi. 1947'li olan bu sitemde, "özet/summary" içinde, türkçe/ingilizce yer almakta.
Bilgi doğru mu, kuşkusu ile internette araştırdım.
"7 Mayıs 1986 Tsunamisi", adıyla internette 2 bölümlük video var. Ama soruma cevap yok. İşin ilginci, videolar 17 Ağustos 2011'de yüklenmiş.
"Andreanof Islands earthquake, May 7,1986" başlığı ile de bir haber var.
Alaska açıklarında, 8.0 şiddetinde deprem. Ama soruma cevap yok.
Sonuç olarak, doğrulama bulamamama rağmen, "7 Mayıs 1986'daki deprem
dolayısıyla oluşan Tsunami sonunda, Japonya'da 28.000 kişi kayboldu"
bilgisinin doğru olduğu kanaatindeyim.
"Özet/Summary" deki yanlış bilgiyi sileceğim.

Daha önceki araştımamda, "Uçak Tsunami" haberini bulmuştum. Ama tamamını okumamıştım. Bugün tekrar buldum, aynı bilgiyi.
Wikipedia'da. "TSUNAMI Racer" başlığı altında. Aktarıyorum:

"TSUNAMI is an experimental purpose-built racing aircraft.
First flown August 17, 1986 by test pilot Steve Hinton. Tsunami exceeded
speeds of over 500 mph. Racing career 1986 to 1991. The program ended
when the owner John Sandberg lost his life while ferrying the aircraft
home on September 25, 1991."

Birşey ararken, başka bir şey buldum bugün.
TSUNAMI uçağı, 17 Ağustos olaylarının "habercisi",
Yani 17 Ağustos 1995'de babamın vefatının, ve 17 Ağustos 1999'da
Gölcük depreminin. Çünkü, son uçuşu 44.cü Doğum günümde. (44 üstelik,
"dörtlü aile" nin de işareti.
Uçuşa ilk çıktığı yıl, Japonya Tsunami yılında, 1986'da.
17 Ağustos 1986'da, Amputasyon'dan sonra, Çanakkale Hastanesindeki
17.ci günümde.
*******************

(24 Ekim 2013  :)

O yanlış bilgiyi düzeltmek için, yaklaşık on ay sonra dün, web sayfama ilk girişimi yaptım. Bugün de, başka bir yanlışı bir vesile ile düzelteyim. Vesile, bu günkü Hürriyet'te, "Öldüren komutan dayağına ceza yok" başlığı altında bir haber. Haber, her ikisi de "yilmazgurol" twitter, ve "yilmaz gurol" g+ hesaplarımda.
Haber özetle şu: "AFyon, EMİRdağ, eğitim koşusu. 7 Şubat 2007'de. Er ESAT Mengilli, fenalaşıp düşünce, üstleri tarafından dövülmüş, ve ardından ölmüş. Askeri mahkeme DÜN vermiş kararı.
10 Şubat 2007'de, Almanya'dan Huriser teyzem telefon açtı. Tülay'ın doğumgününden sözetti. Sonra, düşünürken, doğumgünü, yaş, Alev, Tülay, derken Fatoş'un da 40 yaş dolayında olduğunu hesapladım. Özgür'den boşanmış olduğunu da bildiğimden, yaş farkı olmasına rağmen, bu yaşlarımızda, bana uygun olduğunu gördüm. Ve hemen ardından da,
Fatoş'un, doğumdan, misyon koyucu tarafından bana eş olarak seçilmiş olduğunu kavradım. "Yılmaz, annesinin vefatından, 13 gün sonra, Tülay'ın doğumgününde, bulsun Fatma'yı" demişler kanaatiyle, bunu da yazdım her iki web siteme. Sonra öğrendim ki 7 Şubat'mış Tülay'ın doğum günü. Yani ikizler Tülay ve Sevilay'ın doğum günleri. Fatoş karım da 18 Mayıs 2013'de 49 oldu. Aramızdaki yaş farkı 17.
Bu arada, şunu da yazayım: 7 Ocak 2013'de, bu web sayfama "yazamaz hale" geldikten hemen sonra, aynı gün, facebook sayfama "yazdıklarımdan" dolayı, Fatoş, aynı gün, "facebook arkadaşlığını" sonlandırdı, ve ilgil tüm yayınlarını sayfamdan sildi. Halihazırda, cep telefonumdaki öteki facebook hesabım vasıtasıyla, onun facebook hesabını izleyebiliyorum, yayınlarını
cepteki facebook hesabımda paylaşabiliyorum, o kadar. Zaten hemen hemen hiç yayın yapmıyor. Profil, ve kapak fotoğraflarını sık sık değiştirmekten başka. Eski yayınları da yok tabi.
NOT:
25 Kasım 2013'te, Fatoş'un cep telefonumdaki Facebook sayfasına Kısa Yol tuşuna basınca, kendi Facebook sayfamın kopyası çıktı. Yani artık, Fatoş'un Facebook Hesabına hiç giremiyorum. (Zararı Yok...) (Bu notu, 13 Mart 2014'te ekledim.)

*******************

(2 Kasım 2013  :)

"Bugün", Gazetelerden, 3 haberi yazı ekleyerek, g+ da profilimde paylaştım:

1) HÜRRİYET'ten "Cinsiyet Hanesi X" haberine:
Homoseksüalite bulaşıcıdır. Önlem alınmazsa, herkes homoseksüel olur, üreme olmayacağı için, "insanlık" biter. Boşuna değil, Almanya Dışişleri Bakanlığına nikâhlı eşi de erkek olan bir erkeğin getirilmesi...

2) SABAH'tan "Özelleştirmeden 60 Milyar Dolar Geldi" haberine:
Dünya Devleti'ni kuracak olan Türkiye'nin çok "cılız" olmaması gerekirdi, "start" öncesinde. Şimdi "göz alıcı" ekonomik gelişmeler, bunun için. Kapitalizm'de yoğunlaşarak, Global Kapitalizm'den de destekle. Özelleştirmelerle devletin bütçesine katkı.
2.ci Dünya savaşına sokulmadı Türkiye, nüfus "cılız" kalmasın diye. Hitler, Fransızlar "Maginot" hattında beklerken, Belçika üzerinden, kestirmeden doğruca ulaştı Paris'e. Ama Hindistan'a ulaşmak için, kestirme yolu değil de,
Kafkaslar'dan dolaşmayı tercih etti, bu sebeple.
"70 milyon" genç nüfusuyla, ve her türlü mevcut imkânlarıyla,
"Dünya Sosyalist Devleti" ni kurmaya hazır, şimdi Türkiye...

3) SABAH'tan "Tarkan'ın Garajı Bir Milyon TL" haberine:
Yılmaz'dan korkmayın. Dünya Sosyalist Devleti'ni kuracak, ama Kurban'dır aslında. "Tanrı emridir" diye yanıltılarak, kendisini hadım etmesi, bunun için.

(8 Kasım 2013   :)

"Bugün" g+ da, paylaştığım habere şu yazıyı ekledim:

Nergiz Siklonu, Myanmar'ı 2 Mayıs 2008 gecesi vurdu. 2-3 Mayıs zayiatı, BM "nihai" raporuna göre 138.000 ölü.
"Devlet (=Askeri rejim) medyası vasıtasıyla, 2 Mayıs'ta sadece, 'kuvvetli yağış bekleniyor' uyarısından başka hiçbir uyarıda bulunmadı, ve Hindistan hükümetinden, doğrudan kendilerine verilen bilgiye rağmen, hiçbir tedbir almadı", biçiminde yazılar var internette. Öyle görünüyor ki, Devlet, ve arkasındaki Gizli Dünya Devleti, özellikle istedi, can kaybının büyük olmasını.
Benimle iki açıdan bağıntılıydı. 1989'dan beri Nergiz'de mukimdim. Myanmar'ın eski adları, Birmanya, Burma. BURMA, "UR" lu. Amputasyon bağıntılı, yani. "NERGİZ SİKLONU, NERDE S.KTİLER ONU", demiştim, yazmıştım, o günlerde.

12 Ekim 2013 gecesi, Hindistan'ı vuran, yüzyılın en şiddetli tayfunu, Phailin tayfununda, önceden 1 milyon'a yakın kişinin tahliyesi dolayısıyla, can kaybı yok denecek kadar az oldu.

Bugün, 8 Ekim 2013, sabah saatlerinde, Filipinler'i vuran Haiyan tafunu, doğudan Filipinler'in orta kesimlerine 315 km/s hızla giriş yaptı. Karaya giriş hızı, tarihteki kayıtlara göre, en büyük olan tayfun. Gün boyu etkili. Filipinleri geçtikten sonra, Vietnam'a yönelecek, etkisi azalarak. Şimdi burda saat 21.30 dolayında. 2-3 saat sonra, Filipnler'de Güneş doğacak, ve bakılacak vaziyet nedir, diye. Tayfun vurmadan önce 800.000 kadar kişi güvenli yerlere geçtiklerinden aşırı can kaybı beklemiyorum.
Ama soruyorum, niye bugün?
Kanaatimce, cevabı, bugünün takvim yaprağında. Dünya Şehircilik Günü'ymüş bugün."Standart" Çiçekkentleri nerede inşa etmeli, sorusuyla bağıntılı. Karada mı, Denizde mi, yoksa Havada mı?
Misyon, 200 yıl kadar önce tasarlandığında, tabi ki "havada" ihtimali yoktu. Kanaatimce, gelişen bilim ve teknoloji dolayısıyla, "havada" olarak değiştirildi, tercih. "Airborne" (="havada") ile ilgil eski bir yayını mı da tekrarlıyacağım, bu yayınımın ardından.
-----------------------------
Şimdi saat 22.00. "Airborne" yayınımdan önce, internette, Dünya Şehircilik Günü'ne baktım. WORLD URBANISM DAY (also known WORLD TOWN PLANNING DAY) Her yılın 8 Kasım günü. 1949 yılında BUENOS AIRES Üniversitesi'nden Carlos Mario della Paolera tarafından önerilip kabul edilmiş. Ve bu bilgi de bana, Çiçekkentlerin "havada" inşa edileceğine dair bir onay işareti oldu. Çünkü, BUENOS AIRES, "İyi Havalar" demek. HAIYAN kelimesin de de, "Hava iyi" çağrışımı var. 1949, kardeşim Demir'in doğum yılı. FİLİPİNLER, Philip'inkiler Charles - Demir, Adem'inkiler Yılmaz - Andrew.
---------------------------------------------------
Ve sonra aynı gün, "The City, Airborne" haberini tekrar yükledim ve şu yazıyı ekledim:

Bugün, Filipinler'i Haiyan tayfunu vurdu. Bugün Dünya Şehircilik Günü. WORLD URBANISM DAY. 1949'da Buenos Aires Üniversitesi'nden Carlos Mario della Paolera'nın önerisiyle.
Buenos Aires = İyi Havalar. (The City, Airborne ... Buenos)
15 Ekim 2013, Kurban Bayramı, 1.ci gün. Filipinler'de 7.2 şiddetinde Deprem, 150 kadar ölü. 8 Kasım 2013, Haiyan tayfunu ile bağıntılı. "İkiz olaylar". Her ikisi de, Çiçekkentler nereye yapılması sorusu ile ilgili.
KURBAN ... URBAN.   8 Kasım,World URBANism Day.
Kurban, HAYVAN ... HAIYAN.
Yer'de deprem var, sel var, "başka şeyler" de var.
STANDART Çiçekkentler, "airborne"!..
--------------------
Not: 20 Kasım 2013 itibariyle, Filipinler'de Haiyan Tayfunu bilançosu, toplam 5000 kadar ölü yada kayıp. Tayfun özellikle TAKLOBAN kentini vurdu.

(10 Kasım 2013  :)

Atatürk'ün (25+25+25) 75.ci yıldönümünde:

1) AKP Diyarbakır milletvekili Mine Lök BEYAZ 'ın konvoyu, Ergani'den Diyarbakır'a giderken, konvoyda bir otomobil takla attı. BEYAZ için fotoğraf çeken yeğeni Mehmet Cüneyt GÜNgör öldü, akrabası Medet Aydın, ve İrfan AFşan yaralandı.

2) İzmir'li tanınmış duayen avukat AYLA SELIŞIK TAMAR, İzmir'de Hastanede 77 yaşında vefat etti. Kemalist Laikler Derneği Başkanı. Babası, İzmir'in kurtuluşunda, Hükümet Konağı'na Türk Bayrağı çeken, (o zaman) üsteğmen Selahattin Bey, (sonra) Orgeneral Selahattin IŞIK.
Ben, eski bir zamanda, Yeni Asır Gazetesi'nde köşe yazısını görünce, yorumlamıştım adını AYLA SEMRA AŞIKTIL.. diye. (Eksik harfler "AR"). Yürüyüşlerimde, Alsancak'ta bir apartman girişinde tabelasını da görmüştüm, daha sonra. İki kızı var, birinin evlilik soyadı GÜROL.

3) Atilla Karaosmanoğlu 82 yaşında vefat etti. 12 Mart 1971 Muhtırası ardından, kurulan Nihat Erim Hükümeti'nde, 1971 yılı içinde, Ekonomik işlerden sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak görev yapmıştı. DÜNYA Bankası'nda görevli iken "çağrılmak" suretiyle. Sonra gene Dünya Bankasına döndü. 1972 Sonbaharında subayken tutuklandım, ordudan ihraç edildim, ve 12 Mart'ın en önemli davası, 256 sanıklı THKP-C davasına dahil edildim.


(14 Kasım 2013  :)

CHARLES'ın Doğumgünü. KUTLU
OLSUN

Bugün, Charles Doğumgününü, Camilla ile birlikte, Hindistan'da Göller Bölgesi Kumarakom'da kutladı. Otelde, pastayı kılıçla kesti.
Bugün, Sachin Tenduklar, "God of Cricket" (Kriket Tanrısı), Hindistan, Mumbai'deki "son" oyunu ile, Mesleğine veda etti.
Bugün, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, 4.cü torunu doğdu.
Ali Tahir Erdoğan
---------------------------------------------------------------------------------

"Bugün" g+ da, paylaştığım bir videoya şu yazıyı ekledim:

13 Kasım 1970, Doğu Pakistan (şimdiki Bangladeş) BHOLA Tayfunu,
"bir gecede" 500.000 kadar ölü.
13 Kasım 2013, Hicri ay takvimi'nde 10 Muharrem 1435, "Kerbela olayının" Hicri takvime göre yıldönümü. 13 Kasım 1970 (BHOLA'nın tarihi),
13 Kasım 2013'den kararlaştırılmış. Kesin kanaatim. Yılmaz'ın işlerinin başlamasının arifesindeki "son" kerbela yıldönümüne koymuşlar, BHOLA kasırgasını. (BHOLA ... HOLA ... LAH O)
1947'de Hindistan ve Pakistan (Doğu-Batı). 1971'de Bangladeş.
BHOLA zamanı, ben Hava Savunma Okulu'nda İzmir'deydim. 1970 yılının son 3-4 ayı. O aylarda Öner Kamb URoğlu'nun getirdiği "sol askeri darbe" öneri'sine evet dediğim ve "gereken" faaliyeti yaptığım için, 1972 Sonbaharı'nda tutuklanıp, ordudan ihraç edildim ve THKP-C davasına dahil edildim.
Doğum yılım 1947'de Hindistan yarımadasında, İslam ve Hinduizm ayrımıyla,
2 devlet kuruldu. Hindistan ve Pakistan. Pakistan 2 parça. Batı-Doğu. Aralarında 1600 km. mesafe.
BHOLA tarihinin, Kerbela Olayının son hicri yıldönümüyle çakıştırılacak biçimde seçilmesi, bu yüzden.
Kerbela olayı ile İslam ikiye bölündü. Sünni ve Şıi.

(18 Kasım 2013  :)

Bugün DEMİR'in Doğumgünü. KUTLU OLSUN.

Bugün, Tiyatro Sanatçısı, sevgili Nejat UYGUR vefat etti.
GÜROL, ROL ne?
9 Ağustos 1927, Kilis doğumlu. 9 Ağustos 1945 Nagazaki, Atom.
Annemizin nüfus doğum yılı 1927. Biz 1955-1961 de SİLİS'teydik.
Ben 1965'te KİLİS'ten "İSK AM BİL" alıp, Ankara'da kahvehanelere satmıştım bir kaç kez.
Bugün, ADANA'da, 6 yaşındaki İbrahim TAŞKIRAN, TAŞLANAN belediye otobüsünün altında kalarak öldü. TAŞKIRAN'da "Kırmak" var, KIRIKkale bağıntılı, "AŞK" da var. (Türkü: "taşkıranın geydiği hüriyet basması...")(NOT: Sonraki günlerde, 27 Kasım 2013'de Otobüs'ün ağır yarlı şoförü Ali KÖSE'nin de ölmesi haberinde, olay tarihi 17 Kasım 2013 olarak ifade edildi.)

Bugün, SARDUNYA adasında, hortum 14 can aldı. (SAR Dünya).
---------------------------------------------


. . . T E Ş E K K Ü R . . .
------------------------------------------------------------------------
Bugün, 19 Kasım 2013, bu web siteme "ziyaret" 10.000 'i
aştı.
----------------------------------------------------------------------------

(28 Kasım 2013  :)

Bugün, g+ da, annemin 26/27 Ocak 2007 gecesi, "AYRILIK ATEŞTEN BİR OK, BENİM DERDİM HERKESTEN ÇOK" kadarıyla, güçlükle (bana) söylediği "veda şarkısı", Malatya'lı Fahri Kayahan'ın şarkısını, kendi sesinden paylaşıp, şu yazıyı ekledim:

11 Kasım 2013, annemin vefatının  2500.cü günü.
24 Kasım 2013, Fatoş'u buluşumun 2500.cü günü.
1 ve 14 Aralık 2013 olarak biliyordum. Yanlışmış, dün farkettim.
Osmanlı'nın 1.ci Dünya Savaşı'na, İtilaf Devletleri'ne savaş ilan ederek katıldığı 11 Kasım 1914, ve 1.ci Dünya Savaşı'nı bitiren Almanya-Müttefikler antlaşmasının imzalandığı 11 Kasım 1918 tarihleri, 11 Kasım 2013 tarihinden kararlaştırılmış.
Yaser ARAFAT'ın vefat tarihi 11 Kasım 2004 tarihi de annem FATMA ARİFE çal gürol'un vefatının 2500.cü gününden kararlaştırılmış.
ABD'li sinema oyuncusu, Demi Moore'un 11 Kasım 1962 olan, doğum tarihi de öyle. Annemin 2 oğlu, ben Yılmaz ve kardeşim Demir.
24 Kasım 1928'de, Mustafa Kemal'e "Başöğretmen" ünvanı verilmesi, ve 24 Kasım 1981'den buyana 24 Kasım'ların "Öğretmenler Günü" olarak kutlanması, 24 Kasım 2013'de Fatoş'u buluşumun, 2500.cü günü ile bağıntılı.
24 Kasım 2013'de, Bolu, Ulumescit köyü merkezli, 4.8 şiddetinde, saat 22.49'da Deprem. Dakika 49, Fatoş'un yaşı da 49.
BOLU, çünkü, küçük yeğenim SEVGİ, Bolu'da gitti Üniversite'ye.
BOLU, çünkü,Yılmaz'ın doğum gün-ay'ı, 25 Eylül, Yıldırım Beyazıd'ın, niğBOLU zaferinden alındı.
Kronoloji'de yer alan, 2 Türk bayan okçuların bir yıl arayla 24 Kasım'larda doğmuş olmaları da, Fatoş'u buluşumun 2500.cü günüyle bağıntılı.
1981 Gizem Girişmen, 1982 Damla Günay.
Sicilya asıllı ABD'li "suç imparatoru", "LUCKY Luciano" nun (=Salvatore Luciano'nun) 24 Kasım 1887'de doğması da öyle.
28 Ocak 2007'de vefat etti annem. 13 gün sonra, 10 Şubat 2007'de Fatoş'u "buldum", bana eş olarak seçilmiş olduğunu.
Teyze kızı, kuzenim Fatma Kaftancı.
Sevgili Anneciğim ...
Sevgili "Karıcığım" ...
*********************************************


(30 Kasım 2013  :)

"Bugün", 30 Kasım 2007 ATLASjet Isparta Uçak kazası yıldönümü dolayısıyla, internet'e baktım.
30 Kasım 1952, "ilk" Hidrojen Bombası patlatıldı, ABD tarafından, Eniwetok adasında.
30 Kasım 1954, Roger GLOVER doğdu. (Soyadında LOVE var.) İngiliz gitarist. Şarkılarından biri "LOVE is all". (g+ da paylaştım.)
30 Kasım 2007 (ATLASjet kazası ile aynı GÜN) Aydın GÜN, Berlin'de 90 yaşında vefat. Devlet Opera Sanatçısı.
Sonra, Hürriyet Arşiv'den 30 Kasım 2007 tarihli Hürriyet'in Kelebek ilavesinde, "ATLAS bebek 11 aylık oldu" haberini buldum, gerekli olanı not ettim. Ve CNN Türk'den ATLASjet kazası haberini g+ da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

30 Kasım 2013, bugün. 30 Kasım 2007, Aydın GÜN (90), Berlin'de vefat, Devlet Opera sanatçısı. 30 Kasım 2007, ATLASjet uçağı düştü. CERN, "ATLAS" projesinde görevli (kadın) Prof. Engin ARIK, Prof. Şenel FATMA Boydağ ve 4 akademisyen, toplam 6 "bilimci" dahil, uçaktakilerin hepsi, 50 kişi öldü.
OTUZ KASIM, O KIZ KARIM, demiştim.
ARIK  ARIKARIKARIKARIKARI  (...karı)  FATMA
10 Şubat 2007'de "bulmuştum" kuzenim Fatma'nın bana eş olarak seçilmiş olduğunu.
30 Kasım 2007 tarihli Hürriyet Gazetesi'nin Kelebek ekinde, Gülben Ergen'in 17 Ocak 2007'de doğan oğlu ATLAS'ın "11 aylık" olduğuna dair haber, ve annesinin kucağında Atlas bebeğin fotoğrafı vardı. "Gülben Ergen - Mustafa Erdoğan çiftinin medyadan uzak büyütmeyi tercih ettikleri bebek ... görüntülenmekten kurtulamadı", sözleriyle.
(Yani, anlaşılan, 30 Kasım 2007'de ilk kez görüntülendi Atlas bebek.)
Gül BEN ER gen  /  YILMAZ ER doğan
BEN   YILMAZ
Mustafa Erdoğan, Yılmaz Erdoğan'ın kardeşi.
--------------------------------------------------

30 Kasım 2013'de, "The FAST and the FURIOUS" dizisinin "yıldızı", ABD'li aktör, Paul Walker trafik kazasında öldü, 40 yaşında. Otomobilin ağaca veya direğe çarpıp, patlamayla birlikte yanmasıyla. İçindeki iki kişi, sürücü ve yanındaki Paul, yanarak öldüler. California, Los Angeles, Santa Clarita'da.
Paul Walker, 12 Eylül 1973 doğumlu. 11 Eylül 1973 Şili'de askeri darbe ile ALLENDE'nin "öldürülmesinden" bir gün sonra doğmuş. 7.ci doğumgününde, 12 Eylül 1980'de de Türkiye'de TSK yönetime el koydu. PAUL son olarak, "o dizinin" 7.ci bölümünün çekimlerinde rol alıyormuş.

**********************************************

(3 Aralık 2013  :)

"Bugün", g+ da, Roy Orbison'un "Only the Lonly" şarkısına şu yazıyı ekledim:

ROY ORBISON (Apr.23rd,1936 - Dec.6th,1988)
Apr.23rd, in Turkey, is "Sovereignty ad Children's Day".
He died of Heart Attack, after a meal in his mother's house.
Challenger exploded on Jan.28th,1986. My mother died on Jan.28th,2007. Her maiden surname was Chal (=Çal). Atlantis, the second shuttle launched after Challenger, completing 4 days of mission, landed on Dec.6th,1988 at 23.36 UTC, on the death-day of Roy ORBISON. It completed 68 ORBITS, in space. 5 astronauts. The commander was RObertgibSON. (ROyorbiSON.) ("SON" in Turkish means "END".)

I was at Eşrefpaşa, in İzmir, on Dec.6th,1988. I heard from radio the return of Atlantis, and the death of ORBISON. "ORBIT" was the sign. ("BITmek"="Bitmek" in Turkish means "to end".) The connection between the two events remained on my mind, so far. The details here, from the internet, today. Following Dec.6th,1988, I was transferred to Gümüşpala - İzmir, in the same month Dec.1988. And, in May 1989, to Nergiz (=Narcissus) - İzmir, at which I live ever since.

Today, Herra Puteriyana's publication of an Orbison-song reminded me the days of Dec.1988. "Only the Lonely", a song I have liked. After this, I will also share Herra's Orbison-song.
----------------------------------------------

(7 Aralık 2013  :)

Bugün, Hürriyet gazetesinde "Lise'de bıçaklı Dehşet" haberi, özetle:
İzmir'de birbirine yakın iki liseye giren saldırgan, iki kız öğrenciyi bıçakla yaralayıp kaçtı. Yenişehir semtinde uçucu madde bağımlısı olduğu iddia edilen bir kişi dün saat 15.30'da Atatürk Anadolu Sağlık Meslek Lisesi'ne gitti. (...) kantindeki öğrencilere "Benden korkmayın", dedi. (...) Buse Hilal Bayrak, "senden neden korkalım" deyince, bıçağını çekip, 4 yerinden bıçakladı, kaçtı. Tel örgüleri atlayıp bitişikteki İbni Sina Sağlık Meslek Lisesi bahçesinde de Büşra Baysal'ı iki kez bıçaklayıp, kaçtı. Kız öğrenciler, ameliyata alındı, hayati tehlikeleri var.

Haber'i g+ da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

Buse Hilal BAYrak, Sağlık Meslek, Atatürk Anadolu.
Büşra BAYsal, Sağlık Meslek,     İbni Sina.
Dün 6 Aralık 2013'de, İzmir'de.

6 Aralık 343, Aziz Nikolas (Noel Baba) öldü.
6 Aralık 1988, 1)Şarkıcı Roy ORBIson öldü. 2)Mekik Atlantis döndü, 68 kez "ORBIT" = yörünge. Komutan RObertgibSON. (ROyorbiSON).
6 Aralık, Zeki Müren'in doğum günü.
6 Aralık, Ege Sarı'nın doğumgünü. Kuzen Ahmet'in oğlu.

Dün, 6 Aralık 2013, 17.30'da İZBAN Halkapınar'da tren beklerken, gördüm, ay HİLAL biçiminde. Venüs yıldızı da yakınında, altında saat 5 istikametinde. Gökte ikisi de pırıl pırıl. Dayanamadım, yürürken yanlarından geçtiğim bir "kız grubuna", "Venüs yanlış yerde duruyor", dedim, yürümeye devam ettim. Sol elimde açılmamış Bayrak. Şapkamın siperliğinde, öğrenciler için kalemtraşlı Küre Dünya, dikilmiş vaziyette. Önümde "Gündem, Dünya Devletinin Kurulması, Türkler Tarafından", yazısı. 10 Kasım 2013'den beri böyle.

Dün "sapık" tarafından 15.30'da bıçaklanan kızlardan birinin adı Buse HİLAL Bayrak.
------------------------------

(10 Aralık 2013  :)

Bugün, 10 Aralık 2013, Cumhurbaşkan GÜL'ün, "İnsan Hakları Günü" dolayısıyla yayınladığı mesajı, g+ da paylaştım, ve şu yazıyı ekledim:

DÜNYA DEVLETİ 'nin ilanı ile, Dünya'da terörle öldürmeler, anında bitecek, çünkü terör örgütlerinin yöneticileri Devletlerin görevlileri. Tıpkı, Türkiye'de hergün onlarca kişi "sağ-sol" çatışmasında ölmekte iken, 12 Eylül 1980'de, TSK'nın yönetime el koyması ile, terörle öldürmelerin anında bittiği gibi.
Dünya Devleti'nin kurulma süreci:
İlk hedef ABD. Tepeden teslim alınıp, öncelikle nükleer silahlarına el konulacak. İkinci hedef Rusya. O da tepeden teslim alınıp, öncelikle nükleer silahlarına el konulacak.
Sonra, Ankara'da, Dünya Devleti'nin ilan edilmesi. Dünya Siyasi Haritası'nın 10 ELTA'ya bölünmesi. Başta Ortadoğu için Ankara'ya, ve kalan 7 Elta için uygun başkentlere yöneticilerin atanması. Dünya devletlerine çağrı. Savaşsız, ilgili Eltalara bağlanmaları. Dünya Devleti'nin ilk oluşumu bu şekilde. Daha sonra, mevcut 10 Elta sınırları, olması gerektiği biçimde değiştirilecek. 
Bu "Yol Haritası" mümkün olmazdı, eğer mevcut irili ufaklı 193 devlet essahtan "bağımsız" olsalardı.
Bugün, "İnsan Hakları Günü". KUTLU OLSUN.
-----------------------------------------------------

(12 Aralık 2013  :)

Bugün, g+ ya "Eurovision 1986 Turkey: Klips ve Onlar - Halley" videosunu yükledim, ve şu yazıyı ekledim:

28 Temmuz 2061'de,  gene gelecek HALLEY.
28 Temmuz 1986'da, "Tanrılık". 3 gün sonra
Amputasyon ve "Hadımlık"
3 Mayıs 1986. Norveç-Bergen-GriegHALLEn'de,
31.ci Eurovision'a Türkiye HALLEy
şarkısyla katıldı, 9.cu oldu. 1.ci Belçikalı 14 yaşında
Sandra Kim. Şarkısı J'aime La Vie (=jemi jemi lavi).
Halley Kuyrukluyıldızı'nı kâşifi, Edmond HALLEY
Doğumu ................................ 8 Kasım 1656
Demir'in nüfusa göre doğumu ... 8 Kasım 1949
Vefatı ..................................... 14 Ocak 1742
Annemin nüfusa göre doğumu ... 14 Ocak 1927
8 Kasım 1922'de iki doğum:
1) Christiaan Barnard, Güney Afrika'lı cerrah.
"İlk" KALP naklini yaptı.
2) Ademir Marques de Menezes, Brezilyalı Futbolcu.
8 Kasım 2013'de Haiyan Tayfunu, FİLİPİNLER,
5000 kadar ölü.
Ademir'de hem babamın adı Adem, hem kardeşimin adı Demir var.
FİLİP'İNKİLER, Charles - Demir
ADEM'İNKİLER, Yılmaz - Andrew
Yani, sonraki 8 Kasım'lar, 8 Kasım 1656'dan alınmış
----------------------------------------------


(15 Aralık 2013  :)

"Dün ve Bugün", internet'ten 4 yayını, g+ da, şu yazıları ekleyerek paylaştım:

1)"Cemaatten Fethullah Hoca Mektupları.Oral Çalışlar/Radikal,14 Aralık 2013"
Doğumgünğün KUTLU OLSUN, Oral ÇALIŞLAR...
Bugünkü 14 Aralık 2013 yayınınızı paylaşmak üzere iken, yazılarda "ÇALI ıy OR" kelimesini gördüm, "tesadüfen".
Bugün NOSTRADAMUS'un da doğum günü (1532).
Bugün, ABD "Sandy Hook" Katliamının 1.ci yıldönümü. (Bir ilkokulda çoğu öğrenci çocuk, 25 kadar kişinin öldürülmesi olayı.) ADAM adlı bir kişi yapmıştı.
"nostr ADAM us" ... "N ostarad AMUS" ...
(Nostradamus'un Namus'u önemlidir.)
Gazeteniz Radikal, 4000.ci sayısını yayınladığı gün 25 Eylül 2007, benim 60.cı doğumgünümdü.
60= Altmış = Atmış olmuştum, yani.
Kesip ATMIŞ tım, "kökten" erkeklik organımı, Çanakkale'de 31 Temmuz 1986'da, niye.
RADİKAL, "kökten" demek, biliyorsunuz.
Kökten Çözüm, 4'lü Aile... 4 bininci sayı.
"Açıklığa Kavuşması Gerekli Bazı Konular" adlı Aralık 1982 tarihli basımı yapılmamış, fotokopi ile çoğaltılmış (ve birkaç adrese teslim edilmiş) kitabımda "ORAL ağırlıklı seks" kelimelerini de kullanmıştım, kendimi anlatırken. O zaman haberim yoktu, yeryüzünde, "sosyalist ekonomi" temelinde, "Dörtlü Aile" ya dayalı, Sevgi Toplumu'nu kuracağımdan...
Annemin kızlık soyadı ÇAL. Vefatı 28 Ocak 2007. CHALlenger, 28 Ocak 1986.
"cHALLEnger" ... HALLEy, 9 Şubat 1986'da geldi, Dünya'ya en yakın noktaya.
HALLEY geldiğinden BERİ, "God is I, Why."
HALLEY / YELLAH
HALLE BERRY, 5 Ekim 2013'de doğurdu ikinci çocuğunu. İzmir'de "Zirve Fırın Dayaği" nın 5.ci yıldönümünde.
FETHULLAH / YILMAZ / GÜLEN / GÜROL ... "ROL"

2) "iha.com, Honduras Cumhurbaşkanı Sosa'nın kızı Türk damatla evlendi."
14 Aralık 2013'de İstanbul'da evlendiler ...
Mutluluklar ... (Honduras - Türkiye)
Rosa Elena Lobo Juarez & Talha Özger

3) "haberler.com, Adnan Menderes'e tokat atan asker, Teoman Koman."
14 Aralık 2013'de GATA'da vefat. Teoman Koman.
TEOloji, TEOkrasi, TEOman ...
Yeryüzünde "sosyalist ekonomi" temelinde, "Dörtlü Aile" ye dayalı Sevgi Toplumu'nu kurabilmek için, Tarikatsız, mezhepsiz, tek bir Evrensel Din, tüm insanlara ...
Korg. rütbesiyle, 29.08.1988 - 27.08.1992 arasında MİT müsteşarı iken, bir doğomgünümde, Başbakan Mesut YILMAZ ile görüşmüştü. 1.ci Yılmaz Hükümeti, 23.06.1991 - 20.11.1991, demekki görüşme, 25 Eylül 1991'de olmuş.
1990 başında, 2.ci tımarhane çıkışında, misyon-bilincimi yitirmiştim. 1992 sonuna kadar, öyle. Dolayısyla, "misyon-çağrışımlı" olaylar ilgi alanımın dışındaydı. Ama, "politika" (= Dünya ve Türkiye olayları), hayattaki asıl ilgi alanım olmaya devam etmekteydi. Buluşmanın ilgimi çekip, aklımda kalmasının sebebi, doğumgünümde önemli bir ilginç "tesadüf" olmasıydı.
nostrADAMus'un 510.cu yıldönümünde, ADAM lanza'nın Sandy Hook ilkokulunda çoğu öğrenci 25 kadar kişiyi katletmesinin 1.ci yıldönümünde,
Honduras Cumhurbaşkanının kızının, İstanbul'da bir Türk'le evlendiği gün, Çin'in "uzay aracı" Chang'e-3 (= Ay Tanrıçası) nın Ay'a indiği gün, vefat etti, Teoman Koman.
Teo: TANRI ... Man: ADAM ...

4) "zaman.com, Çin Ay'a indi, gözünü Mars'a dikti."
384.000 km., AY'ın Dünya'ya ortalama uzaklığı.
384 sokaktaki, burda İzmir'deki evimizde tanıdım, akrabamız AYLA'yı, 1969'da (veya 1970'de.)
20 Temmuz 1969, AY'a ilk insan (Armstrong).
28 Nisan 1986'da, Çanakkale Hapishanede, AYLA'yı karım olarak "bulmuştum". 28 Temmuz 1986 sonrasında da "tanrıçam" dı. 1987'de İstanbul'da Semra'nın da eklenmesiyle, "tanrıçalarım" iki olmuştu.
AYLA'ya - SEMRA'ya olan "yoğun" AŞKLAR'ım, 1990 başında, 2.ci tımarhane çıkışında, misyon bilincimi yitirdiğimde, bir anda bitti, hiç yaşanmamış gibi. 1992 sonlarında, misyon bilincim aynen geri dönünce, o "aşkların", "dummy"  olduğunu, amacın, aşkın ne olduğunu yaşayarak bilmem, ve misyon programını, dörtlü aile'yi bulmam olduğunu kavradım.
Dün, 14 Aralık 2013, nostrADAMus'un 510.cu doğum yıldönümünde, Honduras Cumhurbaşkanının kızının İstanbul'da bir Türk'le evlendiği gün, TEOman Koman'ın vefat ettiği gün, Çin'in uzay aracı Chang'e-3 (AY Tanrıçası), AY'a indi.
Aynı türden ilk aracı adı, Lunokhod-1. 17 Kasım 1970'de indi AY'a. 1969'da, ABD'li Neil Armstrong'un, AY'a inmesinin ardından. LUNOKHOD adı hep hatırımda kaldı, o zamanlar, Sovyet çizgisindeki "sosyalist" bilincimden dolayı.

-----------------------------------------------------

(17 Aralık 2013  :)

17 Aralık 1273, MEVLANA öldü.
17 Aralık 2011, KİM YONG IL öldü.
17 Aralık 1948, KEMAL KILÇDAROĞLU doğdu.
17 Aralık 1936, Papa FRANCİS doğdu.

17 Aralık 2013,
TC tarihinde ilk kez bir MEKSİKA Cumhurbaşkanı Türkiye'ye geldi, Ankara, Çankaya'da tören saat  11.12'de.
Ankara, Gölbaşı, SİKORSKY helikopter düştü, saat 11.00'de, 4 asker şehit.
Afganistanda, TSİ 13.30'da (yerel saat 16.00'da) Nato Helikopteri düştü, 6 Amerikan askeri öldü.
Kuzey Kıbrıs'ta İlaçlama Helikopteri düştü, saat 11.45'de. FRANSIZ pilot Fransuva Jilet (=Françoise Gillet) hafif yaralı kurtuldu.

31 Temmuz 1986, Çanakkale Hapishane'de, kökten Amputasyon.
26 Ağustos 1986 (Malazgirt yıldönümünde), Ben Çanakkale Hastanede iken, Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in Baş Yaveri Albay Cevat ERTEN'i taşıyan Helikopter düştü, içindekilerin hepsi öldü. Kenan Evren ağladı.
31 Temmuz 2005'de, (Amputasyon'un 19.cu Yıldönümünde), Sudan Devlet Başkanı 1.ci yardımcısı JOHN GARANG'ı taşıyan Helikopter düştü, içindekilerin hepsi öldü. Aynı gün, Ankara Bâlâ merkezli, 5.3 şiddetinde deprem, saat 00.45'de. ölü yaralı olmadı, hasar oldu. (ANKARA, angara, JOH ngara NG).
11 Eylül 2004, ("Süper Terör" ün 3.cü yıldönümünde), İstanbul'daki Patrik'ten sonra, sıralamada ikinci yerde olan İSKENDERİYE Patriği PETROS'u AYNAROZ adasına götürmekte olan Helikopter, Ege Denizine düştü, içindekilerin hepsi öldü.

HELİKOPTER ... KOPTuER keklik organı ...

17 Aralık 2010'da, Tunus'ta Muhammed Buazizi'nin "kendisini yakmasıyla", ARAP BAHARI başladı (=başlatıldı).
Tunus, Mısır, Libya, Suriye.

17 Aralık 2013'de, Türkiye'de (hükümete yönelik) "Büyük" YOLSUZLUK OPERASYONU
(5 Mayıs 2014'de EK: Ve 17 Aralık 2013 "operasyonu" dolayısıyla, Misyon açısından çok önemli bir kavramın, "Paralel Devlet" kavramının ortaya çıkması.)
------------------------------------------------------------

(22 Aralık 2013  :)


"Bugün", g+ da Birol Ülkücü arkadaşın, "Sarıkamış Harekâtı (22 Aralık 1914) ..." başlıklı yayınını ve yaptığım yorumları paylaştım. Şöyle:

- Enver Paşa, "yazlık kıyafetle", zemheri kışta, 90.000 askeri Allahüekber Dağı'na gönderdikten, ve askerler donarak şehit olduktan, hemen sonra, Mustafa Kemal'i Çanakkale Cephesi'ne tayin etti, Çanakkale'de de Mustafa Kemal, 57.ci Alay'a "ölmeyi" emretti, dersem, ne dersin ?
- (...)
-Enver Paşa, "Cihan Harbi" nin (1.ci Dünya Savaşı'nın) amacını biliyordu, Birol arkadaş. Dolayısıyla ona göre davrandı...
3 Büyük savaşla, "Dünya Sosyalist Devlet" nin kurulması Projesi'nin, ilk adımıdır, "Cihan Harbi".
- (...)
-Gündem, Dünya devleti'nin kurulması. Türkler tarafından. Yılmaz Gürol önderliğinde.
- (...)
- "Tarihsel Bilgi" için teşekkürler. 4 Ağustos 1996'da, Enver Paşa'nın naaşı, Hürriyet-i Ebediyye Tepesi'nde toprağa verildiği gün, Yüksek Askeri Şura'nın da kararları açıklanmıştı. Benim devrem, ilk kez "Paşa" (=Tuğgeneral) olmuştu, 30 Ağustos 1996'dan geçerli olmak üzere.
Selamlar Sevgiler, Birol arkadaş.
- (...)

-----------------------------------------------------------------

(26 Aralık 2013  :)

Bugün, YouTube'den Adnan Şenses'in, "Elveda, son şarkım" adlı şarkısını yazı ekleyerek g+ da paylaştım, ve birçok g+ topluluğuna da yükledim. Eklediğim yazı şu:

25 Aralık 2013, Adnan Şenses vefat etti. Allah Rahmet Eylesin.
25 Aralık 2013, Hükümette 10 Bakan değiştirildi.  Kutlu Olsun.
25 Aralık 1988, Nikolay & Elena Çavuşesku idam edildiler, sahte.
25 Aralık 1991, Mihail Gorbaçov SSCB Başkanlığından istifa etti,
ertesi gün SSCB resmen dağıldı, niye.
25 ARALIK ... NOEL
İsa, Hristiyanlara göre Tanrı, müslümanlara göre Peygamber.
Gündem, Dünya Devleti'nin kurulması, Türkler tarfından, Yılmaz Gürol önderliğinde.
Misyon, "Sosyalist Ekonomi" temelinde, Standart Çiçekkentler'de, Dörtlü Aile'ye dayalı, Sevgi Toplumu, Tüm İnsanlara, Tek bir Devlet Çatısı altında.
--------------------

"Antalya'da 4.3 lük Deprem" haberini de g+ da paylaştım,şu yazıyı ekleyerek:

25 Aralık 2013'de. SeriK ilçesi, KUŞlar köyü merkezli.
"Noel" günü". 49 köyü var, Serik ilçesinin.

--------------------------------------------------------------------------

(31 Aralık 2013  :)

FATOŞ'cuğum, "Bugün" g+ daki kapak fotoğrafımı, yani senin fotoğrafını g+ da birçok "toplulukta" ve ayrıca "herkese açık" paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

With Fatma's photograph,
here are the specially selected
25 events of 2013:

1)  May.18,2013....................................................
On my "wife" (and my cousin) Fatma's 49th Birthday.
Powerball draw. 84 year-old woman GLORIA C. Mackenzie, from FLORIDA earned $590.500.000 and got $370.896.780,54 in cash. The highest loto prize, got one person ever.
(g LORI a   f LORI da)   (GLORIA  GIROLA  GUROL)

2)  Sep.25,2013....................................................
On my 66th Birthday.
Soldier (=private) Ramazan BİLECEN died, in hospital GATA, because of bee-sting in Mardin-Dargeçit-Kılavuz. Later, he was buried in Yozgat-Yerköy-Susuz.
66 is YOZGAT's number, and my "Deity"-number since 1986.
(BİLECEN, BİL ECEN = know your queen)  (KARI = wife, ARI = bee)

3)  Feb.10,2013....................................................
On the 6th anniversary of my finding FATMA as my "wife".
The 6th ("snake") year of the Chinese lunar calender, started.

4)  Mar.6th,2013...................................................
On the 58th Birthday of GÜL (=rose), the wife of my brother, and our cousin.
The "Russian Bazaar" of Ankara-ALTINdağ, with all its 680 shops burned in fire.
(6 = six = ALTI)  (Gold = ALTIN,  ALTIndağ  = golden mount)

5)  Aug.17,2013....................................................
On the 18th anniversary of my father Adem GÜRol's death, and on the 14th anniversary of Turkey's Kocaeli-GÖLcük earthquake, with 20.000 dead.
Earthquake of 4.1 intensity in Turkey-Bursa-Gemlik-Engürücük.
(GÖLcük / ENGÜRÜcük)   (GÜRol  /  enGÜRücük)
And Newspaper VataN published its 4000th issue.
(ata = ancestor, father)

6)  Jan.28,2013.....................................................
On the 6th anniversary of my mother's death, pianist-singer Ferdi Özbeğen died. His birth, on Aug.17th,1941.
Aug.17th is death day-month of my father AdeM
Jan.28th is death day-month of my mother ArifE
de rif  = derif  = ferdi

7)  Aug.7,2013......................................................
On the EVE (=arife) of Ramadan-Festival, which is the Birthday of my mother in traditional Arabian islamic calender.
The "heaviest" baby in Spain so far, was born, 6.2 kg, at 04.43 local time. A maxi baby. In the hospital "MARINA Salud". Mother, an English woman, MAXIme MARIN.
(Spain = espANA, ANA = mother)

8)  Nov.11,2013...................................................
The 2500th day of my mother's death coincided the 9th anniversary of Yaser ARAFAT's death. My mother's full name is FATma ARife çal gürol. (AR a FAT).

9)  Nov.24,2013...................................................
The 2500th day of my finding Fatma as my wife coincided with the Teachers' Day of Turkey. And an earthquake, with intensity 4.8, in Turkey-Bolu-Ulumescit.

10)  Nov.10,2013...................................................
On the 75th anniversary of KEMAL Atatürk's death.
A prominent lawyer of İzmir, AYLA SELIŞIK TAMAR died. She was the head of "the Association of Secular KEMALists".
(AYLA SEM-- AŞIKTILAR  /  RA missing in SEMRA)
(Ayla Semra Aşıktılar = Ayla Semra were in love)

11)  Jul.31st,2013..................................................
On the 27th anniversary of my amputation of my genitals.
A bus, carrying catholic pilgrims, fell down from a cliff, in Italy, 39 people died, while on the same day, catholic Pope Francis saluted the crowds at Copa Cabana, in Brazil.

12)  Jul.22,2013....................................................
On the 2nd anniversary of UTOIA-island massacre of Anders Breivik.
Charles became grandfather. George was born. Long live George!
Thomas More wrote his book in 1516, for the Best World on his imaginary UTOPIA-island.

13)  Nov.14,2013.................................................
On Charles' 65th Birthday.
Ali Tahir Erdoğan, the 4th grandchild of the Turkish Prime Minister, was born. Long live Ali Tahir!
(TAHİR  /  TARİH = 1. History  2. Date)

14)  Nov.18,2013................................................
On Demir's 64th Birthday.
Nejat UYGUR, theater actor, died.
Before 2000, when Demir and his family visited us, I took them to a play of UYGUR at Karşıyaka-İzmir. That is also the latest theater play which I watched.

15)  Jan.17,2013................................................
On Michelle Obama's 49th Birthday.
A prominent News-man Mehmet Ali Birand died. He was the graduate of the famous GALATAsaray high school. And that day was also the 138th anniversary of the opening of GALATA tunnel.
My Officer-number is 1968/138.

16)  May.14,2013..............................................
On the 65th anniversary of the establishment of ISRAEL.
Mesut, the son of Fatma's elder sister Ayşe and of Metin, married Pakistani Virdah.
(Love is Real)
Let them be "mesut" (=happy)!

17)  Aug.3,2013................................................
On "kadir"-day (a sacred day, in the islamic calender).
Metin's elder brother died, one day after Metin's Birthday.
Condolences to ourselves!

18)  Jul.13,2013................................................
HALLE BERRY made her 3rd marriage with OLIVIER MARTINEZ.
Let them be Happy!
"HALLEY geldiğinden BERİ" (=SINCE HALLEY came) I have been Eunuch.
Why?

19)  Oct.5,2013................................................
On the 5th anniversary of "zirve"-oven beating of me.
Halle Berry gave birth to her second child, Maceo, boy. Long live Maceo!
First was girl, Nahla, meaning honey-bee.

20)  Oct.15,2013..............................................
On the first day of kURBAN (=sacrifice) festival.
Earthquake in the Philippines, some 150 dead.

21)  Nov.8,2013..............................................
On the World URBANism Day.
The typhoon Haiyan hit the Philippines, especially Tacloban-city, some 6000 dead.

22)  Dec.17,2013.............................................
On the 540th anniversary of the death of Mevlana, sufi.
For the first time ever, a Mexican president visited the Turkish Republic.
The official welcome ceremony, in Ankara-Çankaya was about 11.10, and about 10 minutes before it, a Sikorsky helicopter crashed in Ankara-Gölbaşı, 4 soldiers were killed.
(Mexico = Meksika, MEK---A / ---ORSKY)
("---" in Turkish means Penis)
And about 3 hours later, on the same day, a NATO military helicopter crashed in AFghanistan, killing 6 American soldiers.
(AF in Turkish means Amnesty)

23) Dec.23,2013..............................................
On the 83rd anniversary of the making martyr, by beheading, of Lieutenant Mustafa FEHMİ Kubilay, in İzmir-Menemen, which is an important event in the history of Turkey.
An accident happened in İzmir-Alaybey at military shipyard. 8 soldiers, 2 workers died. One of the soldiers was FEHMİ Kocaman. Later he was buried in Uşak-Banaz-Ovacık.
My mother was from Uşak.
(BANAz, BANA = to me.   ovACIk, ACI = pain.)
(On Dec.23,1888 Van Goch cut his ear.)

24)  Jul.17,2013...............................................
Turkey-Muğla-Milas. 7 workers died in a sewage well. The surnames of 5 of them were with "öz", which means "own, self, not-step".
özDEMİR  özGÜR  özTÜRK  özKAN  özBAKIR
DEMİR (=iron) is my brother's name. GÜR (=abundant) exists in our surname GÜRol. TÜRK (=Turk). KAN (=Blood). BAKIR (=cooper).
İn the New World, "öz kardeşler" (=siblings) will be mates to each other, by birth. 2+2=4. Family of Four.

25)  Aug.8,2013...............................................
Ramadan-Festival, first day. Super Loto, in Turkey.
Only one lucky person for the big prize, from FATSA district of ORDU. There are about 1000 districts in Turkey.
FATSA resembles and reminds (is associated with) FATMA, my "wife".

=================================

(3 Ocak 2014  :)


Askerlik sonrası, eve ailesinin yanına dönen 22 yaşındaki genç adam, evdeki 15 yaşındaki kızkardeşine "cinsel ilişki" başlatıyor. 2 yıl sonra, hastanede, kızın 7 aylık hamile olduğu anlaşılıyor. Hastanenin ihbarı ardından savcı dava açıyor. Kız şikayetçi olmadığından dava düşüyor.
(Bugünkü Habertürk gazetesinden bir haber)

After military service, 22 years-old young man, returning home, to his family, starts "copulations" with his 15 year-old sister. 2 years later, in the hospital it is known that she is seven-month pregnant. After the Hospital's informing, public prosecuter brings a lawsuit. Because the girl doesn't become complainant, the case drops.
(A news from today's Haberturk newspaper)

Haberi g+ da paylaştım, ve şu yazıyı ekledim.
I shared the news at g+, and added that writing.

E N G L I S H   /   T Ü R K Ç E
------------------------------------------

It will take 25 years,
of the extinct of the Old World,
of the Existence of the New World.

İmmigration to standard Flower-cities. Starting with proper volunteers.
The order of Family of Four, in the New World.
Life without money, in the New World.

In the Old World, Improvements, starting from the prior problems, and Preparation for the New World.
The husband of the wife, the father of the children will bring the money home. Classical Turkish Family.
Let the adults get married early. If they can't find mates, let the State do it.
As preparation, the application "two children, first boy, second girl, for each pair" should start in the Old World, as well.
No encouragement for marriage of siblings. However, no prohibition for the proper pairs who are wlling.

At the end of 26 years, those who still say "no" to go to the New World, will continue to live in the Old World, with the support of the State. However, with the condition of no reproduction.
Vasectomy.

-----------------------------------------

25 yıl sürecek,
Eski Dünya'nın yokolması,
Yeni Dünya'nın varolması.
Standart çiçekkentlere göç. Uygun gönüllülerden başlayarak.
Dörtlü Aile Düzeni, Yeni Dünya'da.
Parasız hayat, Yeni Dünya'da.

Eski Dünya'da, öcelikli sorunlardan başlayarak İyileştirme, ve Yeni Dünya için Hazırlık.
Karı'nın koca'sı, çocukların babası getirecek eve parayı. Klasik Türk Aile yapısı. Erişkinler erken evlensinler. Eş bulamazlarsa kendileri, Devlet yapsın o işi. Hazırlık olarak, "her çifte önce oğlan sonra kız, iki çocuk" uygulamasına Eski Dünya'da da başlansın.
Teşvik yok, öz kardeş evlilikleri için. Ama yasak da yok, uygun istekli çiftlere.

25 yılın sonunda, Yeni Dünya'ya gitmeye hâlâ "hayır" diyenler, Eski Dünya'da yaşamaya devam edecekler, Devlet desteğiyle. Ama ürememek şartıyla.
Vazektomi.

----------------------------------------

(7 Ocak 2014  :)

1)....................................
"Bugün" g+ da, İlhan Koçak'ın doğumgününü, onun yüklediği bir yayınını,
"Nükleer Başlıklı Kız" ın "Ağlayan Kalbim" şarkısını paylaşarak kutladım, şunu da ekleyerek :

("asymetric nuclear war")

2)...................................
"Bugün", Başbakan Erdoğan'ın Japonya'da yaptığı açıklamayı, onun sözüyle "Terörle Mücadele Küreslleşmelidir" başlığı ile trthaber.com da yayınlanan yazıyı paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

Gündem, Dünya Devleti'nin kurulması.
Yol haritası, en çok Japonlara "hoş" gelir.
"Teslim olmazsanız, üçüncüsü Tokyo'ya" demişti Truman.
"Teslim olmazsanız, üçüncüsü New York'a" deyince Hadım-adam.

3).................................
"Bugün", g+ da "Osman Gazi (Osmanlı'nın Kurucusu)" yazılı fotoğrafı paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

Yerine geçen ORHAN GAZİ'nin eşleri:
Asporça, Bizans İmparatoru Andronikos'un kızı,
Thedora, Bizans İmparatoru Kantakuzenos'un kızı,
Holofira, Yarhisar Tekfuru'nun kızı,
Eftandise, Mahmud Alp'in kızı.
7 çocoğu var bu eşlerden, 6'sı erkek, 1'i kız. Şehzade Eyüp hariç, ötekiler (yerine geçen Murat dahil) Bizanslı eşlerden.

(8 Ocak 2014  :)

1)..................................
"Bugün", Hubble teleskobundan yeni galaksi görüntlerini trthaber.com'dan g+ da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

İnsanlık, Bilim yoluyla, "görebilme kapasitesini" ne kadar arttırırsa arttırsın, uzayda görebildiklerimiz, göremediklerimizin binde biri, trilyonda biri gibi, karşılaştırma yapamıyacağız. Dolayısıyla uzaydaki nesnelerin, odadaki nesneler gibi belli sayıda olduğunu da söyleyemiyeceğiz.
"Büyük Patlama" (=Big Bang) ile, bir "kütle" patladı, boşluk içinde belli sayıda kütleler oluştu da diyemiyeceğiz. Varsaydığımız o ilk kütlenin öncesini de açıklayamadığımız gibi.
Ama Bilim yoluyla (artık) kesin olarak biliyoruz. Dünyamız Güneş'ten koptu. Güneş de bir "yıldız", görebildiğimiz öteki yıldızlar gibi. Bu bizi "Big-Bang" teorisine götürüyor, ama teori sağlam değil.
Özetle, Evrensel Nihai Realite'yi asla bilemiyeceğiz. Ama Bilim yoluyla, "herşeyi" bilmeye bulmaya çalışacağız hep.
Felsefemiz, "bu şekliyle" agnostik (=bilinemezci), ama sağlam.
Güneş'ten geliyorum,
Köküm Hidrojen Helyum,
Bilmiyorum başı ve sonu.
Yaşamaya devam, o meçhul ebede yolculukta.

2).................................
"Bugün", Elvis Presley'in, "Always on my mind" şarkısını, g+ da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

8 Ocak 1935, Elvis Presley doğdu.
8 Ocak,1983, Kim Yong Un doğdu.
8 Ocak 1642, Galileo Galilei öldü. Astronomi.
"Dünya kendi etrafında ve Güneş etrafında dönüyor."
300 yıl sonra:
8 Ocak 1942, Stephen Hawking doğdu, Astrofizik.
Kara Delikler, "Big-Bang".
8 Ocak 1961, Yaşar Doğu öldü.
Dünya Güreş şampiyonu.
(Güreş / Güneş)
"Güneş Doğu'dan doğar"

3)................................
"Bugün", Mersin'de, otmomobil denize sürüp "intihar eden", başkalaryla evli, 3 çocuk babası Yaşar Topçu ve 2 çocuk annesi Zerrin Kaya, haberini g+ da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

Aşk,cinsellikten kaynaklanan, ama onu aşan bir sevgi türü. Gerekirse canını bile verir insan, "aşkla" bağlı olduğu kişi için.
Sevgilinin ölümü dayanılmaz, ama ardından intihar etmek de olmaz.
Karşılıklıdır, Aşk. Çiftin kalpleri birbirine olan aşkla doludur. Başkalarına da o "dolu" kalplerde (aslında) aşk türünden biraz yer vardır, hep. Ama kişi asıl aşkını bilir, ona göre davranır.
Öyle anlaşılıyor ki, bu iki kişinin kalpleri kendi eşlerine değil de, birbirlerine aşkla doluymuş. Dayanamamışlar, birlikte ölmeyi seçmişler.
Akıl yoluyla, aşklarını sonlandırmaya çalışıp, kendi aileleri ile yaşamaya devam etmeleri gerekirdi.

4)..............................
"Bugün, trthaber.com'un ABD'deki, "20 yılın en soğuğu, 21 kiş öldü" haberini g+ da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

DONDU,  İstanbul Boğazı,  ve ertesi gün,
DOĞDU, İstanbul'da Recep Tayyip Erdoğan.
Sonra, İstanbul'a Belediye başkanı oldu.
Daha sonra da Başbakan.
Bugünkü kabinesinde, kendisinden 5 yıl sonra aynı günde doğan Ahmet Davutoğlu Dışişleri Bakanı, Konya Taşkent doğumlu.
Özetle, Misyon, TAŞKENT kelimesinde saklı.
AŞK
ÇiçekKENTlerde AŞK ve buna bağlı Sevgi Toplumu.
26 Şubat 1954 tarihli Hürriyet Gazetesi'nin manşeti:
"Dün Boğazı Yürüyerek Geçmek Kabil Oldu"

(9 Ocak 2014  :)

"Bugün", cnn.com'dan 7 Ocak 2014 girişli, "Historic Freeze" başlıklı haberi g+ da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

7 Ocak 2014,   ABD,  Son 20 yılın  en soğuk günü.
7 Ocak 2013, "Karım" FATMA, 50 günlük facebook
arkadaşlığını sonlandırdı (=HALT)
7 Ocak 2014, 20.30, Huban ÖZTOPRAK (26) vefat.
Tiyatro, dizi ve sinema sanatçısı.
28 Aralık'ta trafik kazası sonrası,
yoğun bakımda iken, hastanede.
7 Ocak 2014, 23.45, Selçuk ULUERGÜVEN (72) vefat.
Tiyatro, dizi ve sinama sanatçısı.
Kalça kırığı protezinin yerinden çıkması
dolayısıyla, 3 aydır tedavi gördüğü hastanede.
1989-2002 TRT "Bizimkiler" dizisinin
"Davut usta" sı ("HALT", "DUNKOF" sözleriyle.)

Fatma KafTANCI  /  Yılmaz GüROL  (ROL ne ?...)
O zaman zor gelmişti, Fatma'nın facebook arkadaşlığını sonlandırması. Ama anlaşılıyor ki, geçen bir yıl içinde, Yılmaz'ın ezilmekte olduğu koşullarda, facebook arkadaşı olarak, Fatoş'la "sohbet ediyor olmak" daha da zor gelecekti, hem bana, hem ona.

Ich liebe dich, meine Fatosch.

(11 Ocak 2014  :)

1)......................................
"Bugün", trthaber.com'dan "Balıkesir'de Deprem" haberini g+ da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

10 Ocak 2014, 09.20, 4.0 Balıkesir - Akçaköy.
Kandilli Rasthanesi Müdürleri (son dört):
-Prof. Ahmet Mete Işıkara
-Prof. Gülay Barbarosoğlu
-Prof. Gülay Altay
-Prof.Mustaf Erdik
(İki GÜLAY, aynı üniversitede.)

2)...................................
"Bugün", trthaber.com'dan "Osmaniye'de Deprem" haberini g+ da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

Kandilli Rasathane Raporu, 10 Ocak 2014'de, peşpeşe 4 (=dört) deprem kaydı var:
09.20:46 'da 4.0 şiddet, BALIKESİR, Akçaköy
10.55:07 'de 2.2 şiddet, Kütahya, Tavşanlı, Tunçbilek
13.27:37 'de 2.2 şiddet, Samsun Tekkeköy, Akbaşlar
15.20:46 'da 4.0 şiddet, OSMANİYE, Kadirli, Kızyusuflu
Saniyeleri dahil, tam 6 (=Altı ="six") saat arayla, yurtta dün, iki deprem. "balı KES ir" ve "osma NİYE" de.
Mesajı çok açık. Soruyor, "Amputasyon" niye,diye. Cevabı, o depremlerin şiddetinde: 4 (Dört - Dörtlü Aile).
Destek, toplam 4 deprem. Destek, aradaki iki depremin şiddetleri de aynı ve 2.2 (2 erkek, 2 kadın)

Dün, 10 Ocak 2014, İstanbul Borsası 1.ci seans 66666 puanla kapandı.
66 - 666 - 6666 - 66666 "Tanrısal" sayım.

Dün, yıldönümü, 1945, 10 Ocak. 4 ay adı değiştirildi.
Teşrinievvel, Teşrinisani, Kânunievvel, Kânunisani.
EKİM, KASIM, ARALIK, OCAK, oldular.
Yılsonu ile yılbaşı ayları birlikte KARI*LA KOCA mesajı verecek biçimde. (=karıyla koca). ARALIKOCAK = KARALIKOCA = KARILAKOCA
Atatürk'ün vefat günü 10 Kasım, Yeni Takvim'de 4 Ocak'a denk geliyor. "La" notasıyla DÖRT O**CAK mesajı.
EKİM, KASIM da bana. (KİM KARIM)
30 KASIM 2007'de ATLASjet, Isparta'da düştü, içindekilerin tümü öldü.
5'i akademisyen. 5'den ikisi kadın profesör. Biri CERN'de, ATLAS projesinde görevli, adı ENGİN ARIK.
ARIK ARIK ARIK ARI  = K ARI  = KARI
Ötek FATMA ŞENEL BOYDAĞ.
"O kız karım" demiştim o gün, OTUZ KASIM.
KuzenimFATMA'yı, 10 Şubat 2007'de, "Karım" olarak buldum. "BULDUM" derken kastım şu, o da benim gibi, doğumdan seçilmiş, misyon-koyucu tarafından, Misyon için, Yılmaz'ın işleri için,
Yılmaz için.
MERCI & DANKE
İch liebe dich, meine FATOSCH

3)...........................................
"Bugün" trthaber.com'dan, "Ariel Şaron hayatını kaybetti" haberini g+ da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

11 Ocak 630, Hz. Muhammed Mekke'yi fethetti.
11 Ocak 2008, Edmund Hillary öldü.
11 Ocak 2014, Ariel Şaron öldü.
Edmund Hillary, İstanbul'un Türkler tarafından fethinin 500.cü yıldönümü 29 Mayıs 1953'de, rehberi ile birlikte, Everest'in zirvesine "ilk" ulaşan kişi oldu. Everest'i "fethetti".
Gündem Dünya Devleti'nin kurulması, Türkler tarafından,
Yılmaz Gürol önderliğinde.

(12 Ocak 2014  :)

"Bugün" g+ da bir fotğraf, öpüşen genç çifte merakla bakan küçük kız. Paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

Main teachers of the children are their parents. Children in the Flower-cities of the New World, will learn the "main subject" sex affairs, mainly from their parents as well, which includes seeing their parents' sexual intercourses.
And the nakedness, at home and in the suitable public places, will be routine.
The essentials of the "Family of Four".

(13 Ocak 2014  :)

Ülkü takvim yaprağında, toplam 3 yıldönümü var. Hepsi 2012, 13 Ocak'ta.
1) KKTC kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş vefat etti.
2) Ordinaryüs lakaplı eski futbolcu Lefter  Küçükandonyadis vefat etti.
3) İtalya'da kayalıklara çarparak yan yatan Costa Concordia, 39 kişi hayatını kaybetti.
Concordia ve Ordinaryüs kelimelerindeki "ORDİ" sözü, kesin işaret, her iki olayın bağıntılı olduğuna dair. Misyon bilincim olmasaydı, daha önce böyle çok "ikiz olaylar" teşhis etmiş olmasaydım, tabi ki göremezdim bunu. Görmem için ve arkadaşlarıma göstermem için.
Rauf Denktaş da herşeyiyle, çok ilişkilendirilmiştir, Yılmaz'la.
RAUF = FUAR = URFA = UR af
"UR du, Yılmaz, cinsel organın, yani küçük."
"Küçük" kelimesini, Küçükandonyadis'e de koymuşlar. Evet, biraz küçüktü, ama çok küçük olsaydı, subay yapmazlardı. (Ereksiyon halinde 10 santim kadar.)

Tabi, baktım, sonra vikipedi'ye.

İki bağıntılı doğum koymuşlar 13 Ocak'lara.
1961 ORDAL DEMOKAN, Türk bilim adamı.
1977 ORLANDO BLOOM, İngiliz Sinema Oyuncusu.
ORDAL ve ORLANDO benzerliği.
DEMOKAN, kardeşim DEMİR bağıntısı. Demokrasi, Kan.
BLOOM, çiçek, çiçek açmak.

İki önemli deprem koymuşlar 13 Ocak'lara.
1915 İtalya,  30.000 ölü
2010 Haiti,    30.000 ölü.

İlk "tüp bebek" LOUISE BROWN doğal yoldan doğum yapmış, 13 Ocak 2007' de.
ERTESİ GÜN, 14 Ocak 2007 'de, İzmir Tepecik Hastanesinde annemin doğumgününü kutlamıştım. (nüfusuna göre 80.ci yaş günüydü.)
"Burda çok mutluyum, Yılmaz" demişti. Çünkü kendi deyimiyle "insan yüzü" görmüştü. İlgi, bakım görmüştü. İki kişilik odada kalmaktaydı. Hemşehrisi Uşak'lı özel hastabakıcı Mürvet Can hanımdan da memnundu.
28 Ocak 2007'de, Şirinyer'deki Sevgi ŞEŞEN'in özel yaşlı bakımevinde vefat etti. 27 Ocak 2007 akşamı evden götürülürken, "beni kovuyorsunUZ", dedi bana. Bu bana son sözleri oldu. Sevgili anneciğim. "Evinde" ölmek isterdi. "Mutlak mecburiyetten" açmıştım telefonu, rehberdeki tek bakımevine.

Ve bugün, 13 Ocak 2014, 12.51'de, Deprem, 4.2 şiddetinde, Çanakkale, EZİNE, Dalyan köyü merkezli. 
Çanakkale'de amputasyon ve ez çağrışımlı. Dalyan'da AYLA var tersten. 28 Nisan 1986'da Çanakkale'de bulmuştum, "karım" diye. Değilmiş, amaçlı yanıltmaymış.

(14 Ocak 2014  :)

Bugün, g+ da, Safiye Ayla'nın, "Çile bülbülüm çile" şarkısını paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

Bugün 14 Ocak 2014, "ikiz yıldönümü":
1923, Mustafa Kemal Atatürk'ün annesinin vefatı,
1927, Yılmaz Gürol'un annesinin (nüfus) doğumu.
ZÜBEYDE hanım ...  ARİFE Hanım
1927, 1923 'e  göre mi
1923, 1927 'ye göre mi
İkisi de hayır. Halley kuyrukluyıldızının kâşifi Edmond Halley'in 14 Ocak 1742'de vefat tarihine göre, hem 1923 hem 1927.
Çünkü, 76 yılda bir gelen Halley'in, 1986 geliş yılı içinde, Yılmaz kendisini Hadım edecekti. (Ve etti.)

Martina Navratilova'nın, 14 Ocak 1985'de, kendisinin 100.cü Tenis Turnuvasını kazanması da, bu bağlamda.
TENİS / PENİS ...  MARTINA = ARTIN = TANRI
NAVRATILOVA = AVRAT LOV (love)

Fazıl Say'ın 14 Ocak 1970'de doğumu da, aynı bağlamda.
FAZIL SAY  = FAZLASIY
YILMAZ FATMASIYLA

"Milli Şair", Mehmet Emin YURDAKUL'un 14 Ocak 1944'de vefatı da, aynı bağlamda.
Çanakkale'de, Amputasyon ardından hastanede, Ürolog Süreyya YURDAKUL kendi kanından vererek ameliyata almış beni. "Ölmek üzereydin" dedi sonra. Ölseydim, Misyon "çöpe giderdi".

Onno TUNÇ'un Hasan KANIK'la birlikte, küçük uçağın ARMUTLU'da düşmesi sonucu, 14 Ocak 1996'da ölmesi de, aynı bağlamda.
Ben o sırada, TUNÇ Yılmazer'in iş yerinde "çalışmaktaydım".
31 Temmuz 1986, Çanakkale, Hapishane, Revir. Akşam yemeği erken geldi, 16.30'da. Küçük armutlar da vardı. Sadece onlardan birkaç tane yedim, ve amputasyon için tuvalete gittim.
ARMUTLU  ...  MUTLU

Safiye Ayla TARGAN'ın, 14 Ocak 1998'de vefatı da, aynı bağlamda.
ÇİLE BÜLBÜLÜM ÇİLE
bülbül  ...  **lük

(15 Ocak 2014  :)

"Bugün", sabah, g+ da Ömer arkadaşın doğumgününü  onun profilinden bir yayını, 10.cu Türk olimpiyatlarının, "Yeni bir Dünya" şarkısı ile kapanış videosunda kutlamadan önce, o videoyu, önce herkese açık, sonra 37 "toplulukta" paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

YENİ BİR DÜNYA...
"hep birlikte yeni bir dünya kuruyoruz
sevgi dili türkçe ile buluşuyoruz"

Gündem, Dünya Devleti'nin kurulması,
Türkler tarafından, Yılmaz Gürol önderliğinde.

"Sosyalist Ekonomi" temelinde, Standart Çiçek-kentler'de, "Dörtlü Aile ye dayalı, Tek bir Devlet Çatısı altında, Sevgi Toplumu, Tüm İnsanlara...

"Herkese AŞK"
Her çifte, kendileri gibi (önce erkek sonra dişi) bir çift sağlıklı evlat, doğumdan birbirlerine eş. Artı bir çift daha böyle, "Dörtlü Aile".
Herkese iki eş. Asıl eş, Tali eş. Büyük çift, Küçük çift.
Kalmasın hiç kimse eşsiz aşksız, Kalmasın hiç kimse anasız babasız, beklenmedik erken ölümlerde.
Kalpler eşe aşkla dolu, ama öteki yaşıtlara da hep yer var biraz, kalplerde ve yataklarda. Kıskançlığı unutacağız.
Cinsel yaşantıya, "doğumdan" doğal yolla başlayacağımızdan, Homoseksüalite'yi de unutacağız.
Eşe aşk, libidolu sevgi. Evlat sevgisi, Aşk'ın evlatlarda libidosuz devamı. Ebeveyn sevgis, Evlat sevgisinin karşılığı. Tıpkı kendi evlatlarımıza ve ebeveynlerimize olan sevgilerimizin libidosuz olduğu gibi, sevdiğimiz (ve hatta tanımadığımız) yaşıtlarımızın evlatlarına ve ebeveynlerine olan sevgimiz de libidosuz olacak, kendiliğinden. Yani, unutacağız, nesil farkı olan kişiler arası sözde "aşkları".
Libidosuz sevgi, çocuklara ve yaşlılara.
Somut Sevgi, tanıdılarımıza.
Soyut Sevgi, tanımadıklarımıza.
Sevgi Toplumu...
------------------------------
Sonra, "sabah gezintisi", ve günün iki gazetesiyle eve dönüş. Ama gazetelerde, "teadüf" bu ya, tesadüf değil özellikle "bağıntılı"sabah yazdıklarımla, birer haber. Hürriyet'te, "Gay çiftlere hapis cezası", Habertürk'te, "Whitney Houston'un kızı, kardeşiyle evlendi".
Hürriyet'tekinden başladım. Internet'te kaynağını aradım, reuters.com'daki "Nigerian leader signs anti-gay law" haberini g+ da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

GOODLUCK Jonathan !....

Jan.13,2014  Nigeria adopted anti-gay law.
Jan.13,1977 ORLANDO BLOOM    was born.
Jan.13,1961    ORDAL DEMOKAN was born.

ORLANDO an English movie-player
ORDAL              a Turkish scientist
ORAL sex, only is the homosexual

part of my libido, but conditionally, depending on the "partner" (teenager generally) and the situation. I have zero libido for normal (=straight) men, whether or not sexually charming.

ALEKO (young boy) "acute"
ALIKI (young girl) "chronic"

In the New World,
We   will FORGET   homosexuality.
Who will FORGIVE   homosexuals,
Yılmaz?....
--------------------------------------------------------
Sonra, öteki haberin kaynağını aradım internet'te, dailymail.com haberi için "paylaş" komutu verdim, şu yazıyı ekledikten sonra:

Congragulations, and wishing Happy Marriage to the couple who were raised by their mother, Whitney Houston, like Brother and Sister.

Ama "paylaşma" mümkün olmadı, başka kaynaklardan da denedim, gene mümkün olmadı. Ve, google'dan bir bildirim:
"Kısa bir süre önce, google ilkelerini ihlal ettiniz ... iki hafta süreyle erişiminiz sınırlı ...paylaşım ve yorum yapamıyacaksınız ..."
Sabahki yazım ve paylaşımlarımdan dolayı olduğu belli. "Tolere edilebilir" diye düşünmüştüm. Ama anlaşılıyorki, o işlemle "tolerans" sınırlarını aşmışım.
Dolayısıyla, 29 Ocak 2014'e kadar, yani annemin vefatının 7.ci yıldönümünün ertesi gününe kadar, izlemenin dışında google'da faaliyette bulunamıyacağım. 
Profilime giren arkadaşlar ve diğer kullanıcılar, Nijerya Devlet Başkanı Goodluck Jonathan'ın fotoğrafı, Ve benim

GOODLUCK Jonathan !....

diye başlayan yazımla karşılaşacaklar, önce.
--------------------------------------------------------------
Whitney Houston, Nick Gordon'u, 12 yaşındayken resmen kaydettirmeden evlatlık olarak almış. O sırada kızı Bobbi Kristina 8 yaşında. "Abi kardeş gibi" büyümüşler aynı evde, anneleriyle beraber. Şimdi 24 ve 20 yaşlarındalar.
Erkek, kıza göre 2 yaş kadar kadar sonra ergenliğe geçtiğine göre, yaklaşık olarak her ikisi de ergenliğe geçerken tanımışlar birbirlerini. Evde  üç kişiler, anneleri ve kendileri. Ve biliyorlar aslında akraba bile olmadıklarını, en baştan beri. Dolayısıyla, toplumdaki kardeşe yönelik aşk ve seks yasağı etkili olamadı, çifte. Aşk duygusuyla bağlandılar birbirlerine.
Whitney Houston'un 11 Şubat 2012'de vefatından sonra Ekim 2012'de açıkladılar, nişanlandıklarını ilk kez. Ama kızın ailesi (=büyükannesi) karşı çıkınca iptal etmek zorunda kaldılar. Bu kez büyükannelerine haber vermeden evlendiler, ve evliliklerini 9 Ocak 2014'te açıkladılar.
Kız, haklı olarak, "kardeşiyle evlendi" ifadelerine karşı çıkıyor, ve savunuyor kendini, kendilerini. "Flört emeye başlayacağımızı bildiğini bile söyleyendi, annem" ifadesiyle annesinin sağ olsaydı bu durumdan, evlilikten hoşnut olacağını da ima etti, Bobbi Kristisna.

9 Ocak'ta açıklamışlar, evlendiklerini, ama 15 Ocak'ta geldi benim önüme "haber", o yazıyı yazdıktan, Dörtlü Aile'yi "özetle" anlattıktan sonra.
-------------------------------------------------------------

(19 Ocak 2014  :)

Bugünkü Hürriyet'te bir haber: "133 binde bir ihtimal" başlıklı.
İngiltere'nin Cumbria kentinde yaşayan, Emily Scrugham (22) ve Peter Dunn (24) çiftinin farklı yaşlardaki çocuklarının tümü, 4 çocuk, aynı gün, 12 Ocak doğumlular. Önce SAM (5), sonra Brooke & Nicole (ikizler), ve bu yıl, RYAN.

Baktım, 12 Ocak 2014'e ne olmuş diye.
Herşeyden önce, Miladi 12 Ocak 2014, Kameri hicri takvime göre, Muhammed'in 1443.cü doğumgünü, Mevlid Kandili. Dolayısıyla, Ryan , Mevlid Kandili gününde doğmuş. Yani Sam'ının 12 Ocak 2009'daki doğum tarihi, 12 Ocak 2014'e göre.
Konu, hem "dörtlü aile" yi vurguluyor (4 kardeş), hem  Misyon'un dinsel özelliğini (İslam'ın kurucusununun "doğum günü" bağıntısıyla.)

12 Ocak 2014'de önemli bir vefat olayı var. Türk arkeolog kadın, Prof.Dr. HALET ÇAMBEL, 97 yaşında vefat. Hitit dilini çözen kişi. Adı HALET, "hal, durum" la eş anlamlı. HALLEY çağrışımlı.
Soyadı ÇAMBEL. 1955 yılında Salihli'den "Şark" a (Doğu'ya) tayinimiz. Önce Çamlıbel. Orda 25 gün kadar. Sonra, aynı hatta, (SAMsun-Sivas Hattında) birkaç istasyon ötede SİLİS. 6 yıl orda.
ÇAMLIBEL-ÇAMBEL bağıntılı.

Vikipedi'den bir seçme:
12 Ocak 2006, Suudi Arabistan, Mina. Şeytan taşlama sırasında izdiham, arbede. 362 hacı adayı öldü.
--------------------------------------------------

(20 Ocak 2014 ..)

"Bugün", trthaber.com'da, "Hz.İsa heykeline yıldırım düştü" heberi dolayısıyla, internette aradım, düşme tarihini. "... Sunday Express" de buldum. "Perşembe" diyor (yani 16 Ocak) Sağ elinin Orta parmağı kırılmış. Twitledim, haberi, ve aradım internette o gün neler olmuş diye.

18 Ocak 2014 tarihli, haber7.com'un "Türkiye bir mucizeye tanık oldu" başlıklı haberinde, "Ordu'nun Perşembe ilçesinde Perşembe günü, açık pencereden düşen 2 yaşındaki bebek ARAS özBEK, 60 saat sonra yoğun bakımdan çıkarıldı" bilgisini buldum.
4.cü kattan pencereden düşmüştü, ve hemen ardından bebeğini yakalayabilmek için ANA'sı Aylin Özbek de pencereden atlamıştı. İkis birden betona çakılmışlardı. Bebek ağır yaralı, annesi hafif yaralı hastaneye kaldırılmışlardı.
Olay, 16 Ocak'ta olmuştu, Yani Rio'da İsa heykeline yıldırım düştüğü gün.
Haberi twitledim.

Sonra gene arama yaptım internette. Jon Stewart, "The Daily Show with Jon Stewart" programında, 16 Ocak'ta "THUMBS up, Women!" (Kadınlar, Baş parmaklar yukarı!) başlıklı konuyu kullanmış.
(orta parmakla bağıntılı.) (Thumb, index-finger, middle finger, ring-finger, little finger.)
Haberi twitledim.

Sonra, perşembe günü Süper loto çekilişinde büyük ikramiyeyi, adANA seyhan ilçesinden bir talihli'nin kazandığını hatırladım. O haberi de bulup twitledim.

Son olarak, vikipedi'ye baktım. Ordan da bir seçme:
16 Ocak 2005, adriANA iliescu, 66 yaşında doğum yaparak, Dünyanın en yaşlı doğuran ANA'sı ünvanını almış.
9 yıl sonra, 16 Ocak 2014'te, Yılmaz 66 yaşında iken, İSA heykeline yıldırım çarpması vesilesiyle, yazsın, arkadaşlarına duyursun diye.

5 olay bağıntılı yani, ilki 16 Ocak 2005'te, sonraki dördü, 16 Ocak 2014'te.
----------------------------------------


(21 Ocak 2014  :)

21 Ocak 1793, Fransa Kralı XVI. Louis'nin (sahte) idamı.
Sonra, Misyon tasarlandı, ve mevcut "3 Büyük savaş" ardından Dünya Sosyalist Devletini kurma projesine (gizlice) monte edildi. Ve Misyonla ilgili bazı tarihler, XVI.cı Louis'in "idam" tarihinden alındı.

21 Ocak 1924, LENİN'in (54 yaşında) vefatı.
LENİN'in 88.ci "vefat" yıldönümünde 21 Ocak 2012'de, Türkiye'de "ilk" yüz nakli. (sex en seXiz)  Uşak'lı Ahmet Kaya'nın yüzü uğUR acar'a nakledidi. Antalya'da, Prof. Ömer özKAN, eşi Doç. özLENEN özKAN ve ekibi tarafından. (LENİN / özLENEN) O gün Hürriyet 23.000.ci sayısını yayınladı.

21 Ocak 2013, Prof. Ahmet Mete IŞIKARA ("Deprem Dede") 72 yaşında vefat etti.

21 Ocak 1981, Tahran'da 444 gündür rehin tutulan Amerikalılar serbest bırakıldı. (Misyon, Dörtlü Aile)

21 Ocak 1921, İtalyan Komünist Partisi kuruldu.

21 Ocak1954, İlk Nükleer Denizaltı, Nautilus, Connecticut'da denize indirildi. (connectiONcut)

21 Ocak 1989, DOĞUŞ balbay doğdu. Türk Basketbolcu.
-----------------------------------------------------

(22 Ocak 2014  :)

Bugünkü Habertürk Gazetesinde bir haber, "Aşırı hızla uçan araç öldürdü" başlığıyla. Kıbrıs Lefke, otomobildeki 4 kadın akademisyenden üçü, Ayşe Hadımcı Candemir, İmge Kozok, Figen Arkın öldü, Dilek Yılmaz ağır yaralı.
(Olay, 20 Ocak akşamı, saat 17.30'da olmuş. Saatini daha sonra öğrendim.)

66 yıllık hayatımın, doğumdan sonraki en önemli olayının 38 yaşımdaki Hadımlık olduğundan, ve bir kişinin adında "Hadımcı" kelimesinin bulunması, sözgelişi "kellekesen" kelimesinin bulunması kadar garip olduğundan, "Hadımcı" kelimesini gördüğüm anda, Dünya'nın Güneş'ten koptuğu gerçeği kadar aşikârdı, misyon bilincim çerçevesinde, bu trafik kazası olayının da, benim hadımlığımla bağlantılı olduğu.
Üstelik, otomobildeki 4.cü akademisyen ağır yaralı kişinin adı soyadı Dilek Yılmaz'dı. Yani benim adım, onun soyadıydı.
Başka kanıt aramaya gerek yoktu ama, "hadımcı" kelimesinin yanlış yazılmadığını kontrol etmek gerekiyordu.

İkinci gazetem Hürriyet'e baktım. Orda da "hadımcı". İnternet'te birkaç kaynağa baktım. Evet aynı. Son olarak Lefke Avrupa Üniversitesi'nin sitesine baktım, orda da aynı.
"Hadımcı" nın kızlık soyadı olabileceği düşüncesiyle internette aradım. Evet var. Facebook hesabı, Hanife Hadımcı. Üstelik Kıbrıs GaziMağusa'lı. Büyük ihtimalle ölenin akrabası.
(Ölenlerin yakınlarına sevenlerine başsağlığı, yaralılara şifa dilerim.)
Daha sonra öğrendim, Ayşe Hadımcı Candemir, Gazimağusa'nın sevilen işadamlarından GÜLFA Ticaret'in sahibi Mustafa Hadımcı'nın kızıymış.

Şunlar da var, tabi:
Kazaya sebep olan sürücü Çiğdem Altınfincan'ın da sağ kolu kırılmış. Adında "dem" var, kardeşim DEMİR'i çağrıştıran. (KIRIKKALplEr) (Ben ÇANAKkale'de iken Demir ve ailesi KIRIKkale'deydi.) Soyadındaki "can", Ayşe Hadımcı Candemir'de de var. Üstelik "demir" orda tam kelime.

Sonra, bugünkü Hürriyet'te 30 Kasım 2007'deki Isparta ATLASjet Uçak kazası ile ilgili bir haber de olduğunu hatırladım. Haberi bulup okudum. 21 Ocak 2014'deki 23.cü duruşmada, savcı İLK KEZ mütalaada bulunmuş. Her iki olay da aynı gün aynı gazetede Hürriyet'te yer aldı. Uçak kazası da benimle bağıntılıydı. Orda da, ikisi kadın profesör, 5 akademisyen ölmüştü.
Prof. FATMA Şenel Boydağ, ve CERN'de ATLAS Projesi'nde görevli Prof. Engin ARIK. 
FATMA "karım" çağrışımlı...

(İkisi bugünkü Hürriyet'ten, toplam 4 haber twitledim, konuyla ilgili.)
-------------------------------------


(26 Ocak 2014  :)

26 Ocak 2014 saat 00.19 girşli trthaber.com'dan bir haber, "Kocaeli'de trafik kazaları, 4 ölü, 11 yaralı" başlığıyla. Haberi twitledim.

İZMİT ilçesi, KANDIRA yolu üzerinde her ikisi de. Anlaşılan 25 Ocak'ta, gün biterken, farklı mevkilerde, "peşpeşe" olmuş, çünkü, "kazalar nedeniyle İzmit-Kandıra yolu yaklaşık bir saat tarfiğe kapatıldı" bilgisi de var.
Kazalardan biri, KARGA köyü mevkisinde. Minibüs-Pikap çarpışması. Minibüste Hediye HAKAN, pikapta Yusuf ÇAKIR ölmüşler.
Öteki kaza, KOCAKAYMAZLAR köyü, KAYIPLAR mahallesi mevkisinde. Otomobil, önce önündeki tomruk yüklü kamyona, sonra karşı yönden gelen cipe çarpıyor. Otomobildeki karı-koca Sefer KAYAN ve Sabahat KAYAN ölüyor.

Apaçık her iki olay "Yılmaz'ın işleri" açısından hem birbirleriyle, hem 25 Ocak 2014'ün, Mısır'da Mübarek rejimi'ne "başkaldırı" nın başlangıcının 3.cü yıldönümü olmasıyla da bağıntılı.
KOCAeli / KOCAkaymazlar (=KOCA)  KOCAeli = KOCAile  KARI-KOCA
Karı-Koca KAYAN'LAR, KocaKAYMAZLAR köyü'de.
KAYan'lar, KAYıpLAR mevkisinde.
Bu bağıntılar dolayısıyla oteki kazadaki KARGA köyü'nü de KARI kelimesiyle bağlantılı olduğu belli.
KANDIRA KANDIRA, KANDIRA'ya geldik...

25 Ocak 2014, saat 22.12 girişli trthaber.com'un, Mısır "devrimi" nin 3.cü yıldönümü dolayısıyla yapılan gösterilere, gerçek mermiyle müdahale sonucu ölenlerin sayısının 50'ye yükseldiği haberini de twitledim.
Resmi açıklamaya göre, ölenlerin sayısı (KAYıpLAR) 29 'muş.
------------------------------

(28 Ocak 2014  :)

Sevgili annemin vefatının 7.ci yıldönümü.

28 Ocak, 08.24 girişli trthaber.com haberi,
"... AD ANA 'da bir cip TIR dorsesine çarptı ..." başlığıyla:

Kaza saat 00.30 sıralarında D- 400 karayolu TEMSA Fabrikası önünde meydana geldi. Mahmut DOĞAN ( 40 ) yönetimindeki 06 DT 4440 plakalı cip ...TIR'ın altına girdi... araç sürücüsü Mahmut DOĞAN ile Abdül  halim DOĞAN (46), Ahmet OK YAR (46) olay yerinde hayatlarını kaybetti. Ağır yaralanan HA kan DOĞAN (20) Çukurova AŞKIM TÜFEKÇİ Devlet Hastanesine kaldırıldı...
------------------------------

(8 Şubat 2014  :)

"Today", in my new (third) g+ profile, I shared two videos.

To the first one "JOHN LENNON - woman", I added this writing:

YESTERDAY, Feb.7th,2014:
50 years ago, Feb.7th,1964,
BEATLES landed on JFK airport in New York, for their first USA-tour.
490 years ago, Feb.7th,1478,
Thomas MORE was born. The author of "UTOPIA" (="the best world").
85 years ago, Feb.7th,1929,
Aysel GÜREL was born. The writer of the poem: "Haydi gel benimle ol, Oturup yıldızlardan, Bakalım Dünya'daki neslimize...", which was composed by Onno TUNÇ, and was sung by Sezen AKSU.
46 years ago, Feb.7th,1968,
The twin sisters TÜLAY & SEVİLAY were born. I congragulated their birthdays, in my second profile, which became my last publication there. TÜLAY KOÇ KAFTANCI, the wife of my Cousin Alev Kaftancı. 
On Feb.10th,2007, 13 days after my mother's death, my aunt Huriser Kaftancı, telephoned to me from Germany. She also mentioned Tülay's birthday. On the same day later, I found her younger daughter, my cousin FATMA, now 49, as my "wife". By "finding" I mean, she was chosen from birth, by the mission-maker, to be mate of me. I have been waiting to unite with my "wife", ever since, for 7 years.
Yesterday, Feb.7th,2014,
In Sochi Russia, 22nd Winter Olympics started.
Yesterday, Feb.7th,2014,
My "main" (=second) profile was suspended, by google, because of my pornographic publication, connected with CAPI. Google, from its point of view, is right, because  I went unwillingly beyond tolerence limits.

To the socond one "KANAK - Oh Baby", I added this writing:

When, on Feb.4th,2014, CAPI said to me, "Bless you sir...", I couldn't keep myself from saying "Capi, I love you", in her profile page.
It was real, and it was not ordinary type of love, but sexually oriented love. And it was with my consciousnes and feelings that "my love", my main love, was my "wife" FATMA, but there was no prohibition for Capi, also, to have some places in my Heart and in my Bed.
It wouldn't hurt my Fatma, because she has, so far, learned from me, in the New World, all would have some places, in Hearts and in Beds, for other same-generation ones.
In the New World, there would be, spontaneously, no libido, no sexually-oriented love, between those of different-generation people.
Yes, I and Capi, of "different" generations. But I was raised in the current (old) World, hungry for sex and for love...
------------------------------

(9 Şubat 2014  :)

"Today" I shared, in g+1, the video of "DEAN MARTIN, That's Amore", adding this writing:

Tomorrow, Feb.10th,2014.
Feb.10th,2007, I found my cousin Fatma, as my "wife".
Feb.10th,1848, Victoria married her cousin Albert.
Queen Victoria, and her same-age cousin prince Albert, got married 3 years after Victoria became Queen. A mutual love-marriage, when they were 21 years old. In 21 years, they had 9 children. Albert died at the age of 42. Victoria, with pain, had deep mourning for years, and wore black ever after. She died at the age of 81, in 1901. 64 years of reign.
Albert died in 1862. Alaska was sold in 1867.
The selling of Alaska is the sign that the Road-map of the World Revolution was changed. 
No doubt, love of Victoria-Albert contributed much to the design of the Mission for a Society of Love.
And very probably, early death of Albert led the mission-maker to the Family of Four, that is two couples, instead of one.
I am now 66, Fatma 49.
We have been waiting for 7 years to unite, haven't we, Fatma?
And, dont we love each other, since we know each other, as two cousins?

-----------------------------------


(10 Şubat 2014  :)

"Today" I shared, in g+1, the video of "BEATLES, let it be", adding this writing:

"Let it be" on one of the anniversary of the marriage of Queen Victoria & Prince Albert, for Yılmaz to find his Fatma.
Which year is the best?
Yılmaz will think himself as "God", in the following days of July 28th,1986.
We have chosen for the death Day & Month of his mother as Jan.28th, exactly half a year before July 28th, because Yılmaz will be, in fact a "Half man", which will imply his being Eunuch. We chose the death-year as 2007, because of the 800th year of MEVLANA' birth year, in connection with themeaning of MEVLA is God, and the meaning of ANA is Mother, the two Turkish words in MEVLANA.
Let Yılmaz find his Fatma, not before his mother's death, but early afterwards. Feb.10th, 2007 is suitable, 13 days after his mother's death, on the 170th anniversary of Viictoria-Albert marriage.
Yılmaz, of course, will count days, after finding her.
The 776 day (March 26th,2009) will coincide with one of the (=the 1087th) anniversary of the execution of Hallac-ı Mansur, because he said (in Arabic) "Enel Hakk" (=I am God). 
776 will also associate with 777. Three Sevens. In Turkish, SEVEN, in the written form, means "one who loves".
The 900th day will be July 28th,2009, his 23rd anniversary of "being" God.
Furthermore, on the 6th anniversary of his findin Fatma, Feb.10th,2013, one of the 6th Chinese Lunar year will start. "Sixs", in Turkish associates with Penis.
We tied Fatma's date with his mother's date. Let's also tie it with his father's date.
Let his father's one of the death-anniversary Fatma's 555th day, that is Aug.17th,2008. Three fives. Five in Turkish is BEŞ, which contains EŞ, meaning "mate". Which year is suitable for the death year?
1995. 13th anniversary. Their "lucky number", 13.
Yılmaz will be 66, before "unification" with his Fatma. What would be the best age then, for Fatma?
The "ideal" 2-year difference is not suitable for Yılmaz, at the age of 66. More than "generation-limit" of 25-year difference will be too much.
LET IT BE, 16 years.
The pronounciation of "sixteen" in Turkish associates with "You fu-ked".
------------------------------------

(11 Şubat 2014  :)

"Bugün", g+ da "CANDAN ERÇETİN - Ne Me Quitte Pas" videosunu paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

Dün, 10 Şubat 2014, Candan 51 Yaşına girdi.
Doğumgünün KUTLU OLSUN Candan'cığım.
Dün, Fatma'yı buluşumun 7.ci yıldönümüydü.
O, 49 yaşında. 18 Mayıs 1964 doğumlu. 18 Mayıs 2014'de 50 yaşına girecek. Ben 25 Eylül 1947 doğumluyum. Yaşım şimdi 66. Aramızda 16 yıl 8 ay kadar fark var. Böyle dersem 16 (onaltı / sixteen) vurgusu. 17 yıl kadar fark var, dersem 17 (onyedi / seventeen) vurgusu.
Fatma'nın doğum tarihi, "19 Mayıs 1919 - Samsun" ile bağıntılanmış. Çünkü sonra, GENÇlik ve Spor Bayramı olacaktı. "Genç" müjdesi. Fatma'm 49 yaşında, ama bana göre "çok genç". Gün, "eksi bir" seçmişler, hem "eksi bir" deki mesaj için,hem 6050 olsun diye. Fatma'm benden TAMITAMINA 6050 gün sonra gelmiş Dünya'ya (3 No.lu gezegene).
İch liebe didich, meine Fatosch.

--------------------

Bugünkü SABAH gazetesinde, "Baba-oğul elektrik akımına kapılarak öldü" haberini de, yazı ekleyerek g+ da paylaştım. Olay, belli ki, dün 10 Şubat'ta olmuş. Aynı haber, trthaber.com'da 10 Şubat, saat 18.48 girişiyle verilmiş. Sabah'ta yazıldığı biçimiyle, özetle haber şu:

Malatya'nın YAZIhan ilçesi, durucaSU beldesinde, ahırlarında, kaynak makinası ile, hayvanları bağlamak için  kullanılan kancaları tamir ederken, kaynak makinasının kablolarının SU ile temas etmesiyle, Hasan Tahsin GÜNeySU (45) ile oğlu Ahmet (12), elektrik akımına kapılarak hayatlarını kaybettiler.
Esas işaret, belde adının ve soyadının son hecelarinin, bildiğimiz anlamıyla "SU" olması.
Malatya, 44 No.lu ilimiz (Dört, Dört). "YAZI", kader anlamında da kullanılır. Durucasu, "ur"lu. Ahır "ah"lı. Güneysu, "gün" lü.
Hasan Tahsin, İzmir'de "ilk kurşun" çağrışımlı.
--------------------

(15 Şubat 2014  :)

"Today", I shared, in g+ the "getty" news dated Feb.13th,2014 at 17.38, of "www.mirror.co.uk", with the title "Pictured: Starlings get into the Valentine's Day spirit, by flying heart shape", adding this writing:

Fatma ............... dARLING,
Manipulating the stARLINGs,
it was a gift to "us", on the eve of the Valentine's Day, over ISRAEL, using the istrument "Stella", by the Mission-maker. (Love IS REAL.)
Another gift, yesterday on the Valentine's Day, on Feb.14th,2014, while drawing 30.00 TL by my gaRANTI credit-card, I found out the balance was 666.66 TL. (My God-number.)
Another gift, yesterday, an Earthquake in Turkey, with magnitude of 4.5at 02.33, with the center in İSKenderun-bay. (Eunuch since Halley.)
-----------------------------

(26 Şubat 2014  :)

****************************************
Bugün, Başbakan Erdoğan'ın dün yaptığı konuşmayı "Dün akşam bir piyes servis ettiler" başlığıyla veren haberturk.com haberini g+ da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:
========================
Bugün 26 Şubaat 2014, Başbakanın yaşı 60, Dışişleri Bakanının yaşı 55 oldu. Doğum günleri KUTLU OLSUN.

Tavla'da bir zarı koyar, bir zarı atarsanız, istenilen bir kombinezon (mesela iki tane beş "dübeş") ihtimali altıda birdir. (1/6). Ama iki zarı da atarsanız, ihtimal 1/36 dır. Bunun gibi, Davutoğlu'nun da, Erdoğan'dan 5 yıl sonra, Erdoğan'ın doğum gün-ay'ında doğmasındaki ihtimal 1/365 dir. Ama her ikisinin de özellikle 26 Şubat'ta doğmaları ihtimali 365 x 365, 1/133.225 dir.

26 Şubat, seçilmiş bir gün-ay olduğundan, her ikisinin doğum tarihleri, tıpkı benim doğum tarihim gibi, misyonla ilgili olarak, önceden kararlaştırılmışlar. Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul doğumlu. Ahmet Davutoğlu, Taşkent doğumlu. İSTANBUL'da "BUL", TAŞKENT'te "AŞK" var. BUL - AŞK.
Misyon, AŞK ve buna bağlı Sevgi Toplumu.
"Sosyalist Ekonomi temelinde, Dörtlü Aile'ye dayalı, Standart Çiçekkentlerde, Tek bir Devlet Çatısı altında, Tüm İnsanlara."

Ben, Davutoğlu'nun doğum tarihini, geçen yıl ki doğum gününde öğrendim. Erdoğan'ın doğum tarihini, yaşı 50 olduğu gün, 26 Şubat 2004'te, öğrendim. O gün Moskova'daydı. Putin kutlamıştı doğumgününü.

Ama ögün, Balkan ülkeleri Devlet Başkanları Zirvesi'ne katılmak üzere, Mostar'a giderken, uçağının düşmesi sonucu, uçaktakilerin tümü ile birlikte, Makedonya Cumhurbaşkanı Boris TRAYKOVSKİ öldü. ("SKİ", çağrıştırdığı ...)

Ama o gün, İrlanda'da da, Makedonya'nın Avrupa Birliğine Katılım Başvurusu ile ilgili TÖREN yapılacaktı. Cumhurbaşkanının ölümü dolayısıyla iptal edildi.

Ama o gün, Güldünya TÖREN adlı kadının beyin ölümü gerçekleşti. TÖRE cinayeti. Bitlis, GÜRO ymak ilçesi, Budaklı köyünden. Teyzeoğlu Servet TAŞ ile yaşadığı yasak Aşk, ve ondan doğurduğu çocuk. 25 Şubat 2004'te, İstanbul'da öz kardeşi Ferit tarafından kurşunlandı, hastaneye kaldırıldı. Ölmemesi üzerine, 26 Şubat 2004 saat 03.45 sıraları hastaneye gelen Ferit, kızkardeşini tekrar kurşunladı, ve hastaneden kaçarken Güldünya'nın beyin ölümü gerçekleşti.
Güldünya ... Gül Dünya ... Gülsün Dünya ... 
Sevgi Toplumu ile.

25 Şubat 1954'te, İstanbul Boğazı dondu.
26 Şubat 1954'te, İstanbul'da Recep Tayyip Erdoğan doğdu.
(Dondu / Doğdu)
26 Şubat 1954 tarihli Hürriyet Gazetesinin manşeti aynen şöyle:
"Dün Boğazı Yaya Geçmek Kabil Oldu"
KABİL kelimesinin çağrıştırdığı. İnanış'a göre, Adem ile Havva'nın iki oğlundan Kabil'in Habil'i öldürmesi konusu, ve dolayısıyla erkek - kız özkardeşlerin birbirlerine eş olması konusu.
Eskiden, doğacak çocuğun cinsiyetini önceden belirlemek kabil değildi. Artık Genetik Bilim sayesinde , kabil.
Yeni Dünya'da, her çifte kendileri gibi, önce erkek sonra dişi, bir çift sağlıklı evlat. Bunlar doğumdan birbirlerine eş. Böyle bir çift daha. Dörtlü Aile. Herkese iki eş. Kalmasın kişi eşsiz, ölürse eşi beklenmedik erken. Kalmasın çocuklar, anasız babasız.
ERDOĞAN, daha sonra İstanbul'a Belediye Başkanı oldu. Daha sonra da ülkeye Başbakan. Onun Başbakanlığı döneminde kabil oldu, Boğazı denizaltından geçmek. MARMARAY (29 Ekim 2013).

İsrail Başbakanı ARİEL ŞARON'un doğum tarihi de "26 Şubat'lar" bağlamında önceden kararlaştırılmış. 26 Şubat 1928. Adı soyadı, annemin adı soyadı ARİFE GÜROL ile bağlantılı. ARİ ve RO heceleri kelimelerin aynı yerlerinde.
31 Aralık 2005 gecesi, annem Buca Devlet Hastanesine kaldırıldı. 4 gün sonra, 4 Ocak 2006'da, Şaron, beyin kanaması ardından komaya girdi. 
(4 vurgusu, 4 Ocak, 4 OlaCAK, Dörtlü Aile)
2 x 4 = 8 yıl, 7 gün komada kaldıktan sonra, 11 Ocak 2014'te öldü. Edmund Hillary'nin 11 Ocak 2008'de vefatının 6.cı yıldönümünde. İslam peygamberi Muhammed'in Mekke'yi, 11 Ocak 630'da fethedişinin 1384.cü yıldönümünde. (384, benim kadim Aşk-sayım.)
Hillary, Everest'i fethetmişti 29 Mayıs 1953'de, Nepal'li kılavuzu ile birlikte zirve'ye ulaşan ilk kişi olmakla, İstanbul'un Türkler tarafından fethinin 500.cü yıldönümünde.
Orta Asya'dan geldik, Anadolu'ya, biz Türkler. Şimdi yayılacağız Dünya'nın her yanına, kurmak için Dünya Devleti'ni.

Tiyatro sanatçısı FERHAN ŞENSOY 'un, 26 Şubat 1951'de Samsun Çarşamba'da doğumu da aynı bağlamda.
Tiyatro'da ROL, Yılmaz GÜROL 'da ROL.    ROL, "Tanrı'yı oynamak.)
1955-61 arasında, bir kez gitmiştik, Samsun'dan Çarşamba'ya, "dar hatta" çalışan küçük tren Dekovil ile.
Evet biraz küçüktü, erkeklik organım. Ama, kesme sebebim, küçük olduğu için değil.
(Erkeklik organı Hani ... ER HANİ ... ERHAN ... FERHAN)
Akademik Tur'un turist rehberi yaşlı kadın Ferhan hanım, "evlilik teklifi" getirmişti bana, bir dul öğretmen kadından, Kuşadası'ndayken, 19.09.1999 'da.
İki Deniz Baykal var. Biri erkek, CHP eski Genel Başkanı.  Biri kadın, Ferhan Şensoy'un eski eşi. Deniz kelimesinin, Baykal kelimesinin hatırlattıkları.

Oyuncu BEREN SAAT 'in 26 Şubat 1984'te doğumu da aynı bağlamda.
31 Temmuz 1986'da, kolumdaki BUREN SAAT 16.30 'u gösterdiği sıralarda, Çanakkale Hapishanesi, Revir Tuvaletinde yapmıştım amputasyonu. Birbuçuk saat kadar bekledim, kanın boşalmasını ve ölmeyi. Bayılmışım. İki uzun "aaaah" çığlığıyla yarı ayıldım. Çığlıkları kendimin attığını farkettim. Geldiler, hastaneye yetiştirdiler, beni yarı-baygın. ÜROLOG Süreyya Yurdakul kendi kanından vererek kurtarmış beni "ölmekten", ameliyata almadan önce.
Hastane odasında ayıldığımda, kolumdaki saat yoktu. Erkeklik organımı kaybettiğim gün, BUREN saatimi de kaybetmiştim.
(BUREN / BEREN)       (UR / ER)
"Gaipten gelen" mesaj, "UR KESAT ÖL, yoksa pişman olacaksın", biçimindeydi.
Beren Saat'in ilk TV dizisi, "Aşkımızda Ölüm Var". Sonuncu TV dizisi, "İntikam".

26 Şubat 1969'da İsrail Başbakanı Levi EŞKOL 'un, görevi başındayken vefat etmesi de aynı bağlamda.
Azeri lehçeyle "EŞK", AŞK.
AŞKOLSUN. Herkese AŞK Olsun. Sevgi Toplumu.

Ve HOCALI katliamı. 26 Şubat 1992.
613 Azerbaycan'lı Türk, Ermeniler tarafından öldürüldü.
Hocalı kelimesinin çağrışımı.
Hocalı / Kocalı ... Karılı / Kocalı
İki karılı - İki kocalı,  Yeni Dünya Düzeni.

GÜNDEM (kesin kanaatim olarak),
Dünya Devleti''nin kurulması, Türkler tarafından, 
Yılmaz Gürol önderliğinde.
========================

NOT-1)  


Tabi ki, 26 Şubat 2014 yaklaşırken, dikkatim o güne odaklandı. Ama o gün ne yapacağıma dair belirti veren bir davranışım olmadı. 26 Şubat' ta saataat 03.00 sıraları yazmaya başladım doğum günü kutlama yazımı, yatakta. Sonra bilgisayar başında tamamladım, ve sabah erken 08.00 sıraları, "Dün Akşam Bir Piyes Servis Edildi" haberine ekleyerak, g+ da paylaştım.
Sonra, aldığım günlük iki gazeteden birinde, bir haber, üstelik logo'ya bitişik. "Düğün Galata Kulesi'nde" başlığı ile. "Aile içi nişan yapan BEREN SAAT ile KENAN DOĞULU ... Galata Kulesi'nde nikâh masassına oturacak. HT MAGAZİN" ve resimleri ve yaşları 30 ve 40.
Belli ki 26 Şubat'ta, bu gazetede, bu yerdeki, bu haber, benim yazdığım yazı ile bağıntılıydı. Stella aleti güdümüyle, Misyon-koyucunun elinde, aslında, "canlı robot" olduğumdan, şaşırmadım sevindim. Ve aradım gazete haberini internette. Yok. Başka haber kaynaklarında var ama, 25 Şubat tarihli girişle. O da bana uymuyor. Sonunda, 26 Şubat girişli, haberedikkat.com'da buldum, üstelik, "Habertürk'te yeralan habere göre", diyor. Hemen g+ 'da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:
"Evet, bugünkü Habertürk'te gördüm haberi. Ama bugün Beren Saat'in doğumgünü. 30 oldu yaşı. Doğumgünün Kutlu Olsun, Beren'ciğim. Başbakanımız da 60 oldu bugün. Kutlamıştım, bu sabah erken, onun ve Dışişleri Bakanımızın doğumgünlerini..."
60 ve 30 yaşlarda, "yarı" mesajı da var "yarım adam" çağrışımlı. Kenan'ın soyadı DOĞULU. o da DOĞUMLU kelimesi ile bağıntılı. Baktım doğum tarihine. 31 Mayıs 1974. Artı eksi 10 yıl fark limiti içinde, çiftin yaş farkları.
26 Şubat 2014 tarihli Haberturk gazetesinde 4 haber kestim, ve bloknota yapıştırdım. 1) "Beren Saat", haberi. 2) "İzmir'de Flamingolar için yapay ada yapıldı", haberi. 3) "Genç Polis Kaza Kurbanı", haberi. 4) "Türk Cihat'çı Kesik Kafayla poz verdi", haberi.

NOT-2)

TRT-1 Sabah haberlerini 07.30 sıralarında, meteoroloji'ye bağlanırken kapatıyorum. 27 Şubat 2014 perşembe sabahı,  kapatmadan önceki son haber dikkatimi çekti. Özet olarak "Flamenko sanatçısı Paco, plajda çocukları ile oynarken, kalp krizi geçirip 66 yaşında vefat etti" bilgisini edindim. 66 benim şimdiki yaşım. Benimle bir bağıntı var. Hangi gün öldüğü önem kazandı, 26 Şubat'lar açısından.
26 Şubat'ta, google arkadaşım Ümit Yalçıntunç'un profilinde, yayınları arasında "ışıklar içinde uyu, Paco" yazısıyla, Paco'ya ait bir video vardı.
Flamenko müziğini severim, ama Paco ve müziğinden haberdar değildim. İşim de çok. Dinlememiştim videoyu. Ümit hanım 26 Şubat'ta öğrendiğine göre, vefatı herhalde daha önce diye düşündüm. Vikipedi'ye baktım. 26 Şubat, diyor. Meksika'da ölmüş. Türkiye-Meksika saat farkı dolayısıyla, Ümit hanımın 26 Şubat'ta öğrenmiş olmasının normal olduğu anlaşıldı.
MEKSİKADA MEKSİKADA MEKSİKADA mEKSİKADA M........ (EKSİK ADAM)
Benimle bir bağıntı daha.
Bu da bana yetti, kanaat olarak, vefatı, 26 Şubat'lar bağlamında, 2014 için.
Adı Paco de Lucia, ama asıl adı Francisco Sanchez Gomez. Üçlü asıl adında "ez", "ez" kelimeleri var. Sırtımda, "İzmir'de 4.cü dalga ez - 31 Mart 2000'den beri" yazısıyla dolaşmaktayım, yaklaşık bir yıldır.
26 Şubat'ta Habertürk gazetesinden kestiğim, "İzmir'de Flamingo" haberini hatırladım. "Bağıntı" apaçık. (FLAMENKO / FLAMİNGO).
İnternette aradım, Habertürk'ün o haberini. Yok. 25 Şubat girişiyle başka haber kaynaklarında var. 26 Şubat girişlisini Posta.com'da buldum, "Flamingolara en güzel Aşk Tuzağı" başlığıyla.
Sonra, 27 Şubat sabahı, peşpeşe üç yayın paylaştım g+ 'da:
1)hürriyet.com'dan, "Paco de Lucia, hayatını kaybetti" başlıklı haberini,
"21 Aralık 1947 - 26 Şubat 2014  (66) - (26 Şubat'lar bağlamında...)"
yazısını ekleyerek.
2) posta.com'dan "flamingo" haberini,
"posta.com'da, 26 Şubat 2014 girişli haber - (FLAMENKO - FLAMİNGO)",
yazısını ekleyerek.
3) Youtobe'den, Paco de Lucia - Entre dos Aquas - 1976) videosunu,
"Işıklar içinde uyu, Paco"
yazısını ekleyerek, herkese açık (artı Ümit Yalçıntunç) olarak.
Meksika'nın CANCUN bölgesinde vefat etmiş İspanyol Paco de Lucia.
Aralık 1985'te, Çanakkale'de Hapishanede, kıçıma parmak atan "kişinin" soyadı CAN 'dı. Amputasyon'dan önceydi, olay.
Şimdi, İzmir'de de oluyor, kıçımı parmaklayan, elleyen "kişiler". Ama onlar, "iyi niyetli". Televizyona çıktığımda, "Hapishanede ırzıma tecavüz ettiler de onun için kestim" diyeceksin, mesajı.
**************************************************

(4 MART 2014  :)

"Bugün", SABAH gazetesinin 10.000 ci sayısını yayınlayacağından, önceden haberim vardı. Onun için, TRT-1 sabah haberlerinde, "Kayseri'de Cinnet" olayını duyunca, internethaber.com'dan paylaştım haberi, g+ 'da, şu yazıyı ekleyerek:

CİNNET geçiren baba. 6 ölü. Duran Ailesi.
Bu sabah TRT-1 haberlerinde duydum.  "Doğan" olarak duydum. "DURAN" diyor, kaynaklar. Çocukları 1, 3, 5, 7 yaşlarında. Eşini çocuklarını ve kendisini öldürdü. Dün, 3 Mart 2014'te, Kayseri'de.
Dün, 9999 .cu sayısını yayınladı SABAH gazetesi. Onbin'den "bir EKSİK". Kayseri 38 No.lu ilimiz. DURAN, "UR" lu kelime.
38 yaşımda, Çanakkale'de, "gaipten gelen", "UR kesat ve öl" tehditli mesajıyla 31 Temmuz 1986 amputasyonu. 2 yıl kadar sonra kavradım, Egemen Politik Güçler'in yanıltmasıymış.
CİNNET değildi, Amputasyon ve ardından Hadımlık.
CENNET kurmak işim, yeryüzünde.
Bekliyorum hâlâ. 66 oldu yaşım.
------------------------------
Aldığım SABAH gazetesinde de, sürmanşet ilk haber "Cinnet" haberi. Gazete'den, Hıncal Uluç'un "Kırım'dan Dünya Savaşı Çıkar Mı" başlıklı yazısını, g+ 'da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

10.000 sayılı, 4 Mart 2014 tarihli SABAH gazetesinde var, Yılmaz?
Hıncal Uluç'un,
"Üçüncü Dünya Savaşı nükleer olacak?."
sözleri var.
Evet, asimetrik olacak. Türkler tarafından, Dünya Devleti'nin kurulmasıyla sonuçlanacak.
1954'te Sovyetler Birliği'nin Kırım'ı özerk Cumhuriyet yapıp, Ukrayna'ya bağlaması, "bu günler" içinmiş.

------------------------------

9999 ilginçti. Aynı gazetenin 7777 sayısıyla bağıntılı. 16 Kasım 2007'de, 7777.ci sayısını yayınladığı gün, Milli Piyango Genel Müdürü İhya Balak, makamında kurşunlanarak öldürülmüştü. 8888 'i merak ettim, o gün ne olmuş diye. Ama çalışırken başka şey buldum. 16 Kasım 2007, 7777 ise, 4 Mart 2014, 10.077 olmalıydı. Oysa 10.000 olmuştu. 77 eksik.
16 Kasım 2007'de 7777 yi yanlış görmüş olmam mümkün değildi. 4 Mart 2014'de 10.000 'i yanlış görmediğim gibi.
Öyleyse, iki ihtimal vardı. ya gazete toplam 77 gün yayınlanmamış, ki çok az ihtimal, ya da sayaç (numaratör) 77 defa değişmeden yeni günün basımı yapılmıştı.
77 sayısı da ilginç. 7777 bağıntılı.

==========================================

(6 Mart 2014  :)

Bugün, g+ 'da, YouTube'den Mediha Demirkıran'ın seslendirdiği "İçin için yanıyor" adlı şarkıyı paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

Bugün, 6 Mart 2014. Kardeşim Demir'in eşi, kuzenimiz, GÜL'ün Doğum Günü.
Doğum Günün KUTLU OLSUN, Gül !...
Cumhurbaşkanı GÜL'ün daveti ile Türkiye'ye gelen Polonya Cumhurbaşkanı Bronislaw KOMOROWSKİ, dün Ankara Çankaya'da törenle karşılandı. 2014 yılı, Türkiye - Polonya diplomatik ilişkilerinin başlamasının 600.cü yıldönümü.
Geçen yıl, ALTI MART 'ta, Ankara ALTINDAĞ 'da, "Rus Çarşısı", içindeki ALTIYÜZSEKSENBEŞ dükkânın tamamiyle birlikte yanıp kül oldu.
SÖYLEMEDİ HA deme, DEMİR KARIN 59 oldu.
Benim Karı 49, hâlâ.
KARIMI beklerken, KIRIM'I da bekliyorum.
30 Mart'ta referandum var.
MEDİHA DEMİRKIRAN (1 Mart 1926 - 6 Mart 1988)
İki de filmi var:
ŞEHİR YILDIZLARI (1956), ÖLMEYEN AŞK (1959).
Onun söylediği eski güzel şarkılardan biri.
İÇİN İÇİN YANIYOR, yanıyor bu gönlüm ...
Borsa güne 63444 puandan başlıyor.
-------------------- 

Bugün,  6 Mart 2014 'te, Kırım Meclisi İki önemli karar aldı. Birincisi, Rusya'ya Bağlanma Kararı, ve bu konuda 16 Mart 'ta referandum yapılması kararı. İkincisi, Para birimi olarak Ruble'nin kullanılması kararı. İlgili iki haberi trthaber.com'dan, g+ 'da paylaştım birincisine, "Rusya'ya bağlanma kararı. Referandum 16 Mart'ta." yazdım. İkincisine de şu yazıyı yazdım:

Rusya'nın Kırım'dan sonra Ukrayna'yı da işgal etmesi, ABD'nin (ve dolayısıyla NATO'nun) Rusya'ya savaş açmasına yetmez. Ama sonra Kuzey Kore'nin, Rusya'nın askeri desteğiyle, Güney Kore'yi işgale yönelmesi, ABD'nin Rusya'ya savaş açmasını mümkün hale getirir. Güney Kore'deki 30.000 Amerikan askeri, ve ABD'nin Güney Kore'yle yaptığı Güvenlik Antlaşması bunun için var.
İki Süper Güç, ABD ve Rusya arasında savaşın başlaması. Nükleer olmayan konvansiyonel başlıklı füzelerle, giderek artan bir biçimde, karşılıklı askeri ve sivil hedeflerin vurulması. Can kayıplarının, önceki Dünya Savaşlarındakilerle karşılaştırılabilir hale geldiği "dehşet ortamında", savaşı durduracak 2 Atom Bombası, biri ABD'ye, bir Rusya'ya. Dünya Devleti Kurucu Yönetimi'ne teslim olmaları ültimatomuyla. Teslim olmayacaklar. Birer tane daha.
Her iki devletin tepeden teslim alınması ardından, "Kurucu Yönetim" ile Türkiye Yönetimi arasındandaki ikilik ortadan kalkacak. Türkiye alenen, Dünya Devleti'nin kuruluşunu, esas itibariyle, tepeden teslim almalarla tamamlayacak.
Kanaatimce Yol Haritası böyle.

******************************

(8 Mart 2014  :)

Bugün, Dün bir Amerikan Savaş Gemisi'nin Karadeniz'e çıkmak üzere, Çanakkale Boğazı'ndan geçerken, arkada tepede " D UR  YOL CU" yazısı ve Mehmetçik resmi ile çekilmiş fotoğrafla birlikte trthaber.com'un yayınladığı haberi g+ 'da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

"TERMONÜKLEER Dünya Savaşını önlemek için" yazmıştım, A.K.G.B.K. (1982) adlı kitabımın ön sayfasına.
MEĞER DOĞRUYMUŞ.

1988'deki Misyon kanaatim, yani "Sosyalist Ekonomi temelinde,  Dörtlü Aile'ye dayalı, Dünya Devleti'ni kuracak kişi olduğum kanaati", bugüne kadar hiç değişmedi.  Ama, Yol Haritası hakkındaki kanaatim 2004 yılında değişti. Şu biçimi aldı:
Birinci Aşama, İzmir'de Klasik Terör.
İkinci Aşama, Dünya'da Nükleer Terör.  Önce ABD'ye 2 Atom. ABD'nin tepeden teslim alınması ardından, Rusya'ya bir Atom. Onun da tepeden teslim alınması. Ve sonra esas itibariyle, tepeden teslim almalarla, Dünya Devleti'nin kuruıluşunun tamamlanması.
Dünya'daki "karmaşa", yani savaşlar, işgaller, terör olayları devam etmekte iken, Dünya'nın dikkati, İzmir'de başlatılan Terör'e çevrilecek, Yılmaz Gürol Dünya'ya tanıtılacak, ve ardından 2+1=3 Atom Bombası gelecekti. Yani, Yol Haritası kanaatimde, kesinlikle, ABD-Rusya Savaşı yoktu, İki gün önceye, 6 Mart 2014 'e, kadar. Ama yine de ben 3.cü Dünya Savaşı diyordum buna, ve kısa süreceğini söylüyordum. 
Oysa, öyle anlaşılıyor ki,
Yol Haritası'nda, gerçek bir Dünya Savaşı varmış, ama Nükleer olmayan. ABD-Rusya savaşı.
Rusya'nın, Ukrayna'yı işgal etmesi ardından Kuzey Kore'nin de, Rusya desteğiyle, Güney Kore'yi işgale yönelmesi, ABD'nin Rusya'ya savaş ilanını mecbur kılacak. Önce, "sınırlı" bir konvansiyonel saldırı ile. Buna Rusya'nı "orantılı" karşılık vermesi. Ve "orantılı" karşılıklarla giderek artan, tırmanan bir savaş, iki süper devlet arasında. Kıtalararası Balistik Füzeler'in de kullanıldığı, ve son zamanda her iki ülkede de milyonlarca insanın ölmüş olduğu "dehşet ortamı". Ama, başından beri her iki taraf da, nükleer silah kullanmayı göze alamıyor. Çünkü biliyorlar, nükleer'e başlayınca, tırmanış karşılıklı olacak, iki devleti yok etmekle kalmayıp, yeryüzünde insanlığın da sonunu getirecek.
Ama, "Ne olacak bu konvansiyonel savaşın tırmanışının sonu, ne zaman kullanacaklar ellerindeki nükleer silahları ABD ve Rusya" diye tüm insanlar dehşetle merak etmekte iken, 2 Atom Bombası, biri ABD'ye, biri Rusya'ya, Yılmaz Gürol önderliğinde, Dünya Devleti Kurucu Yönetimin'nden, "Teslim Olun" çağrısıyla. Teslim olmayınca, birer tane daha. Mecburen teslim olacaklar. Ve böylece ABD-Rusya Savaşı da bitmiş olacak.
Toplam 4 Atom Bombası da, Dünya'yı "Termonükleer" felaketten kurtarmış olacak.
Kanaatimce, önümüzdeki Yol Haritası'nı "omurgası" böyle.

--------------------

Bugün,  8 Mart 2014 ,  MAL EZYA Havayolları'na ait bir Boeing 777 uçak, Kuala Lumpur - Pekin Seferinde, Tayland körfezi'nde Vietnam açıklarında, 227 yolcu ve 12 mürettebat toplam 239 kişi ile, yerel saatle, 02.40 'da kayboldu. (= "Denize çakıldı".) Yolcuların çoğunluğu Çinli.

Bugün,  8 Mart 2014 , Dünya Kadınlar Günü.  KUTLU OLSUN !...
Yeni Dünya'da insanlar "çift çift" algılanacaklar.
"O, ve eşi"
Herkesin eşi aşkı olacak, doğumdan. Hiç kimse başkasının eşine "kötü gözle" bakmayacak. "İyi gözle" bakacak.
İzmir'in Kadınları ...

--------------------

(10 Mart 2014  :)

Bugün, dün Antalya açıklarına demirleyen Amerikan Uçak Gemisi haberini Türkiyegazetesi.com'dan paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

9 Mart 2014, ABD Uçak Gemisi, Antalya'da. Gelişi, "Kırım konusundan önce" planlanmış. Ama "Kırım Konusu" da, 1954'te planlanmıştı. Çoğu Rus olan Kırım'ın "özerk cumhuriyet" yapılıp, Ukrayna'ya bağlanmasıyla.
"Dünya Devleti'nin Kuruluşu'nun Yol Haritası" kanaatimde, 6 Mart 2014'e kadar, ABD-Rusya Savaşı ihtimali kesinlikle yoktu. Nükleer ülkeler oldukları için. Ama, 6 Mart 2014 Kırım Meclisi'nin kararları, beni düşünmeye zorladı, ve "buldum" ABD-Rusya savaşını.
İlgililer, düşünme yoluyla "bularak" değil, bilgilendirme yoluyla biliyorlar konuyu, ve Yılmaz Gürol ile ilgili bilgileri.
Söylemeden geçemiyeceğim. 5000 küsur personelli Uçak Gemisinde, internet ve cep telefonu yasak.
"Görev gereği ..."
(Şimdi ekliyorum, Not: Basın mensupları ile konuşan Geminin ikinci kaptanının soyadı "Paradise" yani Türkçesiyle "Cennet".)
------------------------------

Bugün,  10 Mart 2014 'te saat 00.30'da, Kırşehir'in MUCUR ilçesi girişinde, refüje çarptıktan sonra devrilen KAYSERİ Çevik Kuvvet Polislerini taşıyan otobüs'teki 25 polis'ten 3'ü şehit olmuş, 22'si yaralanmış. Ankara'ya gidiyorlarmış, oradan da, bugün Başbakan'ın miting yapacağı MUŞ'a uçakla gideceklermiş, görevlerini yapmak üzere.
Sürücü, Komiser Yardımcısı Behçet YILMAZ. Şehitler Abdullah KILIÇ, Ömer AKTAŞ, Resul Erdal AYTEMİR.

Kayseri, 38 No.lu ilimiz. 38 yaşımda hadım olmuştum. Gaipten gelen tehditli "UR kesat" mesajıyla.
( MUCURMUCURMUC urmu ... )
Sürücü'nün soyadı, benim adım. AYTEMİR'deki TEMİR, DEMİR demek. Kardeşimin adı DEMİR. Hulusi dedemiz, Timurlenk koymuş adını. Lenk, topal anlamında diye, Demiryolcu babamız da, Demir diye kaydettirmiş nüfusa. Ama, dedemiz hep TEMUR dedi, Demir'e.
Yeni "Rus yanlısı" KIRIM yönetiminin Başbakan Yardımcısı'nın adı da TEMİR'li. Rustam TEMİRGALİYEV.

30 Haziran İKİBİNALTI, KEMERALTI - İzmir. İki İZMİR Çevik Kuvvet Polisinden biri, "ağzını BURNUNU kırarım senin" dedi, "Hadi kır" dedim, kırmadı. PEKA ğı R.
Ama aynı gün, Eskişehir 1.ci Ana Jet Üs Komutanı Tuğgeneral BAYNUR PEKAR, "Kalp Krizinden" vefat etti. Benden 5 yıl sonra mezun olmuş Hava Harp Okulu'ndan. Subay sicil numaralarımız aynı, 138. Benimki 1968/138, onunki 1973/138.

**********

(11 Mart 2014  :)

Bugün, Sabah.com'dan, Michael Douglas ve Catherina Zeta Jones ile ilgili "Yine Birlikteler" haberini, g+ 'da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

25 Eylül doğumlular. Ben 1947, onlar 1944 - 1969. 
25 yıl fark var aralarında.
Kardeşimin 51.ci doğumgününde evlendiler, 18 Kasım 2000'de, sevgili YILdırım GÜRses 'in Kalp krizinden öldüğü gün.
"Düşen bir Yaprak görürsen beni hatırla demiştim..."

Sonra, Youtube'dan o şarkısını (Sonbahar Rüzgarları'nı) da paylaştım, "Yıldırım Gürses. 21 Ocak 1938 - 18 Kasım 2000", yazarak.

Bugün,   11 Mart 2014  tarihli Sabah Gazetesinde "Şehit olan eşinden gökyüzünü devraldı" haberini, g+ 'da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

3 Kasım 2011, Hv.Plt.Ütgm. Engin KAYADİBİ.
Konya, Karatay, Karakaya köyü yakınlarında.

----------

F-4 uçağının düşmesiyle şehit olmuştu. O zaman "bir yıllık" eşi, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi SENFONİ ORKESTRASI Başkemancısı Tuğçe KAYADİBİ, 18 aylık eğitimle, İstanbul Anadolu Yıldızları Uçuş Okulu'ndan, 8 Mart 2014 'te (Dünya Kadınlar Günü'nde) mezun olarak pilot olmuş. "Uçmak benim hayalimdi. Eşim de beni destekliyordu", diyor.
İnternet'te faaliyetime 2012'de başladığımdan, tabi bu haberle ilgili yazım yok önceki internet yazılarımda. Ama mutlaka vardır, 2011'in bloknotlarında. " KARAtay - KARA KAYA -KAYAdibi " bağıntısını belirtmişimdir muhakkak. Ve 3 Kasım 1996 SUSURLUK (UR-URLU) tarih bağıntısını da.
Dolayısıyla, 3 Kasım 2002 AKP'nin tek başına iktidara gelişini de gözönünde tutarak, o iki konuya ait videolar buldum, youtube'da, sadece tarihlerini yazarak, onları da paylaştım g+ 'da, Engin KAYADİBİ haberi'nden sonra.

----------

(12 Mart 2014  :)

Bugün, zaman.com'dan "1 günde 3 adliye 8 cinayet" haberini g+ 'da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

Dün, 11 Mart 2014 'te. 3 adliyede 8 cinayet.
-İstanbul.   Hanime ASLAN, oğlu Dursun ZEHİR tarafından. Koruma Polisi Emrah TAŞDEMİR, şehit.
-Elazığ.   Ayten DEMİR, eski kayınbiraderi Ahmet A. tarafından.
Tokat.   İzzet-Murat-Alaattin-Semra-Sakine BAL, Ömer ve Sinan YILMAZ tarafından.

--------------------

Dün, 11 Mart 2014, Japonya Deprem ve Tsunami'sinin 3.cü yıldönümüydü. Sabah.com'dan, "Tsunami kurbanları törenlarle anıldı" haberini de g+ 'da paylaştım, "11 Mart 2011'de Japonya. Deprem ve Tsunami. 15.000 ölü" yazısı ekleyerek.

------------------------------

(15 Mart 2014  :)

Suriye İç
 Savaşı 'nın Başlangıc'nın 3.cü Yıldönümü.
Bugun, Spartacus.schoolnet.cu.uk'un, "Spanish Civil War: Casualties" yazısını g+ 'da paylaştım. "Toplam 500.000 ölü, 200.000 'i bizzat savaşırken, 4.900'ü uluslaraarası gönüllülerden", bilgisi var.
Sonra, Sabah.com'dan "Suriye Savaşının Yıldönümü Resmi" haberini paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

İspanya İç Savaşı, 17 Temmuz 1936 - 1 Nisan 1939.
Suriye İç Savaşı, 15 Mart 2011 - 15 Mart 2014 artı.
3 yılda, İspanya İç Savaşı'nda 500.000 ölü.
3 yılda, Suriye İç Savaşı'nda 150.000 ölü.
Ülke dışından, iç savaşa katılan gönüllüler,
İspanya için, "ideoloji" temelinde,
Suriye için, "din" temelinde.
İspanya İç Savaşı, 2.ci Dünya Savaşı öncesinde,
Suriye İç Savaşı,"3.cü Dünya Savaşı" öncesinde.
Üç Büyük Savaşla Dünya Devleti'ni Kurma "projesi".

Sonra, Sabah'ın, Suriye ile ilgili "Her şey 3 yıl önce bir duvar yazısıyla başladı" haberini de paylaştım,
"BAŞLADI mı, BAŞLATILDI mı ?..." diye ekleme yaparak.

Bugün trthaber.com'dan da iki haber paylaştım.
18.08 girişli, Sirkeci - Harem seferini yapan arabalı Vapur'dan denize düşen arabadan yaralı çıkarılan 4 kişiden birinin öldüğüne dair habere,
"15 Mart 2014, 3 yaşında Ece Su Yılmaz hayatını kaybetti", yazarak.
20.42 girişli, İdlib'e Hava Saldırısı, 18 ölü" haberine,
"15 Mart 2014, 3.cü yıldönümünde, Suriye İç Savaşı", yazarak.

Yılmaz Gürol'un, Demirbank Altıyol Şubesi Soygunu'nu yapmasının 3.cü yıldönümü Sevgi'ye Doğum tarihi, 18 Nisan 1986, (Kardeşi Demir'in kızı), 23.cü yıldönümü Suri'ye Doğum tarihi, 18 Nisan 2006, (Tom Cruise'ın kızı). 
(  s---i   s--i    /   evg   ur  )

16 Mart Sabahı, trthaber.com'da bir haber daha gördüm, 15 Mart tarihli, 23.08 girişli. Denizli'de, anneanne ve torununun, evin bacası tıkalı olduğundan sobadan sızan gazdan hayatlarını kaybettiklerine dair haber. Anne Pınar Öztay, haberi, çalıştığı işyerinde öğrenmiş. (...) 
"15 Mart 2014'te, Saadet Öztay (65), Melike YILMAZ (5) yazarak, yayını g+ 'da paylaştım. (Anlaşılan, Melike'nin annesi babası boşanmışlar.)
3 yıl Denizli'nin ÜZerlik köyünde İstasyon Şefi iken babamız, Denizli Lisesi'nde okuduk. Ben Lise, Demir Ortaokul kısmında.
16 Mart tarihli gazeteler, Ece Su YILMAZ'ın yaşını 5 olarak veriyorlar.
Yani, Ece'nin de, Melike'nin de yaşları  5 (beş). TDK sözlüğü, Melike için "kadın hükümdar", Ece için "kraliçe" diyor. Her ikisinin soyadı da Yılmaz.
İlaveten bir bağıntı daha var. Ece, arabalarının Deniz'e düşmesi sonucu öldü. Melike, Denizli'de öldü.
Ece'deki çarpıcı bağıntı ikinci adı Su kelimesindeydi, Suriye İç Savaşı'nın yıldönümünde. Ve, 16 Mart tarihli Hürriyet, "Kuzeninin Doğum Günü kutlamasına giderken kaybetti hayatını Ece", diyor (yani anlaşılan kuzeninin doğum günü 15 Mart'mış.)
Arabalı vapura son olarak çıkan 34 AS 6488 plakalı otomobillerinin, Arabalı Vapur hareket edince, kapaktan denize düşmeleri sonucu. Yaralılar, anne Ebru Güleren Yılmaz, Şaziye Güleren, Mine Dalkılıç.
(Sİ rkeci  -  HA rem)
NOT:
Anneanne Şaziye GÜLÖREN de yoğun bakımda iken, 21 Mart 2014'de hayatını kaybetti.
--------------------

(18 Mart 2014  :)

"Bugün", Youtube'dan "Proof of HAARP triggered Earthquake in China" videosunu g+ 'da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

"O tarihten", 10 yıl önce Çin TANGŞAN depremi. 10 yıl sonra Teğmen Yılmaz Uyanık'ın şehit olması.
O tarih, Doğum Tarihimden sonraki en önemli tarih.
28 Temmuz 1986, Çanakkale Hapishanesi'nde, o güne kadar MİT'den gelşdiği kanaatinde olduğum mesajlar, "gaipten gelen" tehditli mesajlar biçimini aldı. 3 gün sonra mesajların gereğini yaptım. Amputasyon ve ardından hadımlık. (...)
1986'nın ilk aylarında HALLEY kuyrukluyıldızı Dünyamızın yakınlarındaydı. Gelişi ile o tarih arasında "bağıntı" görmüştüm, o tarihi izleyen günlerde. Ve internet'ten yararlanmaya başlayınca da, Günberi Tarihi'ni öğrendim, 9 Şubat 1986. İşin ilginci, sonraki Günberi Tarihi 28 Temmuz 2061.
TANGŞAN depremini hatırlıyorum. Çin'in dış yardım talep etmemesi dikkatimi çekmişti.  Tabiatiyle Deprem Tarihi hatırımda yoktu. 28 Temmuz 1976 olduğunu öğrenince, gördüm "bağıntıyı". İnternet bilgisiyle, Dünya'nın "en ölümcül" depremi. Resmi rakam 242.419 ölü. Yerel saatle 03.42 'de, 7.8 şiddetinde.
28 Temmuz 1996'da, Teğmen Yılmaz UYANIK şehit oldu Osmaniye'de, saldırı sonucu. O gün, günün ilk saatlerinden, sabah saatlerine kadar, ben uyanık'tım. Yatağımda, 28 Temmuz'la ilgili yazı yazmıştım.
İnternet'te "Şehitler Listesi" nde, o gün başka şehit yok. BALIKESİR, Kepsut, Karagöz köyündenmiş, Yılmaz Uyanık Teğmen.
Ben de Teğmen rütbesinde iken ordudan ihraç edilmiştim. Benim devrem Üsteğmen olmuş, ben Teğmen kalmıştım. Yani Ordu'nun en kıdemli teğmeniydim.
Çok önemli bir 28 Temmuz da, 1914 'teki. Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması. 4 yılda 10 milyon ölü.
28 Temmuz 1402 tarihi de önemli. Ankara Savaşı. İki Türk Ordusunun savaşı. Yıldırım Beyazıt ve Timurlenk ordularının.
Özetle, kanaatim şu:
Astronomi'den 28 Temmuz 2061, Tarih'ten 28 Temmuz 1402 esas alınarak, 28 Temmuz 1986 kararlaştırılmış. Ve ona göre de 1914, 1976, 1996 daki 28 Temmuz'lar...

Video, 15 Haziran 2009'da yüklenmiş.
2 Mayıs 2008'de MYANMAR'da 138.000 can alan Nergiz Siklonu'nun, 26 Aralık 2004'te Endonezya ve Güney Asya'da 250.000 can alan Deprem ve Tsunami'nin, ve 28 Temmuz 1976'da Çin'de 240.000 can alan Deprem'in HAARP ürünü olduğunu iddia ediyor. Silahın ABD'nin elinde olduğunu söylüyor. ABD'nin bu 3 felaketi "niye yaptığını" da anlatıyor.
HAARP'ın onaylanmamış bir bilgi olarak kamuoyuna sunulması, kısmî bir bilginin onaylanmasını da zorunlu kılmış, anlaşılan.
"HAARP tesisleri, düşman füzelerini yok etmek için", açıklamasıyla.

Son olarak, hatırlatmakta fayda var:
20.000 can alan Türkiye-GÖLCÜK depremi, babam ADEM Gürol'un vefatının 4.cü yıldönümünde, 17 Ağustos 1999'da olmuştu.
------------------------------

(21 Mart 2014  :)

"Bugün", Hozan Beşir'in Youtube'dan "Bahar gelmiş" şarkısını g+ 'da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

21 Mart 1973, Ozan Veysel öldü, Hozan Beşir doğdu.
21 Mart, Kuzey'de Bahar, Güney'de Güz. KUTLU OLSUN.
-----
21 Mart 2014'te, Putin'in de imzasıyla, KIRIM "resmen" Rusya toprağı oldu.
("Süreç" devam edecek.)
--------------------------------------


(25 Mart 2014  :)

"Bugün", facebook sayfamda, bir mesaj,1971-72 de "astsubayım" Durmuş GÖKTEKİN'den.
"Size, internet'te rastladım. Ben de sizi, sessiz sakin ciddi nezaketli bir teğmen olarak tanımıştım. Birlikte görev yaparken, aramızda geçen kısa bir diyalogdan  bahsetmişsiniz. Sizin yazılarınızın birazını inceledim. O tarihten sonra çok badireler atlatmışsınız. İçinize sığmayan düşünceler yüklemişsiniz. Anladığım kadarıyla kendinizi hayli yıpratmışsınız. Selam ve Saygılar sunarım.", diyor.
"Sevindim, senden haber alınca, Durmuş arkadaşım. Sevgi ve Selamlarımla ..." diye cevapladım, mesajla, onun facebook sayfasından.
-----
o "kısa diyalog", bu web sayfamın, Günlük bölümünde, 25 Ekim 2012 tarih başlığı altında.
-----------------------------------

(27 Mart 2014  :) Dünya Tiyatro Günü


Bugün, haberler.com'dan "Motosikletiyle Bariyerlere Çarptı, 1 ölü" haberini gh+ 'da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

27 Mart 2014, saat 00.00'da. Motosiklet. Beşiktaş-Ortaköy viyadüğünde. Murat GÖRGÜLÜ. Yoldaki yağ birikintisi sebebiyle.

Sonra, Youtube'dan "Crash of the Century (The Tenerife Airport ...)" videosunu g+ 'da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

27 Mart 1977, 2 Boeing 747 uçak pistte çarpışıyor. 583 ölü, 61 yaralı. Kanarya adalarında, Tenerife'de.
Gran Canaria havaalanında patlatılan bomba, ve ardından "siyasi talep" yerine getirilmezse ikinci bombanın patlatılacağı tehdidi üzerine, havadaki uçaklar Los Rodeos havaalanına indiriliyor ve orada beklemeye başlıyorlar, Gran Canaria'nın uçuşa açılmasını. Açıldığı zamanda da, Los Rodeos üzerinde görüş mesafesini sıfıra kadar düşüren yoğun bir sis oluşuyor. Ve saat 14.00 sıralarında, KLM uçağı, Pan Am uçağı hâlâ pistte iken kalkışa yöneliyor. Ve "kaçınılmaz" kaza.
Havacılık tarihinin en ölümcül kazası.

Ve sonra da, trt haber.com'dan, "27 Mart Dünya Tiyatro günü" haberini g+ 'da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

27 Mart Dünya Tiyatro Günü. 1961'de kararlaştırılmış. 1962'de 1.cisi kutlanmış. FATOŞ 'u "buluşumun" 777.ci günü, 47.cisi kutlanmıştı. Bu yılki 52.cisi.
Yılmaz GÜROL !...    ROL ne ?...
----------
27 Mart 1977 ile 27 Mart 2009 arasında bağıntı: Birinde yıl 77, ötekinde gün 777. Birinde 47.cilik var, ötekinde 2 tane 747 var. Fatoş'un Özgür'le evliliği sırasında, ilk evleri İzmir, 6347 sokaktaydı. 1947 doğum yılım.
Söylemeden geçmek olmaz. Tenerife kazasının asıl sebebi olan, Gran Canaria'daki terör faaliyeti, Dünya Devleti'nin Kuruluş Yol Haritası'nı çağrıştırıyor. "Teslim olmazsanız, üçüncü atom bombası gelecek." (Truman, "Tokyo'ya" demişti üçüncüsü için.)
O arada, Los Rodeos üzerinde gerekli olan sisin oluşturulması da "yeni meteoroloji" ürünü. Yapılan insan hataları da "stella" marifetiyle.
En son önemli uçak kazası 8 Mart 2014'te düşen Malezya uçağı. 239 ölü.
O da Tenerife ve 777 ile bağıntılı. Uçak tipi Boeing 777. Dünya Kadınlar Günü'nde düştü. (Kadınlar günü / Tiyatro günü). KUALA LUMPUR 'dan yerel saat 02.40 'da kalkmış, PEKİN'e gitmekteydi. Andoman denizi üzerinde Radar'dan kayboldu. Daha sonra anlaşıldı. Rotayı Değiştirmiş, Hint Okyanusu'nun güneyinde düşmüş.
O kazadaki vurgu "ez". ( MAL ez YA).
------------------------------------------------------------

(28 Mart 2014  :)

Bugünkü POSTA gazetesinin manşet haberi aynen şöyle:

R E Z A L E T İ N   Z İ R V E S İ 
Dışişleri Bakanlığı'nda, Suriye ile ilgili yapılan güvenlik toplantısının ses kayıtları internete sızdı. Bu durum, devletin zirvesinin bile rahatça dinlendiğini ortaya koydu. Zirvede konuşulan konular ise çok daha vahim!

TOPLANTI SON 10 GÜN İÇİNDE YAPILMIŞ
Ankara'da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun makamında yapılan görüşmenin ses kayıtlarının internete sızması şok etkisi yarattı. Görüşmeye Bakan Davutoğlu'nun yanısıra, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ve Genel Kurmay 2.ci Başkanı Orgeneral Yaşar Güler katılıyor. Bu 4 isim, Suriye'deki IŞİD örgütünün Süleyman Şah Türbesi'ni korumakla görevli askerlerimizi tehdit etmesi konusunu ele alıyor.

"SINIR KONTROL ALTINDA DEĞİL"
Toplantıda, Türkiye toprağı olan Süleyman Şah Türbesi'ne yönelik tehditler gerekçe gösterilerek, Türk askerinin tanklarla Suriye'ye girebileceği belirtiliyor. Bu konuda, Hakan Fidan, sınırın kontrol altında olmadığını itiraf edip, "Harekât olduğu takdirde Türkiye'de birçok bomba patlar" diyor. Yaşar Güler ise, muhaliflere Hakan Fidan'ın koordinatörlüğünde, silah ve mühimmat gönderilmesi gerektiğini söylüyor.

"2000 TIR MALZEME GÖNDERDİK"
Dışileri Bakanı Ahmet Davutoğlu, "Silah ve Mühimmat gerekli değil. Biz oradaki insan unsurunu bir türlü düzene sokamadık", diyor. Hakan Fidan da, 2000 TIR malzeme (silah ve mühimmat) gönderildiğini anlatıyor. Ahmet Davutoğlu, tankların sınırdan içeri girmesi halinde, savaşın göze alınması gerektiğini söylüyor. Feridun Sinirlioğlu, Süleyman Şah Türbesi'ne saldırının savaş için haklı gerekçe olacağını belirtiyor.

"FÜZE ATTIRIRIM, TÜRBEYE SALDIRTIRIM"
Ahmet Davutoğlu, "Başbakan telefonda, 'Bu (Süleyman Şah Türbesi'ne saldırı) gerektiğinde bir imkân gibi değerlendirilmeli' demişti", diyor. Bunun üzerine, Hakan Fidan da, "Ben Suriye'ye 4 adam gönderir, Türkiye tarafına 8 füze attırırım. Problem değil, ben gerekçe üretirim. Gerekirse oraya da (Süleyman Şah Türbesi) bir saldırı düzenleriz", diye konuşuyor. Feridun Sinirlioğlu da, "Gerekirse, herşeyi yaptırırız", diyerek destek veriyor.

19.cu sayfada.
----------
NOT-1
Davutoğlu'nun, " ... insan unsurunu bir türlü düzene ..." derken "bir türlü" kelimelerini, ben "Açıklığa Kavuşması Gerekli Bazı Konular - 1982" kitabımda, "Erkeklik organımın küçüklüğünü bir türlü kabullenemedim" diye yazdığım için, özellikle kullandığından, eminim.

NOT-2
Hürriyet Gazetesi, toplantı hakkında, "Tarih: 13 Mart, Yer: Bakan Odası",diyor.

NOT-3
Posta gazetesinin bu yazısını g+ 'da paylaşmak imkânı bulamadım. Cumhuriyet gazetesinin "Süleyman Şah Bombası" başlıklı manşet yazısını paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

"Kötü niyetlilerin", ses kayıtlarında tahrifat yaptıkları "belli" olduğundan, AK parti bundan zarar değil, yarar sağlar. AK parti'nin seçimlerden "birinci parti" olarak çıkması, gündem açısından, elzem. Gündem, Dünya Devleti'nin kurulması, Türkler tarafından.
-------------------------------------------------

(29 Mart 2014  :)

Bugün trthaber.com'un "uzaya otel kuruluyor" haberini g+ da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

29 Mart 2014. Bu sabah ilk kez baktım, "yaşam" bölümüne, trthaber.com'dan. Bu haber ilgimi çekti,"çiçekkentler uzayda kurulamaz mı" düşüncesiyle. Haberi okuduktan sonra biraz düşündüm. Asıl sorun "ağırlıksız" olmak. Yapay yerçekimi için çare. İlk hatırıma gelen, "ivme" yöntemi. Pratik değildi. Sonra "merkezkaç yöntemi" hatırıma geldi. Uygun ve pratikti. Daha fazla düşünmeden, internette var mı "yapay yerçekimi" konusu diye baktım. Var. İlk dikkatimi çeken, "Yapay yerçekimi ile tek seçenek, halka şeklinde uzay gemileri", adlı yayın oldu. Girdim yayına, okudum. Evet, çare bu. Uzay çiçekkentleri için de.
Yayın sahibi Cem DURU. Yayın tarihi 22.09.2013 (66.cı doğum günümden 3 gün önce.) Hem "CEM", hem "DURU" benim işlerimle çok bağıntılıdır. Baktım g+ paylaşımı var mı diye. "Oh, var." Bu yazımın ardından onu da paylaşacağım.
Uzayda Çiçekkentler, ilk sorun ağırsızlık. Tabi öteki sorunlar da var. Temel ilke şu: "uygun bir kara parçasında, yeşil ortamda, temiz havada" yaşıyormuşuz gibi hissetmeliyiz, standart çiçekkentlerde, her nereye kuracaksak. Çiçekkentler, esas itibariyle iskân ve idare yerleri olacak. Ekonomi, turizm (...) çiçekkentler dışında, Dünya ortamında. 
100.000 adet sayısını bozmayalım. Bir-yıldızlıda 96.000 artı, altı-yıldızlıda 192.000 artı "sabit" nüfuslu kentler. 10'lu sistemli, 6 kademe, hiyerarşik yapı.
Cem DURU arkadaş, son biçimini de söylemiş. "Halka şeklinde" diyor. Gene Dünya etrafında sabit bir yörüngede, ama kendi etrafında, bizim gerçek ağırlıklarımızı hissettirecek kadar hızla dönen yerleşkeler..
Görüldüğü kadarıyla, astronomik ölçülerle, çok uzun bir süre, Dünya'ya bağımlı olarak yaşayacağız, o meçhul ebede yolculuğumuzda, ama yeryüzünde, ama uzayda.
--------------------------------------------------

(30 Mart 2014  :)

"Bugün", g+ 'da, "haber.ogu.edu.tr/2013/03/27/uzay-asansoru-mumkun-mu" adresinde  "Uzay Asansörü mümkün mü"  adlı yayını paylaştım, şu yayını ekleyerek:

Dün, (Stella marifetiyle) misyon-koyucu tarafından, "uzayda çiçekkentler" fikrine yönlendirilmiştim. Ve gene dün, kentte (İzmir'de) gezinirken duyduğum "asansör" kelimesi le de "uzaya asansör" fikrine yönlendirildim. Ve, bu sabah, 30 Mart 2014 Pazar, "seçim günü" sabahı internete baktım. Okuduğum ilginç birkaç yayından, bir tanesini paylaşıyorum.

1987 ve 1988 başlarında, o zamanki bilinç gereği, çiçekkentleri tasarlarken, standart olmaları için, tamamı "kara" parçasında olan uygun benzer yerlerde inşa edilmeli diye düşünmüştüm. 1988 ortalarına doğru, misyonu tam olarak kavradığımda, çiçekkenteler projesinin aslında, misyon-koyucunun projesi olduğu da anlaşılmıştı. 1989 başlarında misyon bilincimi yitirince, tabi ki, "en güzel dünya" projesi, benim kendi "hayal ürünüm" niteliği kazandı. Bu "hayal ürünümü", A.W.W.F.C.-1992 kitabımda anlattım. Yazmadan önceki dönemde, çiçekkentler acaba denizlerde inşa edilse daha iyi olmaz mı, diye düşündüm. Ama "karada" olmalı dedim. 1992 sonlarında, misyon bilincim aynen geri gelince, yazdığım kitap, "misyon programı" niteliği kazandı. Daha sonra, çiçekkentler "denizde" olacak kanaatine vardım. Ve, internet kullanmaya başlayınca da, baktım internete (hangi vesileyle, şimdi hatırlamıyorum), varmı "havada kentler" fikri diye. Vardı. "The city, airborne" yayınını g+ 'da paylaştım, 2013 yılı içinde, kısa bir yazıyla, "çiçekkentler nerede olsun, karada mı, denizde mi, havada mı", diyerek. (Bu paylaşımın ardından, o yayını da tekrar paylalaşacağım.) Ve bende, "havada" kanaati oluştu. Ve dün, bana "uzayda" düşüncesi sunuldu. Uzaya, dünyanın çevresine.

Öyle anlaşılıyor ki, 200 yıl kadar önce, misyon-koyucu çiçekkentleri önce denizlerde tasarladı. Sonra Bilim ve Teknolojideki gelişmelerle, bunu önce "havada", sonra da "uzayda" diye revize etti. Havada iken dünyaya tam bağımlı. Uzayda iken dünyaya bağımlı ama, dünyadan sağlayabileceği imkânları, "başka biçimde" sağlayabileceği koşullarda, dünyadan tam bağımsız.

"Kara" ortamında tasarlanan çiçekkentler. 8 tane sekizgen, bir çember üzerinde. Her sekizgende 5 tane grup. (Her grupta, 4 tane 600+ sabit nüfuslu mahalle.) Uzay versiyonunda, 8 tane sekizgen yerine, 8 tane dikdörtgen, 5 dikdörtgenin kısa kenarlarında, uygun açıyla, birbirne bağlı biçimiyle. 
Bir Grup'ta, 2400+ nüfus. Altları kapalı, toprak gibi. Üstleri de kapalı ama birkaç apartman büyüklüğü sonrasında. Solu ve sağı saydam.
Ankara Garı'na girince insan, tavanın çok yüksek olması, ve giriş kapılarının yüksek ve camlı olması dolayısıyla, "kapalı ortamda" gibi hissetmiyor.
Ve uzay versiyonunda, gene herkes kendi kilosunda.
Çiçekkente bunu sağlayacak kadar merkezkaç kuvveti uygulandıktan sonra, ek enerji gerekmeden, ekseni etrafında dolanma sürekli.
----------
İki gün sonra, 1 Nisan 2014'te, "uzay asansörü" yayınını tekrar paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

NİSAN-1, 2014. önceki yazıma Ek:
Çiçekkentlerin "uzay versiyonu". 4 x 600 "artı" = 2400 "artı" nüfuslu gruplar. Sağ-sol "saydam" demiştim. "Merkezkaç kuvveti" yaratmak için, çok hızlı dönme olduğundan, dışarıyı görme, "normal görme" olmayacak.
Çare, alt (=taban) gene kapalı ("toprak" gibi.) Ama, Grup'un üstünde, kubbe biçiminde dev ekran. Yardımcı bir uydudan "canlı yayın", tüm çiçekkentlerin, tüm dev ekranlarına. Gerçek gök kubbenin, uzayda istenilen bir noktadan, istenilen bir bölümünün görüntülenmesi. Örneğin, tüm gruplarda, aynı anda (08.00 'de) Güneş'in doğuşu, ve aynı anda (20.00 'de) Güneş'in batışı olayının görüntülenmesi. Böylelikle, uzayda Gece ve Gündüz'ün yaşanması. Animasyon'la değil gerçek canlı (tv) yayınla. Yardımcı uyduyu istenilen pozisyonda tutarak.

Bir konu daha: "Kara" için tasarıda, sekizgenlerin ortasında olan "yönetim" yeri, ve çok amaçlı "ortak kullanım" yeri için, uzay versiyonunda 8 dikdörtgen yerine, 11 dikdörtgen. 1 ve 11 no.lular "ortak kullanım", 6 no.lu "yönetim" için.

"Uzay versiyonu" ile ilgili şimdilik bu kadar.
----------
Gecikmeli olarak, yazımı 2 Nisan 2014, 22.30 'da tamamladım. Sonra yattım. 03.00 sıralarında tuvalet için uyandım, ve dönüşte, "Mars'a kurulacak koloniler" haberlerini hatırladım ve "anında" kavradım, çiçekkentlerle ilgili olduğunu. 3 Nisan 2014 sabahı da, "www.haberturk.com/dunya/haber/908787-izmirli-eceye-tek-gidis-mars-bileti/7" yayınını paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

"EVİMİZ uzayda, İŞİMİZ Dünya'da"
Mesajı bu, "Uzayda otel" ve "Uzaya asansör" konulu fikirlerin, ve gerçekleştirme "çalışmalarının".
Evet, 29 Mart 2014 'te "buldum", yani kavradım, çiçekkentlerin uzayda inşa edileceklerini. Ama bugün (3 Nisan 2014), Mars'ta koloniler kurma fikri,  bu konudaki çalışmalar, ve "gönüllü" kayıtlarının yapılmakta olduğunu da hatırlayınca, anında kavradım mesajını,
"UZAYA göçeceğiz"
diyor aslında. Yani Çiçekkentler Projesi ile ilgili mesaj. Oysa ilk duyduğumda, "bağımsız" bir fenomen sanmıştım. O konuda bir yayını da g+ 'da paylaşmıştım, kısaca "ama önce çiçekkentlere göçeceğiz, düzenli toplumu kuracağız", diye yazmıştım. O yayınlardan bir tanesini gene paylaşıyorum, "İzmir'li Ece'ye tek gidiş Mars bileti". 1 Ocak 2014 tarihli, Haberturk haberi.
(Yeni Yıl müjdesi. Yeni Dünya Müjdesi, aslında.)
ECE KABADAYI ...
----------------------------------------

(31 Mart 2014  :)

Bugün, trthaber.com'dan "Başbakan Erdoğan'ın Balkon Konuşması" başlıklı haberini, g+ 'da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

KUTLU OLSUN. "Paralel Devlet / Resmi Devlet" ikiliği ve çatışması, ABD ve Rusya'nın "tepeden" teslim alınmasıyla bitecek. Bugün 31 Mart 2014, İzmir'de 4.cü dalga Ezme'nin Başlangıcının 14.cü yıldönümü.
----------
Bugün, trthaber.com'dan "1 oy farkla kazandı" haberini g+ 'da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

YA lova, 77 No.lu ilimiz. YA kup Koçal, "1" farkla.
Geçen yıl, SEVGİLİ ler günü'nde AK Partiye geçmiş.
Almanca, İngilizce biliyor. YA YA,  JA JA,  YES YES...
77, yedi-yedi,  zieBEN-zieBEN,  SEVEN-SEVEN.
LOV e  =  ya LOV a  ("Love for all")
CHP'li aday Ve FA  SALMAN.
Karım FA tma hem Türk, hem ALMAN.
26892 oy Salman'a. 23192 ODTÜ numaram.
92-92  (192.000 artı)
"I love you Stella"
KARILI-KOCALI
Yakup KOÇAL  (Kutlu Olsun !...)
----------
Bugün, Türkiye'de bir "ilk", bir Belediye Başkanlığını (Tunceli'nin Ovacık ilçesi'nde) TKP (Türkiye Komünist Partisi) adayının kazanması ile ilgili, trthaber.com haberini g+ 'da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

Sosyalist Ekonomi temelinde, Dörtlü Aile'ye dayalı,
Standart Çiçekkentlerde, Sevgi Toplumu,
Tek bir Devlet Çatısı altında, Tüm İnsanlara.
(Fatih Mehmet MAÇIOĞLU / Ovacık,  Kutlu Olsun !...)
----------
Bugün, Bu sabah saatlerinde Kuzey Kore ve Güney Kore'nin karşılıklı "yüzlerce" top ateşi yapmaları ile ilgili olarak, seçtiğim tr-euronews.com'daki haberi g+ 'da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

Kuzey Kore'nin, Güney Kore'yi işgale yönelmesi, ABD-Rusya "konvansiyonel" savaşını kaçınılmaz kılacak. Üçüncü Dünya Savaşı, Türkler tarafından Dünya Devleti'nin kuruluşu ile sonuçlanacak.
------------------------------

(NİSAN 1, 2014  :)

Bugün, "Kars, Susuz ilçesinde, 397 şer oy alan AK parti adayı Murat Uray ile, Demokratik Sol Parti adayı Oğuz Yantemur için çekilen kurada Uray'ın Belediye başkanı olduğu" hakkındaki haberi haber7.com'dan g+ 'da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

SUSUZ. KURA. MURAT URAY.
OĞUZ YANTEMUR.
-----
Burda, "ek bilgi":
Kuşkusuz, UR'a bağlamış, misyon-koyucu, SUSUZ Belediye Başkanlığı 2014 seçimini. URA her üçünde de. KURA-MURAT-URAY. Ayrıca, birinin adı MUR'lu, birinin soyadı MUR'lu. TEMUR dedi kardeşim DEMİR'e, Hulusi dedemiz, hep.
OĞUZ/SUSUZ, her ikisi de UZ'la bitiyor. SUSUZ...BURUNSUZ  (=Burunsuz Adam). SUSUZ, en yakın kelime SUÇSUZ' u da hatırlatıyor. Birinin soyadının Y ile bitmesi, birinin Y ile başlaması, Y ile başlayanın TEMUR'dan önceki kısmı YAN kelimesi YANLIŞ kelimesinin de ilk hecesi olduğundan, nihai mesaj şu:
Demir Suçsuz, Yanlış Yaptı.
Evet, Ben de aynı fikirdeyim, ötedenberi.
----------
1 NİSAN olayları, g+ 'da paylaştıklarım. 6 tanesini 2 Nisan'da paylaşmıştım. 1 tanesini (bugün) 3 Nisan'da, Sabah.com.tr 'den paylaştım. ABD'de 19 Şubat 2014 Powerball büyük ikramiyeyi ($ 425.000.000), tek başına kazanan kişi, (nihayet) ortaya çıkmış, ve ikramiyesini almış. "Bende JEDİ şansı var" diyerek. Yayına şu yazıyı ekledim:

Bununla 7 oldu, paylaştığım, 1 NİSAN olayları.

- ŞİLİ, deprem. Yerel saat 18.46.46 (dakika/saniye aynı, 46-46).
Okyanus'ta, iquique kentinden 95 km. uzakta. (Kentin adında iqu-iqu = iki-iki). 8.2 şiddet. (Sekiz nokta 2). 2 dakika sürdü. Boyu 2 metre kadar olan TSUNAMI dalgaları, Şili kıyılarını vurdu. (6 ölü, panikten, kalp krizi ve ezilme sebepleriyle. Maddi hasar.)

- TRT'ni SEKSENLER dizisinin 100.cü bölümü.

- Almanya NSU davasının 100.cü duruşması.

- İstanbul, KARTAL, trafik kazası, 4 ölü. (Biri, kimliği belirlenemeyen kadın.)
İlyas KOCAOĞLU, Soner TURAN, Yiğit KIRBAŞ.

- Van, BAŞKALE, Askeri araç çukura düştü, 13 asker yaralı. (Hayati tehlikeleri yok.)

- Ordu, FATSA, Trafik kazası, anne ve oğul hayatını kaybetti.
FATMA ÇEVİŞ ve KENAN ÇEVİŞ (=sürücü).

-19 Şubat 2014 çekilişinin ikramiyesi. POWERball.
California, Milpitas kentinde aldığı, 2 dolarlık bilete.
B. Raymond BUXTON.
----------------------------------------

(4 Nisan 2014  :)

Bugün, türkiyegazetesi.com'dan, "Fort Hood Askeri Üssüne Saldırı" haberini g+ 'da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

5 Kasım 2009 saldırısı FATMA'yı buluşumun 1000.ci gününe denk gelmişti.
2 Nisan 2014 saldırısı, LUFTHANSA'da pilotların 3 günlük grevi başlattıkları gün yapıldı. (Fatma, Lufthansa'da görevli.)
----------------------------------------

(5 Nisan 2014  :)

Bugün, g+ 'da 2 haber paylaştım.

Birincisini 11.03'de, trthaber.com'un 4 Nisan, 14.43 girişli "Dumlupınar şehitleri anıldı", haberi. Şu yazıyı ekledim.

NATO tatbikatından dönerken,
NARA       burnu     açıklarında,
NABOLAND adlı şileple çarpıştı,
NATO'nun 4.cü kuruluş yıldönümünde, 4.4.1953'de, Dumlupınar denizaltımız.
DUMLUPINAR - (NARA burnu).
23 Nisan 1944'de (Türkiye, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" gününde) denize indirilmiş.
BLOWER - (LOWE /LOVE)
İlk devriye görevine, 17 Ocak 1945'te çıkıyor. Hiroşima'ya atom bombası atılmadan 9 gün önce, 28 Temmuz 1945'te, Avustralya'da Fremantle limanında demirliyor. Türk Personelinin 27 Eylül 1950'de Connecticut'ta başlayan eğitiminin tamamlanması ardından, 16 Kasım 1950 'de, Türk Deniz Kuvvetleri'ne teslim ediliyor.
4 Nisan 1953, saat 02.10 sıraları, su üstünde seyrederken, çarpışıyor İsveç şilepiyle. Güvertedeki 8 asker denize düşüyor. 5'i kurtarılıyor, 3'ü şehit. Denizaltının içindeki 81 asker kurtarılamıyor, şehit oluyor.
Gemi Komutanı Kur.Alb.HAKKI BURAK (şehit).
Şehit askerlerden birinin soyadı YURDAKUL.
28 Temmuz 1986'dan 3 gün sonra, "gaipten gelen" tehditli "UR, kesat" mesajıyla, amputasyon ve ardından hadımlık. (Permatikle).
(Avustralya / Ustra / Ustura)
Aynı gün Çanakkale Hastanesi'nde Ürolog Dr. Süreyya YURDAKUL, önce kendi kanından vererek beni "ölmekten" kurtarmış, sonra ameliyata almış.
Dumlupınar şehitleri arasında, soyadları YILMAZ olan 2 asker, soyadları DEMİR olan 2 asker var. Ben, YILMAZ Çanakkale'de iken, kardeşim DEMİR Kırıkkale'de idi. Şehitler arasında 5 tane de "DEMİR" li soyad var.
DEMİRel, DEMİRoğlu, özDEMİR, içDEMİR, çetinDEMİR.

4 Nisan 1949, NATO kuruldu. (4.4.1949). Amblemi 4 köşeli yıldız. Kuruluş yılı, kardeşim Demir'in doğum yılı.
4 Nisan 1949, NATO'nun kurulduğu tarihte, Abdullah ÖCALAN doğdu. (PKK).
4 Nisan 1968, Martin Luther King "öldürüldü". ("Amerikan Yurttaş hakları Hareketi" önderi.)
4 Nisan 1979, Zülfikar Ali BUTTO "idam edildi". (Pakistan Başkanı.)
4 Nisan 1997, Alparslan TÜRKEŞ vefat etti. ("Milliyetçi" hareket ...)
4 Nisan 19 - - , BALIKESİR, Askeri uçak düştü. Şehit ve ölen siviller.)
(Burda, İLAVE: Sonra, tekrar baktım vikipedi'ye. 1985'te, 2 pilot, ve 14 sivil. Marangozlar sitesi üzerine düşmüş.)

Gündem, Dünya Devleti'nin Kurulması, Türkler tarafından, Yılmaz Gürol önderliğinde.

Sosyalist Ekonomi temelinde, Dörtlü Aile'ye dayalı, Standart Çiçekkentlerde, Sevgi Toplumu, Tek bir Devlet Çatısı altında, Tüm İnsanlara.
----------
İkincisini 17.03'de, trthaber.com'un 5 Nisan 14.47 girişli, "Pamir'in cansız bedenine ulaşıldı" haberi.
İstanbul Zekeriyaköy'de, 4 Nisan 2014 sabahı, anne ve babası uyurken, evden çıkan, kamera görütülerine göre, bahçe çitinden atlayıp, sokağa çıkan, Jandarma'nın İtfaiye'nin, AKUT'un aramakta olduğu, 3 yaşındaki Pamir DİKDİK 'le ilgili haber. (Komşu bir evin Havuzu içinde bulunmuş.) Şu yazıyı ekledim:

Pamir DİKDİK, 3 yaşında, 4 Nisan 2014'te.
(Çok acı.)

Burda, zikirde fayda var. PAMİR / DEMİR bağıntısı (NATO gününde, Dumlupınar gününde). DİKDİK 'in ne ile bağıntılı olduğu apaçık belli (- ik - ik). Zaten, Amerikan İngilizcesi argo, "dick" erkeklik organı demek. ZEKERİYAKÖY'ün ZE'si (ZE / EZ) dolayısıyla, PAMİR / İZMİR bağıntısı da var.
Olay, Stella marifetiyle, Misyon-koyucunun işi. Yılmaz'la, Yılmaz'ın işleri ile ilgili. Bundan hiç kuşku yok.

2 gün sonra, bugün 7 Nisan 2014'te yazıyorum:

Dün, 6 Nisan'da duydum, ikinci çocuk ölümünü, Pamir DİKDİK ölümüne benzer. Üstelik soyadı da DEMİR. Ama özellikle paylaşmamayı, sözetmemeyi tercih ettim. Ama bugün üçüncü benzer olayı da duyunca, sözetmek elzem oldu. Önce, dünkü duyduğuma daha dikkatli baktım. Olay tarihi, 5 Nisan. Olay yeri Urfa, CEYLANPINAR, ışıklar köyü. (CeylanPINAR  /DumluPINAR bağıntısı). Yani bir gün arayla ikinci "eylem", Misyon-koyucu'dan, aynı bağlamda. Ahmet DEMİR, 6 yaşında, kuyuya düşerek. Bugünkü duyduğum olayda soyadı BAYSAL. (Anında hatırlattı, anneme, annemize, 4-6 Temmuz 2006'da BozYAKA'da yaşatılan kâbusu. İLGİ bakımevi. Yönlendiren BAYSAL Ambulans.) Çocuğun adı da Yusuf. (Apartmanda, şu sıralarda, bana yönelik Ezme'de, en çok kullanılan küçük çocuk. Ben bu satırları yazarken, ağlatıyorlardı onu, açık penceremin altında. 2000 yılında MÜGENUR çocuk, 2014 yılında YUSUF Çocuk.) Olay tarihi 6 Nisan. Yani gene bir gün arayla, aynı bağlamda. Olay yeri VAN. Yusuf BAYSAL, 4 yaşında, dereye düşerek.

4-5-6 Nisan tarihlerinde, 3 çocuk, sırayla, HAVUZA, KUYUYA, DEREYE düşerek öldüler. Havuz-Kuyu-Dere, ortak özellik SU. (SUÇ kelimesini çağrıştırmak için dersek, uygun olur.)
Haberi duyduğumda, kuyunun "KURU" olduğu (SUSUZ olduğu) kanaati oluşmuştu bende. Eğer öyleyse, bu yazdığım ortak özellik bozulmaz. Mesaj, "UR" ve "SUÇSUZ" çağrışımlarıyla, pekişir.

Evet, bugün, tgrthaber.com'dan, Ahmet'in haberini, zaman.com'dan Yusuf'un haberini g+'da paylaştım. Arada başka bir paylaşımım olmadığı için, üçü de peşpeşe. Üçüne de eklediğim yazılar aynı formatta.

Pamir DİKDİK, 3 yaşında, 4 Nisan 2014'te.  (Çok Acı ...)
Ahmet DEMİR, 6 yaşında, 5 Nisan 2014'te.  (Çok Acı ...)
Yusuf BAYSAL, 4 yaşında, 6 Nisan 2014'te.  (Çok Acı ...)
----------

Bugün, 7 Nisan, Dünya Sağlık Günü.
7 Nisan 2003, Dünya Sağlık Gününde, "Çamlık Sağlık Ocağında", bana atılan yumruk, arkamdaki annemi yere yıkmıştı.
----------

Bugün 7 Nisan, Ruanda TUTSİ katliamı'nın 20.ci yıldönümü.
6 Nisan 1994'te Ruanda ve BURUNDİ devlet başkanlarını taşıyan uçağın, Ruanda'da Kigali havaalanına inişinden az önce, "roketle" düşürülüp içindekilerin "ölmesi" olayı üzerine başlatılmıştı. Olay sahte, katliam essah.
(Hala oğlu, kuzen Alaaddin'in Doğum günü, 6 NİSAN.)

İzmir'e transfer edildiğim Sonbahar 1987'de İzmir'de başlayan 1.ci dalga EZME, aslında İstanbul'da başlayan ezme'nin devamı niteliğindeydi.
İzmir'de, Yılmaz'a yönelik "Tutsi kini eylemleri", 1987'de de vardı, şimdi 2014'de de var. Ve ben, 7 Nisan 1994 öncesindeki, yani "3 aylık katliam" öncesindeki Tutsi-Hutu çatışmaları sırasında, kesin kanaate varmıştım, "Ruanda'daki Tutsi işleri, İzmir'deki Tutsi işleri ile bağıntılı", diye. 

Vikipedi diyor ki:
(Tutsiler) Uganda'daki kamplarından çıkıp (Hutu) hükümetine karşı silahlı mücadeleye başladıkları 1 Ocak 1990'dan, 1992'ye kadar, bir iç savaş yaşandı. Ağustos'ta ateşkes, geçici olarak savaş durduruldu.
Sonra, ekonomi silah almak için uygun olmadığından Satır (Maşada) satın alında Çİn'den. (Hutu) halka dağıtıldı. Maşadalar yetmeyince, Yakında başlayacak "Böcek Avı" için denilerek sivri uçlu sopalar dağıtıldı. Ve "Uçak kazası" haberi radyodan duyurulduktan sonra, önceden fişlenmiş Tutsilere (ve ılımlı Hutulara) karşı katliam başlatıldı.
----------
CNN-int'in 7 Nisan girişli, "Rwandan Genocide, 20th anniversary" haberini, (8 Nsan 2014'te) g+ 'da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

TUTSİ kini, DEVE kini ...
April 7th,2014 (="Monday"), 20th anniversary,
Start of three-month killings, with 800.000 dead. 
----------
7 Nisan 2014'te, saat 07.15 sıralarında, Belçika'da, aslen Sakarya, Karasu ilçesi, Denizköy nüfusuna kayıtlı bir Türk anne, Elif ALTINTAŞ (31) içinde 2 çocuğunun da bulunduğu aracını Albert Kanalı'na sürerek intihar etmiş.
7 Nisan 2014, "katliamın başlangıcının" 20.ci yıldönümü, ve Ruanda'nın 1962'deki "bağımsızlığına" kadar bir Belçika sömürgesi olduğundan, intihar olayının Yılmaz'ın işleri ile, misyon işleri ile bağıntılı olduğu kanaatiyle, haberi 9 Nisan 2014'te Sabah Gazetesi'nde, "çocuklarıyla ölüme gitti" başlığıyla çıkan biçimde, g+ 'da paylaştım, "Belçika'da" kelimesini ekleyerek.
----------------------------------------

(10 Nisan 2014  :)

Bugun, g+ 'da, internet'te "Tayyareci Arşiv" den bir yayın payşlaştım, şu yazıyı ekleyerek:

Bir Devre Arkadaşı'mın sitesi. Bugün buldum. Demek ki, 1969'da Konya'da 131.ci filoda, T-37 uçuş eğitiminde berabermişiz. Ben, öteki bazı arkadaşlar gibi, "kusma" dolayısıyla uçuculuktan ayrılmak zorunda kalmıştım. 
Hatırladım Necat'ı, resimlerinden. 1418 yazıyor. Demek ki 4.cü kısımdaymış. Hava Harp Okulu'nda hepimiz 6 kısımdık. Ben 1.ci kısımda, 1145 No. ile.
Konya'da, 1129 Halil GÜRSEL ile, ikimiz, üste gezinirken onun söylediği, "gönlüm seher yeli gibi, daldan dala essem diyor", şarkısı hâlâ hatırımda. 
Aralık 1979'da, MİT'den ve arkasındaki politik güçlerden "beklenti" dönemi başlamıştı. "Talip Psikolojisi" ile, pozisyonumda bir değişiklik olmadığı için, MİT'e tepki olarak, 1968 devresi Hava Subayları Yıllığını ve Andacını, yırtıp atmıştım, 1980 veya 81'de, İstanbul, Dr.Esat Işık Caddesi'ndeki kiralık "evimizde". Dolayısıyla elimde yok, Devre arkadaşlarımın adları, fotoğrafları.
Bizim kısım 48 kişiydi, herhalde tümü de öyle. Yani herhalde 288 kişiydik. 300 kadar yani. Bu 300 kadar kişiden, 30 kadarı (ben dahil) Ordu'dan ihraç edilerek, 1972-73'de 256 sanıklı THKP davasında yargılandık. Birimiz de, 2.ci kısımdan Saffet ALP, Kızıldere'de 1972'de "öldürülen" 10 kişi içindeki tek subaydı.
Arkadaşım Necat DÖNMEZ'in "biyografik sitesini" izlerken, sanki kendi geçmiş yaşantılarımı izler gibi oldum.
İşin bitti mi bu dünyada Yılmaz, yoksa yeni mi başlıyor ?...
----------------------------------------

(10 Nisan 2014  :)

Bugün, Milliyet Gazetesi'nin Logo'sunu g+ 'da paylaştım, şu yazıyı ekleyerek:

19.04.1983 tarihli Milliyet'ten 2 haber:
İnternet, Milliyet arşiv'den aktarıyorum, aynı kelimelerle, ama biraz kısaltarak.

Sayfa 1'den: (...) 13 Eylül 1980'de Ege Ordu Sıkıyönetim Komutanlığı'nın emriyle İzmir Belediye Başkanlığı'na getirilen Cahit Günay, görevinden istfa etti. Günay'dan boşalan belediye başkanlığına Vali Yardımcısı Ceyhan Demir atandı. Demir, dün görevine resmen başladı. (...)

Sayfa 12'den: (...) İstanbul'da, Demirbank Kadıköy Şubesi'ni silah zoruyla soyan akıl hastası Yılmaz Gürol adındaki genç, banka personeli tarafından yakalandı. (...) dün saat 14.30 sıralarında (...) bankaya silahla girip, güvenlik görevlisi Erdinç Oran'ı etkisiz hale getirerek silahını aldı. Silahı (...) Erdinç Oran'n sırtına dayayıp, vezneye yaklaşan Yılmaz Gürol, veznedara dönerek 250 bin lira hazırlamasını istedi. Veznedar Mehmet Türkten de soyguncunun isteğine boyun eğerek parayı hazırladı. 250 bin lirayı aldıktan sonra (...) Soyguncunun kaçmasıyla (...) peşine düşen müdür ve görevliler (...) Yeldeğirmeni yönüne giderken, bir sokakta kıstırarak yakalamayı başardılar. (...) silahın boş olduğu ve akıl hastası olduğu anlaşıldı.
Ankara'daki Soygun:
Başkent'in Talatpaşa semtindeki 55 yaşındaki kuyumcu Mehmet Yemrehan, dün sabah, ucuna susturucu takılmış bir tabancayla vurularak dükkândan 5 milyon liralık altın alındı. (...) yoğun bakıma alınan kuyumcunun durumunun kritik olduğu öğrenildi. (...) 
Kadın Kuyumcu Soyuldu:
Üsküdar'da dün Banu Ovacık adlı kuyumcuyu oyalayan dört kişi, dükkândan 3 milyon 700 bin lira değerinde altın alıp kaçtılar. (...) kimliği belirsiz kişiler (...) süratle olay yerinden kaçtılar.
----------
Aynı GÜN-AY-YIL
İstanbul'da DEMİRbank, İzmir'de GÜNAY ve DEMİR.
18 Nisan 1983, 2 kuyumcudan toplam 8 küsur milyon liralık ALTIN. ALTIYOL şubesinden 250 bin lira.
ALTINA bak Yılmaz, ORAN boş. (Erdinç ORAN).
TÜRKTEN olsun Dünya Devleti'ni kuracak kişi. (Mehmet TÜRKTEN).
30 Mart 2014 seçimlerinde, Türkiye'de il kez, bir belediye başkanlığını (OVACIK ilçesinde) TKP'li (Türkiye Komünist Parti'li) aday kazandı. Etiyopya'daki YEMREHANNA (="YEMRAHAN") kilisesi 12.ci yüzyılda yapılmış, mağara kovuğuna.
(Banu OVACIK / Mehmet YEMREHAN)

18 Nisan 1983, DEMİRBANK soyuldu.
18 Nisan 1986, DEMİR BABA oldu (ikinci kez), SEVGİ doğdu.
SEVGİ biraz büyüdü, "ablam BARIŞ, önemli bir günde, 1 Eylül 1976 Dünya Barış Günü'nde doğmuş, be SEVGİ önemsiz bir günde, 18 Nisan 1986'da doğmuşum", dedi ve ablasını kıskandı. Kıskanma SEVGİ, 18 Nisan amcanın en önemli günlerinden biri. 

SEVGİ doğmadan, çok değil tam 1 ay önce,Çanakkale Hapishane Revir'de, 18 Mart 1986'da, Çanakkale Deniz Zaferi yıldönümü, ve izleyen birkaç gün içinde,

"Sovyetler de onlardanmış, 1.ci ve 2.ci Dünya Savaşları, Gizli Dünya Devleti'nin eseriymiş, Sıra 3.cü Dünya Savaşı ile, Dünya Sosyalist Devleti'nin kurulmasındaymış, Bunu ben gerçekleştirecekmişim, Onun için burdaymışım, Doğumdan seçilmişim bu iş için"

dedim, ve böylece, Aralık 79'da başlayan "talip psikolojisi", Mart 86'da "seçilmişlik Psikolojisi" ne dönüştü. Hâlâ bekliyorum.

MİT'den, kesin "yeşil ışık" almasydım, asla cesaret edemezdim, banka soymaya., üstelik tek başıma. Alimallah, insan canından bile olabilir, banka soyayım derken.
MİT, talip psikolojime uygun olarak, "kullansın" diye yapmıştım soygunu. "A.K.G.B.K.-1982 adlı kitabımı, termonükleer Dünya Savaşını önlemek amacıyla, Sovyetler Birliği Başkanı'na vermek üzere, Moskova'ya gidiş uçak bileti parası için", diyerek.

SAYGIN kişi, SOYGUN işi, olur mu Yılmaz?
SAYGON, Ho Chi Minh oldu, 2 milyon Vietnamlı ve 50 bin Amerikalı öldükten sonra!
----------------------------------------

(12 Nisan 2014  :)

EVLİLİK YILDÖNÜMLERİ ARDINDAN

Charles-Camilla Evliliği, 9 Nisan 2014, 9.cu Yıldönümü.
Demir-Gül Evliliği, 10 Nisan 2014, 39.cu Yıldönümü.
(Günlerinde kutladım, g+ sayfamda.)

9 Nisan 2014, sabah 06.45'de, Konya SARAYönü ilçesinde, TIR sürücüsü direksiyon başında uyudu, karşı şeride geçti, Osman DEMİRkol'un sürücüsü olduğu minibüse, ve Sebahattin ÖZçıray'ın sürücüsü olduğu TIR'a çarptı. Sürücüler dahil, 10 ölü. 11 yaralı, ikisi ağır. Minibüste ölenlerden biri Dilek DEMİRkaya. (Bu haberi, "9 Nisan 2014'te" yazarak, tgrthaber.com.tr'den g+ 'da paylaştım.)

10 Nisan 2014 sabahı, tedavi görmekte olduğu hastanede, 80 yaşında vefat eden, "sinema ve tiyatromuzun sevilen oyuncularından, GÜL GÜLGÜN" haberini, posta.com.tr'den, "10 Nisan 2014'te. Asıl adı GÜNER GÜLhuy GÜLGÜN" yazarak g+ 'da paylaştım.

10 Nisan 2014'te, saat 08.30 sıralarında, ADANA, merkez Seyhan ilçesi, Denizli Mahallesi, hemzemin geçit yanında, alt geçit çalışması yapan belediyeye ait beton mikserinin altındaki kanalizasyon çukuru sebebiyle, göçük oldu. Mikser yan yattı. Çelik kollardan biri, tren geçtiği için, hemzemin geçitin kapalı olması dolayısıyla, beklemekte olan otomobilin üstüne düştü. İçindeki, tek kişi, sürücü ADEM GÜLler, ezilerek öldü. Polis, GÜLLER'in ezilmiş cesedini, olay yerine gelen yakınlarına göstermekten kaçındı. Ceset torbasına konulurken, pantolonundan tanıdılar. (Bu haberi, "Adana'da Korku filmi gibi kaza" başlığıyla veren, haber7.com'dan, g+ 'da "10 Nisan 2014'te, Adem GÜLLER" yazarak paylaştım.
(Adem GÜ rol)

10 Nisan 2014'te, öğle saatlerinde, AYDIN'da Muharrem GÜLsevin (69), yolcu treni önüne oturarak intihar etti.
www.haberfx.net/raylara-oturup-intihar-etti-resimler-93114-1/
(Bu paragrafı 14 Nisan 2014'te ekledim.)

10 Nisan 2014 sabahı, "dünyaca ünlü" Foto Muhabiri Kerim Şevket Ökten, tatil için, gemi ile BOZcaada'daki eşi Aybüke'nin yanına, yazlık evine gitmek için, motosikletiyle Çanakkale'nin EZİNE ilçesine girdiği sırada, telefonla konuşurken taktığı Bluetooth Kulaklığı'na yıldırım çarpması sonucu yere yuvarlandı, hastanede kurtarılamıyarak öldü. 
Hürriyet Gazetesi "İnanılmaz Ölüm" başlığı ile verdi haberi. Bir fotoğrafını yayınladı, "Kerim Ökten'in GEZİ olayları sırasında, TAKsim'de çektiği bu kare, 2013 yılının fotoğrafları arasına girmiş, ve yurtdışında birçok saygım gazetede yer almıştı", diye yazdı.
(GEZİ ne / EZine)
European Press Photo Agency (EPA)'nın, "İngiltere" sorumlusu iken, bu yıl başında Türkiye sorumluluğu'na atanmış.
Bu haberi, "Foto Muhabirini yıldırım öldürdü", başlığıyla veren, sabah.com.tr'den paylaştım g+ 'da, "10 Nisan 2014'te, Çanakkale, Ezine'de. K.ÖKTEN", yazarak.
(Çanakkale'de, KÖKTEN amputasyon)
(motosiklet-kerim)
-----
Ve bugün, 12 Nisan, 2 haber daha paylaştım g+ 'da.

Birincisi,
edition.cnn.com/2014/04/06/world/asia/uk-royal-visit-nz-australia/
adresindeki, şu yazımla:

William's first tour, when 1-year old, was to New Zealand & Australia, by his parents Charles & Diana. Now, the first tour of George, first grandchild of Charles & Diana, to the same countries. The duration of the tour specially includes the date of Apr.9th,2014, 9th anniversary of the marriage of Charles & Camilla. It started on Apr.7th, 2014 (on the World Health Day) in New Zealand, and will end in Australia, on Apr.25th, 2014 (99th anniversary of landing of ANZAC soldiers at Gallipoli, in Turkey).

William ve Kate'in çocukları George ile, Yeni Zelanda-Avutralya gezisi, özellikle Diana ve Camilla'yı birlikte çağrıştıracak biçimde düzenlenmiş. Bir mesaj bu. Diana'nın, "Paris kazası" olayının aslını bilen, yakın çevrelerindeki kişilere yönelik. Gezi'nin Dünya Sağlık Günü'nde başlayıp, Çanakkale Kara Savaşlarının başlangıç yıldönümünde bitecek olması da, bana (=bize) mesaj.

İkincisi,
Sakıp Sabancı'nın vefatının 10.cu yıldönümünde mezarı başında anılmasıyla ilgili AKŞAM gazetesi'nin haberi,
"10 Nisan 2014, Sakıp Sabancı'nın vefatının 10.cu yıldönümü.
7 Nisan 1933/Kayseri - 10 Nisan 2004/İstanbul"
yazarak.

 YABANCI gibi olduk kardeşim Demir'le
(SABANCI / YABANCI)
Onun için YABAN adını koydular, Tekin'le Barış, oğullarına, Demir'le Gül'ün torununa (ilk torununa).
Yılmaz, YALANCI olma. "Yaban ellerde" HOLLANDA'da doğdu diye, YABAN koydular adını. 
19 gün sonra, 1 Mayıs 2014'te, YABAN'ın yaşı 3 olacak. YABAN, Hollanda'lı.
Vefat saati de "ilginç" Sakıp Sabancı'nın. (5.55).
Torunu  Melisa TAPAN da gelmiş anma törenine.
Melisa'da "isa" kelimesi, "Tapan" (=ibadet eden) kelimesine uymuş.
Ve TAPAN / YABAN benzerliği

----------------------------------------

(13 Nisan 2014  :)

Saat şimdi 21.00. Yazmaya başlıyorum. Uzun zaman alabilir.Yazdıklarım aşırı gecikmeli yansıyor bilgisayara.
"Mert Aydın" olayını yazacaktım. Önce trthaber.com'a baktım, "Antalya'da kötü haber". Neymiş diye baktım. Gene bir "çocuk" haberi. Antalya, Konyaaltı ilçesi Aşağı Karaman köyüne piknik yapmak için gelen ailenin, 2 yaşındaki çocuğu Hüseyin ÇAL kaybolmuş, 200 metre ilerde, orman içinde, yangın söndürme havuzunda ölü bulunmuş. Belli ki, bugün 13 Nisan Pazar gününde.
(Annemin  kızlık soyadı ÇAL 'dı)

4-5-6 Nisan tarihlerinde havuzda, derede, kuyuda, birer çocuk hayatını kaybetmişti. 6 Nisan Pazar günü, Kars'ta bir çocuk daha, Mert AYDIN (9)
kaybolmuş, ve cesedi çöplükte bulunmuştu. O ayrı türden bir olaydı. Tecavüz edilerek öldürüldüğü anlaşıldı. 2 gün öncede suçun faili yakalandı, suçunu itiraf etti. Aykut BALK (23). (= Bugünkü Sabah Gazetesi bilgilerinden). 
İlk dikkat çeken kelime BALK. BALIK çağrışımlı, BALIK'ta mecazi anlam da var. Ama BALK'ta "I" yok. YILMAZ'da "I" var, YILMAZ'da ne yok?
"Bize özel", BALKON'u da çağrıştırıyor, BALK. "Ne olurdu sanki şu balkona çıkabilseydim", diye diye yaşadı, son bir yılını zavallı sevgili anneciğim.
Bugünkü Hürriyet'te "Prens Charles bana dedi ki ..." başlıklı bir haber de var. En son ne zaman baktım Charles'ın twitlerine. Herhalde en az 1 yıl önce. Charles şakacı. " by the liquor in bulk" yazmıştı. (Ucuz olması için içkiyi toptan al ...) "in bulk" kısmı aynen hatırımda. "Bulk" söylenişi "BALK". (Bulk ="toptan").
Aykut Balk, Mert'in babasının cep telefonu dükkanından, cep telefonu satın almış. Mert'in babası da, Balk'ların oto galerisinden araba satın almış. Yani birbirlerini tanıyorlar.
Olayın en önemli anı, DİGOR caddesinde, Aykut'la Mert'in "karşılaşması". Aykut arabalı. O anda başlıyor, Aykut'ta, "sapık şehvet" baskısı. Durum "müsait". Birbirlerini tanıyorlar. "Evine bırakmak" gerekçesiyle arabasına alıyor çocuğu. Sapık Şehvetin Esareti içinde, gerisi kendiliğinden geliyor.
Muhtemelen çocuğa tecavüz ederken bile, bir sonraki aşama aklında yoktu. "Tecavüz" bitince, panik. "Öldür. Kaç Erzurum'a. Bulamasınlar." Kaybolunca ortadan, Aykut'un yakınları, "kayıp başvurusu" yapmış polise.
Dolayısıyla, DİGOR önem kazandı, baktım orda bir "işaret" var mı, diye.
Var. 30 Mart 2014 seçimlerinden önceki Belediye Başkanı Muzaffer KUTAY.
KUTAY kelimesini tekrarlarsak, AYKUT çıkıyor.
KUTAYKUTAYKUTAYKUTAYKUT..
Seçimi kazanan Belediye Belediye Başkanı'nın adı da Ekrem BİNGÖL. BİNGÖL kelimesi de ÖL kelimesi ile bitiyor. EKREM kelimesinde de, tersten okursak, MERT kelimesinin MER'i var.
Üstelik, MERT'in öldürülmesi, Belediye Başkanının değiştiği günlerde. Seçimden bir hafta sonra. Yeni Başkan Mabatasını ne zaman aldı?
Mert'in babasının adı YOLCU. (Yani adı soyadı Yolcu AYDIN.)
Türk Dil Kurumu sözlüğü, YOLCU için 2 asıl, 3 mecaz anlam vermiş.
Mecaz anlamlardan biri "iyileşmesi umutsuz hasta". Ne demek? "Ölecek, yani". KİM ölecek ?...
Mert'in ailesi için, çok kötü, çok zor bir durum. Biliyorum.
Aykut'u asmak bile acılarını dindirmeye yetmez.
Bu konuda yazacaklarım bu kadar. (22.50 oldu saat.)
----------------------------------------

(14 Nisan 2014  :)

Dört haber ekliyorum:

1) İzmir'de, 5 Nisan 2014 Cumartesi gününden beri kayıp olan (eşi ve oğlu tarafında